Updates

084. Falmas Krallığı’ nın Çöküşü

084. Falmas Krallığı’ nın Çöküşü

005. Aziz İblis Çatışması

.

.

.

O gün dünya bir kez daha terörün soğuk pençelerini hissetti.
“Fırtına Ejderhası Veldora”’ nın yeniden doğuşu doğrulanmıştı.
Batı Aziziler Kilisesinin etki alanında olan ülkeler içerisinde bu bilgi hızlı bir şekilde paylaşılmıştı.
Her ülkenin Kralı “Fırtına Ejderhası Veldora”’ ya karşı koyabilecek planlar yapmak için beyinlerini zorluyordu.
…. Ancak bundan daha da önemli sorunlara sahip bir ülke vardı.

* * *

Falmas Krallığı, Kraliyet Sarayının Kabul Salonun içinde bir sabah,
Tahtın ortasında bir şey bırakılmıştı.
Bu şey, bir et yığınıydı.
Hala hayattaydı, bu et yığınının ortasında bir yüz vardı… bu Kralın ta kendisi idi.
Boş bakışlara sahip olmasına rağmen bilincinden bir parçaya hala sahip gibi gözüküyordu.
Sabah devriyesine çıkan bir asker inleme seslerini fark emişti, işte o zaman “onu” fark etmişti.
Kraliyet Sarayında görev yapmakta olan askerler Elit İmparatorluk Muhafızları olmalarına rağmen karşılaştıkları “şeyi” gördüklerinde korku içerisinde çığlıklarını saklayamamışlardı.
Tiksinç bir siluet, daha önce hizmet ettikleri Kralları olduğunu fark edememeleri suç sayılamazdı.
Ancak, askerlerin çığlıklarını duyduktan sonra koşarak gelen alt rütbeli kabine bakanı dış görüntüsü tamamen değişmiş olsa bile bunun Kralları olduğunu fark edebilmişti.
Ve sonra…

[Al…Altımda bir şişe olmalı… Lütfen onu içmeme yardım edin…]

Anlaşılmaz duraklamalar ile konuşan Kralın sarf ettiği kelimeleri anlayarak tereddüt içerisinde Kralın vücudunu kaldırdılar, vücut sıvıları yavaş yavaş akmaktaydı ve o tiksinç koku birlikte yayıldı.
Korku içerisinde kusan insanlar vardı, korku nedeni ile bedenlerini kontrol edemeyen kimseler kendi ayaklarına takıldı.
Parçalanmış, yıpranmış uzuvlar sanki insanı andıran bir şeye takılmış gibiydi.
Sadece bunu görmek bile bir kimsenin içgüdüsel olarak korku duymasını sağlardı, gerçekten tiksinç bir cisimdi karşılarındaki Kral.
Yüzlerindeki ifadeler sertleşmiş olsa bile, bu et yığınının Kralın ta kendisi olduğunu doğruladılar.
Bunun gibi bir görnüşe sahip olsa bile Kral’ a karşı saygılarını sunmak zorundalardı.
Kral’ ın dediklerine sadık kalarak bedenini kaldırdılar, dediği gibi bir şişe vardı.
Ama bunu içmesinde bir sıkıntı olmaz mıydı? Bu kararsızlık içerisinde büyücüler şişenin içindeki sıvıyı incelemeye karar verdi.
Sonuç ise…
Bedenen tamamen iyileştirmeyi sağlayacak bir iksirdi.
Bu efsanevi sınıfa ait iyileştirici bir ilaçtı, yeniden doğmayı sağlayacak Elixir’ in bir altında yer almaktaydı. Bunu içmenin kaybedilen uzuvları bile geri getireceği söyleniyordu.
Bunun gibi iksirleri üretme teknikleri zaman içerisinde kaybolmuştu, Cüce Irkı bile üretemiyordu bu yüzden mucizevi bir ilaç olduğu söylenmekteydi.
Büyücülerin aklından bu iksiri araştırmalarında kullanmak gibi bir düşünce geçti ama tabi ki bunun gibi düşüncelerin Kralın önünde ağızlarından kaçmasına cüret edemezlerdi.
Kralın şimdiki durumunu iyileştirmenin tek yönteminin bu iksirin olduğunu tabi ki biliyorlardı.
Tecrübe ettikleri değişim ise akıl almazdı.
İksiri içerken Kralın bedeni eski sağlıklı haline geri dönmüştü.
En yakındaki bakan yaraşır kıyafetlerle hızlıca yaklaştı.
Kıyafetleri giydikten ve biraz dinlendikten sonra Kral acil İmparatorluk Konferansının toplanmasını emretti.
Saray meşguldü, konferans hazırlıkları başlamıştı.
Kral güvendiği bakanlarına baktı, arka taraftaydı ve

[Yerimizi değiştirelim… Neler olduğunu anlatacağım. Konferans başlamadan önce fikirlerinizi duymak istiyorum.]

Diye güçsüz bir şekilde konuştu.

* * *

Kralın hikâyesini dinledikten sonra bakanlar sessizleşti.
Anlatılanlar akıl almazdı ve şu andaki benliklerin anlaması için fazlaya kaçmıştı.

[Ma, Majesteleri… Bir kez daha soracağız. Herkes, gerçekten herkes öldü mü?]

[Katledilmiş olamazlar, kurtulanlar eğer bozguna uğratıldılar ise… O zaman gerçekten herkes öldü mü?]

[İkmal Birlikleri ordunun arkasına konuşlandırılmamış mıydı? Güvendeler mi?]

Kral güçsüz bir şekilde kafasını salladı.
Bu görüntü herkesin bunu kabul edip etmeyeceğinin anlamalarını sağladı. Sefere çıkmış herkes katledilmişti.
Bunu duyan bakanlardan biri gözyaşlarına boğuldu.
İkmal Birliklerinin sağ olup olmadığını soran Bakan ilk savaş tecrübesini edinmesi için sefere kendi oğlunu da göndermişti.
Oğlunun güvenliğini sağlamak için birkaç ayarlama yapmış ve savaşın kızgıni tehlikeli olan ön cephesinde değil de daha güvenli olan arka birliklerle konuşlanmasını sağlamıştı. Ama bütün bunlar anlamsızdı.
Evvela herkes bu seferden galip olarak döneceklerini düşünmüştü, bu yüzden oğlunu bu sefere göndermişti…
Yaklaşan zaferin verdiği o his… Kral bu hissi artık hatırlayamıyordu.
Ancak, bunun gibi bir trajediden sadece bir kişi kurtulmayı başarabilmişti.
Toplamda kayıpların sayısı 15.000 idi.
Bu daha önce görülmemiş devasa bir kayıptı.

[Majesteleri… (Duyduklarımız) Doğru mu? Düşman sadece tek bir canavar mıydı?]

Nispeten sakin bir bakan bunu sordu.
Kral bu soruya kafa salladı.

[Evet. Ve bu katliamdan sadece ben kurtuldum.]

Bir kez daha kabul edilmesi zor olan olguları anlattı.
Tecrübe ettiği işkenceyi, canavarların durumunu ve aynı zamanda Bir İblis Lorunun Doğuşunu.
Ve İblis Lorduna karşı çıkan Falmas Krallığını bekleyen karanlık geleceği.
Bakanların gırtlakları düğümlenmişti.
Kralın anlattıklarına göre, Falmas Krallığının çöküşü yakın gelecekte kesinlikle gerçekleşecek kaçınılamaz bir şeydi.
Bu nedenle İmparatorluk Konferansı düzenlenmişti; bütün soylular geldikten sonra üç gün içerisinde gerçekleşecekti.
Ve sonra Kral İblis Lordunun sunduğu üç seçenekten bahsetti.

[Pekâlâ o zaman Falmas Krallığının yegane yöneticisi,
Sana sunacağım üç seçenekten sadece bir tanesini seçebilirsin.
İlk seçeneğin tahttan inmek; bu savaşın bütün sorumluluğunu üstlenerek makamından vaz geçeceksin.
Doğal olarak, savaştan sonra savaş tazminatını da ödemelisin, bu ödeme Falmas Krallığının arazisi olarak da alınabilir ya da 1.500 Yıldız Altını ile de gerçekleştirilebilir.

Sırada İkinci Seçenek var. Kral olarak ülkeni Tempest’ e sunmalısın.
Bu durumda Falmas Krallığı Tempest’ in himayesi altına girecek. (Tabi devlet – Sömürge)
Tabi devlet olarak size nasıl davranılacağı gerçekleştirilecek konferansta karar verilecek.
Bu kayıtsız şartsız teslim olmanız demek olsa da vatandaşların can sağlığını ben, kendim garanti edeceğim.

Ve son olarak, üçüncü seçenek, bu seçeneği çok tavsiye etmiyorum.
Bir kez daha soyluları toplayarak ülkeme karşı olan çırpınmalarına devam edebilirsin.
Eğer bu seçeneği seçersen o zaman gerçekten hayatın sona erecek.
Bu dünyanın tattırdığı ıstıraptan belki kurtulabilirsin ve onurunu sonuna kadar koruyabilirsin.
Vatandaşların açlıktan teker teker ölecek ve savaş uzun bir zaman devam edecek.

Bu üç seçenekten herhangi birisini seçmeye özgürsün.
Kararını bir hafta içerisinde ulağa söylemeyi unutma.
Cevabını iyi düşün, Kral.] (Rimuru)

Sevecen bir gülümseme ile güzel mi güzel yüzü ile gülerken bunları söyledi.
Gerçekten dehşete düşürecek bir İblis Lordu.
Sadece bunları tekrarlarken bile bütün benliği korku ile doldu.
Bunun gibi bir benliğe karşı çıkmayı bir kere daha düşünmeye cüret etmedi.
Korkusu gururundan üstün geldi; o şahsa karşı gelmek gibi bir isteğe sahip değildi.
Kendisini bir et yığınına çevirerek her gün kendi uzuvlarını tattırmıştı ona.
Bunun gibi bir korkuyu bir daha asla yaşamak istemiyordu ama bakanlarının dediklerini duymaya ihtiyacı vardı.

[İnanılmaz! Tek bir Yıldız Altını 100 altına bedel. 150.000 altın mı ödememiz gerekiyor demek bu?!
Canavarlara bunun gibi bir parayı vermeye gerek yok, bunu asla kabul etmeyeceğim!]

[Evet. Dahası (ödemelerin arasında) arazi de var!
Sadece bir Kontun arazisi olsa bile bunu kabullenmeyeceğim. Canavar ülkesi ile komşu olmak!]

[Ayrıca, teslim olmak düşünülemez bir şey! Düşmanın sözünü tutacağının garantisi yok ki!]

[Kararlıyız, sonuna kadar direneceğiz. Bütün onurumuz üzerine ant içeriz, o canavarların soyunu kurutacağız.]

Kral Edomalis konuşmaların bu şekilde devam edeceğini biliyordu.
Buradaki soylular gerçekliği tatmamışlardı, göremiyorlardı.
Korkmadıklarından değildi bu, savaşa kendileri gitmiyordu.
Güvenli bir yerden kendileri yerine savaşmak için başkalarını gönderiyorlardı. Kaybetseler bile sonuçları düşünmek zorunda değillerdi.
Şimdiye bu düşünce şeklinde bir sıkıntı yoktu.
Falmas Krallığı güçlüydü; komşu ülkelerden daha güçlüydü.
Ama bu sefer imkânsızdı. Sonuçta düşman bütün orduyu tek başına alt etmiş bir İblis Lorduydu.

[…Emin misiniz? Düşman bir İblis Lordu.
Bu bir benzetme ve ya bir abartma değil, orduyu tek başına alt etmiş bir İbls Lordu var karşımızda.
Hislerinize guru diyebilirsiniz ama savaşa gitmiş olan sizler miydiniz? Benim gururum çoktan parçlara ayrıldı.
Bir daha onun gibi bir korkuyu tatmak istemiyorum…
Bu deliliğe izin vermeyeceğim! Eğer savaşa gitmek istiyorsanız, kendi kendinize gidebilirsiniz, sizi durdurmayacağım!

Canavarlar güvenemeyiz, ee o zaman?
Teslim mi olacağız? Savaşa mı gideceğiz?
Bu iyi bir fikir mi? Ben savaşmayacağım. Artık çok geç, sadece teslim olabiliriz.
Bu kadarı yeterli. İblis Lordu çoktan kararını verdi…] (Edomalis)

**[Eğer yaptıklarının ülken için olduğunu söyleyeceksen, diğer ülkede olan bitenleri göz ardı etmemenin ahmaklık olacağını düşünmemenin cahillik olacağını söylerdim.
Eğer gerçekten diğer ülkeler ile olan ilişkini ilerletmek istiyorsan ancak o zaman iyi bir komşu ilişkisi kurabilirsin.]** (Rimuru)

İşte bu şekilde canavar onu uyarmıştı.
Marki Muller’ i ve Kont Herman’ ın dediklerini dinlemiş olsaydım bu durum hiç gerçekleşmemiş olurdu.
Yaptıklarım kendi bencilliğimdi, vatandaşlar için değil, sadece kendim içimdi.
İkinci bir şansım yok. Bundan başka bir şansım yok.
Eğer yapacağım seçimde hata yapacak olursam gerçekleşecek olan facia sadece benimle sınırlı kalmayacaktır aynı zamanda vatandaşlar da bundan payını alacaklardır.
Onurum ve gururum, bunlar benim için artık önemli değil.
En azından, vatandaşların mağdur olmayacağı bir plan düşünün!]

Kralın bütün gücüyle haykırdığını duyunca bakanlar buz kesildi.
Bu bencil ve her şeyden kendisine kar çıkarmaya çalışan Kral kendi hatasını kabul etmişti.
Ve savaşa gitmeyi düşünmenin mantıksız olacağını da belirtmişti.
Şüphesiz, Kralın da dediği gibi, kazanma olasılıkları yoktu.
Guruları sadece bir bahaneden ibaretti, sadece kendi çıkarlarını düşünüyorlardı ve ne yaptıklarının da farkınlardı.
Kral bakanlarının önünde eğildi ve

[Gerçekten çok üzgünüm. Lütfen en iyi seçeneği bulun. Ülke için… Vatandaşlar için.]

Kralın kelimelerine herkes kafa salladı ve diz çöktü.
Kral Edomalis de kafa salladı ve konuşları bir kez daha devam etmeye başladı.
Soylular toplanmadan önce bir seviyeye kadar bir plan düşünmeliler idi.
Soyluları ikna etmek kesinlikle gerekli bir şeydi, eğer bunu gerçekleştiremezler ise, Ülke kesinlikle çökerdi.
Durumu iyileştirebilmek için ne yapılabilirdi? Vatandaşların mutluluğu için ne yapılabilirdi?
Kral ve bakanlarının arasındaki konuşma sanki sonu yokmuş gibi devam etti…

Üç gün geçti.
Soylular en sonunda toplandı ve İmparatorluk Konferansına başladı.
Geçen seferki konferansta Kralın ve bakanlarının yüzünde olan sakinlik bu konferansta yoktu, ciddi ifadeler vardı yüzlerinde.
Soylular Kralın ifadesindeki değişimi fark etti ve yüz ifadeleri sertleşti.
Kralın hikâyesi soylulara aktarılmıştı.
Kralın sarf ettiği kelimeleri duyunca soylular kaosa sürüklendi.

[Ülkemiz Canavarlar ülkesi Tempest tarafından yenildi.
Bu nedenle, bunun sorumluluğunu alacak ve tahttan ineceğim.]

Kralın sarsıcı açıklaması nedeniyle Konferans daha da karmaşık bir hal aldı.
Sefere çıkan birliklerin azim sonu bir bakan tarafından açıklandı.
İnanılmaz olan şey ise sadece Kral’ ın bu azim sondan kurtulabilmiş olmasıydı.
Savaş tazminatı konusunda sonu gelmez bir eleştiri dalgası ile karşı karşıyaydı Kral.
Bunun gibi eleştirilerin haklılık payı vardı.
Otuz milyon nüfusa sahip Falmas Krallığı büyük bir ülke olduğundan ülkenin vergi geliri neredeyse beş milyon altındı.
Bu geçen yılın vergi geliriydi, ancak istenen tazminat 1.500 Yıldız Altını idi ve ya 150.000 altın.
Dahası, arazilerin de el değiştirecek olması.
Soylular öfke içerisindeydi ve Kral’ a bu sorumluluğu alması için yüksek sesle hitap ediyorlardı.
Tazminatı Kraliyet Ailesinin ödemesini talep ediyorlardı ve topraklarını vermeyi reddediyorlardı.
Soylular tamamen haksız değildi.
Ancak, bir şeyi unutuyorlardı.
Düşman koca orduyu tek başına alt edebilmiş bir İblis Lordu idi.
Daha doğrusu buna inanmak istemiyorlardı…
Bu olgu tekrarlandığında bazı soyluların yüzleri bembeyaz kesildi ama kibirli şekilde konuşanlar da vardı.
Kral Edomalis’ in de düşündüğü gibi soylular bir sonuca varamadı ve kaos devam etti.

[Majesteleri! Tahttan inseniz bile bu sorumluluktan kaçamazsınız!
Evvela yalnızca tek başınıza kurtulabileceğinizi mi düşündünüz?]

[Eğer ben tahttan inmezsem İblis Lordunun gazabı ile karşılaşacağız, bu konuda emin misin?
Dahası eğer hükmüme devam edersem tabi devlet olmaktan (sömürge) başka şansımız yok, bunun gibi bir şeye hazır mısın?]

[Gu…. Ancak! O canavara koşulsuz ve şartsız bir şekilde teslim olmak (düşünülemez)!]

Bunun gibi diyalogları ardı ardına tekrar etti.
Bakanlar durumu inceledi ve Kral ile daha önceki konuşmalarını hatırladı, yüzleri sinirden kıpkırmızı idi.
Kral Edomalis bencil ve açgözlü bir insan olarak tasvir edilebilirdi ama tamamen körü körüne açgözlü birisi de değildi.
Dahası ahmak bir Kral da değildi, gelecekte neler olabileceğini kestirebiliyordu.
Bu seferki hatası bile ülkesinin çıkarlarını korumak içindi.
Bütün bu hatayı Kral’ ın üzerine yığmak bir hataydı. Bu tek yönlü suçlama kaldırılabilecek bir şey değildi.
Soylular sadece kendi çıkarlarını korumak istiyordu ve Falmas Krallığı ve ya vatandaşları umurlarında değildi.

En sonunda konferans bir sonuca varılamadan sona erdi.
Rimuru’ nun ve ya Bilgelik Kralı Raphael’ in tahminine göre ilerliyordu durum; Falmas Krallığı bir iç savaşa sürüklendi, Kral’ ın tarafındakilere karşı Soylular çatışıyordu.
Sonuç, Falmas Krallığı’ nın çökmesi idi.
Daha sonraki nesillere bir İblis Lordunun gazabının bir ülkeyi nasıl yok ettiği anlatılacaktı.

* * *

Kont Nidole Maidam’ ın topraklarından bir gencin ortaya çıktığı söylenir, bu kimse daha sonra yeni Kahraman olarak tarih sayfalarında anılacaktı.
Soyluların açgözlülüğüne karşı savaşmak için, vatandaşların mal ve mülklerini korumak için ülkeyi gezerek gönüllüler toplamıştı.
Zeki ve sağduyulu insanlar bu gencin peşine daha yolculuğunun ilk safhalarında katılmayı seçmişti.
Bu gencin adı Youmu idi.
Youmu Ön Saf Birliklerinin kumandanıydı ve bu nedenle sınırdaki köyler ve köylüler arasında hızlı bir şekilde ün saldı; özellikle canavarlar tarafından saldırı altındaki merkezden uzak olan köylerde.
Youmu denen şahsın kendisi de baya karizmatik idi ve göz açıp kapayana kadar gücü ve etki alanı müthiş bir şekilde genişledi.
Köylülerin bu genci namağlup olarak tanımlıyorlardı. Söylenenler daha sonra söylentilere dönüştü.
Birlikteliği sağlayamamış Soylu Orduları ona karşı gelebilmek için fazla dağınık ve fazla bölünmüştü, ezici gücünü göstermeye başladı Youmu.
Bu genç şahıs sadece Marki Muller tarafından desteklenmiyordu, Kont Herman ve diğer güçlü soyluların bazılar da Youmu denen şahsı desteklemekteydi ama sadece bu kadar değildi aldığı destek, Kraliyet Ailesinin varisi de onu destekliyordu.
Eski Kral Edomalis’ in oğlu Edgar halen daha bir çocuktu ama Ypumu’ nun kişisel kurmay subayı olarak aktif bir rol oynamıştı. Babası Kral Edomalis ise tahttan indikten sonra idam edilmişti.
Kralın idamı son zamanlarda baya popüler bir konu haline gelmişti. Guletin Kralın başını bedeninden ayırırken genç bir kızın gülüşü yankılanmıştı. Sonra sanki açıklanamaz bir güç nedeniyle Kralın başı ve bedeni uçmaya başlamıştı ve ufukta kaybolmuştu.
Şüphesiz bu bunca kişisinin gördüğü bir halüsinasyon olamazdı, bunun kanıtı ortalıkta geriye bir kan damlası bile kalmamış olmasıydı.
Ancak hikâyenin bu kısmı tarihin sayfalarından çıkarılacak ve hiç gerçekleşmemiş gibi olacaktı.
Daha sonraki yıllarda bu konu tartışmaların ve teorilerin ortaya çıkmasına neden olacaktı; adı Marius olan Kahraman Kral Youmu’ nun sağ kolunun Kral’ a tıpa tıp benzediği söyleniyordu, ancak o noktada hiçbir soylu bunun gibi bir teorinin gerçek olup olmadığını ispat edemiyordu.

Sadece iki yıl içerisinde genç Kahraman Kral, Muhteşem Youmu asil görevini tamamlamıştı ve eski Falmas Krallığı’ nın parçalanmış topraklarını birleştirmeyi başarmıştı.
Bunun gerçekleştirilebilmesinin tek nedeni Cüce ve Brumund Krallığı’ nın asil yardımları idi. İleride bu neden başarılı bir birleşmenin en önemli kilit taşı olarak bilinecekti.
Ancak, bunun haricinde, aynı öneme sahip, ülkeyi sarsacak başka bir şey daha vardı.
Bu, Asil Kral Youmu ve Kudretli Octogram üyesi Yüce İblis Lordu Rimuru Tempest arasında yapılacak saldırmazlık paktı idi.
En sonunda bu pakt savaş sonrası yarıtımların ve Youmu’ nun tazminatı bahanesi için kullanılacaktı.
Yüce İblis Lordu Rimuru tempest ve Kahraman Kral Youmu arasında imzalanan saldırmazlık paktı insanlara korku salan savaşın sona erdiğini belirtiyordu; Tek başına koca bir orduyu katledebilen İblis Lordunun gazabından duyulan korkunun sonunu.
Bu pakt aynı zamanda genç Kral Youmu’ nun meşruiyetini de sağlıyordu da bunun hakkında çok konuşulmuyordu.
Eski Kralın ölümü ve Kahraman Kral Youmu’ nun tahta çıkışı ile birlikte Kahraman Kral Youmu ve Yüce İblis Lordu Rimuru arasında bir arkadaşlığın başladığı söyleniyordu.
Bu kudretli ülkelerin desteği ile yeni bir ülke kurulmuştu.
Bu yeni ülkenin ismi <> olacaktı.
Bu ismin anlamı ise “Karşılaşılan vahim durumdan yeniden doğan bir ülke” idi.
Youmu kurucu Kral olarak yerini ladı ve ismini Youmu’ dan Falmenas olarak değiştirdi.
Yanında iki kudretli İblis vardı, kurmay subayı ve politik danışmanı olarak. Politik danışmanına ne olduğu daha sonraki kayıtlarda tam olarak belirtilmemiş olsa bile Kahraman Kral kendisini sadık ve zeki şahıslar ile sarmıştı.
Dostlarını güveni ona yol gösterirken Youmu yola çıktı, <> ülkesinin Kahraman Kralı olacağı yola.

Yeni bir çağ,
Çalkantılı zamanlarda tarihin akışı durmuyordu.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun !

083. Sekiz Köşeli Yıldız (Octogram) – İblis Lordları

083. Sekiz Yıldız – İblis Lordları

004. İblis Lordunun Doğuşu
.

.

.

Clayman’ ı özümsedikten sonra kırmızı saçlı İblis Lordu ayağa kalktı.

[Harikulade, o zaman bugünden itibaren hem bir İblis Lordu olarak tanınacak hem de adlandırılacaksın. Buna itirazı olan birisi var mı?]

Doğal olarak buna karşı çıkan yoktu ve görünüşe göre çoktan bir İblis Lordu olarak kabul görmüşüm.
Rahatladım, cidden. Dürüst olmam gerekirse, başka bir İblis Lordu ile ilişkilerimi kötüleştirdiğim anda sonumun geldiğini düşünüyordum; bu neredeyse kendi mezarımı kazmak gibi bir şeydi!

[Rimuru’ nun iyi birisi olduğunu ve gerektiğinde iş bitirici bir karakteristiğe sahip olduğunu biliyordum! Eğer istersen bana hizmet edebilirsin.] (Ramiris)

[Ah, yok, ben iyiyim. Sana hizmet edecek (etmeyi kabul edecek) başka birilerini bul.] (Rimuru)

[Bu da neyin nesi!! Bana hizmet etmek o kadar kötü bir şey mi?!!] (Ramiris)

Diye yakındı Ramiris.
Diğer bir yandan,

[Fufun! Rimuru benim arkadaşım olduğundan onunla iyi geçinmek istiyorsun öyle değil mi?] (Milim)

[Eh!? Yalan! *Öhö* Rimuru bu bir yalan öyle değil mi?] (Ramiris)

[Wahahahaha! Hiç popüler değilsin Ramiris!] (Milim)

[Ne dedin sen -?! Hiya!] (Ramiris)

Bunları derken Ramiris Milim’ e karşı mükemmel bir uçan tekme girişiminde bulundu ama Milim kolaylıkla kaçmayı başardı.
İkisine şaşkın bir şekilde bakıyordum.

[Fun. Kabullenmek istemiyorum ama başka bir yol göremiyorum. O arkadaki kötü ejderhaya olan kinimi unutmayacağım. Ama her neyse, bugünlük kabulleneceğim. Eğer bir sonraki Kutsal Savaştan canlı çıkarsan seninle oynamayı kabul ediyorum!] (Ruminas)

Dedi Ruminas.
Kana susamış gözlerle daha önce bana baktığında bu güzel kızı ikna etmenin daha zor olacağını düşünmüştüm ama görünüşe göre her şey yolunda.

[Bu durumu kabul ediyoruz öyle değil mi ha yaşlı adam (Dagruel?] (Dino)

[Umu, kesinlikle. Buna karşı çıkacak bir nedenim yok.] (Dagruel)

Dino ve Dagruel de onayladıklarını belli ettiler.
(Clayman ile kapışırken arkada) ikilinin aralarında konuştuğu konu önemli olmalı, görünüşe göre beni korumaya çalışıyorlardı, ikisi de iyi insanlar.

[Fu. Kimin İblis Lordu olup olmadığı beni ilgilendirmez, bu konu benim için önem taşımıyor. İstediğin gibi hareket et.] (Leon)

Dedi Leon her zamanki soğukluğu ile.
Pekâlâ, geriye iki kişi daha kaldı.
Aklımdan bunu geçirirken Frey ve Karion’ a baktım. Frey bakışlarımı fark etti ve sanki beni tartarmışçasına bana baktı.

[Sıkıntı olmamalı? Şölenin ortasındayız ve bir öneridense bir talepte bulunmak istiyorum eğer mümkünse?] (Frey)

Bunları dedi.

Rimunas’ ın hizmetkârı daha önce tekmeleyerek uçurduğum masayı yerine geri koymuştu.
Masanın büyük bir kısmı kırılmıştı ama buna dikkat etmedim. Eğer böyle şeylere dikkat ederseniz işte o zaman kaybedersiniz.
Görünüşe göre bu yuvarlak masayı telaf, etmek baya tuzlu olacak… Özür dilerim.
İblis Lordları masanın etrafına oturdu.
Miting sırasında iki hizmetkâr (Maid) çayı hazırlamak için odaya girdi.
Frey herkes sakinleştikten sonra konuşmaya başladı.

[Öncelikle, Slime Rimuru’ yu bir İblis Lordu olarak kabul etmekte bir sıkıntı yok.
Talebim ise bu konudan çok daha farklı bir şey olacak.
… Hayır, o kadar da farklı bir şey değil galiba.
Biraz önceki kapışmaya tanıklık ettikten sonra ikna oldum, bir İblis Lordu olarak fazla güçsüzüm.
Clayman ile savaşırken bile eşit durumdaydık.
Eğer bu kapışma gökyüzünde olmuş olsaydı avantaj sağlardım… ama bu bir İblis Lordu için bir bahane olmamalı.
Milim’ in hizmetkarı (takipçisi) olmaya karar verdim.
Milim de baya tehlikeli birisi, yalnız bırakılmamalı.
Bir İblis Lordu olarak güçsüz olabilirim ancak savaş alanında becerilerim o kadar da kötü değil.
Ne düşünüyorsun, teklifimi kabul edecek misin?] (Frey)

Bunu derken Frey bakışlarını Milim ve Guy arasında gezdirdi.
Aslında bu konu onun güçsüz olmasıyla alakalı değildi…
Bilakis sıkıntı Clayman idi, tiksindirici üçkağıtçının tekiydi. Frey’ in de taktiklere bağlı kalması onlarında karnın değişik bir hissin gelişmesine neden oldu.
Yani, acaba bu durumu korkulacak bir kadın tiplemesi olduğundan daha da mı garipleştiriyor.
Tam Milim bu teklife cevap verecekken,

[Bir dakika, eğer durum böyle ise benimde söylemek istediklerim var.
Bende kibirliliğim yüzünden Milim’ e kaybettim.
Bir General (İblis Lordu) makamımdan ayrılmayı düşünüyorum.
Acil bir durum olsa ve ya bir Kahraman ortaya çıksa ne yapabilirim?
Kaybetmiş bir ezikte İblis Lordu unvanının kalması akıl almaz bir durum olur, öyle değil mi?
Bu nedenle, bugünden itibaren bende Milim’ in hizmetkârı (takipçisi) olacağım.
Tanıştığımıza memnun oldum General Milim!] (Karion)

Birbirlerinin amaçlarını tartmıyorlar bile.
Zaten Milim’ in hiç hizmetkârı yok. Bu nedenle Milim’ in hizmetkâr sayısını arttırmakta bir sıkıntısı da yok…
Bu durum acaba bu iki İblis Lordunun hizmetkârlarına ne olacağı hakkında düşünmeye iteledi beni.

[Bir dakika Karion! İhmalkârlığı nedeniyle kötü olan Clayman idi!
Onun tarafından kontrol edildiğimden bunun gibi şeyleri biliyorum!] (Milim)

Bu büyük olasılıkla baya mantıksız bir cümleydi.
Bu bahane kabul edilmemişti.
Milim’ in söyledikleri nedeniyle diğer İblis Lordlarının yüzlerinde şaşkın bir ifade vardı.

[Hey, bilmemezlikten gelme, üste çıkmaya da çalışma. Daha biraz önce,

*Beni tamamen ele geçirmesi imkânsız.*
*Bunun gibi şeylerden kaçabilmek ustalık alanım.*

Gibi bir şeyler söylemiyor muydun?] (Guy)

Milim’ in sesinin çok iyi taklit edilmiş hali biraz önce dediklerini yeniden aktarmak için kullanıldı.
Guy şaşırtıcı derecede yetenekli birisi.

[Hayır! O konu hakkında…]

[Yani, oradaki beyni yerine kas olan herife ne olduğu önemli değil, senin için bir sıkıntı yok değil mi Milim?] (Frey)

[Bunun gibi şeyleri ağzına alacak kadar arsız olman! Hizmetkârlar ve takipçiler konusu hakkında bu kadar rahat konuşmaz mısın benimle? Biraz önceki planı da birlikte gerçekleştirmedik mi zaten?] (Milim)

Milim’ in dediklerini duyunca kafasını salladı,

[Hayır, eğer istersen birlikte çalışabiliriz. Sonuçta birlikte çalışmak daha eğlenceli olmaz mı?] (Karion)

Bu şekilde aralarında bir atışma başladı.
Görebildiğiniz üzere burası dikkatsizliğe izin veren bir yer değildi.
Yani Karion kendisi gibi davranıyordu.

[Bu konu hakkında endişelenme ama sen benim ülkemi yerle bir ettin!
Bu konu hakkında sorumluluğu almak ve bize bakmak zorundasın!]

Milim’ in kafasından kullanılan zor kelimeleri ve olayları anlamaya çabalarken dumanlar çıkıyordu.
Karion düşündüğümden de planlı hareket eden birisiymiş.
Artık anlamayı başaramayan Milim bilincini kaybetmeye çok yakındı.
En sonunda,

[Eeeeiii!!! Her neyse! Ne istiyorsanız öyle yapın!] (Milim)

Milim’ in kafasından çıkan dumanlar adeta bir yanardağdan çıkan dumanlar gibiydi ve düşünmeyi bıraktı.
Milim’ den de beklenildiği gibi.
Zeki gözükse de düşünme konusunda hiç ama hiç iyi değil.

[Hahaha. Tamamdır! O zaman bugünden itibaren Karion ve Frey artık birer İblis Lordu değiller.
Daha en başında Milim’ e hizmet etmeliydiniz!]

Diye haykırdı Guy gülerken.
Salonda bulunan kimse bu durumu reddetmedi. Doğal olarak ben de reddetmedim.
Bu şekilde bir İblis Lordu olarak yükselişim en sonunda resmi olarak kabul gördü.
Üç İblis Lordu gruptan çıkarılmıştı; bir tanesine ölüm bahşedilmişti ve diğer ikisi de Milim’ in hizmetkârları olmuştu.
On Yüce İblis Lordu şimdi Sekiz Yüce İblis Lordu na dönüşmüştü.

[Anladım, artık On Yüce İblis Lordu değil ha.]

Mırıldanmama cevap niteliğinde İblis Lordları ani bir tepki verdi.]

[Bu durum rahatsız edici ha. İtibarımızı kaybetmemek için yeni bir isim düşünmeliyiz.]

Dagruel bunu dedi.
Eh? Bu o kadar da önemli bir şey mi?

[Neyse ki Walpurgis Şöleni’ nin ortasındayız. Bütün İblis Lordları burada toplanmış vaziyette yani gerekenden çok bilgelik havada geziniyor.] (Ruminas)

Ruminas ciddi bir aizuchi gerçekleştirdi.

Oioi ismimizin ne olduğu önemli değil.
Ayrıca, insanlar bize sormadan bizi çoktan isimlendirmişler (lakap takmışlar) bile.

[Önceki ismimize “On Yüce İblis Lordu”’ na karar vermemiz üç ayımızı almamış mıydı?
Ben daha fazla bir şey düşünemem, düşünmek için yeterli enerjiye sahip değilim~]

Yok yok. Daha beynin enerjiye ihtiyacı olacak kadar düşünmemişsindir bile sen.
Deminden beri kafa yoruyorum ben burda! Gibi hiç gözükmüyorsun.
Daha doğrusu neden bunun gibi bir simi düşünmeniz üç ayınızı aldı!
Demek istediğim… İblis Lordları’ nın baya boş zamanı varmış gibi gözüküyor…
Duyduklarıma göre, kendilerine bir isim düşünme aşamasında iken, o üç aylık süreçte “On Yüce İblis Lordu” lakabı çoktan insanlar içerisinde çoktan kabul edilmiş bile.
En sonunda bu isme karar vermişler ama aralarında özel bir anlaşmaya varmamışlar.

[Sakin olun az bir şey. İşte bunun gibi zamanlarda işbirliği yaparak bunun gibi problemlerin altından kalkmamız gerek!] (Guy)

Dedi Guy ve

[Eh? Peki Sekiz Yüce…] (Ramiris)

Ve etrafındakileri ezici bir sessizlik içinde tek bir kelime etmeden susturdu.

[Evet doğru. Guy’ ın da dediği gibi herkes düşüncelerini paylaşsın!]

Diye Ramiris konuyu tekrar dile getirdi.
Görünüşe göre bütün İblis Lordları bu konu hakkında hem fikir değillerdi.
Ve sanki işbirliği denen şeyin aralarında hiçbir anlamı yokmuş gibi,

[Wahahahaha! Size bırakıyorum.]

[Bunun gibi şeyler ilgimi çekmiyor. (Kararı) size bırakıyorum.]

Zaten zar zor gerçekleşmiş olan işbirliğini anında birkaç kişi kenara yok saydı.
İblis Lordlarından da beklenildiği gibi.
Zaten evvela işbirliği yapmanın imkânsız olduğunu düşünüyordum ve görünüşe göre cidden öyleymiş.
Dahası salon içerisindeki durum daha da garipleşeceği an,

[Ah, eğer durum böyle ise, bu konuda uzman olan arkadaşım Rimuru’ ya bırakın!]

Arkamda tam sıkılma arifesinde olan Veldora bunları dedi.
Tsk ve arkada sessizce manga okuduğundan sıkıntı çıkarmayacağını düşünmüştüm.
Durumu fark ederek sanki hiçbir şey olmamış gibi mangasını okumaya devam etti.
Ancak Veldora’ nın kelimelerine cevap veren birisi vardı,

[Ah benim hizmetkârıma da sen isim vermiştin!] (Ramiris)

Dedi Ramiris.
“O senin hizmetkârın değil!” demek istedim ama şu an bununla uğraşıcak bir zaman değil.
Ama Ramiris… Gerçek amaçlarını neler olduğunu ucundan sezdim, sonra da sanki hiçbirşey yokmuş gibi bu düşünceleri yok oldu.
Tren gelmeden rayları döşemezsen geldiği zaman çok geç kalırsın.

Yani bu durumu çok da umursamıyorum da… Ama buna karar verecek olan Baretta’ nın kendisi.
Etrafıma bakındım, beklenti ile dolu İblis Lordlarının gözleri üzerimdeydi.
Olamaz… Beni köşeye sıkıştırdılar.
Birbirlerine göz kırparlarken, Guy

[Bugün Rimuru bir İblis Lordu olarak kabul edildi.
Sana ( bu nedenle) büyük bir ayrıcalık tanımayı düşünüyorum.
Aynen! Bize yeni bir isim bahşetmeyi sana bırakıyorum!
Bunun gibi onurlu bir görevi doğal olarak kabul edeceksindir, öyle değil mi?]
Bu ses tonunda kinayeyi hissedebiliyordum.
Ve sessizliğimi korudum, ne kabul ettim ne de reddettim.

[Ve ayrıca sayımızın azalma nedeni de sensin. Sorumluluğu al ve yeni bir isim düşün hadi!] (Guy)

Birden bire caydırıcı bir ses tonu geldi.
Bu cidden can sıkıcı olacak.
Her neyse, bende pes ettim artık.

[Anladım, anladım, tamam, ama eğer ismi beğenmezseniz sonra dırdır etmeyin.]

Diye cevap verdim.
İblis Lordları, şimdi yüzlerinde gülümsemeler ile rahatlamışlardı.
Onlar rahatlarken ben çalışıyordum, bütün işi başkalarına bırakıyorlardı.

Sekiz İblis Lordu vardı, “Sekiz Yüce İblis Lordu” aslında olabilirdi ama içimden bir his bunun kabul edilmeyeceğini söylüyordu.
Biraz önce Ramiris de Sekiz Yüce İblis Lordu ismini önermeye çalışmıştı değil mi? Bende bunu söylemek üzereydim ama çevremden bu fikirden caymamı sağlayacak bakışlar alınca bu fikri bir kenara koydum.
Reddedildi.
Pekâlâ, ne yapsak ki…

Yeni isimler düşündüm ve bunları düşünebildim;

Octo-Yıldız İblis Lordları
Yıldızlı Sekiz – İblis Lordları
Sekiz Köşeli Yıldız İblis Lordları
Ve favorim Octo Boyutsal İblis Lordları
Hiç biri kabul görmedi ama

[Peki, o zaman “(Sekiz Köşeli yıldız) Octogram İblis Lordlarına ne dersiniz? Bir Octogram ile ilişkilendirdim?]

Konuştuktan sonra bir sessizlik kapladı odayı.
İblis Lordları gözlerini kapadı ve herbir kelimeyi dikkatlice inceledi.
Bir süre sonra herkes aynı anda gözünü açtı ve

[Tamamdır. Harikulade bir isim.]

[Bu kadarla kazandığını düşünce, önümüzde yeni bir gelecek var!]

[Bende tam böyle düşünmüştüm. Eğer söz konusu Rimuru ise bunun altından gelebileceğini biliyordum!]

[Rimuru’ dan da beklenildiği gibi.]

[Hmph. Kabul ediyorum, birazcık.]

[Vay be anında düşündün! Geçen sefer üç ayımızı almıştı!]

[…]

Kimse reddetmedi.
İyi.
Eğer herkes reddetseydi bile o zaman reddedenlere vericektim bu sorumluluğu.
Bu şekilde bugünden itibaren dehşet saçan İblis Lordları “Sekiz Köşeli Yıldız İblis Lordları” olarak bilinecekti (Octogram).

İblis Irkı… “Karanlığın Lordu” Guy Crimson.
Dragonoid Irkı (Yarı Ejder Irkı)… “Yıkımın Despotu” Milim Nava.
Pixi Irkı… “Labirentteki Peri” Ramiris-chan.
Dev Irkı… “Kıtanın Gazabı” Dagruel.
Vampir… “Karabasanların Kraliçesi” Ruminas Valentine.
Sürgün (Melek) Edilmiş Irk…” Uyuyan Hükümdar” Dino.
Yarı İnsan İblis Irkı… “Sarışın İblis” Leon Cromwell.
Ve ben
Slime Irkı… “Çaylak” Rimuru Tempest.

Bende havalı bir lakap istiyorum ruhumu heyecan içerisinde titretecek.
İblis Lordu olarak kabul görmemle birlikte aynı zamanda toprak paylaşımı yapıldı.
Şu anda benim bölgem Yüce Jura Ormanı’ nın tamamıydı.
Bu daha önce görülmemiş bir şeydi.
Frey’ in, Karion’ un ve Clayman’ in arazileri Milim’ in hükmü altında toplanacaktı.
Sonuçta Milim’ in hükmü o kadar da ciddi bir şey değildi (ismen hükmediyordu gibi).
Arazilerin bakımı büyük olasılıkla Fery’in Karion’ un ve Milim’ in hizmetkârları tarafından halledilecekti.
İblis Lordları arasında gezinen tipler de olduğundan bazı İblis Lortlarının arazilerinin tam yerini bilmiyorum.
Ancak, İblis Lordunun yüzüğü ile onlarla konuşmak mümkün.
Bana da bu yüzükten bir tane verildi.
Bu yüzük sadece konuşmayı sağlamıyordu aynı zamanda boyutlar arsında bir kapı da açabiliyordu.
Tabi ki burayı canları istediklerinde ziyaret edebiliyorlardı.
Artık beni almalarını beklememe gerek yok?
Yok, bunu düşünmesem iyi olur. Eğer soracak olursam yorucu olacağı gibi bir his var içimde.
Bu şekilde Clayman’ ı ilgilendiren olaylar ve onu yönlendiren şahsın hikâyesi neredeyse bitmişti.
Clayman’ ın efendisi, yaptıklarının arkasında ona akıl veren şahısın hala bulunamamış olması biraz endişe ettirici bir şey ama İblis Lordları problemi çözüldü.
Üstelik resmi olarak İblis Lordu olarak kabul gördüm.

* * *

(Guy’ın Bakış Açısı)

Guy İblis Lordlarını incelerken yüzünde silik bir gülümseme vardı.
İblis Lordları yeni bir isim altında toplanmıştı ve savaş yeteneklerinde az bir şey artış vardı.
“Octogram İblis Lordları” İblis Lordlarının yeni sembolü, bence harikulade bir isim.
Güç dağıtımı yapıldı ve her şey bir dengeye kavuştu.
Bu seferki Kutsal Savaş’ da kesinlikle bir üstünlüğe sahipti.
Kazansa da kaybetse de bir fark olmayacaktı ama kazanmayı istemesi doğal bir şeydi.
Dino’ nun dediklerine göre Doğu İmparatorluğu hızlı bir şekilde askeri gücünü arttırıyordu.
Veldora tarafından daha önce yok edilmiş askeri güç tekrardan yapılandırılıyordu ve dünya çevresinde güçlü benlikler doğmaktaydı.
Ve Doğu İmparatorluğunun arkasında “Har Ejderha” Velgurind’ in beliği var gibi. (TL: Har 2. Anlam yakıcı)
Eğer İmparatorluk harekete geçrse “Ejder Irkı” da harekete geçebilir.
Durum cidden ilginçleşmeye başladı.
Dünya bir oyun tahtasıymış gibi piyonlar etrafına serpilmişti, birbirleri üzerinde üstünlük kurma savaşı (oyunu) başlayabilirdi.
Yeni katılanlar ellerinden geleni yapacaktı ve bu savaşa katılacaklardı.
500 yıllık can sıkıntısı atmak için bir fırsattı bu.
Bu sefer ki Kutsal savaş gerçekten “Kutsal” olacaktı;

Benim Nihai Yeteneğim [Gururlu Kral Lucifer]
Milim’ in Nihai Yeteneği [Hiddetli (Gazaplı) Kral Satan]
Ve
Yeni İblis Lordu Rimuru’ nun Nihai Yeteneği [Açgözlü Kral Beelzebub]’ ıda hesaba katarsak.
En güçlü yeteneklere sahip üç ana güç, Nihai Yetenekler hazırdı.
Burada en güçlü olduğumu düşünmüyorum ama umarım bu benim hesaplama hatamdır.
Ayrıca
Dino’ nun içinde “Tembellik”
Ruminas’ ın içinde ise “Şehvet” vardı.
Bu ikisinin Nihai yeteneklerinin uyanması bir öncelik arz etmiyor.
Eğlenceli…
Shion (denen şahsa) gelirsek… Savaş yetenekleri bir İblis Lordu ile neredeyse eşit ve daha da gelişmesi beklenilir bir şey.

Kıskançlığın filizleri açmaktaydı.
Frey, Kraion ve Shion.
Bu üçünün içerisinde nelerin yattığını aynı anda doğruladım.
Rüzgârın yaprağı nereye savuracağı belli olmaz ama uyandıklarında bu (tecrübe etmesi) gerçekten keyifli bir şey olacak.
Umarım, kıskançlığıma engel olabilirim.
Kıskançlık kontrol etmesi zor bir şey, görünen o ki hedeflerimin ardında da hedeflerim var.
Guy gelecek hakkında düşündü ve hayallerinin verdiği coşkulu his içerisinde düşünmeye devam etti.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

Dördüncü Kitap Sonu

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

082. Ölümdeki Eşitlik

082. Ölümdeki Eşitlik

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Clayman içinde bulunduğu durumu anlamakta zorluk çekiyordu, gözleri kıpkırmızıydı.
Bakışları Milim ve bizim aramızda hızlı bir şekilde gidip geliyordu.
Ve gözlerini diğer İblis Lordlarına çevirdiğinde donakaldı.
Görünüşe göre en sonunda dediği şeyleri anlamıştı; Milim’ i kontrol etmekte olduğunu itiraf etmişti.
Bu Milim için bir rol olsa bile durumun çehresi değişmişti, aslında kontrol edilen Clayman idi.
Clayman kızgın bir şekilde yavaşça geriye doğru çekilmeye başladı.

[Olmaz, bunu anlayamıyorum (akıl almaz)… İblis Kukla (yeteneğim) başarılı olmuş olmalıydı!
Neden büyümün etkisi altında değilsin? Bu gerçek olamaz!]

Şaşkın bir şekilde ağzından bunları kaçırdı.
İçinde bulunduğu durumu düzeltemezdi.
Her şey ortadaydı, artık bir bahane üretemezdi. Onun için artık geriye sadece yapması gereken tek bir şey kalmıştı.
İblis Lordları Clayman’ ın Milim’ i kontrol etmeye çalıştığını çoktan anlamıştı ancak İblis Lordlarının bunun nasıl yorumladığı aralarında değişim gösteren bir şeydi.
Ancak, bunun gibi alçak davranışlarda bulunan birisi için bahşedilecek cezaya çoktan karar verilmişti.
İblis Lordlarının arasında saldırmazlık anlaşması olsa bile bu anlaşma bir kavga başlatmayı içermiyordu.
En sonunda Clayman güvenilirliğini kaybetmişti.
Sonu kesindi, ne kadar da acınası bir durumdaydı.
Ama diğer İblis Lordları Clayman’ a cehennemin derinliklerine tek yönlü bir bilet verme şansını elde edemedi.

[Aynen, Rol yapması baya zordu!
Yani kullandığın büyünün üzerimde hiç etkisi yoktu.
Büyünün etkisi altına girebilmem için bedenimi çevreleyen birkaç bariyeri etkisiz kılmak zorunda kaldım.
Daha sonra kendimi zorlayarak dayanıklılıklarımı düşürdüm.
Ve büyünün kontrolünün altında olduğuma inanman için mükemmel bir şekilde rol yapmam gerekti.
Dikkatli birisin, bu yüzden sanki benim üzerimde tamamen kontrol sahibi olduğunu sana hissettirmem (inandırmam) gerekti.
İşte böyle! Seni kandırmak için elimden gelenin en iyisini yaptım, biliyor musun?] (Milim)

[N…Ne…? Bütün bunlar bir rol müydü? Hep… Hepsi bir kandırmaca mıydı?
İblis Kukla herkesi domine edebilmeliydi, bir İblis Lordunu bile!
Bu Nihai bir Büyü!!!] (Clayman)

[Öyle mi? Ama beni tamamen ele geçirebilmen imkânsızdı bilmiyor musun?
Yani, bunun gibi şeyleri etkisiz hale getirmek benim ustalık alanım] (Milim)

Milim gururlu bir şekilde açıkladı, göğsünü ileri doğru çıkarırken.
Odadaki diğer kadınlar bu hareketine sadece iç çekebildi.

[Ancak, Clayman Milim’ e daha önce vurduğunda endişelenmeye başladım.
Milim’ in planının başarılı olacağından şüphem yoktu ancak evimin yerle bir olmasından korkuyordum.
Cidden, buna dayanabilmene çok memnunum.]

Harpy, İblis Lordu Frey kanatlarını tamamen açarken konuştu.
Ona daha önce de mi vurmuştu?
Akıl almaz birisi, ölmek mi istiyordu?

[Umm… Bende bir yetişkinim. Yetişkinler bunun gibi şeylere dayanabilir.] (Milim)

Yetişkin kısmını her ne kadar vurgulamış olsa da bir çocuğun aura’ sına sahipti.

[Neresi acaba? Aman neyse.
Her halükarda, neden Clayman’ ı kandırmaya çalıştın?] (Rimuru)

[Mmm…? Yani, Clayman’ ın baya şüpheli açıklamalarda bulunduğunu hatırladım;
Tempest Şehrine bir insan ordusu ile saldırarak insanlar ve canavarlar arasında bir savaş başlatmak gibi.
Eğer bu olsaydı ilginç şeyler gerçekleşmeyecekti, bu yüzden bu komployu durdurmaya karar verdim!] (Milim)

[Cidden? Sen… tek başına…]

[Fuwahahahaha! Dediğim gibi, ben bir yetişkinim!]

[Evet, evet kesinilkle öylesin.
Ama Clayman, sen kibirli salağın tekisin!
Kendine İblis Lordu demek için gerekli niteliklere sahip olduğunu düşünmüyorum.
Milim senin altında çalışmak zorunda olduğundan planlarına engel olmamış olsam bile… bende biraz sinirliyim.]

Dedi Frey, kendine hâkim bir öfke içerisinde.

[Yani durum bu… Benimde söyleyeceklerim var, şehrim yerle bir edildi.
Yani, Clayman, senin sonunu getireceğim!]

İblis Lordu Karion haykırdı, Milim’ in davranışlarının sorumluluklarını tamamen Clayman’ ın üstüne atarken.
Görünüşe göre Clayman diğer İblis Lordlarını da sinirlendirmişti.
Ancak aralarında en öfkeli şahıs bendim.
Milim’ in benim ve diğerlerinin iyiliği için elinden geleni yapmasına mutluydum.
Şerefsizin birisi tarafından ona vurulmuştu…
Karar verildi, huzur içerisinde ölmek için şansını kaybettin. Yok olmaya ve ölmek için yalvarmaya hazırlan.

[Affınızı diliyorum, ama bu benim düşmanım. Kendime bir İblis Lordu dediğim için, masada kendi koltuğumu kendim kazanacağım.
Ve bu şahsı beni bir İblis Lordu olarak tanımanız için kullanacağım.]

Diye açıkladım, sanki Clayman hedeflerimi gerçekleştirmek için bir araçmış gibi, elimden bir şey gelmezdi.
Yani… Esas amacım ne kadar güçlü olduğumu görebilmekti.
Sadece Milim gülümsedi.
Kelimeler ile açıklamamış olsam bile öfkem diğerlerine de aktarılmıştı.

Clayman, konuşmalarımızı dinlerken sakinliğini geri mi kazanmıştı?

[Kukuku. Öyle mi? Bu kadar ha? Gözlerimin yaşardı, bir arkadaşının iyiliği için casusluk yaptın ha.
Wahahahahahahaha, bu gerçekten harikulade bir fırsat.
O dehşet duyulan Milim, şimdi bir başkasına hizmet ediyor ha?
Neden bu şahıstan korkayım ki? Ne kadar komik.
Olsun, sıkıntı yok, biraz erken olsa da (son) kozumu kullanmama izin verin!]

Dedi, cebinden farklı renklere bürünmüş bir mücevher çıkarırken.
Bu mücevherden ruh enerjisi hissediyorum… bu enerji neredeyse 10.000 insan ruhu ile aynı seviyede…

✦✧✦✧✦ (Parıltı) ✦✧✦✧✦

Işık azalmaya başladığında biraz önce orada durmakta olan Clayman çok daha farklı bir şahsa dönüşmüştü.
Karşımda durmakta olan benliğin saç tellerinden büyü enerjisi yayılıyordu; arkasında farklı renklere bürünmüş bir buğu bırakıyordu. Saçının uzunluğu da baya uzamıştı.
Üst vücudunda giymiş olduğu kıyafeti yırtılmıştı ve yırtıklardan devasa kasları gözüküyordu.
Gözleri gökkuşağı renklerine bürünmüştü.
Bu benlik Dev İblis Lordu Dagruel’ i yenebilecek seviyede kutsal güç yayıyordu.
Clayman bu mücevheri bir katalist (TL: Kimyasal bir reaksiyonu hızlandıran madde) olarak kullanarak yapay bir İblis Lordu evrimi gerçekleştirmişti.
Ruh mücevherinden enerjiyi emerek kendisine zorla bir İblis Lordu olarak evrim geçirtmişti.
Ancak, özümsediği enerji kendisininkinden farklı olduğu için tam olarak tamamlanmamış bir hale bürünmüştü, Değişken (Yarı) Bir İblis Lordu olmuştu.
Ama Hasat Festivali’ nin bahşettiği hediyeleri beklemek zorunda olmadığından, bütün gücünü hemen kullanabilirdi.

(Clayman’ ın bakış açısı)

Biraz önce evrim geçirmiş bu beden yine de hala zayıftı.
Ama Özel Yeteneğim [Kukla Ustası] enerjiyi özümsedikten sonra evrimin izlerini taşıyor; gerçekten ezici bir güç.
Evet, bu gücü elde ettiğimden oradaki şahıstan (Guy) güçsüz hissetmiyorum.
Hayır, anlıyorum.
Ben gerçek bir İblis Lordu değilim, sonuçta bu sadece bir taklit.

Bu güç işte!
Bu bir uyanış!
Ve bu Gerçek bir İblis Lordunun Gücü!

Bir test olarak fırlattığım enerji topu nedeniyle İblis Lordu Karion geriye uçtu.
Frey de aynı durumda, buna karşı korunabilmek imkânsız.
Ama beklediğim gibi Milim yerinden bir santim bile oynamadı, ne kadar da can sıkıcı bir velet.
Ama daha önce evrim geçirmiş olsam bile onlara karşı kazanmak zor olur.
En azından Üç Yüce (Kutsal) Savaştan kurtulmuş İblis Lordları (var burada).
O yalaka periden başka, Guy, Milim ve Dagruel baya zor düşmanlar.
Yeni İblis Lordlarının üstesinden gelebilsem de bu üç kişi sıkıntılı.
Her zamanki gibi durumu sakin bir şekilde analiz edebiliyorum.
İki İblis Lordunun ayaklarını yerden keserek durumu hızlıca anlayabiliyorum.
Slime ve hizmetkârının iyi durumda olması can sıkıcı ama öncelikle geri çekilmeli ve tekrardan hazırlanmalıyım.
Eğer gerekirse teker teker alt edeceğim (onları).
Bana bu mücevheri veren “O şahsa” bunları rapor etmeliyim, gelecekte yapacaklarım için ona danışmalıyım.
O zaman, planım hazır.
[İblis Lordu Yıkım Işını] nı en güçlü seviyesinde kullanarak kaçışım için bir boşluk yaratmak mümkün.
Dikkatli olmam gereken kişi Guy ama o da bu duruma fazla ilgi duymuyor gibi.
Tamamdır. Kaçmak mümkün. Bu duruma bakarak verdiğim karardı.
Bunları düşünürken İblis Işınını kullandım.

Öyle bir yıkıcı güce sahipti ki bir İblis Lordunu bile yok edebilirdi. Biriken enerji parçalama ışınına dönüşüyordu, bu da düşmanın büyü sisteminin yok olmasına yol açabiliyordu.
Fiziksel savunma bir işe yaramazdı ve büyü gücü kullanan bir bariyer bile bu Nihai Büyü saldırısının gücü karşısında yok edilirdi.
Eğer bir kişiye odaklanılırsa, buna dayanabilecek bir şahıs yoktu.
Bu sefer geniş bir alanı etkilemek için kullandığımdan hayatta kalanlar olabilir ama rahat davranmak için zaman yok.
[İblis Lordu Yıkım Işını]’ nın gücüne güldüm, evrim geçirdikten sonra beklediğimden çok daha fazla güçlenmişti.

İblis Lordu Işını çevreyi ışık huzmesi ile kapladı, adeta etrafı bir gökkuşağı kapladı…

✦✧✦✧✦ (Parıltı) ✦✧✦✧✦

(Rimuru’ nun Bakış Açısı)

Işık huzmesi sakinleştiğinde Clayman’ ın yüzünde gerçekleşen şeyleri algılayamamış kızgın bir ifade vardı. En sonunda elindeki mücevheri çaldığımı mı fark etti acaba?
Görünüşe göre Raphael’ in öngördüğü kesite inanmakta doğru yapmışım.
Elimdeki mücevhere baktım ve gizlice “cebime” koydum.
Bir şey çalmıyorum.
Clayman mücevheri aktifleştirirken elini yukarı kaldırdığında, o anda elini yedim.
Kesinlikle güzel bir şeyi ele geçirdim, daha sonraki araştırmalarda baya yardımcı olacaktır.
Eğer Clayman bu mücevheri kullanabilmeyi başarsaydı gerçekleşecek şeyler Raphael’ in gelecek öngörüsü ile aynı olacaktı.

Onu tamamen kırmanın bir diğer yöntemi kozunu elinden almaktı.
Yani mücevhere sahip olmak istediğim için onu çalmadım ama başka bir nedenim vardı.
Evvela Clayman beni hafife alıyordu.
Düşünce Hızlandırımı algıyı 1 milyon kez hızlandırabiliyor, yani sanki zaman durmuş gibi oluyor ama aynı zamanda zihnin içinde büyü gerçekleştirmekte mümkün.
Diğer bir deyişle, bir büyü aktifleştirmek için fazla zaman istese de birden fazla büyüyü bu durumdayken gerçekleştirebiliyorum, düşmanın evrim geçirmesine izin vermek ahmakçaydı.

İblis Lordları yavaşça kendilerine geliyordu.
Ama kozlarımı çok fazla göstermek istemediğim için (ortamdan yararlanarak belli etmeden) parlak ışıklar saçarak kandırıyordum. Ancak görünüşe göre aralarında bazıları yaptığım şeyi görmüş gibi.
Yapacak bir şey yok, karşımdaki üst seviye bir düşman.
Olabildiğince kozlarımı göstermemek istiyorum ama az bir şey tahmin etmelerini engelleyemem.
Eğer Bilgelik Lordu Raphael bunu yapabiliyorsa, düşmanın da aynı şeyi yapabileceğini düşünmem gerek.
İyi bir cevap bulamıyorum; çok fazla yapacak bir şey yok bu yüzden Clayman’ a seslendim.

[Oi, Eğer kozunu kullanmak istiyorsan bunu hızlı bir şekilde yap. Seni bekleyeceğim.
Sakın bana biraz önceki ışığı kullanarak kaçmayı planladığını söyleme?]

Onu köşeye sıkıştırmaya başladım.
Kötü bir insanım biliyorum. Aman neyse ben bir insan değilim, bir Slime’ ım, bu durum canını mı sıkıyor?

[N-Ne? Ne oldu?]

Clayman titremesini saklayamıyordu.
Kozu bir anda çalınmıştı ondan, yani görünüşe göre şu anda bulunduğu durumu anlayamıyordu.
Pekâlâ, sırada ne yapacaksın? Çoktan şah-mat oldun.
Senin gücündeki birisinin geleceği bana karşı ayaklandığında çoktan belliydi.
Şimdi, bu şerefsizi diğer İblis Lordlarını kandırırken alt etmem gerek.
Zamanım sınırlı, bu yüzden hızlı bir şekilde sona erdirelim bu işi.

[Söylesene Clayman, gaza getirdiğin Farmas Kralı’ nın kaderinin ne olduğunu biliyor musun?
Senin uzmanlık alanın bilgi toplamaktı değil mi? Bir hizmetkârından bu bilgiyi edinebildin mi?]

İradesini kıracağım.
Sadece bununla galibiyetimin önü açılır.
İradesini kırmak için en iyi yöntem korkuyu kullanmak.
Düşünce yapım baya kötüleşti gibi, sanki filmlerdeki kötü adamlar gibi oldum, acaba bir canavar olduğumdan mı bu?
Ve ya bir İblis Lorduna dönüştüğümden mi ki? … Her neyse, ikisinde de benim açımdan sıkıntı yok.

Clayman dediklerimi duyduktan sonra gözlerini bana çevirdi.
Görünüşe göre bu durum hakkında daha bir bilgi edinmemiş.
Farmas Krallığının Kralı Edomalis, o halen daha hayattaydı.
Buraya gelmeden önce onu Farmas Krallığının tahtına geri yerleştirdim.
Zihni benim yeteneklerimle destekleniyordu, yani kafayı yemeyecekti.
Büyük miktarda iyileştirici iksir üretmiştim, işkence görürken ölmesin diye.
Kafayı yemeyeceği bir seviyede hissedebileceği en fazla acıyı tattırıyordum ona. Kolu ve bacakları koparılıyordu ve sonra bir daha uzuyorlardı ve bu döngü bir süre devam etti.
Koparılan bacaklar ve kollar daha sonra Shion’ un yemeğinde kullanılıyordu ve ona geri yediriliyordu.
7 gün sonra, Shion’ un yeniden doğuşundan sonra, serbest bırakıldı.
Ona karşı hissettiğim nefretim azaldığında serbest bırakılmıştı.
Kralın şimdiki durumu ise; irade denen bir şey kalmamıştı geriye, yani eğer bana karşı çıkacak olursa onu istediğim zaman öldürebilirdim.
Ama eğer yaşadığı bunca şeyden sonra halen daha bana karşı ayaklanmaya çalışırsa işte o zaman onu ayakta alkışlarım.
Her halükarda, Youmu Kral olana kadar emirlerime itaat edecek bir kukla Kraldan fazla bir şey olmasına gerek yok.
Yani, başkaları tarafından kontrol edilmiş Kral cehennemi tattı ise, onu kontrol edenin daha da kötü bir şey tatması gerekmez mi?

[Shion, onu durduracağım (bulunduğu yere sabitleyeceğim), sonra senin ellerine teslim edeceğim.]

[Deminden beri ne söylüyorsun!? İnsan Kralına da ne olmuş?
Üstelik hizmetkârını benim düşmanım olarak göndermen? Seni korkak, benim düşmanım…]

[Başım ağrıdı. Kes sesini ezik!]

Emrimle birlikte Clayman’ ın gevelemesi sona erdi.
Konuşmaya çalışsa da hareketine zıt olarak ağzından ses gelmiyordu.
Bu çok doğaldı.
Yeni yeteneğim [Kuklacı] sayesindeydi bu, Clayman’ ın bir kelime bile etmesi imkânsızdı.
Yani, kullanıp kullanamayacağımı bilmeden çalmıştım bu yeteneği ondan (elini yerken).
Beklediğim gibi, Clayman yeteneğinin çalındığını fark etti ve çıldırdı.
Ancak hiçbir ses çıkaramıyordu.
Bunu yapmamın nedeni planlarının arkasındaki şahsı öğrenmekti, ama bundan önce…

[Shion, ona vurmana izin vereceğim ama sadece üç saniye.]

Aç kalmış bir köpek gibi ona beklenmesi söylenmişti ama şimdi bütün gücüyle üç saniye boyunca Clayman’ e vurdu.
Büyük olasılıkla yüz yumruktan fazlası Clayman’ ın bedenine inmişti.
Üç saniyelik pataklama bitmişti ve Clayman’ ın kendini iyileştirme yeteneği devreye girmişti.
Ancak, Clayman’ ın tabi tutulduğu dehşeti akıl edebilmiş biri var mıydı odada?
Clayman’ e yaptığım şey konuşarak anlatılacak bir şey değildi.
Kafayı yememesi için iradesini yeteneklerimle güçlendirdim ve aynı zamanda algı yeteneğini 1 milyon kez arttırdım.
Bu yeteneğim sadece benim üzerimde kullanılmıyordu, başka bir kimseye onu vererek ondan etkilenmelerini sağlamak mümkündü.
Bilgelik Lordu Raphael’ in etkisi altında Clayman’ ın zaman algısı uzatıldı, yani on gün boyunca dehşet içerisinde hiç ara verilmeden yumruklandı. (Mangekyou Sharingan gibi).
Shion’ un neler yapabileceğini bildiğimden ve bu şerefsizi de bildiğimden, amacım [Dehşet]’ i ona direk yumruklar ile aktarmaktı.
Bu yetenek sadece bedeni değil aynı zamanda ruhu da etkiliyordu.
Clayman’ ın acıdan kafayı yemesini önleyerek, hissettiği acıya ve dehşete bir kaçış yolu bırakmadan birikmesini sağlıyordum.
Yani, bu duyguları bastıramadığından, hissettiği korku ruhuna işlenmişti.

Üç saniye geçtiğinde, Clayman’ ın saçı beyaza dönüştü, dış görünüşü bir ceset gibiydi.
Clayman bir yaşayan ölüydü, eğer amacım iradesini kırmak olmasaydı yaptıklarım hiçbir işe yaramazdı.
Şu anda bile içinde bulunduğu durumdan bana karşılık verebilmesine imkân yoktu.

[Pekâlâ, o zaman, Clayman. Eğer uysal bir şekilde konuşursan seni öldüreceğim. Eğer konuşmazsan Shion ile bir kez daha oynamana izin vereceğim.]

Dediklerimi anladı mı ki?

[Konuş-Konuşacağım! Bildiğim her şeyi söyleyeceğim. Lütfen beni affet. Lüt-Lütfen beni öldür!!!]

Sesi sertleşmişti.
İradesini kırmakta başarılı mı olmuştum?

[Pekâlâ, o zaman sormaya başlıyorum. Bütün bunların arkasında kim var?]

Boş gözlerle bir süre bana baktıktan sonra, biraz tereddüt etti…
Ona kanlı gözlerle keskin bir bakış atınca,

[Tamam! Konuşacağım, lütfen bekle!]

Panik içerisinde sesini yükseltmeye başladı.
Ve

[Ustam, o şahsın ismi Kazaream. “Büyü Kralı (Lanetli Lord)” Kazaream.
Şurada oturmakta olan Leon tarafından öldürülmüş olsa bile, fizksel bedenini yeniden diriltebilmek için güç toplamak şart. Ayrıca, o şahsın yüceliği sayesinde bir İblis Lordu olabildim…]

Fumu.
O da kim?
Diğer İblis Lordlarının bu duruma tepkileri neler? Az bir tepki verdiler.
Leon’ un İblis Lordu olması 200 yıl önceki bir hikâyeydi. Kazaream görünüşe göre Clayman’ ı bir İblis Lordu yapmış ve üstelik hizmetkârlarının sayısını arttırmaya çalışmıştı, öyle mi?

[Ah! Hatırladım.
Eğer benim hizmetkârım olursan seni bir İblis Lordu yapacağım! Gibi kibirli şeyler söylemişti.
Gürültülü olduğundan onu anında öldürmüştüm… Neden onun gibi birisine ihtiyacım olsun ki?] (Leon)

Leon ilgisiz bir şekilde bunları mırıldandı.
Leon… Ne kadar da korkutucu birisi. Başkalarının düşüncelerini duymak istemeyen birisi var burada.
Aman neyse, sonra her şey açığa kavuştu, kendi güçlerini arttırarak etki alanlarını geliştirmek eskiden beri gelen bir şeymiş.

[Peki, bunların amacı neydi? Tempest’ e saldırarak ne elde etmeyi planladın?] (Rimuru)

[Amacımız, beni bir İblis Lordu yapmaktı. Ruh mücevheri bir koz olduğundan süresi geçince verdiği güç yok olacak.
Yani, bütün bunlar sadece beni bir İblis Lordu yapabilmek içindi.] (Clayman)

Anladım.
Kargaşa çıkararak, ölümlerin sayısı artacaktı ve sonuç olarak bu onun evrimini tetikleyecekti ha?
Ama bu şerefsiz Kazaream, halen daha kişiliği hakkında bir bilgiye sahi değilim.
Fiziksel bedenini yeniden diriltmek istiyor, birisini ele geçirerek (içine girerek) mi yapmayı planladı bunu?
Eğer İblis Lordlarını bölgesinde olsaydı varlığı anında hissedilirdi (bulunurdu) ama benliğini hisseden hiç kimse yok, o zaman İblis Lordlarının arazisinin içerisinde değil.
Bir insana mı büründü? Yoksa bir insanı mı ele geçirdi (içine mi girdi)?

[Sen, ne zamandır onun altında çalışıyorsun?] (Rimuru)

[Bu (baya önceydi)…
İblis Lordu unvanını 400 yıl önce edindim ama ondan önce Kazaream-sama’ nın hizmetkârı idim. Bir İblis Lordu olduktan sonra bile o şahsın direktifleri altında hareket etmeye devam ettim.
Leon tarafından alt edildikten sonra ondan 100 yıl boyunca bir ses alamadım ama birkaç yıl önce birden bire benimle iletişime geçti.
O zamandan beri “o şahsın” isteği üzerine hareket ediyorum.] (Clayman)

[“O şahısın” şimdi hizmetkârları var mı?] (Rimuru)

[Hayır… Hizmetkârlarının sayısı az, bende dâhil olmak üzere birkaç kişi daha var ama dehşet bir bilgi toplama yeteneği var.
İnsan şehirlerinde olan bitenlerin –popüler şeyler- bilgileri onun tarafından sağlanıyordu, İblis Lordları hakkındaki bilgileri ise ben sağlıyordum.
Doğudaki Güce (İmparatorluk) dair bile bilgiye sahip, bütün dünyadaki bilgiye sahip olduğu söylenebilir.] (Clayman)

[Anladım, anlıyorum.] (Rimuru)

Birkaç yıl önce ha?
Sanki bir şey bağlantılıymış gibi geliyor.
Bilgelik Lordu Raphael’ i kullanarak kabataslak bir fikir elde edebiliriz.
Sonucunu hala bilmiyorum ve tahminler de kesin değil gibi.
Ama şu anda bütün bunlar bu durum = bitti demek… Bütün bunların arkasındaki şahsın amacı sadece Clayman’ ı bir İblis Lorduna mı çevirmekti?
Her neyse.
Bilmek istediğim her şeyi duydum. Sırada yapmam gereken şey, ona son vermek…

[Bunu bir kere söyleyeceğim, bir daha doğmayacaksın bunun farkındasın değil mi?]

Dedim Clayman’ e.
Eğer yeniden doğabilirse sıkıntı olur.
Bir anlığına Clayman dediklerimi anlayamamış gibi gözüküyordu.
Ancak, anında yüzü beyazlaştı.

[Ne? Ne diyorsun?]

Sorumdan umutsuzca kaçmaya çalıştı.
Onun dürüst bir şekilde konuştuğundan şüphem yok ama bu da Clayman’ ın planının bir parçası.
Ona ölümünü bahşettikten sonra ruhani bedenini fiziksel bedeninden ayırarak kendisini bir daha diriltmeyi düşünüyordu.
Ama çok yazık, Raphael çoktan bunun olasılığını öngörmüştü.
Açıkçası, benim önümde bunun gibi hileler anında çözülüyordu.
Clayman beni yenemeyeceğine karar verdiğinden acıyı tatmamayı tercih etti.
Fazla dürüst konuştuğundan bazı şüphelerim vardı.
Ancak kendisini öldükten sonra diriltmek için hazırlamıştı kendisini.
Bu herif cidden üçkâğıtçının teki.
Ama bir yandan da efendisine olan bitenleri anlatmak için yaptıkları takdire şayan.

[Yani, duymak istediklerimizi duyduğumuzdan geriye kalan tek şey Clayman’ ın infazı.
İtirazı olan var mı? Eğer var ise o zaman düşmanım haline gelecektir.]

Feryat eden Clayman’ ı yok sayarak İblis Lordlarının tepkilerini inceledim.

[İstediğini yap.]

Kızıl saçlı İblis Lordu, Guy herkesin temsilcisi olarak cevap verdi.
Görünüşe göre itirazı olan yok.

[Dur! Oi, Dursana!]

Gürültülü Clayman.

[Söz verdiğim gibi, sana hızlı bir ölüm bahşedeceğim, dualarını et.]

Ve bunu derken elimi Clayman’ ın kafasının üzerine koydum.

[Hayır! Oi, yapma!!! Oi!! Lütfen yapmaaa!!!
Ya-Yardım et! Yardım et bana Kazaream-samaaaa!!!]

Her ne kadar ses yapmaya çalışanda bu gürültü vicdanıma ulaşmayacak.
Eğer bunun gibi birisinin yaşamasına izin verirseniz ileride yine yıkımın filizlerini oluşturacaktır.
Ayrıca, senin sayende Clayman, içimdeki naiflik artık öldü.
Asla, bir daha asla naifliğim yüzünden değer verdiklerimi kaybetmeyeceğim.

[Zıbar!]

Utanç içerisinde direnmeye çalışan Clayman’ ın sesi bulunduğu yerden bir anda silindi.
[Aç Gözlü Kral Beelzebub]’ ı kullanarak ruhunu da özümsedim.
Daha sonra bu içimde güce çevrilecekti.

Günahkar, kötü hatta iyi bir ruh,
Hepsi ölümde eşitti.

Ruhu içimde eridi ve saf büyü enerjisine çevrildi.

Bu şekilde Clayman’ e söz verdiğim gibi ona hızlı bir “ölüm” bahşettim.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

081. Şölende

081. Şölende

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Clayman zaferiyle övünüyordu.
Onu bir hiç sayan ve küçümseyen eski nesil İblis Lordları şu anda tamamen şaşırmış bir şekilde bakıyorlardı.
Sadece kibirli bir velete vurduğu (için).
Bu inatçı moruklar önünde diz çöktüğünde canavarlar için en sonunda bir dünya yaratabilecekti.
Clayman kabinin derinliklerinde bunu düşünüyordu.
Ama… bu kadarı yeterli miydi?
Bu soru kafasında dolaşıyordu.
O saygıdeğer “insan” ona fazla dikkat çekmemesini tembihlemişti ama şu anda bütün dikkatler üzerindeydi.
Bu düşünceyi hızlı bir şekilde kafasından def etti.
Bir sıkıntı olmamalı. (Diğerlerine Rimuru’ yu) Zapt ettirmeyi başarabilmek elinde sonunda ikna yeteneğiyle alakalı bir şeydi.
Ayrıca, Milim’ i kendi tarafında göstererek ona karşı çıkmalarını kesinlikle engelleyebilirdi.
Hangi İblis Lordu en güçlü İblis Lordu Milim’ in karşısına çıkabilirdi ki?
Ama durum gerçekten bu muydu?
Biraz fazla mı abartmıştı? Neden anlayamadığı bir endişe hissediyordu?
Aslında Milim’ e vurmasına gerek yoktu.
Dahası, Walpurgis Şöleni’ nde İblis Lordlarını kendi tarafına geçirmeyi başaramama duygusu (olasılığı) kendisini endişelendiriyordu…
Hayır, bir dakika, bir şeyler garip değil miydi?
Eğer şu anki planı başarısız olursa, sırada planladıklarını riske atardı ve bu hiç iyi olmazdı.
O saygıdeğer “şahıstan” nasihat almıştı…
Ama şu anda onunla iletişim kurması yasaktı.
Ayrıca, halen daha kozu Milim yanındaydı.
Ve Özel Yeteneği [Kuklacı] sayesinde şu anda tamamen kontrolü altındaydı.
Milim’ in ezici gücü karşısında Karion bile hiçbir karşılık veremeden yok olmuştu.
Ve bu şekilde korkularını dizginledikten sonra yüzünde bir gülümseme belirdi.

[Pekâlâ o zaman,
Çağırılarıma yanıt vererek buraya gelmiş olmanıza kalbimin derinliklerinden müteşekkirim.
Şölene başlayalım.
Walpurgis Şöleni şu andan itibaren resmen başladı!]

Onları toparladığından Şöleni başlatmak Clayman’ ın hakkıydı.
Ve yüzyıllardan sonra ilk defa bütün İblis Lordları şölene katılmıştı.

* * *

Guy yüzünde bir gülümseme ile Clayman’ ı inceliyordu.
Karşısındaki şaka gibi varlığı görünce neredeyse gülecekti ve gülmesini tutabilmeyi başardığından kendisinden gurur duyuyordu.
Clayman bir şeyi tamamen yanlış anlıyordu.
Daha doğrusu, anlayamıyordu.
On yüce İblis Lordu diye anılmalarına karşın, bu insanların onlara bencil bir şekilde verdikleri bir sıfattı ve Guy bu unvanı tanımıyordu bile.
On olmuş yüz olmuş, bu konular Guy için çok az önem taşıyordu.
Ama 500 yıl önce gerçekleşmiş Kutsal Savaş on taneden az İblis Lordu bırakmıştı geriye.
Ve sonra, yeni İblis Lordları birdenbire üstünlük için savaşmaya başlamıştı ve sayılarını 10 da tutmaya karar verdiler.
İnsanlar tehlikeli varlıkların sayılarının azalacağını duyduklarından sevinmiş olmalılar.
Yani bu kural yazıya dökülmemiş aralarında yapılmış bir nevi anlaşma vari bir şeydi.

Guy ilk İblis Lorduydu.
Onu çağıran güçsüz insanın isteğini yerine getirmiş ve düşman bir ülkeyi yok etmişti.
(Dileğinin) Karşılığında ise onu çağıran şahsın ülkesini yok etti.
Ve bununlar birlikte, her ne kadar gereksiz olsa da, Gerçek bir İblis Lordu olarak doğduğunu fark etti.
Çağırdığı iki Baş İblis ilk ülkeyi yok ettiğinde İblis Subaylarına evrim geçirdiler.
Ve onların kendisine hizmet etmesine izin verdi.
Guy ile aynı zamanda doğan başka bir İblis Lordu daha vardı.
Bu Milim idi.
Dört “Ejderha” dan bir tanesi bir insan ile birlikte bir çocuk yapmıştı.
İlginç olarak, “Ejderha”’ nın gücünün çoğu bu çocuk tarafından özümsenmişti.
Bu nedenle “Ejderhalar” çocuk yapmayı yasaklamışlardı.
Gücünü kaybeden “Ejderha” insan kılığına girmiş ve Ejder Ailesinin (Familyasının) kurucusu olmuştu.
O zamandan başlayarak, doğal kutsal ruh kitleleri Ejderha Irkı olarak adlandırılmıştı.
Şu anda, dünyada varlığını devam ettirmekte olan Ejderhaların çoğu kökenlerini kolaylıkla bulabilirdi.
“Ejderha Irkı” , Yıldız Kral Ejderi Veldanava.
Bu Ejderha, kızına eşlik ederek onun evcil hayvanıymışçasına yeniden doğmuştu ve bir ülke tarafından öldürülmüştü.
Onu katleden ahmaklar gerçek öfkenin ne demek olduğunu (kısa zaman içerisinde) anlamıştı.
Öfkesinin içerisinde kaybolmuş bir şekilde Milim ülkeyi yerle bir etmişti.
Ve Gerçek bir İblis Lordu olarak uyanmıştı.
Bilinci yokken Guy ile savaşmıştı.
Bu kapışma yedi gün yedi gece devam etmiş, bereketli toprakları yaşanılmayacak hale getirmişti.
Nihayetinde bu savaş sona ermişti.
Milim bilincini geri kazanmıştı ve savaş sona ermişti.
Bilincini geri getiren Ramiris’ ten başkası değildi.
Bu aşama sırasında Ruhların Efendisi Ramiris İblis Büyülerini ve Ejderhaların güçlü ruh enerjilerini özümsemiş ve değişmeye başlamıştı.
Milim’ i durdurmayı başarabilmişti.
Ve bu üçlü bu olayı bu şekilde sonlandırmıştı.
Bu üç şahıs ilk İblis Lordları idi.
Birlikte karar verdiler, birbirlerinden farklı olacaklardı.

Birisi Nihai Gücü elde etmeye çalışacaktı.
Bir diğeri istediği gibi yaşayacaktı.
Bir başkası ise dünyayı yargılayacaktı.

Ve bu durumda bir sıkıntı yoktu.
Çünkü hedefleri farklıydı, birbirlerini tanıyabiliyorlardı.
Daha sonra, Cennetin Kapılarının Koruyucusu – Dev, Kadim Vampir ve Cennetten düşen benlik ile sayıları altıya çıkmıştı.
Onlar ikinci nesildi.
İlk nesile göre çok daha güçsüzlerdi.
Dev, bedenindeki kutsal enerji nedeniyle İblis Lordunun Filizini reddetmişti.
Ama akıl almaz bir güce sahipti ve eğlenceli bir kişiliğe sahipti.
İblis Lordlarının Dev Irkını ve Peri Irkını yok etmek için açtığı sayısız savaş nedeniyle Gerçek bir İblis Lordu olarak yeniden doğmuştu.
Ama yine de Guy’ ın ve Milim’ in sahip olduğu Nihai bir yeteneğe sahip değildi daha.
Ama Vampir ve Sürülmüş Melekte bu ihtimali sezebiliyordu.
Zaman meselesiydi ve Guy sabırlı bir şekilde bekledi.

Ve Clayman’ e gelirsek.
O ahmak Milim’ i kontrol edebileceğini düşünüyordu.
O kadar imkânsız bir şeydi ki bu insanda gülme hissi uyandırıyordu.
Ezik, bir böcek olan Clayman’ ın Guy’ ın yapmayı başaramadığı bir şeyi yapabilmesine imkân yoktu.
Nihai bir yeteneğe sahip olan şahıslar daha güçsüz olan yetenekler tarafından etkilenmiyordu.
Dünyada var olan her kural işte burada çözülüyordu.
Diğer bir deyişle, hiçbir büyü onları etkileyemezdi – ister en üstün seviye olsun.
Ve Nihai Yetenekleri aktifleştirmek için zaman gerekmediğinden sadece istemeleri (düşünmeleri) yetiyordu.
Belli başlı devamlı yapılan saldırıların bir etkisi oluyordu.
Ruhani Saldırılar, ancak, tamamen anlamsızdı.
Buna benzer bir saldırıdan etkilenecek bir ruh asla Nihai bir Yeteneğe sahip olamazdı.
Yani, Nihai Yeteneğe karşı koymak için başka bir Nihai Yeteneğe ihtiyaç vardı.
Bu nedenle, Clayman Milim’ e hiçbir şey yapamazdı.
Yani şu anda Clayman Milim’ in istediği gibi hareket ediyordu.
Ahmak.
Bu şekilde, bir gülümseme ile Guy perdelerin kapanmasını bekliyordu.
Ne kadar da eğlenceli bir Şölen olmuştu bu sefer ki – diye düşündü.

* * *

(Rimuru’ nun Bakuş Açısı)

Clayman gururlu bir şekilde açıklamasına başladı.
İnsan muhbirlere göre ben İblis Lordu Karion’ u öldürmüşüm de benim açımdan olay; Karion da neyin nesi yahu?! – idi
Grucius için bir baba figürü gibi bir şey olduğunu anlıyorum ama onunla hiç tanışmadım-karşılaşmadım.
Ah bu arada Clayman’ ın açıklaması devam ediyor da ediyor, (sonsuzluk ve ötesine doğru).
Uyumama gerek olmasa da kendimi uykulu hissediyorum. Acaba bu bir ruhani saldırı olabilir mi?
Başka bir deyişle… bu durum can sıkıcı.
Az bir şey rahat bırak be.

[Umm… Bir şey sorabilir miyim?]

Diye sorduğumda rahatsız olmuşçasına baktı ve

[Ne?]

Dedi.

[Yani… İblis Lordları bunun gibi gereksiz muhabbetleri seviyor mu?
Demek istediğim… biz daha çok… Gücü olan hükmeder düşünce yapısına sahip ve ya yumruklarımızla konuşalım cinsinden değil miyiz (bizim olayımız bu değil mi)?]

Dedim, kışkırtacak şekilde.
Dediklerime karşılık gümüş saçlı kız gülmeye başladı.
Şimdiye kadar öfke ile bakıyordu bana, acaba bunu biraz azaltmayı başarabildim mi?
Ah, bu arada güldüğünde çok şirin gözüküyordu.

[Clayman, onun dediği gibi.
Konuşman can sıkıcı, sadede gel.]

Dedi kız Clayman’ e.
Kızın dediklerini duyunca Clayman kıpkırmızı oldu.
(Hissettiklerini hemen yüzünde gösterecek kadar) basit birisi mi? Ya da o kadar da ezik birisi mi?
Eğer rol yapıyorsa o zaman kesinlikle baya iyi yapıyor.

[Ku… Beni küçümseme, seni ezik Slime!]

[Eh? Slime olmamla ilgili yanlış bir şey mi var?
Biliyorsundur, buraya senin salakça konuşmanı dinlemeye gelmedim.
Ah ve Milim’ e vurarak neyi ispatlamaya çalışıyorsun (ne elde etmeye çalışıyorsun)?
Konferansın başından beri tutuyorum kendimi ama artık sadede gelmenin zamanı değil mi?
Sadece demek istediğini söyle; sonuçta onlar senin son kelimelerin olacak.]

Yüzü dediklerimi duyduğunda buruştu.
Öfkedense, etrafında meşum (kötü) bir aura (ruh enerjisi) nın gezindiğini hissettim.
Bir İblis Lordundan da beklenildiği gibi, caydırıcı. Az bir şey.
Ve o anda, bir kukla gibi olan Milim’ i, bir saniyeliğine, sanki elimi sıkmak istermişçesine gördüm.
Yok be büyük olasılıkla bunu hayal ettim.
Cidden, ne kadar da acınası. Seni yakında serbest bırakacağım Milim.
Bunu yemin ettim.

[Ku, bunu duydunuz mu?
Bu, canlılar arasındaki en ezik varlık İblis Lordunun Filizi’ ni şansına elde etti ve bir İblis Lordu olduktan sonra ki şu kibirli davranışlarına da bir bakın.
Ayrıca, insanlar ile bir savaş da başlattılar!
Durumu şu anki haline bırakabileceğimizi sanmıyorum. Onu yok etmeyi öneriyorum, düşünceleriniz nelerdir?]

Ellerini gösterişli bir şekilde salladı, İblis Lordlarının cevaplarını tartmaya çalışırken.
Ama

[Hey, Walpurgis Şöleni sırasında birisinin ruhunu kontrol etmeye izin var mı?]

Dedim masayı havaya tekmelerken.
Devasa masa havaya uçtu ve Clayman’ ın arkasına düştü.
Salonun ortasında bir boşluk yarattı.

[Olası, burada düşmanını üzerinde tek bir kelime ile bile üstünlük kurmaya izin var, bu adil.]

Kırmızı saçlı İblis – aralarında en tehlikeli olarak gözüken – cevap verdi.
Memnundu, hafifçe güldü.
Shion’ a baktım o da anında Clayman’ e bir seri saldırıda bulundu.
Yumruklarını aura’ sı ile çevreleyerek bir saniyede otuz kez vurmayı başardı.
Ve tamamen ferah bir yüz ifadesi ile,

[Yeterli mi?]

Diye sordu.

Cidden, birisine vurmadan önce sorman gerekmez mi yahu?
Ayrıca, sana sadece bir saniyeliğine baktım!
Evet, Clayman’ i susturmanı istedim de…
Ama onu hemen sonra pataklayacağını düşünmemiştim.
Yani olan oldu.
Ayrıca, Bilegelik Lordu Raphael Clayman’ ın konuşması sırasında bir gariplik sezdi.
Kesin bir şeyler planlıyordu ama bu planı suya düştü.
Bu yüzden biraz önce Clayman’ ı susturmamız tamamen nefsi müdafa.
Hani eğer bana kızıp da savaşmak isterse diğer İblis Lordları yapacak bir şey yok.

[S-s-seni… şerefsiz!!!]

Clayman tarafından serbest bırakılan meşum aura hızlıca yaralarını iyileştirdi.
Bu yeteneği Ork Lordu’ nunkinden de üstündü.
Yani, bu kadarı bir İblis Lordundan beklenilir.

[Affedilemez… [Kukla Ustası]!]

Diye haykırdı Clayman, pelerinin içerisinden beş adet kukla çıkardı.
Her bir kukla bir İblise dönüştü ve Shion’ a saldırdı.
Her biri Üst Sınıf İblisti.
Büyük olasılıkla bu yetenek ruhlarını çaldığı İblisleri kukla haline getirmesini sağlıyor.
Bilgelik Kralı Raphael bu yeteneği bir bakışta analiz etmeyi başardı ve açıklamada bulundu.
Ama, işin doğrusu… öyle olsa da bu bir şeyi değiştirmez ki? Yüzüne bunu söylemek istedim.
Beklenildiği gibi Herkül Kuvveti ve sevgili kılıcı ile İblisleri kesti geçti.

[Hahaha, az bir şey yetenekliymişsin! Ama bunun bir faydası olmayacak.
Kuklalar anında iyileşebilir ve saldırmaya devam edecekler!]

Diye seslendi Clayman büyüsünü hazırlarken.
Shion dediklerine karşılık sadece omuz silkti.
Ve kuklalar hiç ama hiç hareket etmedi.

[İ-imkânsız… Neden yeniden doğmuyorlar?]

Clayman büyüsünü paniği yüzünden yarıda kesti.
Shion’ un Odachi’ si (kılıcı) bir ruh emici (ruh yiyici).
Gereksiz şeylerdense bunu ona gerçekten söylemek istiyorum; büyüsünü yapmaya devam etmeliydi.

[Ayyyneeen. Açıklaması biraz uğraştırıcı olduğundan şunu söyleyeyim,
Shion’ un Odachi’ si bir ruh emici.
O kuklalar da tabi ki ruhlarına gerçekleştirilecek saldırılara karşı korunmuyorlar.
Yani kaliteleri baya düşük olduğundan tek bir vuruş ile etkisiz kılındılar.]

Diye açıkladım sanki bu dünyadaki en normal şeymiş gibi.
Demek istediğim, sonuçta şu anda onun mezarını kazdığımdan bilmek isteyeceği her şey ona söyleyeceğim.
Bunu saklamaya da gerek yok.

[Ruha saldırıda bulunabilen bir kılıç mı?]

[O kadar da ender bir şey değil, öyle değil mi? İnsanlarda da var bunlardan sonuçta?]

[A-absürt! Bu efsanevi bir kılıç öyle değil mi?]

[Hmph. O kadarını bilemem sonuçta bunu biz ürettik.]

Shion’ un Odachi’ sini Hinata’ nın kılcını bir temel alarak geliştirdim de o gereksiz yedi kere vur meselesini kaldırdım – artık tek seferde yok edebiliyor.
Sonuç olarak, kesin ölüm saçan bir silah olmasa da, hem ruhani hem de fiziksel hasar verebiliyor.
Yani gardını alman gerekir yoksa ruhunu emip gidecektir.
Ve eğer kendini fiziksel saldırılara karşı da korumazsan bir kan torbası olup çıkarsın.

[Ha, yani bu “Herkül’ ün Kılıcı” Geliştirilmiş versiyonu ha!]

Kullanan sensin, bilmiyor muydun?…
Buraya kadar gelirken açıklamamış mıydım? Ah, aman her neyse… Sonuçta Shion (yapacak bir şey yok).
O anda Clayman ayağa kalktı.
Ümitsizce büyüsünü tamamladı ve saldırıya geçti.

[O arsız kadın savaşçıyı da koleksiyonuma ekleyeceğim.
Parçala ve yut, İblis Kukla!!!]

O meşum parıltı bana değil Shion’ a saldırdı.
Ve bunu görünce,

[Kukukukuku. Sevin (üzerinde bunun gibi yüksek seviye bir büyü kullandım), bu bir İblis Lordunu da kontrol edebilecek bir büyü!
Senin gibi birisinin sadece bir İblise dönüşmesi yazık ama her neyse,
Eminim ki şu ezik Slime’ a itaat etmekten sıkılmışsındır?
Sonuçta, ezik bir Ork Lordunu öldürmede o kadar zorluk çeken biri için, hizmetkârının elleri ile ölmek yakışan bir son olacaktır!
Efendinden kurtulduktan sonra seni de piyonum yapacağım.]

Diye haykırdı.
Amaçsız. Bir saniyeliğine [Aman Tanrım! Ne yapacağım!] demek istedim sırf onun oyununa eşlik etmek için ama bu fazla sinir bozucu.
Clayman… fazla güçsüz.
Hinata’ nın anında alt edebileceği tarzda bir şahıs.
Yok, güçsüzdense, belki de Benimaru, Souei ve diğer Bölüm Başlarını hep gördüğümden güçlü şahıslara alıştım.
Sadece büyü enerjisine bakılırsa Shion dan daha güçsüz.
Ayrıca… Shion’ un [Mükemmel Hafıza] denen bir yeteneği var ve ölse bile hafızası silinmiyor.
Diğer bir deyişle, sadece bir ruh olarak da varlığını sürdürebilir.
Yani, Ruhani Saldırılar tamamen etkisiz. Dahası, ruhani saldırı hasarının çoğunluğu yok sayılıyor.
Yani,

[Yo, bu da neyin nesi (bu nasıl bir saldırı)? Acı falan, hiçbir şey hissetmiyorum.
Beni daha ne kadar bekletmeyi düşünüyorsun?]

Karanlık içerisinden Shion’ un kısmen sinirli sesini duyabiliyordum.
(Bilgelik Lordu) Raphael saldırıyı analiz etti ve Shion’ un etkilenmeyeceğini öngördü; görünüşe göre doğru öngörmüş.
Yani saldırısını öyle yüce bir saldırıymış gibi sunsa da sonucu bu.

[B-bu olamaz!!!
İblis Lordu Milim’ i bile kontrolümün altına sokan bir yetenek senin gibi birisini etkilememiş olamaz!!!]

Shion kılıcını sallayarak aura’ yı dağıttı.
Bunu görünce Clayman paniklemeye başladı. Kapışmanın sonucu belli olmuştu.

[Bu şahsın yakıp yıkmaya devam etmesine izin mi vereceksiniz ey İblis Lordları?!
İblis Lordlarını küçümsüyorlar (göremiyor musunuz)? Onları hemen cezalandırmalıyız!]
Zavallı Karion’ a ne olduğunu hatırlayın (kanı yerde kalmamalı)!]

Gözleri kan çanağı gibiydi, diğer İblis Lordlarından yardım istedi.
Savaş moduna geçtiğimde odayı dışarıdan ayıran bir bariyer kuruldu.
Yani, bu kadarını masayı tekmelediğimde beklemiştim.
Ama ne kadar da can sıkıcı birisi.
Kazanamayacağını anladığında koşa koşa diğerlerinden yardım istemeye gidiyor.
Dagrule ve Dino sanki bir şey söylemek istercesine ağızlarını açtılar.
Büyük olasılıkla beni savunmaya geliyorlardı. Daha önce onlarla konuşmuş olamam iyi oldu.
Ama tam o anda,

[Hey, hey. Öldüğümü de kim söyledi ha?
Ve bu Rimuru denen canavarlar da ilk defa karşılaşıyorum?]

Pes ve zarif bir ses yankılandı.
Clayman ile birlikte gelmiş olan Kanatlı Kadının hizmetkârlarından birisinden çıktı bu ses.
Havalı bir maske takıyordu bu yüzden yüzünü göremedim…
Ama maskesini çıkardığı anda şiddetli bir aura serbest bırakıldı.

Haa!!!

Ve giysilerini de değiştirerek önümüzde (Hayvan) İblis Lordu Karion vardı.
Benim “Anti-İblis Maskem” gibi aura’ sını engelliyordu maskesi.
Eğer dikkat etmiş olsaydım bunu daha önceden fark edebilirdim ama Karion ile daha önce tanışmadığımdan bilemezdim.
Um, yani… bu da ne demek?

[İ-imkânsız! Sen neden yaşıyorsun!!!

Eğer… Bana ihanet ettin ha Frey!!!]

Gözleri halen daha kan çanağı gibiydi ve Kanatlı Kadını suçladı.
Görünüşe göre ona ihanet etmektense… (hiç onun tarafında değilmiş demek daha doğru olurdu)

[Ara? Ben ne zamandan senin dostunum (müttefikinim) ki?]

Diye ilgisiz bir şekilde cevap verdi.
Kadınlar korkutucu varlıklar.

[B-b-benimle alay etme! Seni kaltak!!!
Her neyse. Anladım. Hiç birinizi affetmeyeceğim!]

Clayman hızlı bir şekilde sakinliğini geri kazandı.
Daha kullanmadığı bir kozu mu var?
Yüzünde bir gülümseme ile Clayman haykırdı

[Milim, buradaki herkesi katlet!!!]

Sanki odadaki hava sabitleşti ve herkesin ifadesi dondu.
Çoğunluk, benim gibi, kendisini sakinleştirme aşamasındaydı.
Ve hepimiz Milim’ e baktık.
Kozu olan Milim’ e.
Ve herhalde…
Yani, bu büyük olasılıkla iyi bir durum değildi. Clayman ez fazla bir böcek sayılabilir ama Milim tehlikeli.
Şimdi bile ona karşı kazanmak için çok bir şansım yok. Yine de onu kurtarmak istiyorum.
Hayır, onu kurtaracağım!
Onu serbest…
Tam bunu düşündüğüm anda,

[Neden böyle bir şey yapayım ki? Rimuru benim arkadaşım, bunu bilmiyor musun?]

Milim sanki hiçbir şey olmamış gibi cevap verdi.
Ummm, eh? Ney?
Kafası karışmış olan sadece ben değildim.
İblis Lordlarının hepsinin yüzü “Eh? Ama biraz önce Clayman’ ın kendisine vurmasına izin verdi!” gibi bir ifade vardı.
Bu da ne demek?
Kafa karışıklığımızı hiç sallamadan,

[Hey, Frey! Benim için o şeyi yaptın mı?]

[Evet, evet, bu, öyle değil mi?
Ama cidden… insanlarla el sıkışmaya falan çalışman, bir ahmak gibi sırıtman…
Hiç rol yapamıyorsun. Yani, sana vurmasına izin vermeni övemem gerekir herhalde.]

[Çok doğal. Rimuru’ nun benim için sinirlendiğini görmek beni çok mutlu etti.
Ve Clayman’ ın iradesini biraz daha kırsaydık her şey zaten ortaya çıkacaktı!]

İkili arasında konuşurken, Frey çantasından bir şey çıkardı ve Milim’ e verdi.
Ona hediye ettiğim Ejder Muştaları idi bunlar.
Mutlu bir şekilde aldı muştaları ve hemen ellerine taktı ve yüzünde kocaman bir gülümseme kendisini belli etti.

[Biraz daha sinirlenmek istiyordum ama bu da iyi. Umarım son sözlerini etmişsindir, Clayman!]

Dedi, ona bir bakış atarak.
Yani, bir diğer deyişle… bize oyun mu oynadılar?
Diğer İblis Lordları da ne olduğunu anlamaya başladı.
Düşündüğüm gibi, diye içimden geçirdim.
Yani bundan başka bir şekilde olmazdı zaten – diye içinden gelen bir ses duyduğumu zannettim.
Ama

[B-bir saniye Milim, S-sen onun kontrolü altında değil miydin?
Yani bana istediğin için mi işkence yaptın?
Ve ı Kutsal Dağı da istediğin için mi yok ettin?]

İblis Lordu Karion sordu, kafasını kalabalığın içerisinden çıkararak.

[Hmm? Küçük detaylara takılma!
Hadi Clayman köşeye sıkıştırıldı. Neler biliyorsa dökmesini sağlayalım!]

[Ne küçük detayı! Eğer bunu yanlış bir şekilde yapmış olsaydın hepimiz ölebilirdik!
Aman her neyse, nasıl olsa dinlemiyorsun ~]

Nedense ona acıdım.
Ağlayan bir Karion’ u görmek omzuna bir el atma isteği uyandırdı içimde.
Herkes sessiz, büyük olasılıkla derin düşüncelere bürünmüşlerdi.
Yani, Grucius mutlu, bu yüzden hayatta olmasına memnunum.
Bu arada…
Milim Clayman’ ın planlarını alt üst etmek için bir kukla rolü yapmış.
Neden yaptı ki bunu? Diye düşündüm bir saniye ama buradaki önceliğin Clayman olduğuna karar verdim.
Bu sorunu bu işi hallettikten sonra düşünebiliriz (çözebiliriz).

Olaylar son düzlüğüne yaklaşıyordu.
Sadece son birkaç şey kalmıştı.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

080. Şölenden Önceki Hadise

080. Şölenden Önceki Hadise

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

İblis Lordlarının Şöleni Walpurgis,
Şölene katılan şahıslar şu anki dokuz İblis Lordu idi.
Ve Şölene katılan en önemli kişi ise İblis Lordlarının arasına yeni katılmış birisi idi.
Katılanlar aşağıdaki gibi idi;

İblis Irkı… “Karanlığın İmparatoru” (Karanlığın Lordu) Guy Crimson.
Peri Irkı… “Labirentin Perisi” Ramiris.
Dragonoid (Yarı – Ejder) Irkı “Yıkımın Despotu” Milim Nava.
Dev Irkı… “Kıtanın Gazabı” (Deprem) Dagruel.
Vampir… “Şer Gecenin Kraliçesi” (Karabasanların Kraliçesi) Ruminas Valentine.
Sürülmüş Melek… “Uyuyan Hükümdar” Dino.
Kanatlı Irk (Harpy)… “Gökyüzünün Kraliçesi) Frey.
Yaşayan Ölü Irkı… “Kukla Ustası” Clayman.
Eski İnsan… “Sarışın İblis” Leon Cromwell.

Masanın etrafındaki oturma şekilleri İblis Lordu olma sırasına göreydi.
Boş olan bir koltuk vardı ve en düşük makamda geçici bir koltuk vardı.
Hizmetkârlar (Maid’ ler) tarafından yol gösterilerek her İblis Lordu kendi koltuğuna oturdu.
Sessiz salonda, adeta dışarıdaki dünyadan ayrılmış salonun tam ortasında üç kişi vardı. Çoktan kendi koltuklarına oturmuş diğer İblis Lordlarını bekliyorlardı. Bu iç kişi Guy, Leon ve Ruminas idi.
Sonra, sessizliği delip geçen gürültülü birkaç kişi daha odayı işgal etti.

[Yahoo~, İyisinizdir umarım?]

Bir peri bunları söylerken koltuğuna doğru hızlıca uçtu. Bu Ramiris idi.

[Görüşmeyeli uzun zaman oldu!]

Bir Dev herkesi selamladı ve koltuğuna oturdu. Bu Dagruel idi.

[Yo, Her zamanki gibi hepiniz çok kasvetlisiniz.]

Koltuğunun yanındaki gümüş saçlı kıza takılan ve seslenen Dino idi.
Doğal olarak bir cevap alamadı, sadece memnuniyetsiz bir bakıştı cevabı.

Üç İblis Lordunu izleyen kimse ise aralarına yeni katılan idi. Şölenin ana karakteri salona varmıştı.
İlk üçü çoktan koltuklarındaydı, Rimuru kapıdan girerken dikkatlice onu incelediler.
Aralarından birisin ilgisini çekmeyi başarmıştı, bir başkası hiç oralı olmadı ve bir diğeri ise gözlerinde nefret ile bakıyordu.
Ancak, bakmakta oldukları Rimuru kimseye selam vermedi ve bu yüzden geçici koltuğuna doğru yönlendirildi.
Bununla birlikte daha varmayı başaramamış üç İblis Lordu kalmıştı:
İblis Lordları herkesin gelmesini beklerken salonda ezici bir hava vardı. Hizmetkârları arkalarında bekliyordu.
Nedendir bilinmez, Dino ve Dagruel’ in arkasındaki üç kişi sanki pataklanmış gibi görünüyorlardı ama hiç kimse bu konu hakkında bir kelime bile etmedi.
Bir şey söylemek ister gibiydiler ama tamamen yok sayılmışlardı.

Tam şölenin başlama saatine ramak kala üç İblis Lordu aynı anda içeri girdi.
Bu Şöleni düzenleyen Clayman idi ve yanındaki iki İblis Lordunu da sayarsak bütün üyeler şu anda salondaydı.
Tam o anda, Walpurgis Şöleninin açılış konuşmasını bekleyen İblis Lordlarının önünde, şaşırtıcı bir olay yaşandı.
Clayman yumruğunu kaldırdı… ve Milim’ e vurdu!

[Hızlı yürü, seni geri zekâlı!]

Milim’ e bunun gibi kaba kelimeler kullanmak idam cezası idi.
Bu kazayı görenler diyecek bir kelime bulamıyorlardı.
“Despot” olarak adlandırılmış Milim’ e bunu yapmak…
Bu bütün mantıksal duyuları bir kenara ittiriyordu. Yazık, bu ahmağın zamanı gelmişti.
Ama yine de…
Milim’ e karşı bunun gibi bir harekette bulunsa bile Clayman hiç ama hiç özür dileyecek gibi gözükmüyordu.
Milim karşı koymuyordu ve bir kelime bile etmeden koltuğuna oturdu.
Bu durum çok garip olarak düşünülebilirdi; bunu izleyen diğer İblis Lordları gördüklerine inanamadı.

Bu şekilde, yakın gelecekte yaşanacak bütün şer olayları sanki önceden anlatırcasına Walpurgis Şöleni başladı.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

Dino koltuğunda otururken biraz önce tanıştığı canavar hakkında düşünüyordu.
Gerçekten ilginç bir canavardı. Aynı zamanda Dino bu canavardan kendi gücünün eşiti olabilecek bir güç de sezmişti.
Clayman gibi ezik değildi; Gerçek İblis Lordunun Azmine sahipti.
Ne kadar da… İlginç.
Kendisi Özel Yetenek [Tembellik]’ e sahipti ve neredeyse Dagruel’ i ayartmak (demoralize etmek) üzereydi.
Gerçekten kontrol edilemez bir şahıstı; ezici güce sahipti bu yüzden Dino onunla ciddi bir şekilde savaşmaktan kaçınıyordu.
Yeteneğinin isminin de açıkladığı gibi yeteneğinin varoluş amacı demoralize etmekti…
Ondan sonra tahta çıkacak oğlundan sonra bu işlem tamamlanacaktı.
Oğulları İblis Lordu olabilme niteliğine sahipti. Yeterince tecrübe edindikten sonra birer İblis Lordu olacaklardı.
Sonra Dagruel emekli olacaktı ve her şey Dino’ nun daha önce planladığı gibi olacaktı.
Özel Yetenek [Tembellik]’ in gücü demoralize edilen şahsı hem yeteneğe sahip kimsenin hizmetkarı yapmaktı hem de demoralize edilen şahısın gücünü çalmaktı.
Güçlü ama uysal bir piyon ile daha fazla büyü gücü elde etmeyi planlıyordu.
Yani, Dino için bu sadece can sıkıntısını geçireceği bir oyundu… ama yine de bu harikulade oyun neredeyse 300 yıldır oynanıyordu.
Ve yine de…
Veldora’ nın söyledikleri kendi hedefinden daha üstün bir hedefin var olduğunu fark etmesini sağladı.
Kendisini geliştirme dürtüsü içinde filiz vermeye başladı ama düşmanı kendi gücü ile yetişebileceği birisi değildi.
Bu düşünce onu gerçekten üzüyordu…
Ama yine de bu durumun eğlenceli olduğunu düşündü.
Bu duygunun Özel Yeteneği [Tembellik] üzerinde bir etki yarattığını kendisi bile fark etmedi.
Sadece küçücük bir etkiydi.
Bir yeteneğin mükemmelliğe ulaşabilmesi için çok uzun bir zaman ve devasa enerji gerekiyordu ama bu küçücük etki bir değişimi başlattı.

Kısa bir zaman geçtikten sonra Clayman içeri girdi.
Dino’ nun ilgisini çeken birisi değildi ama o sırada Dino şaşırtıcı bir sahneye tanıklık etti,
Clayman’ ın Milim’ e vuruş anına.
Bu inanılmaz kesiti göre Dino’ nun gözleri tamamen açıldı.
Açıkça Dino’ dan üstün bir makamda yer alan Milim, Clayman gibi bir ezik tarafından darbe almıştı.
En yaşlı İblis Lordu olarak da tanımlanan Milim anormal bir yeteneğe ve neredeyse sonsuz büyü gücüne sahipti.
Onun eşiti olarak sayılabilecek tek bir kişi vardı, o da Guy idi.
Bu kadar aşırı anormal bir varlık olan Milim… ezik Clayman tarafından hor görülüyordu!
Dino artık içinde var olmadığını düşündüğü bir duyguyu tecrübe ediyordu, kalbinin en derin köşelerinden gelen bu duygu… öfke idi ve ya belki de hayal kırıklığıydı.
Bu şekilde bu duygular [tembellik]’ i daha da geliştirecek birer besin oldu.
Ve bu evrim, çok zaman geçmeden, hızlandı ve iradesinin kuvvetlenmesini sağladı.
Bu şekilde yeni bir güç Dino tarafından elde edildi.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

(Rimuru’ nun Bakış Açısı)

Toplantının gerçekleştirileceği yere doğru ilerlerken hem bir çocuk hem de güçsüz biriymiş gibi göründüğümden benimle kavga etmeye çalışan kimseler vardı.

[Burasının sadece güçlülere ait bir yer olduğunu bilmiyor musun? Senin gibi bir ezik eve dönmeli!]

Devamlı bir şekilde tehditler savurdular; bu bana eski tarz bir gangsteri anımsattı.
Saçlarını sarıya boyasalar, oraya buraya birkaç tane de piercing…
Klişe bir şekilde üç kişi olarak da geldiler.
Bu şerefsizler güçsüz gözüken birine çullanarak kendi güçlerini göstermek istiyorlardı.
Dış görünüşleri ile bile güçsüz değillerdi.
Enerjileri fazlaydı belki Shion ve Benimaru dan bile fazlaydı.
Ama
Shion gözleri ile bana sordu, küçük bir kafa sallama ile cevap verdim.
O anda bu üçlü gülünecek kadar acınası bir hale geldiler.
Baya kötü pataklandılar; üçlünün bedenleri mavilikler ve siyahlıklar kaplamıştı.
Shion el üstünde tuttuğu Odachi’ sini bile kullanmadan akıl almaz saf gücü ile üçlünü üstesinden geldi.
Düşman eşit enerjiye sahip olsa bile tek taraflı bir kavgaydı.

[Özür dilerim, bu kadarı yeterli mi?] (Shion)

Özür dilemiş olsa bile, bu “yeterlinin” ötesinde bir şeydi.
Ama stresimizi atmamıza izin vermiş olmaları iyiydi.
Belki bu üçlü Dagruel’ in çocuklarıydı?
Bizi gördüklerinde yaklaştılar, belki de bizi uyarmak içindi bu.
Hareketlerinin arkasındaki düşüncelerini bilmiyorum ama kapıdan geçtikten sonra birden fazla yol vardı ve kaybolduk.
Sonra da bu üçlü ile karşılaştık.
Transfer Kapısından Yer Altına geçtiğimizden bunun gibi hoşa gitmeyen bir şey yaşadık.

[Bu tecrübenizden öğrenin, her şeyi dış görüntüsüne bakarak değerlendirmeyin!] (Rimuru)

Onlara birkaç bir şey öğrettikten ilerlemeye devam ettik.
Ortamın gazına gelip biraz ders vermiş olabilirim ama karşılaştıkları kimselerin biz olmasına sevindim, eğer başka bir İblis Lordu olsaydı baya kötü bir şey başlarına gelebilirdi.
Kendi büyü enerjilerinde bir düşmanın üstesinden gelebilseler bile kendilerinden kat be kat ezici bir güce sahip bir düşmanın farkına varamadılar ve düşünmeden hareket ettiler.
Shion’ un Herkül Kuvveti de var ve bunun da farkına varamadılar.
Üçlü ezik bir düşman gibi yenilmiş olsa bile her biri yarı İblis Lordu seviyesinde sayılabilir.
Eh? Yani bu Shion’ u Yarı İblis Lordu Sınıfına mı koyuyor?
Bu, yani…
Sakinleş.
Ama, cidden mi, o Shion mu!? O ahmağın Yarı İblis Lordu sınıfında olmasına imkân yok.
Kendimi buna inandırdım ve ilerlemeye devam ettim.
Arkadan sanki [Size Sensei, hayır Shisho (Usta) dememe izin verin!] gibi bir şeyler duydum ama bunu hiç duymamış gibi yapacağım.

Önümüzde devasa bir kapı kendisin belli etti.
Kapının ardında toplantının gerçekleşeceği salon vardı.
İçeriye girdiğimde koltuğuma doğru yönlendirildim.
Oturdum ve çevremi incelemeye başladım, Dino ve Dagruel kendi koltuklarında oturuyordu.
Pataklanmış üçlüyü arkalarında gördüm. Düşündüğüm gibi Dagruel’ in oğullarıydı.
Herkes onları yok sayıyordu.
Daha önce de düşündüğüm gibi, bu normal bir şey olamazdı, sonuçta burada yüz üst sınıf İblis kolaylıkla katledilebilirdi. Kimse bu durumdan mutsuz değil gibiydi.
Şu an sadece diğer İblis Lordlarını inceleyebilirim.
En uzakta büyüleyici kırmızı saça sahip bir adam vardı. Eğer bir kadın olsaydı kesinlikle müthiş bir güzelliğe sahip olurdu.
Tek bir bakışta anladım, bu şahıs tehlikeliydi.
Onu analiz etmeye çalıştığımda sadece önemsiz bilgiler elde ettim.
Diablo gibi düzensiz bir enerji miktarına sahip.
Diğer bir deyişle enerji seviyesi fazlaydı ama elde edindiğim bilgi onun daha bir çömez olduğunu ve bu enerjisini tamamen kontrol edemediğini gösteriyor.
Ancak gözlerimi kandıramaz.
Ya da belki de [Bilgelik Lordu Raphael]’ in analiz gücünü kandırmış olabilir. Edindiğim bilgi büyük olasılıkla sahteydi.
Bunun nedeni düşmanın yanlış bilgiye sahip olmasını sağlamak ve esas gücünü anlayamamasını sağlamaktı. Bu daha savaş başlamadan düşmanın kendisini hafife almasını sağlayarak kazanmasını sağlıyordu.
Anladığım kadarıyla, bir çeşit gizleme gücüydü bu. İblis enerjisini bastırarak düşmanın gerçek gücünü görmemesini sağlıyordu.
Ama bu şahısın fikri düşmanın analiz yeteneğini kullanmaktı.
Bunun gibi bir şeyden korkacak birisi düşmanı olarak görülmeyecekti tabi ki bu bilgiyi edinemeyecek birisi bu hesaplamanın tamamen dışında kalacaktı. Ama sıkıntı kendi gücünü o kadar bastırsa ve gizlese de yine de Diablo’ nun seviyesindeydi.
Gerçek gücü hafife alınamaz.
Bu kimse kesinlikle akıl almaz birisi idi.
Şüphesiz, içimden bu şahısın İblis Lordu Guy olduğunu hissettim.

Ve solunda Ramiris vardı.
Başköşeye oturmuştu, acaba ondan önce İblis Lordu olduğundan mıydı?
Baya mutlu gözüküyordu bir çocuk gibi bacaklarını ileri geri sallıyordu. Onu kendi haline bırakmak daha iyi olacaktır.

Onun yanında ise boş bir koltuk vardı.
O koltuğun yanında Dagruel oturuyordu.
Bu devasa (Ossan / Yaşlı Adam) inanılmaz derecede yüksek enerjiye sahip. Görünüşe göre Diablo’ nun üç katı enerjiye sahip.
Ancak önemli olan nicelik değil nitelik.
Bu enerjiyi en tasarruflu bir şekilde nasıl kullanabiliriz, işte olay bu. Aynı sınıfta olsak bile kendi yeteneklerimiz üzerindeki ustalığımız aramızdaki bütün farkı yaratabilir.
Bir süre önce, eğer öfkemi kontrol edemeseydim dost ve düşmanı algılayamayabilirdim.
Hayır, kolayca kontrol edebilsem bile hala endişeliyim.
Şimdiye kadarki yol pürüzsüzdü diye mıcırlardan korkmayacak değilim.
Yani, gardımı düşürmemeliyim.

Tam karşımda, Ramiris’ in yan komşusunun yanında, gümüş saçlı güzel bir kız yerini aldı.
Cildi bakanda saydam hissi uyandırıyordu, farklı renkteki gözleri derin bir kızıl ve açık bir mavi renk yayıyordu.
Her bakımdan güzelliğin tanımıydı.
Arkasında uşağı gibi birisi vardı; baya görgülüydü.
Düşündüklerimle aynı şeyi düşünüyor olabilir, o da İblis Enerjisini saklıyordu, bu nedenle gerçek gücü anlaşılmıyordu.
Bu nedenle onun hizmetkâr olmasına şaşırdım.
Güzel kıza gelirsek devasa derecede İblis enerjisi yayıyordu.
Ama kızın enerji seviyesi hem nitelik olarak hem de nicelik olarak devamlı artıp iniyordu yani analiz etmeye çalışmanın ir anlamı yoktu.
Yani bu İblis Lordu sınıfı ha?
Bana doğru attığı bakışlar korkutucuydu. Belki de bakışları bana değil de arkamdaki Veldora’ ya idi.
Bu kız kesinlikle şüphesiz bir vampirdi, Krallığı küllere dönüştürülmüş bir İblis Lorduydu.
Kızdırmak istemeyeceğiniz bir düşmandı!
Düşündükçe başıma ağrılar giriyor – durumlarından birisiydi bu.
Bazılar güzel bir kızın öfkesini tadarak ölmenin bir lütuf olduğunu söyler ama beklenildiği gibi bunda herhangi bir lütuf göremiyorum.
Sadece başkasının hatası nedeniyle böyle bir son yaşamamayı umuyorum.

Ve onunla arkadaşçasına konuşmaya çalışan Dino idi.
Beklenildiği gibi hiç ama hiç durumun farkında değildi.
Bu adam korkusuzdu.
Ama bu davranışını destekleyecek güce de sahipti.
Büyük miktarda enerji yayıyordu ama büyük olsılıkla çoğunu bastırıyordu.
Dino da değişik yöntemler kullanarak gerçek gücünü saklıyordu.
Eğer analiz etmeye çalışırsam kesinlikle fark edecektir. Ne kadar da kurnaz birisi.

Ve canımı en çok sıkan şahıs, yanımda oturmakta olan en düşük makama sahip Leon’ du.
Bir bakışta erkek güzeli olduğu anlaşılıyordu, tanrılar tarafından bahşedilmiş bir çehreye sahipti.
Eğer eski ben olsaydım çoktan “Umarım Patlarsın!” gibi şeyler düşünürdüm, herhalde.
Eskiden insan olmasına rağmen aura’ sı etkileyiciydi.
İblis Lordunun Azmi ile baştan aşağı kaplanmıştı.
Hatta gerçek gücü analiz edilemiyordu.
Bu ilginç. Bilgelik Lordu Raphael’ in analiz yeteneği zayıf noktası olabilir.
Yani, eşit güçte olan bir yeteneğe karşı demek istiyorum.
Bunun da, şüphesiz, Nihai yeteneği vardı.
Ve o anda farkına vardım.
Guy bilerek yanlış bilgi veriyordu. Bu Nihai yeteneklere karşı bir yöntem miydi?
Eğer durum bu ise Guy’ ın da Nihai Yeteneğe sahip olması çok olsıdır.
İblis Lordu olsa bile Nihai yeteneğe sahip olmayabilir.
Nihai Yeteneğe sahip olmak o insanın şansına, tesadüfler zincirine ve kişiliğine bağlı bir şey.
Ama Nihai Yeteneklerin gücü yetenekten yeteneğe değişiyor.
Bu nedenle şu andan itibaren dikkatli olmalıyım.
Nihai Yeteneğe sahip olduğumu Guy çoktan fark etmiş olmalı.
Düşmanım hakkında kesin bir bilgiye sahip değilken, kendi bilgilerim çoktan sızdırıldı.
Kötü bir gafta bulundum.
Çoktan gerçekleşti bu nedenle yapabileceğim bir şey yok. Hangi yeteneğimin açığa çıktığı hakkında endişelenmeye lüzum yok.
Gelecekte bunun gibi şeylere karşı koyabilmem şart, yani bu tecrübeye minnettar olmalıyım.
Eğer bundan sonra hala hayatta olursam tabi.
Şimdi, Nihai Yetenek olayını anladım.
Leon beni umursamıyor gibi.
Ancak sana söyleyeceğim bir şey var.

[Leon, Shizu-san vefat etti.
Bana sana bir yumruk borcu olduğunu söyledi, bedava, sadece senin için; bu yüzden sana vurmama izin ver.]

Leon’ a seslendim ve direk bunu söyledim.
Dediklerime karşı Leon gözlerini açtı.
Ve

[Reddediyorum.
… Ama eğer bu bir kavgaya teklif ise gelip de yumruk atmanda sıkıntı yok.
Ancak, zamanını ben belirleyeceğim. Eğer bir tuzak olduğunu düşünüyorsan, gelmesen de olur.]

Bunları soğuk bir şekilde söylerken gözlerini bir kere daha kapattı.
Ve bu şekilde bana karşı başka bir ilgisinin kaldığını zannetmiyorum.
Kaçamak cevap verme yeteneği harikulade.

[Anladım. Kabul edeceğim, lütfen bir davetiye gönder.]

Diye cevap verdim ve konuşmayı kestim.
Canı sıkılmış gibi görünse de Leon’ dan küçük bir kafa sallama geldi.
Bence sıkıntı yok. Bununla birlikte Shizu-san’ ın isteğini iletebildim de biraz ertelememiz gerekecektir Clayman ile olan sıkıntı yüzünden.

Bir süre bekledikten sonra Clayman ve iki İblis Lordu en sonunda geldi.
Ve sonra akıl ermez bir şeye tanıklık ettim.
Clayman Milim’ e vurdu (・・・) O Milim’ e…
İçimde, neredeyse öfkem patlamak üzereydi.

(Sen… Sakın rahat bir şekilde ölebileceğini düşünme…)

Clayman’ ın ölümünü duyurdum.
Her ne olursa olsun onu affetmeyeceğim.
Ancak, aceleci davranmamalıyım.
Çünkü daha Şölen başlamadı.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Geçmiş bayramınız kutlu olsun, akademik-eğitim-öğretim yılınızda başarılar!

079. Dino ve Dagruel

079. Dino ve Dagruel

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Ramiris tarafından rehberlik edilirken ormandan çıktık ve İblis Lordlarının Walpurgis Şölenine doğru ilerlemeye başladık.
Veldora’ nın sırtında seyahat ediyorduk yani uzun sürecek bir yolculuk olsa bile o kadar da zaman almamalıydı.
Bataklıkları görebilmemiz hızımızın kanıtıydı.
Demek istediğim, bataklıklara ulaşmamız normalde 2~3 gün alırdı ama şimdi sadece bir saatimizi aldı.
Veldora devasa formuna dönüşmeyi can sıkıcı buldu ama yanımızda uçamayan Shion, Baretta ve Grucius olduğundan ondan sabretmesini istedim.
Bundan bahsetmişken,

[Ramiris, taa Şölen salonuna kadar yürüyerek mi gitmeyi planlıyordun?]

Diye sordum.
Nasıl düşünürsem düşüneyim oraya zamanında ulaşabileceğini akıl edemiyordum.
Cevap olarak,

[Hmm? Ah, oraya kadar yürümek sıkıntı bile olmazdı.
Yürüseydim yolun ortasında birisinin beni almasını sağlardım!]

Tamamen anlamayı başaramadığım bir cevap verdi.
Ramiris… Her zaman geç kaldığından diğerlerinin onu alması alışkanlık olmuş.
Herhalde uzay-zaman arasında seyahat edebilen birisi olmalı.
Eğer durum bu ise şimdi nereye gidiyoruz?
Korku ve endişe ile dolarken, sormaya cesaret ettim,

[Eh? Bunu bilebilmem mümkün değil!]

“Ne dedin! İsteğin üzerine, istediğin yere doğru uçuyoruz!” bunu söylemekten kendimi alı koyabildim.
Ramiris böyle biri işte ne yaparsın.
Yani, o zaman uçmaya devam etmeye gerek yok. Bu yüzden yere inmeye ve çevremizdeki manzaradan zevk alarak ilerlemeye karar verdik.
Bu şekilde sakince ilerliyorduk.
Jura Ormanı’ndan ayrıldığınız an İblis Lordlarının arazisindeydiniz – manzarada o kadar da bir fark yokta.
İnsan şehirleri ve köyleri ile karşılaştırıldığında büyü enerjisinin yoğunluğu fazlaydı ama insanların yaşayamayacağı kadar da değil.
Ama, tabi ki, yolun kenarındaki taş kütleleri öyle birden bire İblis Çeliğine dönüşmezdi.
Burada doğal olarak daha mı az canavar ortaya çıkıyor?
Sormaya karar verdim,

[Ah, İblis Lordlarının arazisi desek bile, kendi şahsi bölgeleri ve ya oturdukları yerler haricinde normal insanlar da buralarda yaşayabilir. İblis Lorduna gerekli vergiyi ödedikten sonra güvenlikleri garanti edilir.]

Veldora açıkladı.
“Ah yani öyleymiş ha. Her şeyi bilen Üstat’ dan da beklenildiği gibi!” diye eklemede bulundu Ramiris.
“Sen neden bilmiyorsun bunu ha! Diye karşı çıkmak istedim ama pes ettim.

[Ancak yerleşim yerleri bilinmeyen İblis Lordları da var.
Savaştıklarımın arasında, Dev, Vampir ve İblis var.
Aralarından şahsen sadece Dev Dagruel ve Vampir Ruminas savaştım.
Dagruel ile sadece bir kere kapışmış olsam bile – ah gerçekten zevkliydi…
Ruminas’ a gelirsek, Vampir Ülkesini küller içinde bıraktım, bu yüzden bana cidden bütün gücüyle geldi ve geri çekilmeye karar verdim!
Şaka nedir anlamıyor. Onun bölgesi neresi bilemiyorum.
(Tanışma fırsatı yakaladığım) bir diğeri ise İblislerin Kralı.
Altında hizmetkârları ile baya kapıştım ama Kralın kendisi ile hiç savaşmadım.
Kalesi Buz Kıtasında bir yerlerde ve acayip soğuk. Orada hiçbir insan hayatta kalamaz.
Oraya gitmek sıkıcı olacağından hiç gitmedim. Dahası…]

Veldora’ nın cümlesinin devamı biraz anlaşılmaz oldu ve

[Her neyse, bir hiçliğin ortasına gitmeye de gerek yok! Kuhahahaha!]

Bir şeyi saklamaya çalışırcasına güldü.
Ama, neyse, görünüşe göre bu eski toprak birden fazla İblis Lordunu sinirlendirmeyi başarmış.
Eğer benim ülkem de küller içinde kalsaydı ben bile sinirlenirdim.
Dahası, Veldora’ nın daha önce kapıştığı Dev İblis Lordu da tehlikeli gözüküyor.
Buz Kıtasına gelirsek, orada bir işim olmadıktan sonra gitmek için bir neden göremiyorum. Bu yüzden bunun hakkında düşünmeye gerek yok.
Ancak, İblis Lordları aslında baya güçlü gözüküyor. Velet Ramiris’ i karşılaştırmak için bir temel olarak kullanmak kesinlikle bir hataydı.
Milim ile karşılaştırmalıydım büyük olasılıkla.
Evrim geçirdikten sonra bile Milim’ i yenebilir miyim bilmiyorum.
Birçok defa kapışmış olsak bile bütün gücünü kullanmamış olası nedeniyle yeterli bilgiye sahip değilim.
Kapıştığımız zaman ile karşılaştıracak olursam, yenebilirim; ama gücünü ne kadar tutuyordu bilmiyorum, bu yüzden kibirliliğe gerek yok.
Ve Milim’ in benim için bir zapt emri çıkaracağını hiç ama hiç inanamıyorum da burada başkalarının oyununa getiriliyoruz; bu kadarı açık. Milim’ in kontrol edildiğini düşünmeden edemiyorum – uyku halinde olsa da uyanık olsa da.
Ancak, bütün bunların arakasında bir neden olduğuna inanabilirim.
Bunlara karşılaştıktan sonra karar verelim.
Ve bu şekilde Veldora’ nın hikâyelerini dinleyerek rahat rahat yolumuza devam ettik.
Eğer Ramiris’ in dedikleri doğru ise yakında bir İblis Lordu tarafından bize yol gösterilecek.

Bu yüzden püfür püfür esen rüzgârında tadına vararak ilerlerken bize yaklaşmakta olan iki adam ile karşılaştık.
Direk bize doğru ilerliyorlardı.
Uzun (Devasa!) kestane saçlı bir adam ve dağınık yeşil saçlara sahip olan narin bir adam.
Bizimle buluşmak için mi geldiler? Diye düşündüm ve onlara baktım,

[Yo! Ramiris, nasılsın?] (Dino)

[Ooooh! Bu Veldora değil mi! İyisindir umarım?
Ne kadar da güçsüz bir aura yayıyorsun.
Kendimi benzer aura’ ya sahip başkasıdır diye inandırmıştım oysaki.] (Dagruel)

Muhabbet böyle başladı.

[Ah, Dino, ha. Buraya kadar gelip beni almayı iyi becerdiniz!] (Ramiris)

[Ah, Dagruel! Tam da en son kapışmamızı konuşuyorduk.] (Veldora)

Bizimle buluşmak için mi geldiler orası tam bilinmiyordu ama birbirlerini tanıdıkları açıkça ortadaydı.
Bu yüzden birbirimiz tanıttık.
Kendimi tanıttığımda,

[Heh, yani bu sefer baş oyucu sensin, ha. Peki, neden avlanıyorsun?] (Dagruel)

[Ah, sizinle tanışmak bir zevk. Bir Slime’ ın bir İblis Lordu olması gibi bir şeyi daha önce hiç duymamıştım.] (Dino)

Dediler, şaşırmış bir şekilde.
Neden avlanıyorum ha? Ben de bunu bilmek istiyorum.

[Iya~, bilmem ki, cidden…] (Rimuru)

Dedim ve şimdiye kadar yaşadıklarımızı anlattım.
Bunları anlatırken, Veldora ve Ramiris ile nasıl tanıştıklarını da anlatmalarını sağladım.
Arkadaş canlısı bir grup ama güçlerinin derinliklerini analiz edemedim.
Beklenildiği gibi, tek anlayabildiğim şey İblis Lordu olduklarıydı.

Hikâyemi dinledikten sonra, karar verdiler…
Gardımı düşürmemeliyim, İblis Lordları zar zor bir birlik oluşturuyorlar.
Şu anda, bu ikisi benim iyi arkadaşları olan Karion’ u öldürdüğümü düşünmüyorlar.
Bunu gerçekleştirebilecek güce sahip olduğuma inandılar ama Grucius’ un şahitliği onları aksine inandırdı.
Ama, eğer bir kanıtım olmasaydı zapt edilmem çoğunluğun oyu ile gerçekleştirilirdi.
Burası biraz kafa karıştırıcı; kendimi bir İblis Lordu olarak adlandırdıktan sonra Karion’ u öldürmüş olsaydım bir sıkıntı olmazmış ama onu kandırıp önce öldürür ve sonra kendimi bir İblis Lordu olarak tanımlasaymışım sıkıntı olurmuş.
Görünen o ki bunlar güçlü İblis Lordlarının kuralları.
Yani, bu seferki Şölen ben Karion’ u kandırdıktan sonra öldürmüşüm adı altında yapıldığından, kesinlikle zapt edilmeme karar verilirmiş.
Zapt emrinin geri çekilmesi için Karion dışında beş İblis Lordunun daha reddetmesine ihtiyacım var.
Katılımcılar ile bunları tartışabilmem iyi oldu.
Diğer bir deyişle, pislik birisinin tuzağına düşmüşüm….
Ve bunu anlamam içimde sinirin kaynamasına nenden oldu.
Daha tanışmamış olsak bile, suçlu Clayman.
Sıkıntı ise onu desteklemiş olan Milim. Eğer bunun üstesinden gelirsek İblis Lordlarının öfkeleri bana karşı yönlendirilmeyecektir.
Tabi ki, bütün İblis Lordları ile aynı anda savaşmak bir intihar girişimi olacaktır.
Demek istediğim, önümdeki ikilinin güçlerini çıkaramıyorum, bu yüzden gereksiz yere kavga etmeye gerek yok.
Tabi ki bana saldırmadıkları takdirde.
Ama İblis Lordları beklenmedik bir şekilde anlayışlı.
Bu ikili dediklerime inandı.
Belki de o kadar saflardır.

Veldora, kendi aura’ sını dindirmeyi öğrenme aşamasındayken, Dagrule ile konuşuyordu.
Nedense, alışkanlıklarımın değerini Kutsal Metinlerde (Manga) görmüş ve gereksiz yere aura’ sını dışarı vermeyi bırakmış.
Düşmanlarının onu hafife almasını sağlayarak birden bire bütün gücünü açığa çıkararak onları korkutmak için çok hevesli.
Şehirdeki canavarlar bu yüzden barışçıl bir şekilde yaşayabiliyor ve bu yüzden durumdan memnunum.
Ama yine de ilginç.
Kafasını dolduran manga’ nın içinde neler olduğunu biliyorum ama yine de biraz canımı sıkıyor bu olay.
Kısacası beyni tamamen manga ile doldu…
Dagruel açıklamalarını hevesli bir şekilde dinliyordu, kafa sallıyor ve onaylıyordu.
Evvela, öfkesi ile doğru orantılı bir şekilde gücü artan bir Dev için o kadar fazla bir aura yaymıyor kendisi.
Hatta şu anda normal bir insan kadar aura’ sı.
Kesin şimdiye kadar Veldora’ nın söyleyeceği her şeyi dinlemiştir…

[Yani, demek istediğin, eğer öfkemi kontrol etmeyi öğrenebilirsem yeni güçler edineceğim!] (Dagruel)

Nedense akıl almaz bir konuşmaya tanık oldum.
Hey, heeeeey!
“Kıtanın Gazabı” lakaplı bir İblis Lordunun öfkesini kontrol ederek güce çevirebilmesinin imkânı yoktur.
Ayrıca, Veldora’ nın daha önce kapıştığı bir İblis Lordunun daha da güçlenmesini istemem.
Şu anda boyu iki metreyi aşan iri bir adam ama bütün gücünü kullandığında beş katı daha büyüyor.
Yani, yakıp yıkan on (iki) metre boyundaki bir Dev (oluyor)…gerçekten çok can sıkıcı bir İblis Lordu.
Biraz önce kendisini tanıtırken gerçekten şehrimi ziyaret etmesini istemeyeceğim bir İblis Lordu diye içimden geçirdim.
Her neyse, görünüşe göre öfkesini kontrol etmeye çalışmasına karar verdiler ama bu artık benim problemim değil.
Eğer başarısız olur ve ülkesini ayaklar altına alırsa… (Öğrendikleri şeyler nedeniyle) Sonra bana gelip bana şikâyet etmezse memnun olurum.

Diğer İblis Lordu, Dino…
Ramiris ile arkadaşça bir konuşma içerisindeydi.
Yakın gözüküyorlar ve konuşmaları da güzel gidiyor.
Bunun nedeni büyük olasılıkla Dino’ nun çoook uzun zaman önce Ramiris’ in bakımı altında olması olabilir, Dino onunla kibar bir şekilde konuşuyor.

[Bu arada Ramiris. Geçen görüşmemizden bu yana biraz çektin mi sen?] (Dino)

[Elden bir şey gelmez! En son yeniden doğuşumun üstünden daha elli yıl bile geçmedi!] (Ramiris)

[Bu gerçekten can sıkıcı olmalı. Hatıraları geri kazanabildin mi?] (Dino)

[Evet. Ama ruh beden ile birlikte “çektiği” için…
Yani, sonuçta ben en güçlü (İblis Lordu) olduğumdan bunun gibi bir dezavantaj doğal bir şey!] (Ramiris)

[Hadi ya. Bunu Guy’ a söyle de o kanatlarını sırtından alı versin!] (Dino)

[Bah! Beni bir ahmak mı sandın! Neden onun gibi bir ezikten bahsediyorsun!
Guy’ ı bir yumrukla yere sererim ben, sadece canım bunu yapmak istemiyor!] (Ramiris)

Bu da eğlenceli bir konuşmaya benziyor.
Görünüşe göre Ramiris Guy isimli şahıstan korkuyor. Eğer ondan o kadar korkuyor ise kesinlikle tehlikeli birisi olmalı.
Yani hafızamda bir not yaratalım; “Guy tehlikeli”.
Bu şekilde tehlikeden bir gün kaçınabilirim, bu yüzden Ramiris ile alay etmeyeceğim.
Ramiris Baretta’ yı gururlu bir şekilde gösteriyordu.

[Onunla (Baretta) ile en sonunda bana ezik ve ufaklık diyen İblis Lordlarının haddinden gelebilirim.
Sen bile onu yenemeyebilirsin!] (Ramiris)

[Eh? Onu kırabilir miyim?] (Dino)

[Haaah? Tabi ki hayır!
Eğer bunu yaparsan… Gidip Guy’ a söylerim ve o da seni ceza olarak yumruklar!] (Ramiris)

[Diyosun ama bu gerçekten harikulade bir şey değil mi? Eğer yakından bakacak olursam gerçekten tehlike arz eden bir benlik!] (Dino)

Şimdiye kadar gözleri baygın bir şekilde bakmakta olan Dino’ nun gözleri birden bire açıldı.
Ve sonuçtan memnun olmuş bir şekilde,

[Ya! Ya! Ya! Şimdi diğerlerini daha kolay ikna edebilirim!] (Ramiris)

Dedi, var olmayan göğüslerini belli ederek.
Yani, onu ben yarattım da umurumda değil.
Barettta’ nın bodyguard görevinden canı sıkıldı mı bilinmez ama sessizce görevine devam ediyor.

Durum bir süre daha bu şekilde devam etti ama sormaya karar verdim,

[Bu arada nereye doğru gidiyoruz?
Bayadır bu yoldan ilerlemeye devam ediyoruz ama Şölenin nerede yapılacağını siz ikiniz biliyorsunuzdur, değil mi?
Ah ve bu arada yanınızda birilerini getirmiyor musunuz?] (Rimuru)

Görebildiğim kadarıyla mutlu mutlu sonu belli olmayan bir yere doğru ilerliyorlardı.
Sorumu duyunca ikisi birbirlerine baktı ve güldü.
Dediklerine göre uyuyakalmak istemediklerinden erken yola çıkmışlar.
Ve bizi görünce neden birlikte yolculuk etmeyelim diye düşünmüşler.
Her halükarda ne biz yolu biliyoruz ne de onlar.
Ama

[[Birilerinin bizi almasını sağlayacağız]] (Dino-Dagruel)

Dediler, kaygısız bir şekilde.
Yürümekten yorulmaya başladığımızdan biraz çay içmeye karar verdik.
Tabak çanak ve kilimi de midemden çıkardıktan sonra hazırlamaya başladım.
Eğer birisi bizi alacaksa idi şehirde de bekleyebilirdik.
Yani, iki İblis Lordu ile tanışmış olmama sevinmem lazım herhalde.
Shuna’ nın hazırladığı yemeği çıkarırken ikili kendilerine hâkim oluyorlardı.
Baya yemek hazırladığından iki kişiye daha servis edebilirdim.
Tadı, tabi ki, harikulade yorumlar aldı, Shuna dan da beklenildiği gibi.
Bu arada Shion’ un yemek yapması yasak.
[Aşçı] özel yeteneğine sahip olsa bile yemek yapmanın temellerini bilmediğinden tam bir israf oldu.
Yemekten sonra, çayın tadını çıkarırken,

[Bu arada yanınızda birilerini getirmiyor musunuz?] (Rimuru)

Diye sordum.
Dagruel’ in üç oğlunu – generallerini ve beş yüzbaşısını getirmişler.
Generaller ve yüzbaşılar daha önce Şölene katıldığından bir sıkıntı olmaz diye düşünmüşler.
Ama Dagruel’ in üç oğlu ilk defa Şölen’ e katılacakmış bu yüzden sıkıntı çıkarmaları kesin – dedi Dagruel.
Cidden sıkıntı olmaz mı? Diye sormak istedim ama soramadım.
Dino da bir oğluna eşlik ediyordu.
Görünüşe göre hiç hizmetkârı olmayan İblis Lordları da varmış. Milim de aynı, bu yüzden bunu kolaylıkla kabullenebilirim.
Bu arada, katılımcıların sayılarını sınırlamanın bir nedeni varmış.
Uzun bir zaman önce güçlerini göstermek için yanında yüze aşkın şahıs getiren İblis Lordları varmış.
Bazıları ülkeleri yok olduğundan intihar saldırısı girişiminde bile bulunabiliyormuş.
Artık zamanı geçmiş İblis Lorlarına göre yanlarında her zaman üst sınıf İblisler oluyormuş ama artık kimse bunu doğrulayamıyor ve bunun gibi şeyler göz ardı ediliyor.
Her neyse, bunun gibi salakça davranışları engelleyebilmek için katılımcıların sayılarını kısıtlamaya karar vermişler de özgüvensiz bir şekilde Şölene katılan İblis Lorları da mevcut.

Bunları tartışırken birden bire zaman-uzay arasında bir deliğin açıldığını hissettim.
Görünüşe göre misafirimiz en sonunda vardı.
Önümüzde bir “kapı” açıldı.
İçinden siyah bir “maid” kıyafeti giyen güzel bir kadın çıktı ve eğildi.

[Size rehberlik etmeye geldim, Ramiris-sama.
Eğer isterseniz, lütfen beni takip edin.]

Dedi, “kapıyı” açık tutarken.
Kendisini tamamen önemsiz gösteriyordu, disiplin denen şeyin somutlaşmış haliydi adeta.
Gerçek bir profesyonel dahası bu “maid” Baş İblis Diablo kadar kuvvetli gibi hissediyorum.
Gerçekten tehlikeli birisi.

[Ah, Mizari değil mi bu, uzun zaman oldu! Guy nasıl?] (Ramiris)

[Yüce Efendimiz hakkında endişe duyacak kadar haddini bilmez biri değilim…] (Mizari)

[Ah, öyle mi. Hiç değişmiyorsun. Her neyse.] (Ramiris)

Dedi, “kapı” dan girerken.
Biz de takip ettik. Eğer geride bırakılacak olursak Şölene hiç varamamak gibi bir endişemiz var.
Ama bu “maid” görünüşe göre Guy’ ın hizmetkarı.
Anlaşıldığı kadarıyla Guy İblis Lordlarından birisi ve eğer mümkünse onu düşmanım haline getirmek istemem.
Yani tabi bu duruma bağlı da.
İrademi test etme zamanı geldi.
“Kapı” nın ötesinde bu dünyanın yöneticileri (kralları) var.

Ama korkmuyordum.
Çünkü ben de bu güçlü şahısların arasında yer alıyordum.
Kendimi gelecekler için hazırlarken, “kapıdan” içeri girdim.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Metinde Dagruel’ in isimi bazı yerlerde Dagrule oluyor ilginç – hangisi doğru bilemedim.

078. İblis Lordları

 

078. İblis Lordları

004. İblis Lordunun Doğuşu
.

.

.

İblis Lordu Clayman daha önce hissetmediği bir paniği tadıyordu.
İnsanlar istediği gibi harekete geçmişti.
(Planlarının) sonucu olarak ortada kanlı bir savaş gerçekleşmiş olmalıydı; acı ve trajedinin yaşanmış olduğu bu savaşın sonunda ruhlarını ele geçirmiş olmalıydı.
Ancak savaş bir anda belirlenmişti ve bütün ruhlar üçüncü bir kişi tarafından özümsenmişti.
Buna inanamıyordu ama güncel olarak edindiği bilgiler bu yöndeydi.
İnsanlar ve canavarlar arasındaki bu savaş Clayman’ ı Gerçek bir İblis Lordu olarak uyandıracaktı.
Bu yüzden Myulan adındaki hizmetkârını hiç ama hiç umursamıyordu ve fazla zaman geçirmeden ondan kurtulmayı planlıyordu.
Ama şimdi onunla olan bağı kopmuştu. Dahası üzerinde olan laneti de kırılmıştı ve özgürdü artık.
Bu daha çok paniklemesine neden oluyordu.

Ama sadece bu neden endişelenmesi için çok önem taşıyan bir şey değildi.
Neyse ki hala Milim olarak bilinen en güçlü koza sahipti.
Bu yüzden Frey’i zorlayarak zapt etme konseyi ayarlamasını sağladı – Walpurgis Şöleniydi bu.
Milim’ in ve Frey’ in imzası olduğundan hızlı bir şekilde onaylanmıştı; Walpurgis Şöleninde kendisine İblis Lordu demiş olan o haddini bilmez Slime’ ı ve şehrine son verdirmeyi istiyordu.
Ordusunu insan şehirleri rotası üzerinde ilerletmesi yasaktı.
Bu Zapt Etme Konseyinde öncelikle diğer İblis Lordları üzerinde üstünlük kuracaktı ve Canavar Ülkesi Tempest’ i işgal etme hakkını elde edecekti, tabi ki Tempest’ in rotasında olan bütün ülkeleri de ezip geçecekti.
Bu ülkede yer alan üst sınıf canavarların üstesinden de Milim gelecekti.
Birkaç gün önce olsaydı kendisi hepsinin üstesinden gelebilirdi ama Efendilerinin evrimi nedeniyle bütün canavarlar İblis olmuştu ve üstün güçlere sahiplerdi.
Clayman ilk planının başarısızlığına hayıflandı.
Yani, sonuçta yapması gereken tek şey Milim harekete geçtikten sonra geriye kalanları yönetmekti.

Ama…
Birden bire kendisini labirentine kapatmış olan Ramiris Slime Rimuru’ nun da Walpurgis Şölenine katılması için izin istemişti.
Ve ilginçtir ama çok hızlı bir şekilde onay verilmişti bu isteğine.
Clayman bu talebi veto etmek istemişti ama sanki aşırı normal bir şeymiş gibi diğer üç İblis Lordu bu isteği kabul etmişti.
Bu Clayman’ ın planının paramparça olmasına neden oldu.
O kadar uğraşarak toparladığı Walpurgis Şöleni şimdi düşmanlarına ev sahipliği yapacaktı.
Ve bundan kaçamazdı.
Slime tek başına gelse ve Clayman zapt edilmesini istese de savaş Şölende gerçekleştirilirdi.
“Ne yapsam? Ne yapmalıyım?”
Clayman umutsuzca kendisini bu çıkmazdan çıkarabilecek bir yol arıyordu.
.

Clayman’ ın bu umutsuz hali sırıtmakta olan Frey inceliyordu.
Ne kadar da nahoş bir adam, diye düşündü.
Her şey beklediğinden daha hızlı bir şekilde gerçekleşiyordu.
Bu sonucu öngörememiş olsa bile yine de kendi çıkarları ile eşleşiyordu (gerçekleşenler).
Karşısında durmakta olan ifadesiz Milim’ e baktı,
Şirin yüzü hiçbir duygu barındırmıyordu,
Gözleri başka bir yere bakmaktaydı ama birden bire Frey’ e baktı.
Frey kafa salladı.
(Evet, bu doğru. Anladım, Milim)
Diye kafasının içinde cevap verdi, içten bir gülümseme ile.
Ve…
(Clayman, günlerin sayılı)
Frey gizlice gelecekteki planını doğruluyordu.

* * *

Bilinmeyen topraklarda, defnedilme salonunun (mezarlığın) en iç odasında,
Buzdan oluşmuş bir tabutun içinde güzel düz saçlara sahip çıplak hoş bir kızın önünde bir benlik duruyordu, kendisi de çıplaktı, tabuta şüpheli bir bakış atıyordu.
(Ah, ne kadar da güzel. Ah…)
Kızı incelemek ve sevgi (sapıklık) dolu bakışlarla ona bakmak bu benliğin gizli bir şekilde zaman harcama yöntemlerinden birisiydi.
Gümüş saçlara sahip şirin bir kız.
Farklı renlerde olan gözleri tuhaf kırmızı ve mavi bir ışık içerisinde parıldıyordu.
Bu, bir sürü diğer belirgin özelliklerinin içerisinde, en fark edileniydi.
Ama belki de en çok dikkat çeken şey…
Küçük dudaklarından ortaya çıkan iki saf dişiydi.
Dudakları birbirinden ayrıldığında bu iki uzun dişi ortaya çıkarıyordu.
O gecelerin efendisi, Kâbusların Kraliçesiydi,
İblis Lordu Ruminas Valentine.

O bile, akıl almaz bir güce sahip bir vampir İblis Lordu bile bu buzdan tabutu kıramıyordu,
Sanki buzdan değil de saf Kutsal Ruh Enerjisinden yapılmış gibiydi.
Yani bu yüzden dokunmak bile vücudunda izler bırakırdı.
Ancak…
Bunu hiç kafaya takmayarak buzdan tabuta sarıldı.

Walpurgis Şölenine katılması için bir davetiye geldi bu kıza.
Maalesef onunla aynı (benzer) güce sahip şahıslar katılacaktı bu şölene.
Onları düşmanı yapabilecek güce sahip değildi.
Bu onun her ne kadar canını sıksa da yapabileceği bir şey yoktu.
(Bekle beni…)
Delicesine ilgilenmekte olduğu kızın ismini söyledi ve odadan çıktı.
Ve büyük bir miktar büyü enerjisi toplayarak odayı karanlık ile kapladı.

* * *

İki kişi muhabbet etmekteydi.
Birinci kişi iriydi, kesinlikle boyu nedeniyle bilinen dayanıklı bir adamdı.
Diğeri savsak bir şekilde uzanmaktaydı, hareketinde haysiyetten iz yoktu.
Ancak, normalde de bu şekilde olduğundan, birinci adam bunu kafaya takmıyordu.

[Peki, ne kadar süre burada kalacaksın?
Walpurgis Şöleninden sonra başka bir yolculuğa mı çıkacaksın?]

[Bilmem~, ne kadar da zahmetli. Artık hiçbir şey beni heyecanlandırmıyor~]

İri adamın sorusuna sıfır motivasyonla cevap verdi.
Ama…

[Ama Walpurgis Şölenine katılmaktan başka bir şansın yok?
Bu yüzden sonrasında ne yapacağını düşünmeye başlasan iyi olur.]

Dedi iri adam ve yukarıya, sonsuz gibi görünen gökyüzüne baktı sanki manzaradan hoşlanırmış gibi.
Aralarında dakikalar sessizce geçiyordu,

[Hey, Dagrule, oğulların İblis Lordu olmak gibi bir isteğe sahip mi?
Onlara bakabilirim, eğer istersen?]

Dedi narin adam sanki bu fikri yeni hatırlamışçasına.
Büyük adam… Hayır, Dagrule bir dakikalığına gözlerini kapadı ve derin bir şekilde düşündü.
Devlerden birisiydi bu İblis Lordu ve genellikle “Kıtanın Gazabı” olarak bilinirdi.
Normalde bir centilmendi ve bu unvanı hoşuna gitmiyordu ama sinirlendiğinde hiçbir şekilde kendisini durduramıyordu.
Güçleri sinirlendiğinde artıyordu bu yüzden oldukça dikkatli davranılıyordu.
Ve en yakın arkadaşı, narin olan, bir kere bile onu sinirlendirmemişti.
Narin adamın kelimelerine,

[Yok be, benim küçüklüğüme benziyorlar.
İhtiyatsızlar, her şeyi küçük görüyorlar ve kendilerinden güçlü bir benliğin var olmadığına inanıyorlar.
Seni bile küçük görürler, Dino]

Diye cevap verdi.
Narin adamın adı Dino idi. Dış görünüş olarak insanlara benzeyen bilinmeyen bir ırkın üyesiydi.
Ama hiçbir insanın sahip olmayacağı bir büyü gücüne sahipti.
Yakışıklı biri olmasına rağmen uykulu bakışları dış görünüşünü mahvediyordu.
Ama o da bir İblis Lorduydu, “Gezgin Kral” ve ya “Uykulu Ormanın Kralı” olarak biliniyordu.
Şimdi bile yolculuğunun ortasında evini geride bırakmıştı.
Ve yolculuğu sırasında bütün gücünü kullandığından en iyi arkadaşı Dagrule’ un bakımı altındaydı.
Dagrule’ un cevabı karşılığında,

[Ah, umursamayacağımdır. Benim değerim bunun gibi bir şeyle düşmeyecektir.
Ama eğer bu kadar arsızlarsa, onları buraya getirmeye ne dersin?
Üç tane oğlun var, bu yüzden birisini kendi adıma yanımda getirebilirim?]

Dedi.
Tabi ki İblis Lordlarının Walpurgis Şöleninden bahsediyordu.
Dagrule dedikleri hakkında biraz düşündü,
Ve

[Senden bunu isteyebilir miyim? Eğer salakça hareket ederler ve gerçek gücün ne olduğunu öğrenemeden ölecek olurlarsa (hayatta o kadar ilerleyebilmişler demektir).
Bu yüzden onlara gerçek gücün ne demek olduğunu göstermek iyi bir ders olacaktır.]

Kafa salladı.
Üç oğlu onun gibi yakıp yıkan bir gruptu.
Onları yanında getirmeye karar verdikten sonra bunu akılda tutarak konuşmaya devam ettiler.
Ancak, onları oraya götürmek, barutla ateşi bir araya getirmekle aynı şeydi,
Ama bu ikili bunu akıl etmeyi başaramadı.
Sonuçta ikisi de dikkatli bir şekilde plan yapmayı beceremiyordu.

* * *

Buz ile kaplı topraklarda, hiddetli fırtınaların hüküm sürdüğü bir yerde,
Gururlu bir şekilde bir kale (içinde bulunduğu ortama göğüs geriyordu).
Çevresi buz ile çevriliydi. -120 derece sıcaklıkta hiçbir benlik yaşayamazdı.
Ama yine de bu güzel mi güzel kale toprağın üzerine taçlandırılmıştı.
Mevcudiyeti inanılmaz derecede büyü enerjinin kanıtıydı – gerçekten en güçlü İblisin kalesiydi.
Kalenin adı “Ak Buz Kalesi” idi.
Ve İblis Lordu Guy Crimson tarafından yönetiliyordu.

Kalenin içinde rahat rahat yürüyen bir benlik vardı.
Platinum altın saçlar, mavi keskin gözler, iyi hatlara sahip bir yüz.
Bembeyaz bir ten, o kadar ki neredeyse saydam gibi.
O kadar güzeldi ki kesinlikle bir kadın olarak karıştırılabilirdi.
Sarışın İblis olarak tanımlanan İblis Lordu Leon Cromwell idi bu.
Koridorlardan sanki onların sahibiymiş gibi geçiyordu.
Önünde güzel oymalara sahip bir kapı vardı.
Kalenin Lordu ile görüşmeler için kabul salonuna açılıyordu bu kapı.
Leon’ un burada olma nedeni Kalenin Lordu’ ydu, İblis Lordu Guy Crimson.
Leon kapının önünde durdu ve iki hizmetkâr iblis kapıyı açtı.
Ve

[İblis Lordu Leon Cromwell-sama geldi!]

Kadınsı bir İblis gelmekte olan Leon’ u yukarıdan bildirdi.
İçeride bir sürü Üst Sınıf İblis yanlarda duruyordu.
Toplamda sayıları 200 den fazlaydı.
İsimli Üst Sınıf İblisler normal iblislerden farklıydı, bu dünyada somut bedenlere sahiplerdi.
Her biri üst sınıf bir canavarı (iblisi) kolaylıkla geçebilirdi.
Diğer bir deyişle bu oda rahatlıkla A Sınıfını geçebilecek 200 şahsı barındırıyordu.
Ama hepsi bu değildi…
Odanın sonunda, İblis Lordu Guy Crimson’ ın tahtının önünde dehşet edici güce sahip altı iblis duruyordu.
Bunlar İsimli Baş İblislerdi.
Savaş güçleri bütün iblisleri geride bırakırdı. Yarı İblis Lordu seviyesindelerdi.
Ama…
Bu altı İblis Generali asayişi sağlıyordu.
Diğerlerinin üzerinde İblis Lordu Guy Crimson’ un sağ ve sol kolu olarak görev yapan iki iblis vardı.
“İbis Subayı” olduktan sonra bu iki kadın İblis Lordu’ nun temsilcisiydi.
Bir İblis Lordu ile rekabet edecek güce sahiplerdi.
“İblis Subayı” Mizari ve “İblis Subayı” Hirari.
Leon daha da içeriye ilerledi ve tahtın tam önünde durdu.
Ve orada Mizari ve Hirari diz çöktü ve

[[Leon-sama, uzun zaman oldu.]]

Aynı anda Leon’ u güzel bir ses tonu ile karşıladılar.
Ve tam o anda Kalenin Lordu tahtından ayağa kalktı.
Artık bu odada hareket etme hakkına sahip sadece iki İblis Lordu idi.

[Uzun zaman oldu, (arkadaşım) Leon. Umarım sağlığın hep yerindeydi?
Çağırıma cevap verip buraya gelmene teşekkür etmeme izin ver!]

Kendisini güzelce taşıyabilen bir ses, yıldızların güzelliğini geride bıraktıracak derin kızıl gözler, alev gibi dalgalanan alevden daha koyu bir kırmızıya sahip bir saç.
Leon ile aynı boydaydı bu şahıs.
Leon’ un güzelliği bir kadının ki ile karşılaştırılacak kadar olsa da Guy’ un güzelliği daha nötrdü.
Hem bir kadın hem de bir erkek denebilirdi; değişik bir fiziğe sahipti.
Leon’ a seslenirken tahtından kalktı ve Leon’ a doğru yürüdü.
Leon’ un elini sıktıktan sonra ona sarıldı.
Ve hiçbir tereddütte sahip olmaksızın elini Leon’ un yüzüne yerleştirdi ve onu öptü.
Leon kaşları çatık bir şekilde geri çekildi,

[Yapma şunu. Aynı cinse karşı bir ilgim yok. Sana bunu kaç defa söyledim?]

Dedi, can sıkıcı bir şeymiş gibi.

[A haha. Her zamanki gibi çok soğuksun.
İstersen bir kadın da olabileceğimi biliyorsun?
Ah her neyse, başka bir odaya geçelim.]

Dedi ve beklemeden yürümeye başladı.
Bu alışılmış bir durumdu, her sefer bu oluyordu.
Buz gibi topraklarda bedenini gösterecek bir kimono giyiyordu.
Belki de Leon’ un dudaklarının tadını hatırladığındandır, sapık bir gülümseme çekici yüzünde belirginleşti.
Ve dilini dudakları üzerinde gezdirmeye başladı…
Bu hareketi ilginç bir çekiciliğe sahipti.
Cinsiyetsizdi, istediği anda bir kadına ve ya bir erkeğe dönüşebiliyordu.
O… İblis Lordu Guy Crimson idi.
Kalenin Lorduydu ve en yaşlı İblis Lorduydu.
Karanlığın Lordu olarak biliniyordu, bu donmuş kıtaya sonsuzluktan beri hükmediyordu.
Guy ileri gitmeye devam etti Leon’ a yolu gösteriyordu.
Leon ifadesinde hiçbir endişe olmadan takip etti.
Her ikisi de salondan çıkana kadar hiçbir benlik hareket etmedi.
Bu affedilemez bir hareket olurdu.
Kafaları eğik bir şekilde efendilerinin ve misafirinin gitmesini beklediler.
Gittiklerini doğruladıktan sonra, Mizari ve Hirari ayağa kalktı.
Ve

[Dağılın!]

Hizmetkârlarına emir verdiler.
Onlara gelirsek, misafir için çay yapmaya başladılar.
Kalenin içindeki en üstün benlikler içindeki bu “İblis Subaylarının” görevi İblis Lordu Guy Crimson ile ilgilenmekten başka bir şey değildi.
Ve bu görev Kale içinde birincil önceliğe sahipti.
Lordlarının memnuniyetsizliğini üzerlerine çekmemek için hızlıca işlerine dağıldılar…

Leon, Guy’ ı en üst kattaki Buz Teras (Kış Bahçesi)’ a doğru takip etti.
Dışarıya açılsa bile karın içeri girmeye izni yoktu.
Teras’ ın içi yaşamın filizlenebilmesi için ayarlanmıştı.
Evvela Guy çevreden etkilenmiyordu, diğer bir deyişle bu oda Leon’ un eğlenebilmesi için yapılmıştı.
Guy normalde bütün yabancıları küçük görse de arkadaşları için elinden geleni ardına koymuyordu.
“Her zamanki gibi” diye düşündü Leon, otururken.
Oturduğu sandalye buzdan yapılmış olsa bile soğuk hissetmiyordu.
Bu da rutininin bir parçasıydı.

[Peki? Neden beni çağırdın?]

Zorla sandalyenin üstüne kendini atarken sordu.
Hirari çayı getirdi bu sırada, ne zaman bunu hazırlamaya vakit buldular bilinmez.
Mizari sessizce terasın girişinde duruyordu.
Bunu kimsenin dikkatini çekmeyecek şekilde yapıyordu.
İkili Guy’ un konuşmasını bölememek için bu şekilde hareket ediyordu ve bu yüzden Leon’ a seslenmiyorlardı.
Bu iki kız bir araçtan başka bir şey değildi.
Bu konuşma ile hiçbir alakaları olmadığından izin verilmeden yüzlerinde bir ifade bile barındıramazlardı.
Emredilmedikçe gerçekleştirecekleri herhangi bir hareket onlara hızlı bir ölüm getirirdi.
Hatta Leon, Guy’ a saldırsa bile hareket etmezlerdi.
Guy onların yüce efendisiydi ve onun sağlığı gibi şeyler hakkında endişe etmek saygısızlık olurdu.
Bu şekilde, onların varlığını yok sayarak, konuşmalarına devam ettiler.

[Ah. Yapılacak olan Walpurgis Şölenini biliyorsundur?
Bu sefer katılmazsan seni zorla götürmeyi planlıyordum.]

[Ha? Bunun gibi toplantılardan nefret ettiğimi biliyorsundur?
Ama katılmayı düşünüyordum.]

[Ah? İyi o zaman. Sana bir klon yaptırmayı planlıyordum ve bu şekilde katılmanı sağlamayı düşünüyordum. O zaman senin beni “sahiplenmeni” bile sağlayabilirim.]

[Aynı cinse bir ilgi duymuyorum. Kadınlar arasında bile sadece arzuladığıma yönelirim.
Benim seni sahiplenmem, senin için bir ödüle eşit bir şey olmaz mıydı?]

[Daha önce söylesene… Eğer istersen senin için bir kadına dönüşebilirim.
Her neyse, Peki?
Neden bu sefer katılıyorsun?]

[Ah…]

Leon kısa bir duraklamada bulundu ama sonra konuşmaya devam etti.

[Bu seferki Şölen Clayman tarafından gerçekleştiriliyor. Ezik.
Neden Milim’ in onu desteklediğini merak ediyorum.
Ve Karion’ un ölümü de şüpheli.
Önce Clayman bizi bir zapt için toplamayı istedi ama sonra Ramiris Şölenin gerçekleştirilme amacı olan şahsın katılmasını istedi.
Diğer bir deyişle bütün bunlar birbirine bağlı.
Bu yüzden şu İblis Lordu “Rimuru” adındaki şahsı gözlerimle görme gereğini hissediyorum.]

[Ah. Yani sende Rimuru’ nun bir İblis Lordu olmak için gerekli niteliklere sahip olduğunu düşünüyorsun ha? Ne kadar ilginç, ben de aynı şeyi düşündüm.
Milim’ e gelirsek, büyük olasılıkla oyun oynuyordur. Ne düşündüğünü anlamaya çalışmak gereksiz.
İçimdeki bilge ahmakları anlayamıyor. Bu bir zayıflık olabilir.
Yani Clayman gibi birisini yok saymakta sıkıntı yok; Ramiris’ in fikri, öte yandan, ümit verici gözüküyor.
Eğer ilginç birisini bulduysa belki ben bile eğlenebilirim.]

[Ramiris, ha? İlk tanıştığım andan beri onu çekemiyorum.
Birkaç kere öldürmeyi düşündüm…
Ama bahseden Ramiris olduğuna göre gidip görmemde bir sorun olmaz.]

[A hahahah. Bunu yapma. Eğer Ramiris’ i öldürecek olursan, düşmanın haline gelirim.]

[Aynen. Daha ölmek istemiyorum. Eğer benimle savaşacak olursan, galibiyetim için bir olasılık göremiyorum.]

[Hmm? Yok ya. Milyonda bir beni öldürme şansın var biliyorsundur?]

[Yeterli değil. Ben sadece kazanabileceğim savaşlara ilgi duyuyorum.]

[Alçak gönüllüğü bırak. Bana zarar verebilecek çok az kişi var.
Beni öldürebilme şansına sahip olman demek, işte o kadar güçlüsün demektir. Biraz kendine güven.]

[Hmph. Kendime güveniyorum zaten, senin haricinde.]

Burada konuşmaları durdu,
Ve bir an bile geçmeksizin,

[Ara ara. Muhabbetiniz sonuna mı geldi?
Leon-sama en içten selamlarımı sunarım.]

Buz gibi bir ses.
Ve bembeyaz saçlı güzel bir kızdan geldi bu ses.
Bembeyaz bir cilt, soğuk ve cezbedici mavi bir elması andıran gözler.
Ve açık beyaz dudaklar.
Guy’ ın izni olmadan yürümekte olan bir kız.
İznine ihtiyaç duymuyordu, diğer bir deyişle, onların eşitiydi.
“Buz Kraliçesi (İmparatoriçe)” diye tanınıyordu ama daha çok “Buz Ejderhası Velzatto” olarak biliniyordu.
Dört ejderhadan birisiydi ve İblis Lordu Guy Crimson’ ın ilk hizmetkârıydı da hizmetkârdan çok partneri demek daha doğru olurdu.
Araçlardan çok başka bir benlikti.

[Aman aman, Velzatto. Her zaman ki gibi güzelliğin afallatıyor.]

[Ara? Pohpohlama olsa bile söylediklerin beni mutlu ediyor.]

Kısa, kibar bir değiş tokuş,
Esas hislerini belli etmeyen bir söz kalabalığı.

[Hmph. Her zaman ki gibi aranız kötü.]

Guy’ ında aralarındaki düşmanlığa canı sıkılmıştı.
Normalde bu memnuniyetsizlik verecek bir değiş tokuşa doğru ilerlerdi…
Ama bu sefer Velzatto konuyu değiştirdi.

[Evet, evet. “Kardeşim” uyandı.]

Diye birden bire açıklamada bulundu.

[Uyandı mı? Mühürlenmiş “Fırtına Ejderhası Veldora” mı?
Mühürlendiğini biliyordum ama silindiğini söylüyorlardı?]

[Evet. Yok olmadan önce sessizleşmişti, bu yüzden ona yardım etmeyi düşünmüştüm…
Silinmek baya acınası bir şey, biliyorsundur.
Kahraman tarafından yapılan dışarıdan etkilenemez, izole edilmiş bir yerde kapana kısılmıştı.
Bir sürü benlik bunun gibi bariyerlere canlarını verdi.]

[Oh… İlginç.
O zaman, bu kahramanın mührünü kim kaldırmış olabilir?
Özel Yetenek “Sonsuz Zindan”, kahramanların dışında, normal bir yetenek ile etkisiz kılınamaz.
… yeteneğine sahibim ve belki de senin… yeteneğin ile (etkisiz kılınabilirdi).
Yani, er ya da geç onu serbest bırakmayı planlıyorduk.
Ama serbest kaldıktan sonra bir kere bile yakıp yıkmamış olmasını düşününce,
Bu zayıfladığı (güçsüzleştiği) anlamına mı geliyor?]

[Evet. Zayıfladı. Benliğinden aldığım his nedense güçsüz.
Ama yine de bir yerleri kırıp dökmemek yapmayacağı bir şey.
Bütün benliği sonuçta yıkım kavramının çerçevesi içinde yer alıyor.]

[Yani, her neyse, Veldora ile savaşmayı arzulamıyorum.
Eğer onu sahiplenmek istersen, istediğin gibi hareket edebilirsin.
Her neyse, Walpurgis Şöleninde görüşelim.]

[Kalkıyor musun?]

[Evet. Benden istediğin bu kadardı, öyle değil mi?]

[Ah, bekle bir saniye, acele etmeye gerek yok.
Bu arada “Özel Çağırı” da başarılı oldun mu?]

[… Daha değil.
Açıkçası, yeni İblis Lordları gibi şeyleri umursamıyorum.
Sadece, kaynaklarıma göre, bu seferki çağırı testlerim ile uğraşıyor olabilir.]

[Ah? Adı Rimuru olan mı?]

[Evet. Bu yüzden bir kere olsa da görmek istiyorum.
Ama Ramiris’ i yok sayacağım, haberin olsun…]

[Merak ettim de, bu kaynağın da kim?]

[Bilmem.
“Dünya Gezginleri” ni çağırırken büyü enerjisi önemli bir faktör.
Çağırıda bulunduğumda, kriterleri elimde oldukça daraltmaya çalıştığımdan süresi uzuyor.
Şu anda, her altmışaltı yılda bir çağırıda bulunabiliyorum.
Ama kriterleri daha da daraltmam gerektiğinden bir dahaki çağırım doksan dokuz yıl sonra olacak.
Kaynağım benim yerime bu çağırıyı yapmaya çalışacak.]

[Ne kadar ürkek bir davranış.]

[Çok fazla başarısız oldum, anlıyorsundur. Ramiris’ den “Şans Lütufu”’ nu elde ettikten sonra bile başarısız oldum.]

[Bu şey bu kadar önemli mi?]

[Evet… benim için, dünyadaki her şeyden daha önemli.]

[Anladım. O zaman bir şey söylemeyeceğim.
Ama bu asistan (kaynak)… güvenilir mi?]

[Güvenilir mi? Tabi ki hayır. Ama elverişli.]

[Anladım. Bunu söylememe gerek yoktur ama dikkatli ol.]

[Bu senin söyleyeceğin bir şey değil Guy, ama yine de uyarını dikkate alacağım.
Teşekkürler. Pekâlâ, o zaman, Walpurgis Şöleninde buluşalım.]

Bunları söyleyerek Leon ayrıldı,
Boyutlar Arası Seyahat nedeniyle geriye sadece küçük yuvarlak bir ışık huzmesi bırakarak.
Bunu görünce,

[Ne kadar da sabırsız bir erkek, yani, onun için normal.]

Diye mırıldandı Guy yüzünü ekşitirken.

[Ama tehlikeli bir açık verdi.
Bu bilinmeyen “kaynak” (asistan)… onu yok edeyim mi?]

Diye sordu Velzatto soğuk bir ses ile.

[Yapma. Gereksiz hareketler sadece Leon’ un memnuniyetsizliğini üzerimize çekecektir.
Bir arkadaşım tarafından nefret edilmeyi istemiyorum.]

Dye cevap verdi Guy endişesiz bir şekilde.
Guy için Leon güvenilir bir arkadaştı yani bunu kişiliğini bildiğinden söylemişti.
Dahası Leon’ un yeteneklerinin ne kadar güçlü olduğunu biliyordu.

[Yardım istediğinde, yardım edeceğiz.]

[Anlaşıldı.]

Ve konuşmaları sona erdi.
Guy normalde evden çıkmayan arkadaşının Şölene katılacağını doğruladı. İhtiyaçları hiç göz önünde tutulmamış olsa bile Leon bunu umursamıyor gibiydi.
Guy da birkaç kere çağırılara cevap vermemişti ama nedenini hatırlayamıyordu.
Bu yüzden, uzun bir zaman sonra, bütün İblis Lordları bir araya gelecekti.

[Bu Şölen ümit verici gözüküyor, katılacak mısın?]

[Katılacak mıyım?… Hayır katılmayacağım.
İblis Lordlarına bir ilgi duymuyorum.]

[Öyle mi? Neyse o zaman eve göz kulak ol.]

[Tamam. Gerekli hazırlıkları yapacağım.]

Velzatto bunları dedikten sonra ayrıldı.
Guy, geride kalarak, katılacağı Walpurgis Şölenini düşünürken buz kıtasının aurasını inceledi.

Üçkâğıtçı bir İblis ortalıkta geziniyordu,
Ezik bir kimse, İblis Lordlarının güçsüzleştiği anlamına geliyordu,
Normalde dışarı çıkmayan bir arkadaşı en sonunda hareket ediyordu – Guy bunu ilginç bulmuştu,
Ve yeni bir İblis Lordunun Doğuşu,

Ne kadar da ilginç. Yüzyıllar sonra ilk defa kalbinin şiddetli bir şekilde attığını hissetti.
En son savaş ezikler arasında yapılmıştı.
Belki de aralarına yeni katılacak olandan bir şeyler bekleyebilirdi.
Bu düşünceden sonra kahramanı düşünmeye başladı.
(savaşın verdiği hazzı) en son ne zaman hissetmişti…
Leon’ un kalesini işgal etmiş olan da bir kahramandı.
Leon savaşmadan kaçmıştı, kahramanın ilginç bir şekilde güçlü olduğunu söylemişti.
İnsanların yaşlılıktan ölmesi normaldi ama Ramiris bu kahramanın “özel” olduğunu söylemişti.
Yani yaşam süresini uzatması garip olmazdı.
Hareketleri de normal değildi, sadece güçlü şahısların önünde beliriyordu.
Guy hiçbir kahraman ile tanışmayı başaramamıştı ama hep bir tanesi ile savaşmayı istemişti.
Bu seferki savaş baya büyük çaplı olabilir.
Sadece canavarları değil aynı zamanda azizleri ve insanları da dâhil edebilir – sonuç olarak büyük bir felakete neden olabilir.
Yani belki bir kahraman bile ortaya çıkabilir.

Bu sırada Guy yeni İblis Lordunun varlığını tamamen unutmuştu.
Onun için İblis Lordları çok önemli değildi.
Kahraman ile tanışmayı arzuluyordu, bu düşünce yüzüne bir gülümseme getirdi.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

Bear’s Hiberation/plans

Hey guys,

Smoggy here. It’s been a while since I last did something like this huh…

Anyways, sorry for the sudden announcement, but I got some news y’all probably should hear. It just kinda happened over the last week

Firstly, Guro san’s back, so cheers to that.

Here’s the main thing: Him and I, alongside some other translators in the community had a little talk about my work, we all agreed I need some serious re-work from the fundamentals.

So, receiving some generous offer of resources and PDFs I can start my mountain cave meditation. After talking over things with Guro san and Lion san, I’ve decided to leave the series and go train myself in the arts of true Japanese translations.

Probably wouldn’t be back anytime soon in the Japanese translation world, and thus ends the circus show of the bear. Maybe I’ll work on CN or something in the mean time, but who knows? I’ll still give lion san some minor support if he needs it though. Sorry I couldn’t follow you all towards the end of the slime’s journey, thank you everyone who supported me all this time, and I hope you give your continued support to the Lion and ….actually, the Guro sounds really weird (for those who don’t know what Guro means…stay that way.), so I’ll go with Guro san. Someday, when my training is complete, I’ll return once more. But for now: さよなら、またね。

 

167. The segregation point of the era

Sorry for the late release, things kinda happened, it’s been depressing. Putting that aside, enjoy🙂

p.s. from now on I’ll be putting a % next to any chapter I’m working on, so instead of Lion san’s progress bar you can use that as reference.

167話 時代の分岐点

  1. The segregation point of the era

 

帝都近郊の林道に潜むように、10万名に達する者達が集結していた。

On the roads within the forest at the outskirts of the imperial capital, 100,000 individuals have gathered.

 

それだけの人数が集まっているというのに、その一帯は水を打ったような静けさに包まれている。

Despite the number of people gathered, there was an overwhelming silence in the area.

 

一兵卒に至るまで、驚く程、錬度が高い事を証明していた。

This is proof that each and every soldier here is very well trained.

 

 

黒騎士卿(ブラックナイト)クロードはユウキへ”念話”にて状況を伝えると、静かにその場から一人離れた。

In order to relay the situation to Yuuki via “telepathy”, the Black Knight Claude has silently left the area alone.

 

混成軍団の副司令には、ユウキへ連絡を行うと言って抜けて来ていた。その為、クロードが一人で動いても誰も怪しむ事は無い。

The vice commander of the mixed corps, he had came here in order to contact Yuuki. That’s why, nobody thought Claude taking action alone was strange.

 

クロードはユウキの能力”奪心掌(オーバーライト)”により、一度はレオンへの忠誠を書き換えられた。しかし、クロエにより現在は元通りに治癒された身である。

Due to Yuuki’s “Overwrite” ability, at one point Claude had his allegiance to Leon overwritten. However, thanks to Chloe currently Claude is restored back to normal.

 

 

だが、一度心を奪われて以降、クロードは常に自分の心というものについて悩みを持つようになっていた。

But, after having his heart taken once, Claude has always been troubled about something in his mind.

 

TN Note: the mental heart I guess?

 

心とは何か?

What is the heart?

 

果たして、簡単に能力などで他人に書き換えられるものなのか?

As expected, can the heart really be overwritten simply with the use of abilities?

 

そして、そのような事を許しても良いのか?

And, can such a thing really be permitted?

 

レオンは偉大な男であり、幼少の頃より面倒を見て貰っていた。クロードの知る限り最強の男であり、崇拝する憧れの人物でもある。

Leon is a great man, whom he has taken care of since his youth. He was the strongest man Claude had even known; he was his target of worship and longing.

 

そんなレオンを、一瞬とは言え裏切る事になった事実は、クロードにとって許しがたい汚点となっていたのだ。

And towards that Leon, even thought he only betrayed him for an instant, to Claude that was was an unforgivable stain.

 

しかし、現状はユウキへの忠誠を演じ続ける必要がある。疑われて、上書きされた心が元に戻っている事がばれるのは不味いからだ。

However, at this current situation he must continue to act loyal to Yuuki. If he starts to suspects and the fact his heart has been restored has leaked out things are going to take a turn for the worse.

 

クロエに治癒を受けて以降、心を鍛える事に全力を尽くしてはいるのだが、鍛えられるものなのかどうかは自信が無かった。

After receiving treatment from Chloe, he has been training his heart with all he has, but he doesn’t have any confidence in his training.

 

次こそは耐えてみせようと誓うものの、確実に成功するかどうかは不明。恐らくは、再び心を上書きされる確率の方が高いだろう。

Although he sworn to endure the effects next time, it’s uncertain whether it would succeed. He feared the chances of having his heart overwritten again seemed higher.

 

だからこそ、慎重に。

Therefore, he must be careful.

 

ユウキに疑われる事が無いように、細心の注意を払い行動して来たのだ。

In order not to arouse Yuuki’s suspicion, he must pay close attention to his own actions.

 

集団から離れ、一息つく。

Leaving the group, he took a breather.

そのクロードに、気配もなく一人の人物が声をかけた。

That Claude had been called out by a voice without a presence.

 

「連絡は終わった?」

“Have you finished contacting?”

 

内心驚きはしたものの、声から相手の正体に気付き、納得する。

At first he was shocked within, but after identifying the owner of the voice he understood.

 

クロエ・オベール

Chloe・O’bell

 

黒色に銀色を混ぜたような不思議な色の髪を持つ、美少女。

She was a Bishoujo with mysterious silvery black hair.

 

その外見からは想像もつかない、恐るべき実力を持つ存在。

It would be hard to imagine from her appearance alone, but she was an existence with horrifying capabilities.

 

ユウキが一目おく、この世で”最強”とも言われる少女なのだ。

With a single glance, Yuuki had claimed her to be the world’s “strongest”.

 

「クロエ殿、か。問題ない。ユウキには連絡した。

しかしヤツは、本当にクーデターを起こす気なのか?

余りメリットが多いようには感じられぬが……」

“It’s Chloe-dono huh. There are no problems, I was able to contact Yuuki.

But does that guy really intend to initiate a Coup d’etat?

It doesn’t feel like there’re that many merits in doing so……”

 

 

 

「うん。そうだね。

彼が何を考えているのかは理解出来ないし、考えても無駄だと思う」

“Un. That’s true.

I can’t ever seem to understand what’s he thinking, it’s probably useless thinking about it.”

「クロエ殿も何か頼まれたのか?」

“Did he asked Chloe-dono for something too?”

 

「うん。私は保険なんだって。万が一に備えての」

“Un. I seem to be his insurance. Just in case something happens.”

 

「それはその、三つの命令を使用した事にはならないのか?」

“Is this related to the 3 command chances issue?”

 

クロードが兼ねてより疑問に思っていたのが、クロエを縛る三つの命令(ねがい)の範疇である。

Claude was wondering whether Chloe fell under the category of being bound to the three commands (wishes).

 

クロエは結構ユウキの頼みごとを引き受けているのだが、それは命令(ねがい)にあたるのではないのか?

Was the reason Chloe smoothly following Yuuki’s orders due to the wishes?

 

常々そう疑問に思うクロードであった。

Claude often pondered.

 

なので疑問を口にしたのだが、

When he finally asked,

 

「うん。私が心の底から拒否したいと思わない限り、命令(ねがい)にはならないみたい。

最初の命令(ねがい)で、彼(ユウキ)に敵対しないように言われているから、余計にね」

“Un. As long as I don’t reject it from the bottom of my heart, it wouldn’t be considered a wish.

So Yuuki’s first instruction of not bearing hostility towards him was excessive.”

 

と、複雑そうな苦笑を浮かべてクロエが答える。

Chloe answered with a wry smile, feeling complicated.

 

それは御人好しが過ぎるのでは? とは思うものの、こればかりはクロードにはどうする事も出来ないのだ。

Isn’t she a little too kind? So Claude thought, but this is the one thing he couldn’t say out loud no matter what.

 

自分にしたように、時の巻き戻しによる”支配呪”の解除を試みれば良いのにと思うものの、それは不可能だと言うのである。

From his perspective, since she tried helping him nullifying the “Dominance curse” by rewinding time, this was something he couldn’t possibly say.

 

クロエ程の能力者が出来ないと言うのだから、それは不可能なのだろうと理解するクロード。

Since someone of Chloe’s caliber couldn’t manage to do so, no matter how much Claude tries it would be impossible for Claude to understand.

 

心を支配される、その事に嫌悪感を持つが、クロエは自我を持つだけマシなのだろう。

Feeling a sense of disgust towards having his heart Dominated, Chloe’s probably thinking did he really retain his ego.

 

「ではクロエ殿はクーデターには参加しないのだな?」

“Is Chloe dono not partaking in the Coup d’etat?”

 

「ええ。帝都転覆が目的では無いようだし、民衆への被害は出さないように副指令には伝言した。

私はこのまま闇に紛れます。

クロードさんはチャンスだと思うよ?」

“Yeah. Causing an upheaval in the imperial capital doesn’t seem to be the purpose, so the vice commanded has intruded that civilian causalities are lowered to a minimum.

 

I’ll just take this chance and blend into the darkness.

“Does Claude san think of this as a chance?

 

 

「――チャンス?」

“――Chance?”

 

「うん。レオンお兄ちゃんの所へ戻るのは、今が絶好の機会(チャンス)だと思う」

“Un. To return to Big brother Leon’s side, I believe this is a great chance.

 

成る程、とクロードは理解する。

“I see, Claude understood.”

 

この機に乗じて、戦死を演出するのは確かに良い機会であった。

but taking advantage of this opportunity, this was a good opportunity to fake death in the midst of battle.

 

この混乱状況なら、ユウキも部下一人が消えても深く調査する余裕は無い。

Under these chaotic circumstances, Yuuki wouldn’t have the leisure to investigate a single subordinate too deeply.

 

混乱が治まり、クロードの死が偽装であると気付いても、既にクロードはレオンの下へと脱出を終えているという寸法だ。

After the chaos subsided, even once he realized Claude’s death was faked, by then he would have returned to Leon’s side.

 

「了解だ。助言有難う。ワシはこのままレオン様の下へと離脱します」

“Understood. Thank you for the advice. I shall use this method to return to Leon’s Side.”

 

そう言うなり、分身術”影騎士”を実行するクロード。

Saying so, Claude used the clone jutsu “Shadow Knight”

 

瓜二つの外見を持つ、偽装分身。それが、”影騎士”であった。

 

A fake clone with an identical appearance, this is the “Shadow Knight”.

能力は30%程度で、12時間活動を継続可能である。意識に繋がり(リンク)があるので、諜報活動向きの能力なのだが、この場面では丁度良かった。

It’s strength is about 30% of the original, and could continuously remain active for 12 hours. Since the consciousness is linked, it’s also great ability for spy activates, it’s perfect for this situation.

 

“影騎士”が集団に戻るのを確認し、クロードはクロエに一礼する。

After confirming the “Shadow Knight” has returned to the group, Claude had bowed to Chloe.

 

そして、レオンの下に向け、速やかに移動を開始したのだ。

Then, he began moving towards Leon immediately.

 

その事が黒騎士卿(ブラックナイト)クロードの命を救う事になったのだが、本人がその事を知るのはもう少し後になってからの事である。

This incident had actually in turn saved Black Knight Claude’s life, but the person in question doesn’t know about this until later on.

 

クロエもクロードが去ったのを見届けると、存在を抹消したように姿を消した。

Following up after Claude has disappeared, Chloe’s presence has vanished without a trace.

 

彼女にはユウキに頼まれた依頼があり、それを拒否する事なく引き受けている。

She has received a request from Yuuki, unable to refuse she could only accept.

 

だから戦場となる帝都を離れる事もなく、帝都の闇へと戻って行った。

But rather than leaving the battlefield that is the Imperial capital, she blended into its darkness.

 

そして、”紅蓮の粛清”と呼ばれる事になる、惨劇の幕が開いたのだった。

And so, the curtains of the tragedy that will soon be called the “Crimson Lotus Purge” has raised.

 

 

 

 

−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−

 

 

 

 

 

そもそも。

To begin with.

 

“灼熱竜”ヴェルグリンドにとって、ギィとルドラのゲームになど興味は無いのだ。

The “Scorching Dragon” Velgurindo had no interest in the game between Guy and Rudra.

 

直接戦い、どちらが上かを決めれば良い、そう考えていた。

Just fight head on and decides who reigns at the top, she thought.

 

もっとも、正直な感想を述べるならば、ルドラと自分のコンビがギィと姉――”白氷竜”ヴェルザード――のコンビに勝つのは難しいと考えている。

However, if she must give her honest opinion, it would be considerably difficult for Rudra and herself to best the duo of Guy and her sister―― “White Ice Dragon” Velzado.

 

ギィは紛れも無く最強の魔王であり、姉は間違いなく自分と相性が良くない。

Guy’s the strongest Demon Lord without a doubt, and her sister’s compatibility with herself isn’t any good.

 

姉とヴェルグリンドが戦えば、下手をすれば対消滅、良くて共倒れ。

If sister and Velgurindo fought in battle, worse case scenario they would end in mutual defeat, both annihilated.

 

上手く行く可能性は低い。というか、皆無だ。

The possibility of things going well is very low. Or rather, 0% even.

 

熱と氷という相反する性質。言い換えれば、加速と減速となる。

Heat and frost have contradicting natures. In a word, acceleration and deceleration.

 

戦えば、どちらかが生き残るという事はなく、どちらもが倒れる。つまり、両者共に消えるか、戦闘不能になるか、そのどちらかなのだ。

If they battled, rather than one of them surviving in the end, they would both fall. In other words, either they’d both be destroyed, or they’re both unable to battle, one of only two results.

 

自分と姉が互角であるならば、勝負はギィとルドラで決着となる。

If her sister and her are evenly matched, the deciding factor lies between Guy and Rudra’s battle.

 

そうなると、幾ら究極能力を持つとは言え、人間であるルドラが不利なのだ。

If that’s the case, regardless of the amount of ultimate abilities possessed, Rudra who’s a human will always have the disadvantage.

 

だからこそ、本音では直接戦闘を望みつつも、敗北が濃厚なので盤上のゲームにて決着を付ける事を了承していたのである。

That’s why, even thought she seriously wants a head on confrontation, she understood that will only lead to a high chance of defeat on this game board.

 

(ああ、面倒臭い)

(Ah, this is so annoying)

 

それが本音。

That was her true feelings.

 

策を弄する事が嫌いなヴェルグリンドは、何百年もかけて準備するという緻密な行動が苦手だった。

For Velgurindo who hated strategizing, elaborate strategizing and preparing for hundreds of years was something she’s bad at.

だから全てをルドラに任せて、自分はただ従うのみだったのだ。

That’s why she left it all to Rudra, and she’d simply follow orders.

 

だが、それで面白い筈もなく、好きに暴れる事も出来ない現状に不満を持っている。

However, this was hardly interesting, she was dissatisfied with her current situation of being unable to rampage as she pleased.

 

そんな中、好き勝手に暴れる弟――”暴風竜”ヴェルドラ――を羨ましく思い、よりストレスを溜める事になる。

Meanwhile, she was envious of her trouble-loving brother――“Storm Dragon” Veldora――which has only helped her accumulate more stress.

 

 

(本当にあの子は好き勝手して……でも、今回は予想と違って出てこなかったみたいね)

(That child really likes to act as he pleases……but this time, unexpectedly he didn’t appear)

先日、クリシュナから報告を受けた皇帝ルドラが言うには、帝国軍凡そ100万が全滅したそうである。

The other day, Emperor Rudra had received a report from Kirshna, informing him of the complete annihilation of the Imperial Army’s forces of almost 1,000,000.

 

それは別にどうでも良いのだが、その原因としてヴェルドラが関与していないというのが不思議であった。

That really isn’t anything significant in itself, but what’s extraordinary was that the reason had nothing to do with Veldora.

 

ヴェルグリンドの予想では、お祭り好きの弟が暴れる機会を逃すとはとても思えないのだ。

According to Velgurindo’s initial predictions, she would have never imagined that her festively violent brother would miss out on this opportunity.

魔王リムルに協力していると聞いているが、言いなりになるような性格では無い。

Althought she heard he was cooperating with Demon Lord Rimuru, her brother isn’t the listening type.

 

だとすると、弟(ヴェルドラ)を言いなりに出来るだけの何かを、魔王リムルは用意出来たという事になるのではないか?

Assuming that, there was something that would have made her brother Veldora complacent, and Demon Lord Rimuru was able to prepare such a thing?

 

TN Note: Probably a pile of manga?

そんな事を考え、ヴェルドラを納得させた何かについて想像してみる。

Thinking from that perspective, she tried imagining something that would persuade Veldora.

 

だが、何も思いつかなかった。

But, nothing came up.

 

 

 

(つまらないわ。今度、直接聞き出した方が良いかも知れないわね)

(This is bullshit. This time, I’ll probably just ask him directly)

 

結局、考える事を放棄した。

In the end, she gave up thinking about it.

 

そんな時、ヴェルグリンドに一つの依頼が来た。

At that time, Velgurindo had received a request.

 

皇帝ルドラが、

Emperor Rudra,

 

「ヴェルグリンド、お前も退屈であろう?

久々に暴れてみるか?」

“Velgurindo, you’re probably really bored by now too right?

Want to go all out for the first time since forever?”

 

と、問うてきたのだ。

He asked.

二つ返事で引き受けた。

She jumped at the offer immediately.

 

対象は、愚かにも皇帝に叛く帝国の将兵。

Her targets, the foolish militants in the empire who dare rebel against the Emperor.

 

皇帝に対し、クーデターを画策した愚か者達だ。

The emperor’s target would be the foolish mastermind behind the coup d’etat.

 

そして、魔王リムル。

And then, Demon Lord Rimuru.

 

帝国軍を壊滅せしめた、新参の魔王。

The one who razed the imperial army, the new Demon Lord.

 

強者が揃っている上に弟(ヴェルドラ)までいるのだから、さぞかし手ごたえがありそうである。

Banding together with strong individuals as well as her brother Veldora, she would most likely be met with resistance.

 

「ええ、いいわね。

貴方の手駒の敵討ちというつもりはないけど、魔王リムルを潰しに行くついでに片付けましょう」

“Yeah, alright then.

Even though I don’t intend on taking revenge for your pawns, I’ll just think of this as cleaning up and getting rid of Demon Lord Rimuru while I’m at it.”

 

肩慣らしとして愚者共を血祭りに上げ、その勢いのままリムルという名の新参の魔王を潰す。

She’ll just turn the fools into a bloodbath for warm-up, and then crush the newcomer Demon Lord Rimuru while she’s on a roll.

 

自分が出て暴れた後に、皇帝ルドラが地均しすれば良い。

After her rampage, she’ll pave the way for Emperor Rudra.

 

 

最初からそうしていれば、無駄な損耗を防げたのだが、しかしそれでは将兵の質の向上には繋がらない。
If she did so from the beginning, there wouldn’t be any pointless waste, but then the quality of soldiers wouldn’t increase.

 

出来るだけ経験を積ませて、近衛騎士(ロイヤルナイト)クラスの強者を育てねば、今回のように蹂躙されて終わりになるだけなのだから。

Allowing them to gain as much experience as possible, procuring holy Knight class individuals, in order to insure such a one-sided trampling never happens again.

 

TN Note: Kanji says guard knight, and katakana says royal knight.

 

 

魔王ギィ・クリムゾンを相手にするには、弱兵が何百万いた所で意味が無いのだ。

If Demon Lord Guy・Crimson is the foe, there’s no point having millions of weak soldiers.

 

 

 

だが、せっかくそういう意図で送り出した軍団は、育つ間もなく刈り取られてしまったのだから面白くない。

But, the army he sent out with so much effort, only to have them reaped was unpleasant.

 

前回のヴェルドラに滅ぼされた時の方がマシである。

Even the time when Veldora annihilated them was better than this.

 

何故ならば、前回は生き残った数名が、進化に成功していたのだから。

That’s because a number of those who returned alive managed to evolve.

 

恨みと恐怖と絶望と。

Resentment, fear and despair.

 

しかし、その中で希望を失わなかった者のみが、人という殻を破りその先へと到達出来るのである。

However, those who haven’t lost hope will be able to break out of their shell and advance toward that step.

 

それなのに、今回は状況が異なり、生存者は皆無だった。

Even so, the situation this time is different, there wasn’t a single survivor.

 

報告をして来たクリシュナも、それ以降連絡が途絶えている。

Even Krishna who gave the report, contact with him was cut shortly after.

 

絶望を味わい、この世の最強の力の一旦に触れて生存してこそ、人は進化の可能性を秘めている。

After having a taste of despair, and coming in contact with one of the world’s strongest existence, humans would gain the possibility to evolve.

 

だと言うのに、今回は本当に無駄死にだったようだ。

In other words, they really died a pointless death this time.

 

 

クリシュナだけではなく、他に潜り込ませていた数名の近衛騎士(ロイヤルナイト)すら、全員消息を絶っている。

Other than Krishna, there were also a number of Royal Knights who were mixed in, contact with all of them were lost.

 

カリギュリオのように見所のある者ならば、極限状態に至った時、神話級(ゴッズ)武具を使いこなし生存も可能だろうと予想していたのに。

If it’s someone like Krishna, when pushed to the limit, he thought they would have used Myth class equipment, and survived.

 

TN Note: Even though ゴッズ is simply myth, the kanji 神話級 is separated into myth (神話) and class (級). Hence why I always TLed it as myth class rather than simply myth etc.

 

期待外れも良い所であった。

So even if things were a letdown it would still be fine.

 

一人の進化者も出なかった今回の遠征は、完全なる失敗であったのだ。

Not a single person evolved in this expedition, it was a complete failure.

 

 

だからこそ、魔王リムルについて、ルドラに何らかの思惑があるようだ。

That’s why, in regards to Demon Lord Rimuru, Rudra had some speculations.

 

力を計る意味も込めて送り出した百万の将兵が全滅し、生存者が居ないという報告がなされた時、ルドラは一瞬今後の展開について迷いを見せた。

When his forces of a million sent out after calculating their strength was completely wiped out, and when the report of no survivors came, Rudra became hesitant future developments in an instant.

 

ヴェルグリンドが初めて見る、皇帝ルドラの迷った姿であった。

For the first time, Velgurindo had saw doubt in Emperor Rudra’s figure.

 

 

すぐにルドラは考えを纏め、

Rudra immediately began collecting his thoughts.

 

「先にルミナスを始末しようと思う。

魔王同士の繋がりが希薄な今、始末しておく方が良さそうだ。

ルミナスが究極能力に目覚めた以上、面倒だが潰しておかねばなるまい。

ルミナスを救う為にギィがヴェルザードを動かすとも思えないし、先に其方を頼めるか?」

“I think we should think of disposing Ruminas first.

With communications between Demon Lords currently sparse, now is a good time.

If Ruminas’s ultimate ability awakens any further, she will become a hassle to destroy.

I don’t think Guy would mobilize Velzado just to save Ruminas, can I leave this to you?”

 

方針を述べた。

He described his plans.

 

 

ヴェルグリンドも直ぐに理解を示し、納得の表情を浮かべる。

Velgurindo immediately showed she understood, with a convinced look on her face.

 

長き付き合いであり、お互いの考えはすぐに伝わるのだ。

Since they’ve been interacting for such a long time, they could more or less grasp each other’s thoughts.

 

「というと、クーデターを起こした者を始末してから、ルミナスを殺せばいいのね?」

“So, after I deal with those guys initiating a coup it’s fine if I kill Ruminas right?”

 

「ああ、今グラディムが向かっている。

飛空船には転移魔法陣も設置されているから、合流してくれ」

“Ah, Gradim is currently headed there.

Since there’s a transfer magic formation installed on the airship, go join him.”

 

「あら? ルミナスを殺してしまってもいいの?

てっきり生け捕りにしろと言われるものだと思っていたけど?」

“Ara? So is it ok if I killed Ruminas?

I’d thought you’d definitely want her alive though?”

 

「ふふふ。”魂の練成システム”は良く出来ているからな。

人間を鍛えるのに戦争による実戦のみで育てていたが、脅威を与え養殖するとは思いつかなかった。

だが、聖騎士の育成方法は特殊だから、あの地を抑えられれば問題ない」

“Fufufu. That’s because the “Soul refining system” has been developed well.

Using actual war experience as a way to train humans, but I’d never thought of using threats to cultivate.

However, since the procuring method holy knights is unique, as long as we control that place then there’s no problem.”

 

「了解。生き残りに養殖を続けさせるつもりなのね。

しかし、上手く隠れたものだわね。まさか神都に隠れ住んでいたとはね」

“Understood. So we let her live to continue cultivating more.

However, she really hid herself well. Who would have thought she would live in seclusion in the divine capital.

 

「確かに、な。

お陰で発見に時間が掛かってしまったよ。

空間偽装して亜空間に居城を移したものと思っていた。

それもこれも、お前の弟(ヴェルドラ)がルミナスの夜薔薇宮(ナイト・ローズ)を破壊して警戒させてしまったのが原因だ。

邪魔ばかりしてくれるな、ヤツは。

本当に忌々しい」

“Indeed.

Thanks to that it took a long time to discover her.

I thought she would have moved into subspace and lived in a false space.

Well it’s probably because your brother (Veldora) previously destroyed Luminas’s Night・Rose Castle, causing her to stay vigilant.

That guy’s always been quite a thorn to me.

He’s seriously annoying.

 

「うふふふふ。じゃあ、今度会ったら、私がお仕置きしておくわ」

“Ufufufu. Then, if I run into him this time, I’ll give him a good punishment.”

 

笑って出て行こうとするヴェルグリンドに、

Towards Velgurindo as she was heading out laughing,

 

「そうそう、言い忘れていた。

余を裏切った馬鹿共は殺さずに苦しめるだけにしておいてくれ。

天使を降臨させた時、天使の受け皿として利用しようと思う。

天使も精神生命体だが、受肉した方が役立つかも知れないしな」

“Ah right, I forgot to mention this.

There’s no need to kill off the idiotic rebels, just torture them.

When the angels descend, I was thinking about using them as vessels.

Even though angels are spiritual life forms, it might help if they reincarnate with flesh.”

「ああ、成る程。ギィが悪魔を受肉させて使役しているのを真似るのね?

上手く行くと良いわね。

まあ、生かさず殺さず、逃げ出せないようにして放置しておきましょう」

“Ah, I see. So you’re imitating Guy allowing his demons to reincarnate then putting them to work?

It’d be great if it works.

Well, Neither letting them live nor die, we’ll just leave them there unable to escape.

 

「任せる」

“Leave it to me”

 

邪悪な企みを告げる。

After being told that evil plot.

ヴェルグリンドは気軽に頷き、外の世界へと出て行った。

she nodded cheerfully as she walked towards the outside world.

 

そして、数百年ぶりに己の全力を解放する事になる。

After, after hundreds of years for she once again unleashes her full power.

 

 

 

 

 

−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−

 

 

 

 

 

ユウキとダムラダは、激しく拳を交差させ、戦闘を行っていた。

Yuuki and Damurada are currently in a heated fist fight.

 

ダムラダを討とうとするユウキの部下達を制し、自身で戦うと宣言していた。

When Damrada was suppressing Yuuki’s subordinates, Yuuki declared he’d fight him himself.

 

理由は幾つかある。

There are several reasons for this.

 

先ず、ダムラダの強さが異常だと気付いたから。

Firstly, he noticed Damrada’s abnormal strength.

 

ユニークスキル『暗殺者』に目覚めていたアリオスは、ユウキの部下の中でも格段に強い。

Arios who had awakened his unique skill 『assassin』was rather powerful amongst Yuuki’s subordinates.

TN Note: there is someone called Arios I think…not sure how that works though…

軍団内での序列強奪戦では相手を殺す事が出来ないので、その力を封じて戦っていた。故に、近衛になれないというだけの話で、実力だけなら上位に位置するのである。

Since he wasn’t allowed to kill his opponent within the corp’s ranking battles, thus this skill was sealed.

Therefore, even thought he wasn’t a vanguard, in terms of ability alone he was someone at the higher echelons.

 

何名か近衛騎士(ロイヤルナイト)にも部下を潜入させているのだが、その者達より格上の実力者だったのだ。

In fact even when compared with the Royal Knights that had blended in with the subordinates, he was even above then.

 

それを一撃で殺すとは、ダムラダを侮るのは危険であった。

To be able to kill someone with a single strike, if Damrada makes light of it things will get dangerous.

 

もう一つの理由。

Another reason.

 

 

能力に頼らず、肉体を鍛えろというダムラダの言葉、これに引っかかりを覚えた。

Not to be over-reliant on his abilities, and to train his own body, he wanted to understand these waords.

 

この言葉は、明らかに忠告である。だが、ダムラダは此方を殺す気できている。

These words are certainly advices. However, killing intent directed here from Damrada can clearly be felt.

 

殺すなら、忠告など与えずに殺る、ダムラダはそういう男だ。

If he’s going to kill, he’ll kill without giving any advice, this is the kind of man Damrada was.

 

その矛盾が気になったのである。

This paradox is worrying.

 

だからこそ、ダムラダなりの思いを感じ取り、自分が相手をしようという気になっていたのだ。

That’s why, in order to feel Damrada’s thoughts, he himself wanted to become his foe.

 

そう、もしかするとダムラダは……

Yes, Damrada could possibly be.

 

二人の拳が交差する。

Their two fists crossed paths.

 

何度か繰り返された遣り取り。

They’ve exchanged blows several times.

 

人の動きの範疇を超え行われてはいるが、それは約束組手を見るかのように、洗練された武技の応酬であった。

Carried out with superhuman moves, it looked as if each kumite move was choreographed, like a polished exchanging of martial arts.

 

躊躇なく顔面の急所を狙って放たれる裏拳を、手の平で受け流しつつ、そのまま手刀を放つユウキ。

with an unchanging face Yuuki warded off the hidden fist aimed for his vitals, he parried with his palms, and retaliated with a hand chop.

 

その手刀を予想したかの如く、後方へ回転しつつ足で二連蹴を放ち遣り過すダムラダ。

As if expecting that chop, Damrada withstood it, started rotating his body and delivered a double kick.

 

そのままその場で沈み込み足払いを実行するが、ユウキはそれを察知して跳躍し、回転蹴りにてダムラダの頭を狙い打つ。

He then lowered his body straight down on the spot and performed a leg sweep, Yuuki sensed this jumped, rotated and aimed a kick straight towards Damrada’s head.

 

しかし、その蹴りは空を穿つのみで、ダムラダは既に距離を取り立ち上がっていた。

However, that kick could only hit air for Damrada has already retreated into the distance.

 

 

高度な達人同士の格闘戦であった。

It was a battle between two skilled experts.

 

ユウキの能力は奪う事に特化している。

Yuuki’s abilities specialized in depriving.

 

だからこそ、拳を交えながらも、接触する度に相手からエネルギーを奪い取る。

That’s why, when they exchanged fist, every time they came in contact Yuuki would steal a bit of energy.

 

魔力であったり、体力であったり、それは相手次第であるが、奪ったエネルギーは自分のものとして利用出来るのだ。

Be it magic power or physical strength, this would be dependent on the target opponent, the stolen energy could be converted for his use.

それが究極能力(アルティメットスキル)『強欲之王(マモン)』の特殊効果の一つであり、ユウキの有利な状況を生み出す根源である。

This was a special effect of the ultimate skill 『Avarice King Mammon』; this was the root creating to many advantageous situations for Yuuki.

 

だが、ユウキは内心で、不満を感じていた。

However, Yuuki’s mind harbors frustrations.

 

強欲之王(マモン)の能力の一つ、奪心掌(オーバーライト)が防がれたからだ。

One of Avarice King Mammon’s abilities, overwrite palm has been walled off.

 

TN Note: kanji says Mind-steal palm.

 

対象の魂の情報を上書き(オーバーライト)し、自分への忠誠心を書き込むだけで勝利出来ると考えていたのだが、その考えは甘かったようである。

He thought he could have easily won simply by overwriting the information on the opponent’s soul and earn their loyalty, but his thinking was too naïve.

 

自分の究極能力(アルティメットスキル)の効果範囲を警戒しつつ、遠距離から仕掛けて来ると思っていたのだが、ダムラダはあっさりと接近戦に応じた。

While most would usually be cautious about the effect range of his ultimate skill, he thought he would attack him from a distance, but Damrada ended up engaging him in close combat.

 

ユウキの能力で勝負が決まらないのならば、格闘術に秀で、”拳聖”とも称されるダムラダが有利となる。

If Yuuki’s abilities can’t bring about the deciding factors, then this was advantageous to Damrada who was known as the “Fist saint”

 

相手の生命を奪い取る奪命掌 (スティールライフ) は奪心掌 (オーバーライト) よりは抵抗 (レジスト) しにくい筈であったが、決定打とはならなかった。

While the opponent would have difficulty resisting the life draining life-steal palm and overwrite palm, they weren’t suited to dealing finishing blows.

 

微量のエネルギー吸収が精一杯だったのである。

simply draining a bit of energy took everything he got.

 

究極能力(アルティメットスキル)は、究極能力(アルティメットスキル)でしか防げない。

An ultimate skill must be defended against with another ultimate skill.

 

その原則から考えるならば、ダムラダは隠れた能力者であったという事になるだろう。

Judging from the perspective of this principle, that would mean Damrada is a person with a hidden ability.

 

「やれやれ。まさかダムラダ、君が究極能力(アルティメットスキル)

を獲得しているとは思わなかったよ。

最初から持っていたのかい?」

“Yareyare. Could it be, I didn’t think Damrada san had an ultimate skill.

Did you have it from the beginning?”
「借り物ですが、ね。当然、ユウキ様に出会った時から所有しておりましたよ」

“It’s borrowed. Of course, I was already in possession of it when I first met Yuuki sama.”

 

「借り物? それはどういう意味だい?」

“Borrowed? What does that mean?”
「言葉通りですな。人間では究極能力(アルティメットスキル)のエネルギーには耐えられない。

普通なら、覚醒する事は不可能でしょう。

それこそ、”異世界人”のように肉体の作り変えも行われていなければ、ね。

ですが、人は修行の末に”進化”します。種族そのものが、変化するのです。

つまり、人間から仙人、へと。

人と交わらねば生きられぬ人間ではなく、個でありつつも世界と繋がる仙人。

そして、仙人に覚醒進化した者は、皇帝陛下の選別に合格したと言えます。

皇帝ルドラ様は、配下を仙人へと目覚めさせる為に、何度も戦争を起こしておられるのです。

そして、仙人に進化した者に与えられるのが、究極付与(アルティメットエンチャント)

『代行者(オルタナティブ) 』なのですよ」

“Exactly what it means. A human’s body can’t handle the burdens of an ultimate skill’s energy.

Under normal circumstances, awakening is impossible.

That’s probably why the modified body of an “Otherworlder” is needed.

But, at the end of one’s training people will “Evolve”. Their race aside, there is certainly change.

In other words, from a human to a sage.

The result of evolution rather than natural birth, each sage is connected to the world.

Then, those who have awakened towards becoming a sage are said to be those who have been selected as qualified by the Emperor.

Emperor Rudra-sama, in order to allow his subordinates to awaken into a sage, had often waged war.

To those who have awakened as a sage, he bestows them the ultimate enchant 『Alternative 』.”

 

TN Note: Kanji of Alternative, 代行者 reads Proxy.

 

 

 

そう説明し、ダムラダはチラリと、ユウキと自分の戦闘を眺める者達を見回す。

After his explanation, Damrada looked at the individuals who spectated his battle with Yuuki.

 

「故に、君達もただ能力に頼るだけでは、真の強さには至れないのです」

“Therefore, you lot who only rely on your abilities will never be truly strong.”

 

そう言い放った。

He said.

 

何かを期待する、そんな思いを感じさせる視線とともに。

Within his gaze, it feels as if he as expecting something.

 

ユウキはそんなダムラダを見て、先程感じた疑問の答えに確信を得る。

Looking at Damrada, Yuuki was convinced he had the answer to the question he seeked.

ダムラダは依然としてユウキにも忠誠を誓っている、その事に。

and that’s Damrada’s sworn loyal to Yuuki still persists.

 

つまりは、皇帝により施された能力付与により、皇帝を裏切る事は不可能なのだ。

In other words, due to the powers granted by the Emperor, he could no longer turn against the

Emperor.

 

自分の奪心掌(オーバーライト)が防がれたのも当然の話。

His overwrite palm being walled off was all natural.

 

 

皇帝の究極能力 (アルティメットスキル) の支配効果により、絶対的に魂の保護 (ソウルプロテクト)が為されていたのだから。

Due the dominating effects of the Emperor’s Ultimate skill, it comes with absolute soul protection.

 

そして今、これだけの情報を流すという事はユウキ達を生かすつもりが無い事を意味する。

And now, this revealing this information means he doesn’t plan to keep Yuuki.

 

それと同時に、ユウキが打っているであろう手段に気付いているのなら、この情報をユウキに漏らす行為そのものが、ダムラダのユウキへの忠誠心を証明しているのだ。

At the same time, if you were to further observe, you would realize that leaking this information also serves as proof of Damrada’s loyalty to Yuuki.

 

皇帝への忠誠を刻み込まれて尚、ダムラダはユウキを主と選んだ。そう思える。

It should be noted that even though loyalty towards the Emperor has long been ingrained, yet Damrada still chose Yuuki. So it would seem.

 

ならば、究極能力(アルティメットスキル)『強欲之王(マモン)』の力で皇帝の能力を上回れば良い話なのだから。

If that’s the case, you could interpret this as the ultimate skill『Avarice King Mammon』 being superior to the Emperor’s strength.

 

ユウキはそう判断した。

Yuuki determined.

 

「成る程、ね。疑問は解けたよ。ではそろそろ、決着をつけようか?」

“I see. Now my question is answered. Then isn’t it about time we end this?”

 

頷くダムラダ。

Damrada nodded.

 

そして再び両者は構えを取り、互いの攻撃に備える。

They both took their stances, and prepared to strike.

 

気を練るその一瞬の隙を狙いユウキが動こうとした瞬間、

Aiming for the instant Yuuki gathered his strength.

 

「何を遊んでいる、ダムラダ。

さっさと異分子を始末せよという、陛下の御命令を忘れたか?」

“What are you playing at, Damrada.

Get rid of that irregular already, have you forgotten his majesty’s orders?”

 

冷たい声が聞こえ、ユウキは胸に激痛を感じた。

Hearing this cold voice, Yuuki felt a sharp pain at his chest.

 

音もせず。

Without a sound.

 

背中に空いた小さな孔から血が噴出してくる。

Blood erupted from a small hole at his back.

 

それは明らかな致命傷であった。一発で心臓を破壊されていたのだ。

It was obviously a fatal would. That one shot destroyed his heart.

 

「ぐ、貴様……」

“Ugh, you bastard……”

 

 

「ユウキ様!!」

“Yuuki sama!!”

 

口から血を吐きつつ、後ろを振り向くユウキ。

Spitting out from his blood, Yuuki looked back.

 

そしてそのまま倒れ込む。

and fell.

 

蹲っていたカガリが瞬時に駆け寄り、ユウキを受け止めた。

The crouching Kagari darted forward in an instant, and caught Yuuki.

 

しかし、治癒魔法を発動させても意味が無い事に気付き愕然となる。

However, she was aware that activating healing magic had no effect and was shocked.

 

背中からユウキを撃ち抜いた弾丸は心臓を破壊し、そこで微小な魔術的爆発を起こす。その爆発に混ぜられた破壊因子が呪いとなり、血液を巡って全身を冒すのだ。

The bullet shot through Yuuki’s back destroyed his heart, causing a miniature explosion. This explosion was mixed with cursed destruction agents, affecting the blood in his entire

 

それは、小型拳銃に込められた特殊弾丸――呪壊弾(ネクロシス)――の効果である。

This was the effect of the special bullet fired from a small pistol――Necrosis bullet.

 

近藤は、初弾にて魔法結界や呪術的防御の類を破壊する弾丸――破界弾(リムーブ)――を放っていた。

Koudo first shot a bullet that destroys magic barriers or curse type defenses――remove Bullet.

 

防御効果を一瞬で破壊した後、本命の呪壊弾(ネクロシス)を撃ち込んだのだ。

The instant the defensive effects were destroyed, the main necrosis bullet was shot.

 

この弾丸は、竜すら仕留める。不死属性のアンデットであっても、呪いの因子により魔力回路を破壊されると死滅するのだ。

This was a bullet that even could even kill dragons. Even the undying attributes of the undead would have their magic circuits destroyed by the cursed agents and ultimately result in death-by-destruction.

 

命中すれば、精神生命体である上位魔将(アークデーモン)すら一発で仕留める事が可能であった。

If it hits, even a spirit light form like a Arc Demon could potentially be slain with one shot.

 

抵抗(レジスト)に失敗すれば、必ず死に至るのだから。

If you failed to resist you’ll definitely die.

 

背後から撃たれたユウキは、抵抗(レジスト)さえも許されず死に至る事になった。

Yuuki who was shot from behind wasn’t even given the chance to resist and died.

 

近藤中尉は手に持つ小型拳銃を仕舞いながら、悠然と歩み寄って来た。

Lieutenant Kodou tucked away the guns on hand and slowly walked over.

 

今の一瞬に二発の弾丸を放った拳銃だが、火薬によって銃弾を撃ち出している訳ではないので取り扱いに注意する必要は無い。

He just instantly shot two bullets out of his pistol, however since bullets weren’t shot with gunpowder, so there’s no need to pay attention to maintenance.

 

慣れた動作で懐へと仕舞い込んでいた。

He’s just used to doing so overtime.

 

「これは……近藤中尉、お久しぶりですな。

しかし、せめて最後は私の手でユウキ様を葬って差し上げたかったのですが……」

“Isn’t this……Lieutenant Kondo, it’s been a long time.

However, wouldn’t you allow me to do the final honors to Yuuki sama with my own hands……”

 

「遊んでいる暇は無い。陛下がお待ちだ。さっさと残りを始末するぞ」

“There’s no time to play around. His majesty is waiting. Get this over with already.”

 

冷たく言い放ち、合図を送った。
With cold words, he gave the signal.

 

その合図を受けて、300名近くが入っても尚十分な広さのあった広間に、数名の兵士が入って来た。

Receiving the signal, several soldiers entered the hall that can house 300 individuals.

 

情報局所属の兵士達。

They were solders affiliated with the intelligence bureau.

 

その正体は、帝国皇帝近衛騎士。No.06~No.10の最強騎士上位5名である。

However, they’re in fact actually the emperor’s royal knights, they’re the strongest 5 no.6~10.

 

それに加えて、No.01で近衛騎士団長の近藤中尉とNo.02であり副官であるダムラダ。

In addition to that, No.1 Royal knight corps leader Lieutenant Kondo and No.2 vice leader Damrada.

 

ユウキ配下の上位300名近い精鋭であろうとも、皆殺しにするには十分過ぎる戦力であった。

They were a ridiculous battle power that could easily massacre even Yuuki’s 300 elite subordinates

 

ダムラダは何かを言いかけ、諦めたように口を噤む。

Damrada seemed like he wanted to say something, but closed his mouth and gave up.

 

彼は皇帝陛下の忠実なる騎士であり、近藤中尉の行動は理に適っていたのだから。

Since he was his majesty the Emperor’s loyal, he understood the actions of Lieutenant Kondo.

 

戦いに正々堂々など存在せず、勝利すれば正義なのだ。

Fairness doesn’t exist in battle, victory is justice.

 

それを理解するダムラダに、文句を言う資格はない。

Damrada understood this, so he isn’t qualified to complain about it.

 

ダムラダは気持ちを切り替え、速やかに行動を開始した。

Damrada quickly changes his feelings, and quickly began taking action.

 

3分も掛からずに、部屋の中にいた反逆者全員が始末された。

In 3 minutes, all the rebel members within the room have been dealt with.

 

ユウキの死で怒りに染まって向かってきたカガリなど、赤子の手を捻るよりも容易く始末されている。

Kagari and co. who were dyed with anger were easily dealt with like twisting the arms of a baby.

 

近藤中尉の強さは、ダムラダの目から見ても異常なのだ。

Lieutenant Koudo was strong, abnormal even from Damrada’s point of view.

ここに居る者は全員、皇帝陛下より究極付与 (アルティメットエンチャント)『代行者 (オルタナティブ) 』を与えられた者達である。

Everyone gathered here are have been bestowed by his majesty the Emperor the ultimate enchantment 『Alternative 』.

 

故に、最初から警戒すべきはユウキ一人であったのだが……

Therefore, to begin with the only one they needed to be wary of was Yuuki alone.

 

序列強奪戦に参加して良い成績を残せるような強者達を一方的に蹂躙する様は、一種異様な凄みを感じさせた。

To be one-sidedly trampled by those who ranked highly in the ranking battles leaves behind an unusual ghastly feel.

 

だが近藤は、当然の結果だとばかりに表情を変える事もなく、撤退を命じた。

However, with his emotions oblivious to the obvious results Kondo ordered the retreat.

 

「中尉、コイツどうします?」

“Lieutenant, what should we do with this guy?”

 

近衛 No.06 ミナザがユウキを指し示す。

Royal Knight no.06 Miraza points towards Yuuki.

 

TN Note: Kanji here says guard, but its essentially a shortened version of 近衛騎士

 

仮にも究極能力 (アルティメットスキル) を自力で獲得するような”異世界人”だ。そのまま放置すれば何らかの問題が生じる可能性がある。そう考えたのであろう。

He is regardless an “Otherworlder” who has obtained an ultimate skill with by himself. If they left him lying around it may cause problems. Or so they considered.

 

確かに近藤の呪壊弾 (ネクロシス) は、全ての呪的効果や魔法効果を破壊する。能力の根幹を破壊され、魂へと破壊因子を撃ち込まれた以上、復活等有り得ないだろう。

Certainly Kondo’s necrosis bullets destroys all curse and magic effects. With the root of power destroyed, and the soul bombarded with destruction agents, it’s unlikely he’ll be revived.

 

 

しかし、それでも油断はするべきではないのではないか? それがミナザの考えであった。

However, isn’t it best if they still didn’t let their guards down? Miraza thought.

 

近藤はその質問を聞くなり、早撃ちにて一発の弾丸をユウキに撃ち込んだ。

Kodou heard the inquiry, and quickly fired another shot at Yuuki.

 

「行くぞ」

“Let’s go”

 

結果も見ずに歩き出す。

He walked out without even confirming the results.

 

撃ち込まれた弾丸――消滅弾(イレーザー)――は、近藤の意思に従い効果を発揮した。

The shot bullet――Eraser bullet――activates in accordance to Kodou’s will.

 

 

3秒かからずに、ユウキの肉体は崩壊し、消滅したのだ。

After 3 seconds, Yuuki’s flesh began to crumble, and completely destroyed.

ミナザは納得し頷くと、近藤に続きその場を後にする。

Miraza gave a convinced nod, and left the vicinity following Kodou.

 

他の騎士達も同様に。

The same goes for the other knights.

 

ダムラダは一瞬立ち止まりユウキが居た場所に視線を向けたが、それ以上何もする事なく皆に続いて出て行った。

Damrada looked towards where Yuuki once was for a moment, but with nothing he could do he turned and followed them out.

 

ユウキが死んだ以上、彼の主は皇帝陛下唯一人なのだから。

With Yuuki now dead, his only master now is his majesty the Emperor alone.

 

 

 

その日、真夜中であるにも関わらず、空が赤く染まり、血の色に染まったような真紅の雨が降り注いだ。

On that day, despite it being midnight, the sky was dyed red as scarlet blood colored rain fell.

 

帝都の臣民達は怯えて噂話をし合ったが、それは全て正しくはない。

Though the subjects in the imperial capital spoke to each other about scary rumors, none held any truth.

 

だが、そんな噂話をする余裕があったのはその日が最後であった。

But, that was the last they could have the leisure for such rumors.

 

時代は大きく動き出し、帝都もまた、激動の波に飲まれて行く事になったのだ。

The era’s starting to change in a big way, and the imperial capital will soon be engulfed by its ripples.