084. Falmas Krallığı’ nın Çöküşü

084. Falmas Krallığı’ nın Çöküşü

005. Aziz İblis Çatışması

.

.

.

O gün dünya bir kez daha terörün soğuk pençelerini hissetti.
“Fırtına Ejderhası Veldora”’ nın yeniden doğuşu doğrulanmıştı.
Batı Aziziler Kilisesinin etki alanında olan ülkeler içerisinde bu bilgi hızlı bir şekilde paylaşılmıştı.
Her ülkenin Kralı “Fırtına Ejderhası Veldora”’ ya karşı koyabilecek planlar yapmak için beyinlerini zorluyordu.
…. Ancak bundan daha da önemli sorunlara sahip bir ülke vardı.

* * *

Falmas Krallığı, Kraliyet Sarayının Kabul Salonun içinde bir sabah,
Tahtın ortasında bir şey bırakılmıştı.
Bu şey, bir et yığınıydı.
Hala hayattaydı, bu et yığınının ortasında bir yüz vardı… bu Kralın ta kendisi idi.
Boş bakışlara sahip olmasına rağmen bilincinden bir parçaya hala sahip gibi gözüküyordu.
Sabah devriyesine çıkan bir asker inleme seslerini fark emişti, işte o zaman “onu” fark etmişti.
Kraliyet Sarayında görev yapmakta olan askerler Elit İmparatorluk Muhafızları olmalarına rağmen karşılaştıkları “şeyi” gördüklerinde korku içerisinde çığlıklarını saklayamamışlardı.
Tiksinç bir siluet, daha önce hizmet ettikleri Kralları olduğunu fark edememeleri suç sayılamazdı.
Ancak, askerlerin çığlıklarını duyduktan sonra koşarak gelen alt rütbeli kabine bakanı dış görüntüsü tamamen değişmiş olsa bile bunun Kralları olduğunu fark edebilmişti.
Ve sonra…

[Al…Altımda bir şişe olmalı… Lütfen onu içmeme yardım edin…]

Anlaşılmaz duraklamalar ile konuşan Kralın sarf ettiği kelimeleri anlayarak tereddüt içerisinde Kralın vücudunu kaldırdılar, vücut sıvıları yavaş yavaş akmaktaydı ve o tiksinç koku birlikte yayıldı.
Korku içerisinde kusan insanlar vardı, korku nedeni ile bedenlerini kontrol edemeyen kimseler kendi ayaklarına takıldı.
Parçalanmış, yıpranmış uzuvlar sanki insanı andıran bir şeye takılmış gibiydi.
Sadece bunu görmek bile bir kimsenin içgüdüsel olarak korku duymasını sağlardı, gerçekten tiksinç bir cisimdi karşılarındaki Kral.
Yüzlerindeki ifadeler sertleşmiş olsa bile, bu et yığınının Kralın ta kendisi olduğunu doğruladılar.
Bunun gibi bir görnüşe sahip olsa bile Kral’ a karşı saygılarını sunmak zorundalardı.
Kral’ ın dediklerine sadık kalarak bedenini kaldırdılar, dediği gibi bir şişe vardı.
Ama bunu içmesinde bir sıkıntı olmaz mıydı? Bu kararsızlık içerisinde büyücüler şişenin içindeki sıvıyı incelemeye karar verdi.
Sonuç ise…
Bedenen tamamen iyileştirmeyi sağlayacak bir iksirdi.
Bu efsanevi sınıfa ait iyileştirici bir ilaçtı, yeniden doğmayı sağlayacak Elixir’ in bir altında yer almaktaydı. Bunu içmenin kaybedilen uzuvları bile geri getireceği söyleniyordu.
Bunun gibi iksirleri üretme teknikleri zaman içerisinde kaybolmuştu, Cüce Irkı bile üretemiyordu bu yüzden mucizevi bir ilaç olduğu söylenmekteydi.
Büyücülerin aklından bu iksiri araştırmalarında kullanmak gibi bir düşünce geçti ama tabi ki bunun gibi düşüncelerin Kralın önünde ağızlarından kaçmasına cüret edemezlerdi.
Kralın şimdiki durumunu iyileştirmenin tek yönteminin bu iksirin olduğunu tabi ki biliyorlardı.
Tecrübe ettikleri değişim ise akıl almazdı.
İksiri içerken Kralın bedeni eski sağlıklı haline geri dönmüştü.
En yakındaki bakan yaraşır kıyafetlerle hızlıca yaklaştı.
Kıyafetleri giydikten ve biraz dinlendikten sonra Kral acil İmparatorluk Konferansının toplanmasını emretti.
Saray meşguldü, konferans hazırlıkları başlamıştı.
Kral güvendiği bakanlarına baktı, arka taraftaydı ve

[Yerimizi değiştirelim… Neler olduğunu anlatacağım. Konferans başlamadan önce fikirlerinizi duymak istiyorum.]

Diye güçsüz bir şekilde konuştu.

* * *

Kralın hikâyesini dinledikten sonra bakanlar sessizleşti.
Anlatılanlar akıl almazdı ve şu andaki benliklerin anlaması için fazlaya kaçmıştı.

[Ma, Majesteleri… Bir kez daha soracağız. Herkes, gerçekten herkes öldü mü?]

[Katledilmiş olamazlar, kurtulanlar eğer bozguna uğratıldılar ise… O zaman gerçekten herkes öldü mü?]

[İkmal Birlikleri ordunun arkasına konuşlandırılmamış mıydı? Güvendeler mi?]

Kral güçsüz bir şekilde kafasını salladı.
Bu görüntü herkesin bunu kabul edip etmeyeceğinin anlamalarını sağladı. Sefere çıkmış herkes katledilmişti.
Bunu duyan bakanlardan biri gözyaşlarına boğuldu.
İkmal Birliklerinin sağ olup olmadığını soran Bakan ilk savaş tecrübesini edinmesi için sefere kendi oğlunu da göndermişti.
Oğlunun güvenliğini sağlamak için birkaç ayarlama yapmış ve savaşın kızgıni tehlikeli olan ön cephesinde değil de daha güvenli olan arka birliklerle konuşlanmasını sağlamıştı. Ama bütün bunlar anlamsızdı.
Evvela herkes bu seferden galip olarak döneceklerini düşünmüştü, bu yüzden oğlunu bu sefere göndermişti…
Yaklaşan zaferin verdiği o his… Kral bu hissi artık hatırlayamıyordu.
Ancak, bunun gibi bir trajediden sadece bir kişi kurtulmayı başarabilmişti.
Toplamda kayıpların sayısı 15.000 idi.
Bu daha önce görülmemiş devasa bir kayıptı.

[Majesteleri… (Duyduklarımız) Doğru mu? Düşman sadece tek bir canavar mıydı?]

Nispeten sakin bir bakan bunu sordu.
Kral bu soruya kafa salladı.

[Evet. Ve bu katliamdan sadece ben kurtuldum.]

Bir kez daha kabul edilmesi zor olan olguları anlattı.
Tecrübe ettiği işkenceyi, canavarların durumunu ve aynı zamanda Bir İblis Lorunun Doğuşunu.
Ve İblis Lorduna karşı çıkan Falmas Krallığını bekleyen karanlık geleceği.
Bakanların gırtlakları düğümlenmişti.
Kralın anlattıklarına göre, Falmas Krallığının çöküşü yakın gelecekte kesinlikle gerçekleşecek kaçınılamaz bir şeydi.
Bu nedenle İmparatorluk Konferansı düzenlenmişti; bütün soylular geldikten sonra üç gün içerisinde gerçekleşecekti.
Ve sonra Kral İblis Lordunun sunduğu üç seçenekten bahsetti.

[Pekâlâ o zaman Falmas Krallığının yegane yöneticisi,
Sana sunacağım üç seçenekten sadece bir tanesini seçebilirsin.
İlk seçeneğin tahttan inmek; bu savaşın bütün sorumluluğunu üstlenerek makamından vaz geçeceksin.
Doğal olarak, savaştan sonra savaş tazminatını da ödemelisin, bu ödeme Falmas Krallığının arazisi olarak da alınabilir ya da 1.500 Yıldız Altını ile de gerçekleştirilebilir.

Sırada İkinci Seçenek var. Kral olarak ülkeni Tempest’ e sunmalısın.
Bu durumda Falmas Krallığı Tempest’ in himayesi altına girecek. (Tabi devlet – Sömürge)
Tabi devlet olarak size nasıl davranılacağı gerçekleştirilecek konferansta karar verilecek.
Bu kayıtsız şartsız teslim olmanız demek olsa da vatandaşların can sağlığını ben, kendim garanti edeceğim.

Ve son olarak, üçüncü seçenek, bu seçeneği çok tavsiye etmiyorum.
Bir kez daha soyluları toplayarak ülkeme karşı olan çırpınmalarına devam edebilirsin.
Eğer bu seçeneği seçersen o zaman gerçekten hayatın sona erecek.
Bu dünyanın tattırdığı ıstıraptan belki kurtulabilirsin ve onurunu sonuna kadar koruyabilirsin.
Vatandaşların açlıktan teker teker ölecek ve savaş uzun bir zaman devam edecek.

Bu üç seçenekten herhangi birisini seçmeye özgürsün.
Kararını bir hafta içerisinde ulağa söylemeyi unutma.
Cevabını iyi düşün, Kral.] (Rimuru)

Sevecen bir gülümseme ile güzel mi güzel yüzü ile gülerken bunları söyledi.
Gerçekten dehşete düşürecek bir İblis Lordu.
Sadece bunları tekrarlarken bile bütün benliği korku ile doldu.
Bunun gibi bir benliğe karşı çıkmayı bir kere daha düşünmeye cüret etmedi.
Korkusu gururundan üstün geldi; o şahsa karşı gelmek gibi bir isteğe sahip değildi.
Kendisini bir et yığınına çevirerek her gün kendi uzuvlarını tattırmıştı ona.
Bunun gibi bir korkuyu bir daha asla yaşamak istemiyordu ama bakanlarının dediklerini duymaya ihtiyacı vardı.

[İnanılmaz! Tek bir Yıldız Altını 100 altına bedel. 150.000 altın mı ödememiz gerekiyor demek bu?!
Canavarlara bunun gibi bir parayı vermeye gerek yok, bunu asla kabul etmeyeceğim!]

[Evet. Dahası (ödemelerin arasında) arazi de var!
Sadece bir Kontun arazisi olsa bile bunu kabullenmeyeceğim. Canavar ülkesi ile komşu olmak!]

[Ayrıca, teslim olmak düşünülemez bir şey! Düşmanın sözünü tutacağının garantisi yok ki!]

[Kararlıyız, sonuna kadar direneceğiz. Bütün onurumuz üzerine ant içeriz, o canavarların soyunu kurutacağız.]

Kral Edomalis konuşmaların bu şekilde devam edeceğini biliyordu.
Buradaki soylular gerçekliği tatmamışlardı, göremiyorlardı.
Korkmadıklarından değildi bu, savaşa kendileri gitmiyordu.
Güvenli bir yerden kendileri yerine savaşmak için başkalarını gönderiyorlardı. Kaybetseler bile sonuçları düşünmek zorunda değillerdi.
Şimdiye bu düşünce şeklinde bir sıkıntı yoktu.
Falmas Krallığı güçlüydü; komşu ülkelerden daha güçlüydü.
Ama bu sefer imkânsızdı. Sonuçta düşman bütün orduyu tek başına alt etmiş bir İblis Lorduydu.

[…Emin misiniz? Düşman bir İblis Lordu.
Bu bir benzetme ve ya bir abartma değil, orduyu tek başına alt etmiş bir İbls Lordu var karşımızda.
Hislerinize guru diyebilirsiniz ama savaşa gitmiş olan sizler miydiniz? Benim gururum çoktan parçlara ayrıldı.
Bir daha onun gibi bir korkuyu tatmak istemiyorum…
Bu deliliğe izin vermeyeceğim! Eğer savaşa gitmek istiyorsanız, kendi kendinize gidebilirsiniz, sizi durdurmayacağım!

Canavarlar güvenemeyiz, ee o zaman?
Teslim mi olacağız? Savaşa mı gideceğiz?
Bu iyi bir fikir mi? Ben savaşmayacağım. Artık çok geç, sadece teslim olabiliriz.
Bu kadarı yeterli. İblis Lordu çoktan kararını verdi…] (Edomalis)

**[Eğer yaptıklarının ülken için olduğunu söyleyeceksen, diğer ülkede olan bitenleri göz ardı etmemenin ahmaklık olacağını düşünmemenin cahillik olacağını söylerdim.
Eğer gerçekten diğer ülkeler ile olan ilişkini ilerletmek istiyorsan ancak o zaman iyi bir komşu ilişkisi kurabilirsin.]** (Rimuru)

İşte bu şekilde canavar onu uyarmıştı.
Marki Muller’ i ve Kont Herman’ ın dediklerini dinlemiş olsaydım bu durum hiç gerçekleşmemiş olurdu.
Yaptıklarım kendi bencilliğimdi, vatandaşlar için değil, sadece kendim içimdi.
İkinci bir şansım yok. Bundan başka bir şansım yok.
Eğer yapacağım seçimde hata yapacak olursam gerçekleşecek olan facia sadece benimle sınırlı kalmayacaktır aynı zamanda vatandaşlar da bundan payını alacaklardır.
Onurum ve gururum, bunlar benim için artık önemli değil.
En azından, vatandaşların mağdur olmayacağı bir plan düşünün!]

Kralın bütün gücüyle haykırdığını duyunca bakanlar buz kesildi.
Bu bencil ve her şeyden kendisine kar çıkarmaya çalışan Kral kendi hatasını kabul etmişti.
Ve savaşa gitmeyi düşünmenin mantıksız olacağını da belirtmişti.
Şüphesiz, Kralın da dediği gibi, kazanma olasılıkları yoktu.
Guruları sadece bir bahaneden ibaretti, sadece kendi çıkarlarını düşünüyorlardı ve ne yaptıklarının da farkınlardı.
Kral bakanlarının önünde eğildi ve

[Gerçekten çok üzgünüm. Lütfen en iyi seçeneği bulun. Ülke için… Vatandaşlar için.]

Kralın kelimelerine herkes kafa salladı ve diz çöktü.
Kral Edomalis de kafa salladı ve konuşları bir kez daha devam etmeye başladı.
Soylular toplanmadan önce bir seviyeye kadar bir plan düşünmeliler idi.
Soyluları ikna etmek kesinlikle gerekli bir şeydi, eğer bunu gerçekleştiremezler ise, Ülke kesinlikle çökerdi.
Durumu iyileştirebilmek için ne yapılabilirdi? Vatandaşların mutluluğu için ne yapılabilirdi?
Kral ve bakanlarının arasındaki konuşma sanki sonu yokmuş gibi devam etti…

Üç gün geçti.
Soylular en sonunda toplandı ve İmparatorluk Konferansına başladı.
Geçen seferki konferansta Kralın ve bakanlarının yüzünde olan sakinlik bu konferansta yoktu, ciddi ifadeler vardı yüzlerinde.
Soylular Kralın ifadesindeki değişimi fark etti ve yüz ifadeleri sertleşti.
Kralın hikâyesi soylulara aktarılmıştı.
Kralın sarf ettiği kelimeleri duyunca soylular kaosa sürüklendi.

[Ülkemiz Canavarlar ülkesi Tempest tarafından yenildi.
Bu nedenle, bunun sorumluluğunu alacak ve tahttan ineceğim.]

Kralın sarsıcı açıklaması nedeniyle Konferans daha da karmaşık bir hal aldı.
Sefere çıkan birliklerin azim sonu bir bakan tarafından açıklandı.
İnanılmaz olan şey ise sadece Kral’ ın bu azim sondan kurtulabilmiş olmasıydı.
Savaş tazminatı konusunda sonu gelmez bir eleştiri dalgası ile karşı karşıyaydı Kral.
Bunun gibi eleştirilerin haklılık payı vardı.
Otuz milyon nüfusa sahip Falmas Krallığı büyük bir ülke olduğundan ülkenin vergi geliri neredeyse beş milyon altındı.
Bu geçen yılın vergi geliriydi, ancak istenen tazminat 1.500 Yıldız Altını idi ve ya 150.000 altın.
Dahası, arazilerin de el değiştirecek olması.
Soylular öfke içerisindeydi ve Kral’ a bu sorumluluğu alması için yüksek sesle hitap ediyorlardı.
Tazminatı Kraliyet Ailesinin ödemesini talep ediyorlardı ve topraklarını vermeyi reddediyorlardı.
Soylular tamamen haksız değildi.
Ancak, bir şeyi unutuyorlardı.
Düşman koca orduyu tek başına alt edebilmiş bir İblis Lordu idi.
Daha doğrusu buna inanmak istemiyorlardı…
Bu olgu tekrarlandığında bazı soyluların yüzleri bembeyaz kesildi ama kibirli şekilde konuşanlar da vardı.
Kral Edomalis’ in de düşündüğü gibi soylular bir sonuca varamadı ve kaos devam etti.

[Majesteleri! Tahttan inseniz bile bu sorumluluktan kaçamazsınız!
Evvela yalnızca tek başınıza kurtulabileceğinizi mi düşündünüz?]

[Eğer ben tahttan inmezsem İblis Lordunun gazabı ile karşılaşacağız, bu konuda emin misin?
Dahası eğer hükmüme devam edersem tabi devlet olmaktan (sömürge) başka şansımız yok, bunun gibi bir şeye hazır mısın?]

[Gu…. Ancak! O canavara koşulsuz ve şartsız bir şekilde teslim olmak (düşünülemez)!]

Bunun gibi diyalogları ardı ardına tekrar etti.
Bakanlar durumu inceledi ve Kral ile daha önceki konuşmalarını hatırladı, yüzleri sinirden kıpkırmızı idi.
Kral Edomalis bencil ve açgözlü bir insan olarak tasvir edilebilirdi ama tamamen körü körüne açgözlü birisi de değildi.
Dahası ahmak bir Kral da değildi, gelecekte neler olabileceğini kestirebiliyordu.
Bu seferki hatası bile ülkesinin çıkarlarını korumak içindi.
Bütün bu hatayı Kral’ ın üzerine yığmak bir hataydı. Bu tek yönlü suçlama kaldırılabilecek bir şey değildi.
Soylular sadece kendi çıkarlarını korumak istiyordu ve Falmas Krallığı ve ya vatandaşları umurlarında değildi.

En sonunda konferans bir sonuca varılamadan sona erdi.
Rimuru’ nun ve ya Bilgelik Kralı Raphael’ in tahminine göre ilerliyordu durum; Falmas Krallığı bir iç savaşa sürüklendi, Kral’ ın tarafındakilere karşı Soylular çatışıyordu.
Sonuç, Falmas Krallığı’ nın çökmesi idi.
Daha sonraki nesillere bir İblis Lordunun gazabının bir ülkeyi nasıl yok ettiği anlatılacaktı.

* * *

Kont Nidole Maidam’ ın topraklarından bir gencin ortaya çıktığı söylenir, bu kimse daha sonra yeni Kahraman olarak tarih sayfalarında anılacaktı.
Soyluların açgözlülüğüne karşı savaşmak için, vatandaşların mal ve mülklerini korumak için ülkeyi gezerek gönüllüler toplamıştı.
Zeki ve sağduyulu insanlar bu gencin peşine daha yolculuğunun ilk safhalarında katılmayı seçmişti.
Bu gencin adı Youmu idi.
Youmu Ön Saf Birliklerinin kumandanıydı ve bu nedenle sınırdaki köyler ve köylüler arasında hızlı bir şekilde ün saldı; özellikle canavarlar tarafından saldırı altındaki merkezden uzak olan köylerde.
Youmu denen şahsın kendisi de baya karizmatik idi ve göz açıp kapayana kadar gücü ve etki alanı müthiş bir şekilde genişledi.
Köylülerin bu genci namağlup olarak tanımlıyorlardı. Söylenenler daha sonra söylentilere dönüştü.
Birlikteliği sağlayamamış Soylu Orduları ona karşı gelebilmek için fazla dağınık ve fazla bölünmüştü, ezici gücünü göstermeye başladı Youmu.
Bu genç şahıs sadece Marki Muller tarafından desteklenmiyordu, Kont Herman ve diğer güçlü soyluların bazılar da Youmu denen şahsı desteklemekteydi ama sadece bu kadar değildi aldığı destek, Kraliyet Ailesinin varisi de onu destekliyordu.
Eski Kral Edomalis’ in oğlu Edgar halen daha bir çocuktu ama Ypumu’ nun kişisel kurmay subayı olarak aktif bir rol oynamıştı. Babası Kral Edomalis ise tahttan indikten sonra idam edilmişti.
Kralın idamı son zamanlarda baya popüler bir konu haline gelmişti. Guletin Kralın başını bedeninden ayırırken genç bir kızın gülüşü yankılanmıştı. Sonra sanki açıklanamaz bir güç nedeniyle Kralın başı ve bedeni uçmaya başlamıştı ve ufukta kaybolmuştu.
Şüphesiz bu bunca kişisinin gördüğü bir halüsinasyon olamazdı, bunun kanıtı ortalıkta geriye bir kan damlası bile kalmamış olmasıydı.
Ancak hikâyenin bu kısmı tarihin sayfalarından çıkarılacak ve hiç gerçekleşmemiş gibi olacaktı.
Daha sonraki yıllarda bu konu tartışmaların ve teorilerin ortaya çıkmasına neden olacaktı; adı Marius olan Kahraman Kral Youmu’ nun sağ kolunun Kral’ a tıpa tıp benzediği söyleniyordu, ancak o noktada hiçbir soylu bunun gibi bir teorinin gerçek olup olmadığını ispat edemiyordu.

Sadece iki yıl içerisinde genç Kahraman Kral, Muhteşem Youmu asil görevini tamamlamıştı ve eski Falmas Krallığı’ nın parçalanmış topraklarını birleştirmeyi başarmıştı.
Bunun gerçekleştirilebilmesinin tek nedeni Cüce ve Brumund Krallığı’ nın asil yardımları idi. İleride bu neden başarılı bir birleşmenin en önemli kilit taşı olarak bilinecekti.
Ancak, bunun haricinde, aynı öneme sahip, ülkeyi sarsacak başka bir şey daha vardı.
Bu, Asil Kral Youmu ve Kudretli Octogram üyesi Yüce İblis Lordu Rimuru Tempest arasında yapılacak saldırmazlık paktı idi.
En sonunda bu pakt savaş sonrası yarıtımların ve Youmu’ nun tazminatı bahanesi için kullanılacaktı.
Yüce İblis Lordu Rimuru tempest ve Kahraman Kral Youmu arasında imzalanan saldırmazlık paktı insanlara korku salan savaşın sona erdiğini belirtiyordu; Tek başına koca bir orduyu katledebilen İblis Lordunun gazabından duyulan korkunun sonunu.
Bu pakt aynı zamanda genç Kral Youmu’ nun meşruiyetini de sağlıyordu da bunun hakkında çok konuşulmuyordu.
Eski Kralın ölümü ve Kahraman Kral Youmu’ nun tahta çıkışı ile birlikte Kahraman Kral Youmu ve Yüce İblis Lordu Rimuru arasında bir arkadaşlığın başladığı söyleniyordu.
Bu kudretli ülkelerin desteği ile yeni bir ülke kurulmuştu.
Bu yeni ülkenin ismi <> olacaktı.
Bu ismin anlamı ise “Karşılaşılan vahim durumdan yeniden doğan bir ülke” idi.
Youmu kurucu Kral olarak yerini ladı ve ismini Youmu’ dan Falmenas olarak değiştirdi.
Yanında iki kudretli İblis vardı, kurmay subayı ve politik danışmanı olarak. Politik danışmanına ne olduğu daha sonraki kayıtlarda tam olarak belirtilmemiş olsa bile Kahraman Kral kendisini sadık ve zeki şahıslar ile sarmıştı.
Dostlarını güveni ona yol gösterirken Youmu yola çıktı, <> ülkesinin Kahraman Kralı olacağı yola.

Yeni bir çağ,
Çalkantılı zamanlarda tarihin akışı durmuyordu.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun !

Advertisements

083. Sekiz Köşeli Yıldız (Octogram) – İblis Lordları

083. Sekiz Yıldız – İblis Lordları

004. İblis Lordunun Doğuşu
.

.

.

Clayman’ ı özümsedikten sonra kırmızı saçlı İblis Lordu ayağa kalktı.

[Harikulade, o zaman bugünden itibaren hem bir İblis Lordu olarak tanınacak hem de adlandırılacaksın. Buna itirazı olan birisi var mı?]

Doğal olarak buna karşı çıkan yoktu ve görünüşe göre çoktan bir İblis Lordu olarak kabul görmüşüm.
Rahatladım, cidden. Dürüst olmam gerekirse, başka bir İblis Lordu ile ilişkilerimi kötüleştirdiğim anda sonumun geldiğini düşünüyordum; bu neredeyse kendi mezarımı kazmak gibi bir şeydi!

[Rimuru’ nun iyi birisi olduğunu ve gerektiğinde iş bitirici bir karakteristiğe sahip olduğunu biliyordum! Eğer istersen bana hizmet edebilirsin.] (Ramiris)

[Ah, yok, ben iyiyim. Sana hizmet edecek (etmeyi kabul edecek) başka birilerini bul.] (Rimuru)

[Bu da neyin nesi!! Bana hizmet etmek o kadar kötü bir şey mi?!!] (Ramiris)

Diye yakındı Ramiris.
Diğer bir yandan,

[Fufun! Rimuru benim arkadaşım olduğundan onunla iyi geçinmek istiyorsun öyle değil mi?] (Milim)

[Eh!? Yalan! *Öhö* Rimuru bu bir yalan öyle değil mi?] (Ramiris)

[Wahahahaha! Hiç popüler değilsin Ramiris!] (Milim)

[Ne dedin sen -?! Hiya!] (Ramiris)

Bunları derken Ramiris Milim’ e karşı mükemmel bir uçan tekme girişiminde bulundu ama Milim kolaylıkla kaçmayı başardı.
İkisine şaşkın bir şekilde bakıyordum.

[Fun. Kabullenmek istemiyorum ama başka bir yol göremiyorum. O arkadaki kötü ejderhaya olan kinimi unutmayacağım. Ama her neyse, bugünlük kabulleneceğim. Eğer bir sonraki Kutsal Savaştan canlı çıkarsan seninle oynamayı kabul ediyorum!] (Ruminas)

Dedi Ruminas.
Kana susamış gözlerle daha önce bana baktığında bu güzel kızı ikna etmenin daha zor olacağını düşünmüştüm ama görünüşe göre her şey yolunda.

[Bu durumu kabul ediyoruz öyle değil mi ha yaşlı adam (Dagruel?] (Dino)

[Umu, kesinlikle. Buna karşı çıkacak bir nedenim yok.] (Dagruel)

Dino ve Dagruel de onayladıklarını belli ettiler.
(Clayman ile kapışırken arkada) ikilinin aralarında konuştuğu konu önemli olmalı, görünüşe göre beni korumaya çalışıyorlardı, ikisi de iyi insanlar.

[Fu. Kimin İblis Lordu olup olmadığı beni ilgilendirmez, bu konu benim için önem taşımıyor. İstediğin gibi hareket et.] (Leon)

Dedi Leon her zamanki soğukluğu ile.
Pekâlâ, geriye iki kişi daha kaldı.
Aklımdan bunu geçirirken Frey ve Karion’ a baktım. Frey bakışlarımı fark etti ve sanki beni tartarmışçasına bana baktı.

[Sıkıntı olmamalı? Şölenin ortasındayız ve bir öneridense bir talepte bulunmak istiyorum eğer mümkünse?] (Frey)

Bunları dedi.

Rimunas’ ın hizmetkârı daha önce tekmeleyerek uçurduğum masayı yerine geri koymuştu.
Masanın büyük bir kısmı kırılmıştı ama buna dikkat etmedim. Eğer böyle şeylere dikkat ederseniz işte o zaman kaybedersiniz.
Görünüşe göre bu yuvarlak masayı telaf, etmek baya tuzlu olacak… Özür dilerim.
İblis Lordları masanın etrafına oturdu.
Miting sırasında iki hizmetkâr (Maid) çayı hazırlamak için odaya girdi.
Frey herkes sakinleştikten sonra konuşmaya başladı.

[Öncelikle, Slime Rimuru’ yu bir İblis Lordu olarak kabul etmekte bir sıkıntı yok.
Talebim ise bu konudan çok daha farklı bir şey olacak.
… Hayır, o kadar da farklı bir şey değil galiba.
Biraz önceki kapışmaya tanıklık ettikten sonra ikna oldum, bir İblis Lordu olarak fazla güçsüzüm.
Clayman ile savaşırken bile eşit durumdaydık.
Eğer bu kapışma gökyüzünde olmuş olsaydı avantaj sağlardım… ama bu bir İblis Lordu için bir bahane olmamalı.
Milim’ in hizmetkarı (takipçisi) olmaya karar verdim.
Milim de baya tehlikeli birisi, yalnız bırakılmamalı.
Bir İblis Lordu olarak güçsüz olabilirim ancak savaş alanında becerilerim o kadar da kötü değil.
Ne düşünüyorsun, teklifimi kabul edecek misin?] (Frey)

Bunu derken Frey bakışlarını Milim ve Guy arasında gezdirdi.
Aslında bu konu onun güçsüz olmasıyla alakalı değildi…
Bilakis sıkıntı Clayman idi, tiksindirici üçkağıtçının tekiydi. Frey’ in de taktiklere bağlı kalması onlarında karnın değişik bir hissin gelişmesine neden oldu.
Yani, acaba bu durumu korkulacak bir kadın tiplemesi olduğundan daha da mı garipleştiriyor.
Tam Milim bu teklife cevap verecekken,

[Bir dakika, eğer durum böyle ise benimde söylemek istediklerim var.
Bende kibirliliğim yüzünden Milim’ e kaybettim.
Bir General (İblis Lordu) makamımdan ayrılmayı düşünüyorum.
Acil bir durum olsa ve ya bir Kahraman ortaya çıksa ne yapabilirim?
Kaybetmiş bir ezikte İblis Lordu unvanının kalması akıl almaz bir durum olur, öyle değil mi?
Bu nedenle, bugünden itibaren bende Milim’ in hizmetkârı (takipçisi) olacağım.
Tanıştığımıza memnun oldum General Milim!] (Karion)

Birbirlerinin amaçlarını tartmıyorlar bile.
Zaten Milim’ in hiç hizmetkârı yok. Bu nedenle Milim’ in hizmetkâr sayısını arttırmakta bir sıkıntısı da yok…
Bu durum acaba bu iki İblis Lordunun hizmetkârlarına ne olacağı hakkında düşünmeye iteledi beni.

[Bir dakika Karion! İhmalkârlığı nedeniyle kötü olan Clayman idi!
Onun tarafından kontrol edildiğimden bunun gibi şeyleri biliyorum!] (Milim)

Bu büyük olasılıkla baya mantıksız bir cümleydi.
Bu bahane kabul edilmemişti.
Milim’ in söyledikleri nedeniyle diğer İblis Lordlarının yüzlerinde şaşkın bir ifade vardı.

[Hey, bilmemezlikten gelme, üste çıkmaya da çalışma. Daha biraz önce,

*Beni tamamen ele geçirmesi imkânsız.*
*Bunun gibi şeylerden kaçabilmek ustalık alanım.*

Gibi bir şeyler söylemiyor muydun?] (Guy)

Milim’ in sesinin çok iyi taklit edilmiş hali biraz önce dediklerini yeniden aktarmak için kullanıldı.
Guy şaşırtıcı derecede yetenekli birisi.

[Hayır! O konu hakkında…]

[Yani, oradaki beyni yerine kas olan herife ne olduğu önemli değil, senin için bir sıkıntı yok değil mi Milim?] (Frey)

[Bunun gibi şeyleri ağzına alacak kadar arsız olman! Hizmetkârlar ve takipçiler konusu hakkında bu kadar rahat konuşmaz mısın benimle? Biraz önceki planı da birlikte gerçekleştirmedik mi zaten?] (Milim)

Milim’ in dediklerini duyunca kafasını salladı,

[Hayır, eğer istersen birlikte çalışabiliriz. Sonuçta birlikte çalışmak daha eğlenceli olmaz mı?] (Karion)

Bu şekilde aralarında bir atışma başladı.
Görebildiğiniz üzere burası dikkatsizliğe izin veren bir yer değildi.
Yani Karion kendisi gibi davranıyordu.

[Bu konu hakkında endişelenme ama sen benim ülkemi yerle bir ettin!
Bu konu hakkında sorumluluğu almak ve bize bakmak zorundasın!]

Milim’ in kafasından kullanılan zor kelimeleri ve olayları anlamaya çabalarken dumanlar çıkıyordu.
Karion düşündüğümden de planlı hareket eden birisiymiş.
Artık anlamayı başaramayan Milim bilincini kaybetmeye çok yakındı.
En sonunda,

[Eeeeiii!!! Her neyse! Ne istiyorsanız öyle yapın!] (Milim)

Milim’ in kafasından çıkan dumanlar adeta bir yanardağdan çıkan dumanlar gibiydi ve düşünmeyi bıraktı.
Milim’ den de beklenildiği gibi.
Zeki gözükse de düşünme konusunda hiç ama hiç iyi değil.

[Hahaha. Tamamdır! O zaman bugünden itibaren Karion ve Frey artık birer İblis Lordu değiller.
Daha en başında Milim’ e hizmet etmeliydiniz!]

Diye haykırdı Guy gülerken.
Salonda bulunan kimse bu durumu reddetmedi. Doğal olarak ben de reddetmedim.
Bu şekilde bir İblis Lordu olarak yükselişim en sonunda resmi olarak kabul gördü.
Üç İblis Lordu gruptan çıkarılmıştı; bir tanesine ölüm bahşedilmişti ve diğer ikisi de Milim’ in hizmetkârları olmuştu.
On Yüce İblis Lordu şimdi Sekiz Yüce İblis Lordu na dönüşmüştü.

[Anladım, artık On Yüce İblis Lordu değil ha.]

Mırıldanmama cevap niteliğinde İblis Lordları ani bir tepki verdi.]

[Bu durum rahatsız edici ha. İtibarımızı kaybetmemek için yeni bir isim düşünmeliyiz.]

Dagruel bunu dedi.
Eh? Bu o kadar da önemli bir şey mi?

[Neyse ki Walpurgis Şöleni’ nin ortasındayız. Bütün İblis Lordları burada toplanmış vaziyette yani gerekenden çok bilgelik havada geziniyor.] (Ruminas)

Ruminas ciddi bir aizuchi gerçekleştirdi.

Oioi ismimizin ne olduğu önemli değil.
Ayrıca, insanlar bize sormadan bizi çoktan isimlendirmişler (lakap takmışlar) bile.

[Önceki ismimize “On Yüce İblis Lordu”’ na karar vermemiz üç ayımızı almamış mıydı?
Ben daha fazla bir şey düşünemem, düşünmek için yeterli enerjiye sahip değilim~]

Yok yok. Daha beynin enerjiye ihtiyacı olacak kadar düşünmemişsindir bile sen.
Deminden beri kafa yoruyorum ben burda! Gibi hiç gözükmüyorsun.
Daha doğrusu neden bunun gibi bir simi düşünmeniz üç ayınızı aldı!
Demek istediğim… İblis Lordları’ nın baya boş zamanı varmış gibi gözüküyor…
Duyduklarıma göre, kendilerine bir isim düşünme aşamasında iken, o üç aylık süreçte “On Yüce İblis Lordu” lakabı çoktan insanlar içerisinde çoktan kabul edilmiş bile.
En sonunda bu isme karar vermişler ama aralarında özel bir anlaşmaya varmamışlar.

[Sakin olun az bir şey. İşte bunun gibi zamanlarda işbirliği yaparak bunun gibi problemlerin altından kalkmamız gerek!] (Guy)

Dedi Guy ve

[Eh? Peki Sekiz Yüce…] (Ramiris)

Ve etrafındakileri ezici bir sessizlik içinde tek bir kelime etmeden susturdu.

[Evet doğru. Guy’ ın da dediği gibi herkes düşüncelerini paylaşsın!]

Diye Ramiris konuyu tekrar dile getirdi.
Görünüşe göre bütün İblis Lordları bu konu hakkında hem fikir değillerdi.
Ve sanki işbirliği denen şeyin aralarında hiçbir anlamı yokmuş gibi,

[Wahahahaha! Size bırakıyorum.]

[Bunun gibi şeyler ilgimi çekmiyor. (Kararı) size bırakıyorum.]

Zaten zar zor gerçekleşmiş olan işbirliğini anında birkaç kişi kenara yok saydı.
İblis Lordlarından da beklenildiği gibi.
Zaten evvela işbirliği yapmanın imkânsız olduğunu düşünüyordum ve görünüşe göre cidden öyleymiş.
Dahası salon içerisindeki durum daha da garipleşeceği an,

[Ah, eğer durum böyle ise, bu konuda uzman olan arkadaşım Rimuru’ ya bırakın!]

Arkamda tam sıkılma arifesinde olan Veldora bunları dedi.
Tsk ve arkada sessizce manga okuduğundan sıkıntı çıkarmayacağını düşünmüştüm.
Durumu fark ederek sanki hiçbir şey olmamış gibi mangasını okumaya devam etti.
Ancak Veldora’ nın kelimelerine cevap veren birisi vardı,

[Ah benim hizmetkârıma da sen isim vermiştin!] (Ramiris)

Dedi Ramiris.
“O senin hizmetkârın değil!” demek istedim ama şu an bununla uğraşıcak bir zaman değil.
Ama Ramiris… Gerçek amaçlarını neler olduğunu ucundan sezdim, sonra da sanki hiçbirşey yokmuş gibi bu düşünceleri yok oldu.
Tren gelmeden rayları döşemezsen geldiği zaman çok geç kalırsın.

Yani bu durumu çok da umursamıyorum da… Ama buna karar verecek olan Baretta’ nın kendisi.
Etrafıma bakındım, beklenti ile dolu İblis Lordlarının gözleri üzerimdeydi.
Olamaz… Beni köşeye sıkıştırdılar.
Birbirlerine göz kırparlarken, Guy

[Bugün Rimuru bir İblis Lordu olarak kabul edildi.
Sana ( bu nedenle) büyük bir ayrıcalık tanımayı düşünüyorum.
Aynen! Bize yeni bir isim bahşetmeyi sana bırakıyorum!
Bunun gibi onurlu bir görevi doğal olarak kabul edeceksindir, öyle değil mi?]
Bu ses tonunda kinayeyi hissedebiliyordum.
Ve sessizliğimi korudum, ne kabul ettim ne de reddettim.

[Ve ayrıca sayımızın azalma nedeni de sensin. Sorumluluğu al ve yeni bir isim düşün hadi!] (Guy)

Birden bire caydırıcı bir ses tonu geldi.
Bu cidden can sıkıcı olacak.
Her neyse, bende pes ettim artık.

[Anladım, anladım, tamam, ama eğer ismi beğenmezseniz sonra dırdır etmeyin.]

Diye cevap verdim.
İblis Lordları, şimdi yüzlerinde gülümsemeler ile rahatlamışlardı.
Onlar rahatlarken ben çalışıyordum, bütün işi başkalarına bırakıyorlardı.

Sekiz İblis Lordu vardı, “Sekiz Yüce İblis Lordu” aslında olabilirdi ama içimden bir his bunun kabul edilmeyeceğini söylüyordu.
Biraz önce Ramiris de Sekiz Yüce İblis Lordu ismini önermeye çalışmıştı değil mi? Bende bunu söylemek üzereydim ama çevremden bu fikirden caymamı sağlayacak bakışlar alınca bu fikri bir kenara koydum.
Reddedildi.
Pekâlâ, ne yapsak ki…

Yeni isimler düşündüm ve bunları düşünebildim;

Octo-Yıldız İblis Lordları
Yıldızlı Sekiz – İblis Lordları
Sekiz Köşeli Yıldız İblis Lordları
Ve favorim Octo Boyutsal İblis Lordları
Hiç biri kabul görmedi ama

[Peki, o zaman “(Sekiz Köşeli yıldız) Octogram İblis Lordlarına ne dersiniz? Bir Octogram ile ilişkilendirdim?]

Konuştuktan sonra bir sessizlik kapladı odayı.
İblis Lordları gözlerini kapadı ve herbir kelimeyi dikkatlice inceledi.
Bir süre sonra herkes aynı anda gözünü açtı ve

[Tamamdır. Harikulade bir isim.]

[Bu kadarla kazandığını düşünce, önümüzde yeni bir gelecek var!]

[Bende tam böyle düşünmüştüm. Eğer söz konusu Rimuru ise bunun altından gelebileceğini biliyordum!]

[Rimuru’ dan da beklenildiği gibi.]

[Hmph. Kabul ediyorum, birazcık.]

[Vay be anında düşündün! Geçen sefer üç ayımızı almıştı!]

[…]

Kimse reddetmedi.
İyi.
Eğer herkes reddetseydi bile o zaman reddedenlere vericektim bu sorumluluğu.
Bu şekilde bugünden itibaren dehşet saçan İblis Lordları “Sekiz Köşeli Yıldız İblis Lordları” olarak bilinecekti (Octogram).

İblis Irkı… “Karanlığın Lordu” Guy Crimson.
Dragonoid Irkı (Yarı Ejder Irkı)… “Yıkımın Despotu” Milim Nava.
Pixi Irkı… “Labirentteki Peri” Ramiris-chan.
Dev Irkı… “Kıtanın Gazabı” Dagruel.
Vampir… “Karabasanların Kraliçesi” Ruminas Valentine.
Sürgün (Melek) Edilmiş Irk…” Uyuyan Hükümdar” Dino.
Yarı İnsan İblis Irkı… “Sarışın İblis” Leon Cromwell.
Ve ben
Slime Irkı… “Çaylak” Rimuru Tempest.

Bende havalı bir lakap istiyorum ruhumu heyecan içerisinde titretecek.
İblis Lordu olarak kabul görmemle birlikte aynı zamanda toprak paylaşımı yapıldı.
Şu anda benim bölgem Yüce Jura Ormanı’ nın tamamıydı.
Bu daha önce görülmemiş bir şeydi.
Frey’ in, Karion’ un ve Clayman’ in arazileri Milim’ in hükmü altında toplanacaktı.
Sonuçta Milim’ in hükmü o kadar da ciddi bir şey değildi (ismen hükmediyordu gibi).
Arazilerin bakımı büyük olasılıkla Fery’in Karion’ un ve Milim’ in hizmetkârları tarafından halledilecekti.
İblis Lordları arasında gezinen tipler de olduğundan bazı İblis Lortlarının arazilerinin tam yerini bilmiyorum.
Ancak, İblis Lordunun yüzüğü ile onlarla konuşmak mümkün.
Bana da bu yüzükten bir tane verildi.
Bu yüzük sadece konuşmayı sağlamıyordu aynı zamanda boyutlar arsında bir kapı da açabiliyordu.
Tabi ki burayı canları istediklerinde ziyaret edebiliyorlardı.
Artık beni almalarını beklememe gerek yok?
Yok, bunu düşünmesem iyi olur. Eğer soracak olursam yorucu olacağı gibi bir his var içimde.
Bu şekilde Clayman’ ı ilgilendiren olaylar ve onu yönlendiren şahsın hikâyesi neredeyse bitmişti.
Clayman’ ın efendisi, yaptıklarının arkasında ona akıl veren şahısın hala bulunamamış olması biraz endişe ettirici bir şey ama İblis Lordları problemi çözüldü.
Üstelik resmi olarak İblis Lordu olarak kabul gördüm.

* * *

(Guy’ın Bakış Açısı)

Guy İblis Lordlarını incelerken yüzünde silik bir gülümseme vardı.
İblis Lordları yeni bir isim altında toplanmıştı ve savaş yeteneklerinde az bir şey artış vardı.
“Octogram İblis Lordları” İblis Lordlarının yeni sembolü, bence harikulade bir isim.
Güç dağıtımı yapıldı ve her şey bir dengeye kavuştu.
Bu seferki Kutsal Savaş’ da kesinlikle bir üstünlüğe sahipti.
Kazansa da kaybetse de bir fark olmayacaktı ama kazanmayı istemesi doğal bir şeydi.
Dino’ nun dediklerine göre Doğu İmparatorluğu hızlı bir şekilde askeri gücünü arttırıyordu.
Veldora tarafından daha önce yok edilmiş askeri güç tekrardan yapılandırılıyordu ve dünya çevresinde güçlü benlikler doğmaktaydı.
Ve Doğu İmparatorluğunun arkasında “Har Ejderha” Velgurind’ in beliği var gibi. (TL: Har 2. Anlam yakıcı)
Eğer İmparatorluk harekete geçrse “Ejder Irkı” da harekete geçebilir.
Durum cidden ilginçleşmeye başladı.
Dünya bir oyun tahtasıymış gibi piyonlar etrafına serpilmişti, birbirleri üzerinde üstünlük kurma savaşı (oyunu) başlayabilirdi.
Yeni katılanlar ellerinden geleni yapacaktı ve bu savaşa katılacaklardı.
500 yıllık can sıkıntısı atmak için bir fırsattı bu.
Bu sefer ki Kutsal savaş gerçekten “Kutsal” olacaktı;

Benim Nihai Yeteneğim [Gururlu Kral Lucifer]
Milim’ in Nihai Yeteneği [Hiddetli (Gazaplı) Kral Satan]
Ve
Yeni İblis Lordu Rimuru’ nun Nihai Yeteneği [Açgözlü Kral Beelzebub]’ ıda hesaba katarsak.
En güçlü yeteneklere sahip üç ana güç, Nihai Yetenekler hazırdı.
Burada en güçlü olduğumu düşünmüyorum ama umarım bu benim hesaplama hatamdır.
Ayrıca
Dino’ nun içinde “Tembellik”
Ruminas’ ın içinde ise “Şehvet” vardı.
Bu ikisinin Nihai yeteneklerinin uyanması bir öncelik arz etmiyor.
Eğlenceli…
Shion (denen şahsa) gelirsek… Savaş yetenekleri bir İblis Lordu ile neredeyse eşit ve daha da gelişmesi beklenilir bir şey.

Kıskançlığın filizleri açmaktaydı.
Frey, Kraion ve Shion.
Bu üçünün içerisinde nelerin yattığını aynı anda doğruladım.
Rüzgârın yaprağı nereye savuracağı belli olmaz ama uyandıklarında bu (tecrübe etmesi) gerçekten keyifli bir şey olacak.
Umarım, kıskançlığıma engel olabilirim.
Kıskançlık kontrol etmesi zor bir şey, görünen o ki hedeflerimin ardında da hedeflerim var.
Guy gelecek hakkında düşündü ve hayallerinin verdiği coşkulu his içerisinde düşünmeye devam etti.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

Dördüncü Kitap Sonu

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

082. Ölümdeki Eşitlik

082. Ölümdeki Eşitlik

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Clayman içinde bulunduğu durumu anlamakta zorluk çekiyordu, gözleri kıpkırmızıydı.
Bakışları Milim ve bizim aramızda hızlı bir şekilde gidip geliyordu.
Ve gözlerini diğer İblis Lordlarına çevirdiğinde donakaldı.
Görünüşe göre en sonunda dediği şeyleri anlamıştı; Milim’ i kontrol etmekte olduğunu itiraf etmişti.
Bu Milim için bir rol olsa bile durumun çehresi değişmişti, aslında kontrol edilen Clayman idi.
Clayman kızgın bir şekilde yavaşça geriye doğru çekilmeye başladı.

[Olmaz, bunu anlayamıyorum (akıl almaz)… İblis Kukla (yeteneğim) başarılı olmuş olmalıydı!
Neden büyümün etkisi altında değilsin? Bu gerçek olamaz!]

Şaşkın bir şekilde ağzından bunları kaçırdı.
İçinde bulunduğu durumu düzeltemezdi.
Her şey ortadaydı, artık bir bahane üretemezdi. Onun için artık geriye sadece yapması gereken tek bir şey kalmıştı.
İblis Lordları Clayman’ ın Milim’ i kontrol etmeye çalıştığını çoktan anlamıştı ancak İblis Lordlarının bunun nasıl yorumladığı aralarında değişim gösteren bir şeydi.
Ancak, bunun gibi alçak davranışlarda bulunan birisi için bahşedilecek cezaya çoktan karar verilmişti.
İblis Lordlarının arasında saldırmazlık anlaşması olsa bile bu anlaşma bir kavga başlatmayı içermiyordu.
En sonunda Clayman güvenilirliğini kaybetmişti.
Sonu kesindi, ne kadar da acınası bir durumdaydı.
Ama diğer İblis Lordları Clayman’ a cehennemin derinliklerine tek yönlü bir bilet verme şansını elde edemedi.

[Aynen, Rol yapması baya zordu!
Yani kullandığın büyünün üzerimde hiç etkisi yoktu.
Büyünün etkisi altına girebilmem için bedenimi çevreleyen birkaç bariyeri etkisiz kılmak zorunda kaldım.
Daha sonra kendimi zorlayarak dayanıklılıklarımı düşürdüm.
Ve büyünün kontrolünün altında olduğuma inanman için mükemmel bir şekilde rol yapmam gerekti.
Dikkatli birisin, bu yüzden sanki benim üzerimde tamamen kontrol sahibi olduğunu sana hissettirmem (inandırmam) gerekti.
İşte böyle! Seni kandırmak için elimden gelenin en iyisini yaptım, biliyor musun?] (Milim)

[N…Ne…? Bütün bunlar bir rol müydü? Hep… Hepsi bir kandırmaca mıydı?
İblis Kukla herkesi domine edebilmeliydi, bir İblis Lordunu bile!
Bu Nihai bir Büyü!!!] (Clayman)

[Öyle mi? Ama beni tamamen ele geçirebilmen imkânsızdı bilmiyor musun?
Yani, bunun gibi şeyleri etkisiz hale getirmek benim ustalık alanım] (Milim)

Milim gururlu bir şekilde açıkladı, göğsünü ileri doğru çıkarırken.
Odadaki diğer kadınlar bu hareketine sadece iç çekebildi.

[Ancak, Clayman Milim’ e daha önce vurduğunda endişelenmeye başladım.
Milim’ in planının başarılı olacağından şüphem yoktu ancak evimin yerle bir olmasından korkuyordum.
Cidden, buna dayanabilmene çok memnunum.]

Harpy, İblis Lordu Frey kanatlarını tamamen açarken konuştu.
Ona daha önce de mi vurmuştu?
Akıl almaz birisi, ölmek mi istiyordu?

[Umm… Bende bir yetişkinim. Yetişkinler bunun gibi şeylere dayanabilir.] (Milim)

Yetişkin kısmını her ne kadar vurgulamış olsa da bir çocuğun aura’ sına sahipti.

[Neresi acaba? Aman neyse.
Her halükarda, neden Clayman’ ı kandırmaya çalıştın?] (Rimuru)

[Mmm…? Yani, Clayman’ ın baya şüpheli açıklamalarda bulunduğunu hatırladım;
Tempest Şehrine bir insan ordusu ile saldırarak insanlar ve canavarlar arasında bir savaş başlatmak gibi.
Eğer bu olsaydı ilginç şeyler gerçekleşmeyecekti, bu yüzden bu komployu durdurmaya karar verdim!] (Milim)

[Cidden? Sen… tek başına…]

[Fuwahahahaha! Dediğim gibi, ben bir yetişkinim!]

[Evet, evet kesinilkle öylesin.
Ama Clayman, sen kibirli salağın tekisin!
Kendine İblis Lordu demek için gerekli niteliklere sahip olduğunu düşünmüyorum.
Milim senin altında çalışmak zorunda olduğundan planlarına engel olmamış olsam bile… bende biraz sinirliyim.]

Dedi Frey, kendine hâkim bir öfke içerisinde.

[Yani durum bu… Benimde söyleyeceklerim var, şehrim yerle bir edildi.
Yani, Clayman, senin sonunu getireceğim!]

İblis Lordu Karion haykırdı, Milim’ in davranışlarının sorumluluklarını tamamen Clayman’ ın üstüne atarken.
Görünüşe göre Clayman diğer İblis Lordlarını da sinirlendirmişti.
Ancak aralarında en öfkeli şahıs bendim.
Milim’ in benim ve diğerlerinin iyiliği için elinden geleni yapmasına mutluydum.
Şerefsizin birisi tarafından ona vurulmuştu…
Karar verildi, huzur içerisinde ölmek için şansını kaybettin. Yok olmaya ve ölmek için yalvarmaya hazırlan.

[Affınızı diliyorum, ama bu benim düşmanım. Kendime bir İblis Lordu dediğim için, masada kendi koltuğumu kendim kazanacağım.
Ve bu şahsı beni bir İblis Lordu olarak tanımanız için kullanacağım.]

Diye açıkladım, sanki Clayman hedeflerimi gerçekleştirmek için bir araçmış gibi, elimden bir şey gelmezdi.
Yani… Esas amacım ne kadar güçlü olduğumu görebilmekti.
Sadece Milim gülümsedi.
Kelimeler ile açıklamamış olsam bile öfkem diğerlerine de aktarılmıştı.

Clayman, konuşmalarımızı dinlerken sakinliğini geri mi kazanmıştı?

[Kukuku. Öyle mi? Bu kadar ha? Gözlerimin yaşardı, bir arkadaşının iyiliği için casusluk yaptın ha.
Wahahahahahahaha, bu gerçekten harikulade bir fırsat.
O dehşet duyulan Milim, şimdi bir başkasına hizmet ediyor ha?
Neden bu şahıstan korkayım ki? Ne kadar komik.
Olsun, sıkıntı yok, biraz erken olsa da (son) kozumu kullanmama izin verin!]

Dedi, cebinden farklı renklere bürünmüş bir mücevher çıkarırken.
Bu mücevherden ruh enerjisi hissediyorum… bu enerji neredeyse 10.000 insan ruhu ile aynı seviyede…

✦✧✦✧✦ (Parıltı) ✦✧✦✧✦

Işık azalmaya başladığında biraz önce orada durmakta olan Clayman çok daha farklı bir şahsa dönüşmüştü.
Karşımda durmakta olan benliğin saç tellerinden büyü enerjisi yayılıyordu; arkasında farklı renklere bürünmüş bir buğu bırakıyordu. Saçının uzunluğu da baya uzamıştı.
Üst vücudunda giymiş olduğu kıyafeti yırtılmıştı ve yırtıklardan devasa kasları gözüküyordu.
Gözleri gökkuşağı renklerine bürünmüştü.
Bu benlik Dev İblis Lordu Dagruel’ i yenebilecek seviyede kutsal güç yayıyordu.
Clayman bu mücevheri bir katalist (TL: Kimyasal bir reaksiyonu hızlandıran madde) olarak kullanarak yapay bir İblis Lordu evrimi gerçekleştirmişti.
Ruh mücevherinden enerjiyi emerek kendisine zorla bir İblis Lordu olarak evrim geçirtmişti.
Ancak, özümsediği enerji kendisininkinden farklı olduğu için tam olarak tamamlanmamış bir hale bürünmüştü, Değişken (Yarı) Bir İblis Lordu olmuştu.
Ama Hasat Festivali’ nin bahşettiği hediyeleri beklemek zorunda olmadığından, bütün gücünü hemen kullanabilirdi.

(Clayman’ ın bakış açısı)

Biraz önce evrim geçirmiş bu beden yine de hala zayıftı.
Ama Özel Yeteneğim [Kukla Ustası] enerjiyi özümsedikten sonra evrimin izlerini taşıyor; gerçekten ezici bir güç.
Evet, bu gücü elde ettiğimden oradaki şahıstan (Guy) güçsüz hissetmiyorum.
Hayır, anlıyorum.
Ben gerçek bir İblis Lordu değilim, sonuçta bu sadece bir taklit.

Bu güç işte!
Bu bir uyanış!
Ve bu Gerçek bir İblis Lordunun Gücü!

Bir test olarak fırlattığım enerji topu nedeniyle İblis Lordu Karion geriye uçtu.
Frey de aynı durumda, buna karşı korunabilmek imkânsız.
Ama beklediğim gibi Milim yerinden bir santim bile oynamadı, ne kadar da can sıkıcı bir velet.
Ama daha önce evrim geçirmiş olsam bile onlara karşı kazanmak zor olur.
En azından Üç Yüce (Kutsal) Savaştan kurtulmuş İblis Lordları (var burada).
O yalaka periden başka, Guy, Milim ve Dagruel baya zor düşmanlar.
Yeni İblis Lordlarının üstesinden gelebilsem de bu üç kişi sıkıntılı.
Her zamanki gibi durumu sakin bir şekilde analiz edebiliyorum.
İki İblis Lordunun ayaklarını yerden keserek durumu hızlıca anlayabiliyorum.
Slime ve hizmetkârının iyi durumda olması can sıkıcı ama öncelikle geri çekilmeli ve tekrardan hazırlanmalıyım.
Eğer gerekirse teker teker alt edeceğim (onları).
Bana bu mücevheri veren “O şahsa” bunları rapor etmeliyim, gelecekte yapacaklarım için ona danışmalıyım.
O zaman, planım hazır.
[İblis Lordu Yıkım Işını] nı en güçlü seviyesinde kullanarak kaçışım için bir boşluk yaratmak mümkün.
Dikkatli olmam gereken kişi Guy ama o da bu duruma fazla ilgi duymuyor gibi.
Tamamdır. Kaçmak mümkün. Bu duruma bakarak verdiğim karardı.
Bunları düşünürken İblis Işınını kullandım.

Öyle bir yıkıcı güce sahipti ki bir İblis Lordunu bile yok edebilirdi. Biriken enerji parçalama ışınına dönüşüyordu, bu da düşmanın büyü sisteminin yok olmasına yol açabiliyordu.
Fiziksel savunma bir işe yaramazdı ve büyü gücü kullanan bir bariyer bile bu Nihai Büyü saldırısının gücü karşısında yok edilirdi.
Eğer bir kişiye odaklanılırsa, buna dayanabilecek bir şahıs yoktu.
Bu sefer geniş bir alanı etkilemek için kullandığımdan hayatta kalanlar olabilir ama rahat davranmak için zaman yok.
[İblis Lordu Yıkım Işını]’ nın gücüne güldüm, evrim geçirdikten sonra beklediğimden çok daha fazla güçlenmişti.

İblis Lordu Işını çevreyi ışık huzmesi ile kapladı, adeta etrafı bir gökkuşağı kapladı…

✦✧✦✧✦ (Parıltı) ✦✧✦✧✦

(Rimuru’ nun Bakış Açısı)

Işık huzmesi sakinleştiğinde Clayman’ ın yüzünde gerçekleşen şeyleri algılayamamış kızgın bir ifade vardı. En sonunda elindeki mücevheri çaldığımı mı fark etti acaba?
Görünüşe göre Raphael’ in öngördüğü kesite inanmakta doğru yapmışım.
Elimdeki mücevhere baktım ve gizlice “cebime” koydum.
Bir şey çalmıyorum.
Clayman mücevheri aktifleştirirken elini yukarı kaldırdığında, o anda elini yedim.
Kesinlikle güzel bir şeyi ele geçirdim, daha sonraki araştırmalarda baya yardımcı olacaktır.
Eğer Clayman bu mücevheri kullanabilmeyi başarsaydı gerçekleşecek şeyler Raphael’ in gelecek öngörüsü ile aynı olacaktı.

Onu tamamen kırmanın bir diğer yöntemi kozunu elinden almaktı.
Yani mücevhere sahip olmak istediğim için onu çalmadım ama başka bir nedenim vardı.
Evvela Clayman beni hafife alıyordu.
Düşünce Hızlandırımı algıyı 1 milyon kez hızlandırabiliyor, yani sanki zaman durmuş gibi oluyor ama aynı zamanda zihnin içinde büyü gerçekleştirmekte mümkün.
Diğer bir deyişle, bir büyü aktifleştirmek için fazla zaman istese de birden fazla büyüyü bu durumdayken gerçekleştirebiliyorum, düşmanın evrim geçirmesine izin vermek ahmakçaydı.

İblis Lordları yavaşça kendilerine geliyordu.
Ama kozlarımı çok fazla göstermek istemediğim için (ortamdan yararlanarak belli etmeden) parlak ışıklar saçarak kandırıyordum. Ancak görünüşe göre aralarında bazıları yaptığım şeyi görmüş gibi.
Yapacak bir şey yok, karşımdaki üst seviye bir düşman.
Olabildiğince kozlarımı göstermemek istiyorum ama az bir şey tahmin etmelerini engelleyemem.
Eğer Bilgelik Lordu Raphael bunu yapabiliyorsa, düşmanın da aynı şeyi yapabileceğini düşünmem gerek.
İyi bir cevap bulamıyorum; çok fazla yapacak bir şey yok bu yüzden Clayman’ a seslendim.

[Oi, Eğer kozunu kullanmak istiyorsan bunu hızlı bir şekilde yap. Seni bekleyeceğim.
Sakın bana biraz önceki ışığı kullanarak kaçmayı planladığını söyleme?]

Onu köşeye sıkıştırmaya başladım.
Kötü bir insanım biliyorum. Aman neyse ben bir insan değilim, bir Slime’ ım, bu durum canını mı sıkıyor?

[N-Ne? Ne oldu?]

Clayman titremesini saklayamıyordu.
Kozu bir anda çalınmıştı ondan, yani görünüşe göre şu anda bulunduğu durumu anlayamıyordu.
Pekâlâ, sırada ne yapacaksın? Çoktan şah-mat oldun.
Senin gücündeki birisinin geleceği bana karşı ayaklandığında çoktan belliydi.
Şimdi, bu şerefsizi diğer İblis Lordlarını kandırırken alt etmem gerek.
Zamanım sınırlı, bu yüzden hızlı bir şekilde sona erdirelim bu işi.

[Söylesene Clayman, gaza getirdiğin Farmas Kralı’ nın kaderinin ne olduğunu biliyor musun?
Senin uzmanlık alanın bilgi toplamaktı değil mi? Bir hizmetkârından bu bilgiyi edinebildin mi?]

İradesini kıracağım.
Sadece bununla galibiyetimin önü açılır.
İradesini kırmak için en iyi yöntem korkuyu kullanmak.
Düşünce yapım baya kötüleşti gibi, sanki filmlerdeki kötü adamlar gibi oldum, acaba bir canavar olduğumdan mı bu?
Ve ya bir İblis Lorduna dönüştüğümden mi ki? … Her neyse, ikisinde de benim açımdan sıkıntı yok.

Clayman dediklerimi duyduktan sonra gözlerini bana çevirdi.
Görünüşe göre bu durum hakkında daha bir bilgi edinmemiş.
Farmas Krallığının Kralı Edomalis, o halen daha hayattaydı.
Buraya gelmeden önce onu Farmas Krallığının tahtına geri yerleştirdim.
Zihni benim yeteneklerimle destekleniyordu, yani kafayı yemeyecekti.
Büyük miktarda iyileştirici iksir üretmiştim, işkence görürken ölmesin diye.
Kafayı yemeyeceği bir seviyede hissedebileceği en fazla acıyı tattırıyordum ona. Kolu ve bacakları koparılıyordu ve sonra bir daha uzuyorlardı ve bu döngü bir süre devam etti.
Koparılan bacaklar ve kollar daha sonra Shion’ un yemeğinde kullanılıyordu ve ona geri yediriliyordu.
7 gün sonra, Shion’ un yeniden doğuşundan sonra, serbest bırakıldı.
Ona karşı hissettiğim nefretim azaldığında serbest bırakılmıştı.
Kralın şimdiki durumu ise; irade denen bir şey kalmamıştı geriye, yani eğer bana karşı çıkacak olursa onu istediğim zaman öldürebilirdim.
Ama eğer yaşadığı bunca şeyden sonra halen daha bana karşı ayaklanmaya çalışırsa işte o zaman onu ayakta alkışlarım.
Her halükarda, Youmu Kral olana kadar emirlerime itaat edecek bir kukla Kraldan fazla bir şey olmasına gerek yok.
Yani, başkaları tarafından kontrol edilmiş Kral cehennemi tattı ise, onu kontrol edenin daha da kötü bir şey tatması gerekmez mi?

[Shion, onu durduracağım (bulunduğu yere sabitleyeceğim), sonra senin ellerine teslim edeceğim.]

[Deminden beri ne söylüyorsun!? İnsan Kralına da ne olmuş?
Üstelik hizmetkârını benim düşmanım olarak göndermen? Seni korkak, benim düşmanım…]

[Başım ağrıdı. Kes sesini ezik!]

Emrimle birlikte Clayman’ ın gevelemesi sona erdi.
Konuşmaya çalışsa da hareketine zıt olarak ağzından ses gelmiyordu.
Bu çok doğaldı.
Yeni yeteneğim [Kuklacı] sayesindeydi bu, Clayman’ ın bir kelime bile etmesi imkânsızdı.
Yani, kullanıp kullanamayacağımı bilmeden çalmıştım bu yeteneği ondan (elini yerken).
Beklediğim gibi, Clayman yeteneğinin çalındığını fark etti ve çıldırdı.
Ancak hiçbir ses çıkaramıyordu.
Bunu yapmamın nedeni planlarının arkasındaki şahsı öğrenmekti, ama bundan önce…

[Shion, ona vurmana izin vereceğim ama sadece üç saniye.]

Aç kalmış bir köpek gibi ona beklenmesi söylenmişti ama şimdi bütün gücüyle üç saniye boyunca Clayman’ e vurdu.
Büyük olasılıkla yüz yumruktan fazlası Clayman’ ın bedenine inmişti.
Üç saniyelik pataklama bitmişti ve Clayman’ ın kendini iyileştirme yeteneği devreye girmişti.
Ancak, Clayman’ ın tabi tutulduğu dehşeti akıl edebilmiş biri var mıydı odada?
Clayman’ e yaptığım şey konuşarak anlatılacak bir şey değildi.
Kafayı yememesi için iradesini yeteneklerimle güçlendirdim ve aynı zamanda algı yeteneğini 1 milyon kez arttırdım.
Bu yeteneğim sadece benim üzerimde kullanılmıyordu, başka bir kimseye onu vererek ondan etkilenmelerini sağlamak mümkündü.
Bilgelik Lordu Raphael’ in etkisi altında Clayman’ ın zaman algısı uzatıldı, yani on gün boyunca dehşet içerisinde hiç ara verilmeden yumruklandı. (Mangekyou Sharingan gibi).
Shion’ un neler yapabileceğini bildiğimden ve bu şerefsizi de bildiğimden, amacım [Dehşet]’ i ona direk yumruklar ile aktarmaktı.
Bu yetenek sadece bedeni değil aynı zamanda ruhu da etkiliyordu.
Clayman’ ın acıdan kafayı yemesini önleyerek, hissettiği acıya ve dehşete bir kaçış yolu bırakmadan birikmesini sağlıyordum.
Yani, bu duyguları bastıramadığından, hissettiği korku ruhuna işlenmişti.

Üç saniye geçtiğinde, Clayman’ ın saçı beyaza dönüştü, dış görünüşü bir ceset gibiydi.
Clayman bir yaşayan ölüydü, eğer amacım iradesini kırmak olmasaydı yaptıklarım hiçbir işe yaramazdı.
Şu anda bile içinde bulunduğu durumdan bana karşılık verebilmesine imkân yoktu.

[Pekâlâ, o zaman, Clayman. Eğer uysal bir şekilde konuşursan seni öldüreceğim. Eğer konuşmazsan Shion ile bir kez daha oynamana izin vereceğim.]

Dediklerimi anladı mı ki?

[Konuş-Konuşacağım! Bildiğim her şeyi söyleyeceğim. Lütfen beni affet. Lüt-Lütfen beni öldür!!!]

Sesi sertleşmişti.
İradesini kırmakta başarılı mı olmuştum?

[Pekâlâ, o zaman sormaya başlıyorum. Bütün bunların arkasında kim var?]

Boş gözlerle bir süre bana baktıktan sonra, biraz tereddüt etti…
Ona kanlı gözlerle keskin bir bakış atınca,

[Tamam! Konuşacağım, lütfen bekle!]

Panik içerisinde sesini yükseltmeye başladı.
Ve

[Ustam, o şahsın ismi Kazaream. “Büyü Kralı (Lanetli Lord)” Kazaream.
Şurada oturmakta olan Leon tarafından öldürülmüş olsa bile, fizksel bedenini yeniden diriltebilmek için güç toplamak şart. Ayrıca, o şahsın yüceliği sayesinde bir İblis Lordu olabildim…]

Fumu.
O da kim?
Diğer İblis Lordlarının bu duruma tepkileri neler? Az bir tepki verdiler.
Leon’ un İblis Lordu olması 200 yıl önceki bir hikâyeydi. Kazaream görünüşe göre Clayman’ ı bir İblis Lordu yapmış ve üstelik hizmetkârlarının sayısını arttırmaya çalışmıştı, öyle mi?

[Ah! Hatırladım.
Eğer benim hizmetkârım olursan seni bir İblis Lordu yapacağım! Gibi kibirli şeyler söylemişti.
Gürültülü olduğundan onu anında öldürmüştüm… Neden onun gibi birisine ihtiyacım olsun ki?] (Leon)

Leon ilgisiz bir şekilde bunları mırıldandı.
Leon… Ne kadar da korkutucu birisi. Başkalarının düşüncelerini duymak istemeyen birisi var burada.
Aman neyse, sonra her şey açığa kavuştu, kendi güçlerini arttırarak etki alanlarını geliştirmek eskiden beri gelen bir şeymiş.

[Peki, bunların amacı neydi? Tempest’ e saldırarak ne elde etmeyi planladın?] (Rimuru)

[Amacımız, beni bir İblis Lordu yapmaktı. Ruh mücevheri bir koz olduğundan süresi geçince verdiği güç yok olacak.
Yani, bütün bunlar sadece beni bir İblis Lordu yapabilmek içindi.] (Clayman)

Anladım.
Kargaşa çıkararak, ölümlerin sayısı artacaktı ve sonuç olarak bu onun evrimini tetikleyecekti ha?
Ama bu şerefsiz Kazaream, halen daha kişiliği hakkında bir bilgiye sahi değilim.
Fiziksel bedenini yeniden diriltmek istiyor, birisini ele geçirerek (içine girerek) mi yapmayı planladı bunu?
Eğer İblis Lordlarını bölgesinde olsaydı varlığı anında hissedilirdi (bulunurdu) ama benliğini hisseden hiç kimse yok, o zaman İblis Lordlarının arazisinin içerisinde değil.
Bir insana mı büründü? Yoksa bir insanı mı ele geçirdi (içine mi girdi)?

[Sen, ne zamandır onun altında çalışıyorsun?] (Rimuru)

[Bu (baya önceydi)…
İblis Lordu unvanını 400 yıl önce edindim ama ondan önce Kazaream-sama’ nın hizmetkârı idim. Bir İblis Lordu olduktan sonra bile o şahsın direktifleri altında hareket etmeye devam ettim.
Leon tarafından alt edildikten sonra ondan 100 yıl boyunca bir ses alamadım ama birkaç yıl önce birden bire benimle iletişime geçti.
O zamandan beri “o şahsın” isteği üzerine hareket ediyorum.] (Clayman)

[“O şahısın” şimdi hizmetkârları var mı?] (Rimuru)

[Hayır… Hizmetkârlarının sayısı az, bende dâhil olmak üzere birkaç kişi daha var ama dehşet bir bilgi toplama yeteneği var.
İnsan şehirlerinde olan bitenlerin –popüler şeyler- bilgileri onun tarafından sağlanıyordu, İblis Lordları hakkındaki bilgileri ise ben sağlıyordum.
Doğudaki Güce (İmparatorluk) dair bile bilgiye sahip, bütün dünyadaki bilgiye sahip olduğu söylenebilir.] (Clayman)

[Anladım, anlıyorum.] (Rimuru)

Birkaç yıl önce ha?
Sanki bir şey bağlantılıymış gibi geliyor.
Bilgelik Lordu Raphael’ i kullanarak kabataslak bir fikir elde edebiliriz.
Sonucunu hala bilmiyorum ve tahminler de kesin değil gibi.
Ama şu anda bütün bunlar bu durum = bitti demek… Bütün bunların arkasındaki şahsın amacı sadece Clayman’ ı bir İblis Lorduna mı çevirmekti?
Her neyse.
Bilmek istediğim her şeyi duydum. Sırada yapmam gereken şey, ona son vermek…

[Bunu bir kere söyleyeceğim, bir daha doğmayacaksın bunun farkındasın değil mi?]

Dedim Clayman’ e.
Eğer yeniden doğabilirse sıkıntı olur.
Bir anlığına Clayman dediklerimi anlayamamış gibi gözüküyordu.
Ancak, anında yüzü beyazlaştı.

[Ne? Ne diyorsun?]

Sorumdan umutsuzca kaçmaya çalıştı.
Onun dürüst bir şekilde konuştuğundan şüphem yok ama bu da Clayman’ ın planının bir parçası.
Ona ölümünü bahşettikten sonra ruhani bedenini fiziksel bedeninden ayırarak kendisini bir daha diriltmeyi düşünüyordu.
Ama çok yazık, Raphael çoktan bunun olasılığını öngörmüştü.
Açıkçası, benim önümde bunun gibi hileler anında çözülüyordu.
Clayman beni yenemeyeceğine karar verdiğinden acıyı tatmamayı tercih etti.
Fazla dürüst konuştuğundan bazı şüphelerim vardı.
Ancak kendisini öldükten sonra diriltmek için hazırlamıştı kendisini.
Bu herif cidden üçkâğıtçının teki.
Ama bir yandan da efendisine olan bitenleri anlatmak için yaptıkları takdire şayan.

[Yani, duymak istediklerimizi duyduğumuzdan geriye kalan tek şey Clayman’ ın infazı.
İtirazı olan var mı? Eğer var ise o zaman düşmanım haline gelecektir.]

Feryat eden Clayman’ ı yok sayarak İblis Lordlarının tepkilerini inceledim.

[İstediğini yap.]

Kızıl saçlı İblis Lordu, Guy herkesin temsilcisi olarak cevap verdi.
Görünüşe göre itirazı olan yok.

[Dur! Oi, Dursana!]

Gürültülü Clayman.

[Söz verdiğim gibi, sana hızlı bir ölüm bahşedeceğim, dualarını et.]

Ve bunu derken elimi Clayman’ ın kafasının üzerine koydum.

[Hayır! Oi, yapma!!! Oi!! Lütfen yapmaaa!!!
Ya-Yardım et! Yardım et bana Kazaream-samaaaa!!!]

Her ne kadar ses yapmaya çalışanda bu gürültü vicdanıma ulaşmayacak.
Eğer bunun gibi birisinin yaşamasına izin verirseniz ileride yine yıkımın filizlerini oluşturacaktır.
Ayrıca, senin sayende Clayman, içimdeki naiflik artık öldü.
Asla, bir daha asla naifliğim yüzünden değer verdiklerimi kaybetmeyeceğim.

[Zıbar!]

Utanç içerisinde direnmeye çalışan Clayman’ ın sesi bulunduğu yerden bir anda silindi.
[Aç Gözlü Kral Beelzebub]’ ı kullanarak ruhunu da özümsedim.
Daha sonra bu içimde güce çevrilecekti.

Günahkar, kötü hatta iyi bir ruh,
Hepsi ölümde eşitti.

Ruhu içimde eridi ve saf büyü enerjisine çevrildi.

Bu şekilde Clayman’ e söz verdiğim gibi ona hızlı bir “ölüm” bahşettim.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

081. Şölende

081. Şölende

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Clayman zaferiyle övünüyordu.
Onu bir hiç sayan ve küçümseyen eski nesil İblis Lordları şu anda tamamen şaşırmış bir şekilde bakıyorlardı.
Sadece kibirli bir velete vurduğu (için).
Bu inatçı moruklar önünde diz çöktüğünde canavarlar için en sonunda bir dünya yaratabilecekti.
Clayman kabinin derinliklerinde bunu düşünüyordu.
Ama… bu kadarı yeterli miydi?
Bu soru kafasında dolaşıyordu.
O saygıdeğer “insan” ona fazla dikkat çekmemesini tembihlemişti ama şu anda bütün dikkatler üzerindeydi.
Bu düşünceyi hızlı bir şekilde kafasından def etti.
Bir sıkıntı olmamalı. (Diğerlerine Rimuru’ yu) Zapt ettirmeyi başarabilmek elinde sonunda ikna yeteneğiyle alakalı bir şeydi.
Ayrıca, Milim’ i kendi tarafında göstererek ona karşı çıkmalarını kesinlikle engelleyebilirdi.
Hangi İblis Lordu en güçlü İblis Lordu Milim’ in karşısına çıkabilirdi ki?
Ama durum gerçekten bu muydu?
Biraz fazla mı abartmıştı? Neden anlayamadığı bir endişe hissediyordu?
Aslında Milim’ e vurmasına gerek yoktu.
Dahası, Walpurgis Şöleni’ nde İblis Lordlarını kendi tarafına geçirmeyi başaramama duygusu (olasılığı) kendisini endişelendiriyordu…
Hayır, bir dakika, bir şeyler garip değil miydi?
Eğer şu anki planı başarısız olursa, sırada planladıklarını riske atardı ve bu hiç iyi olmazdı.
O saygıdeğer “şahıstan” nasihat almıştı…
Ama şu anda onunla iletişim kurması yasaktı.
Ayrıca, halen daha kozu Milim yanındaydı.
Ve Özel Yeteneği [Kuklacı] sayesinde şu anda tamamen kontrolü altındaydı.
Milim’ in ezici gücü karşısında Karion bile hiçbir karşılık veremeden yok olmuştu.
Ve bu şekilde korkularını dizginledikten sonra yüzünde bir gülümseme belirdi.

[Pekâlâ o zaman,
Çağırılarıma yanıt vererek buraya gelmiş olmanıza kalbimin derinliklerinden müteşekkirim.
Şölene başlayalım.
Walpurgis Şöleni şu andan itibaren resmen başladı!]

Onları toparladığından Şöleni başlatmak Clayman’ ın hakkıydı.
Ve yüzyıllardan sonra ilk defa bütün İblis Lordları şölene katılmıştı.

* * *

Guy yüzünde bir gülümseme ile Clayman’ ı inceliyordu.
Karşısındaki şaka gibi varlığı görünce neredeyse gülecekti ve gülmesini tutabilmeyi başardığından kendisinden gurur duyuyordu.
Clayman bir şeyi tamamen yanlış anlıyordu.
Daha doğrusu, anlayamıyordu.
On yüce İblis Lordu diye anılmalarına karşın, bu insanların onlara bencil bir şekilde verdikleri bir sıfattı ve Guy bu unvanı tanımıyordu bile.
On olmuş yüz olmuş, bu konular Guy için çok az önem taşıyordu.
Ama 500 yıl önce gerçekleşmiş Kutsal Savaş on taneden az İblis Lordu bırakmıştı geriye.
Ve sonra, yeni İblis Lordları birdenbire üstünlük için savaşmaya başlamıştı ve sayılarını 10 da tutmaya karar verdiler.
İnsanlar tehlikeli varlıkların sayılarının azalacağını duyduklarından sevinmiş olmalılar.
Yani bu kural yazıya dökülmemiş aralarında yapılmış bir nevi anlaşma vari bir şeydi.

Guy ilk İblis Lorduydu.
Onu çağıran güçsüz insanın isteğini yerine getirmiş ve düşman bir ülkeyi yok etmişti.
(Dileğinin) Karşılığında ise onu çağıran şahsın ülkesini yok etti.
Ve bununlar birlikte, her ne kadar gereksiz olsa da, Gerçek bir İblis Lordu olarak doğduğunu fark etti.
Çağırdığı iki Baş İblis ilk ülkeyi yok ettiğinde İblis Subaylarına evrim geçirdiler.
Ve onların kendisine hizmet etmesine izin verdi.
Guy ile aynı zamanda doğan başka bir İblis Lordu daha vardı.
Bu Milim idi.
Dört “Ejderha” dan bir tanesi bir insan ile birlikte bir çocuk yapmıştı.
İlginç olarak, “Ejderha”’ nın gücünün çoğu bu çocuk tarafından özümsenmişti.
Bu nedenle “Ejderhalar” çocuk yapmayı yasaklamışlardı.
Gücünü kaybeden “Ejderha” insan kılığına girmiş ve Ejder Ailesinin (Familyasının) kurucusu olmuştu.
O zamandan başlayarak, doğal kutsal ruh kitleleri Ejderha Irkı olarak adlandırılmıştı.
Şu anda, dünyada varlığını devam ettirmekte olan Ejderhaların çoğu kökenlerini kolaylıkla bulabilirdi.
“Ejderha Irkı” , Yıldız Kral Ejderi Veldanava.
Bu Ejderha, kızına eşlik ederek onun evcil hayvanıymışçasına yeniden doğmuştu ve bir ülke tarafından öldürülmüştü.
Onu katleden ahmaklar gerçek öfkenin ne demek olduğunu (kısa zaman içerisinde) anlamıştı.
Öfkesinin içerisinde kaybolmuş bir şekilde Milim ülkeyi yerle bir etmişti.
Ve Gerçek bir İblis Lordu olarak uyanmıştı.
Bilinci yokken Guy ile savaşmıştı.
Bu kapışma yedi gün yedi gece devam etmiş, bereketli toprakları yaşanılmayacak hale getirmişti.
Nihayetinde bu savaş sona ermişti.
Milim bilincini geri kazanmıştı ve savaş sona ermişti.
Bilincini geri getiren Ramiris’ ten başkası değildi.
Bu aşama sırasında Ruhların Efendisi Ramiris İblis Büyülerini ve Ejderhaların güçlü ruh enerjilerini özümsemiş ve değişmeye başlamıştı.
Milim’ i durdurmayı başarabilmişti.
Ve bu üçlü bu olayı bu şekilde sonlandırmıştı.
Bu üç şahıs ilk İblis Lordları idi.
Birlikte karar verdiler, birbirlerinden farklı olacaklardı.

Birisi Nihai Gücü elde etmeye çalışacaktı.
Bir diğeri istediği gibi yaşayacaktı.
Bir başkası ise dünyayı yargılayacaktı.

Ve bu durumda bir sıkıntı yoktu.
Çünkü hedefleri farklıydı, birbirlerini tanıyabiliyorlardı.
Daha sonra, Cennetin Kapılarının Koruyucusu – Dev, Kadim Vampir ve Cennetten düşen benlik ile sayıları altıya çıkmıştı.
Onlar ikinci nesildi.
İlk nesile göre çok daha güçsüzlerdi.
Dev, bedenindeki kutsal enerji nedeniyle İblis Lordunun Filizini reddetmişti.
Ama akıl almaz bir güce sahipti ve eğlenceli bir kişiliğe sahipti.
İblis Lordlarının Dev Irkını ve Peri Irkını yok etmek için açtığı sayısız savaş nedeniyle Gerçek bir İblis Lordu olarak yeniden doğmuştu.
Ama yine de Guy’ ın ve Milim’ in sahip olduğu Nihai bir yeteneğe sahip değildi daha.
Ama Vampir ve Sürülmüş Melekte bu ihtimali sezebiliyordu.
Zaman meselesiydi ve Guy sabırlı bir şekilde bekledi.

Ve Clayman’ e gelirsek.
O ahmak Milim’ i kontrol edebileceğini düşünüyordu.
O kadar imkânsız bir şeydi ki bu insanda gülme hissi uyandırıyordu.
Ezik, bir böcek olan Clayman’ ın Guy’ ın yapmayı başaramadığı bir şeyi yapabilmesine imkân yoktu.
Nihai bir yeteneğe sahip olan şahıslar daha güçsüz olan yetenekler tarafından etkilenmiyordu.
Dünyada var olan her kural işte burada çözülüyordu.
Diğer bir deyişle, hiçbir büyü onları etkileyemezdi – ister en üstün seviye olsun.
Ve Nihai Yetenekleri aktifleştirmek için zaman gerekmediğinden sadece istemeleri (düşünmeleri) yetiyordu.
Belli başlı devamlı yapılan saldırıların bir etkisi oluyordu.
Ruhani Saldırılar, ancak, tamamen anlamsızdı.
Buna benzer bir saldırıdan etkilenecek bir ruh asla Nihai bir Yeteneğe sahip olamazdı.
Yani, Nihai Yeteneğe karşı koymak için başka bir Nihai Yeteneğe ihtiyaç vardı.
Bu nedenle, Clayman Milim’ e hiçbir şey yapamazdı.
Yani şu anda Clayman Milim’ in istediği gibi hareket ediyordu.
Ahmak.
Bu şekilde, bir gülümseme ile Guy perdelerin kapanmasını bekliyordu.
Ne kadar da eğlenceli bir Şölen olmuştu bu sefer ki – diye düşündü.

* * *

(Rimuru’ nun Bakuş Açısı)

Clayman gururlu bir şekilde açıklamasına başladı.
İnsan muhbirlere göre ben İblis Lordu Karion’ u öldürmüşüm de benim açımdan olay; Karion da neyin nesi yahu?! – idi
Grucius için bir baba figürü gibi bir şey olduğunu anlıyorum ama onunla hiç tanışmadım-karşılaşmadım.
Ah bu arada Clayman’ ın açıklaması devam ediyor da ediyor, (sonsuzluk ve ötesine doğru).
Uyumama gerek olmasa da kendimi uykulu hissediyorum. Acaba bu bir ruhani saldırı olabilir mi?
Başka bir deyişle… bu durum can sıkıcı.
Az bir şey rahat bırak be.

[Umm… Bir şey sorabilir miyim?]

Diye sorduğumda rahatsız olmuşçasına baktı ve

[Ne?]

Dedi.

[Yani… İblis Lordları bunun gibi gereksiz muhabbetleri seviyor mu?
Demek istediğim… biz daha çok… Gücü olan hükmeder düşünce yapısına sahip ve ya yumruklarımızla konuşalım cinsinden değil miyiz (bizim olayımız bu değil mi)?]

Dedim, kışkırtacak şekilde.
Dediklerime karşılık gümüş saçlı kız gülmeye başladı.
Şimdiye kadar öfke ile bakıyordu bana, acaba bunu biraz azaltmayı başarabildim mi?
Ah, bu arada güldüğünde çok şirin gözüküyordu.

[Clayman, onun dediği gibi.
Konuşman can sıkıcı, sadede gel.]

Dedi kız Clayman’ e.
Kızın dediklerini duyunca Clayman kıpkırmızı oldu.
(Hissettiklerini hemen yüzünde gösterecek kadar) basit birisi mi? Ya da o kadar da ezik birisi mi?
Eğer rol yapıyorsa o zaman kesinlikle baya iyi yapıyor.

[Ku… Beni küçümseme, seni ezik Slime!]

[Eh? Slime olmamla ilgili yanlış bir şey mi var?
Biliyorsundur, buraya senin salakça konuşmanı dinlemeye gelmedim.
Ah ve Milim’ e vurarak neyi ispatlamaya çalışıyorsun (ne elde etmeye çalışıyorsun)?
Konferansın başından beri tutuyorum kendimi ama artık sadede gelmenin zamanı değil mi?
Sadece demek istediğini söyle; sonuçta onlar senin son kelimelerin olacak.]

Yüzü dediklerimi duyduğunda buruştu.
Öfkedense, etrafında meşum (kötü) bir aura (ruh enerjisi) nın gezindiğini hissettim.
Bir İblis Lordundan da beklenildiği gibi, caydırıcı. Az bir şey.
Ve o anda, bir kukla gibi olan Milim’ i, bir saniyeliğine, sanki elimi sıkmak istermişçesine gördüm.
Yok be büyük olasılıkla bunu hayal ettim.
Cidden, ne kadar da acınası. Seni yakında serbest bırakacağım Milim.
Bunu yemin ettim.

[Ku, bunu duydunuz mu?
Bu, canlılar arasındaki en ezik varlık İblis Lordunun Filizi’ ni şansına elde etti ve bir İblis Lordu olduktan sonra ki şu kibirli davranışlarına da bir bakın.
Ayrıca, insanlar ile bir savaş da başlattılar!
Durumu şu anki haline bırakabileceğimizi sanmıyorum. Onu yok etmeyi öneriyorum, düşünceleriniz nelerdir?]

Ellerini gösterişli bir şekilde salladı, İblis Lordlarının cevaplarını tartmaya çalışırken.
Ama

[Hey, Walpurgis Şöleni sırasında birisinin ruhunu kontrol etmeye izin var mı?]

Dedim masayı havaya tekmelerken.
Devasa masa havaya uçtu ve Clayman’ ın arkasına düştü.
Salonun ortasında bir boşluk yarattı.

[Olası, burada düşmanını üzerinde tek bir kelime ile bile üstünlük kurmaya izin var, bu adil.]

Kırmızı saçlı İblis – aralarında en tehlikeli olarak gözüken – cevap verdi.
Memnundu, hafifçe güldü.
Shion’ a baktım o da anında Clayman’ e bir seri saldırıda bulundu.
Yumruklarını aura’ sı ile çevreleyerek bir saniyede otuz kez vurmayı başardı.
Ve tamamen ferah bir yüz ifadesi ile,

[Yeterli mi?]

Diye sordu.

Cidden, birisine vurmadan önce sorman gerekmez mi yahu?
Ayrıca, sana sadece bir saniyeliğine baktım!
Evet, Clayman’ i susturmanı istedim de…
Ama onu hemen sonra pataklayacağını düşünmemiştim.
Yani olan oldu.
Ayrıca, Bilegelik Lordu Raphael Clayman’ ın konuşması sırasında bir gariplik sezdi.
Kesin bir şeyler planlıyordu ama bu planı suya düştü.
Bu yüzden biraz önce Clayman’ ı susturmamız tamamen nefsi müdafa.
Hani eğer bana kızıp da savaşmak isterse diğer İblis Lordları yapacak bir şey yok.

[S-s-seni… şerefsiz!!!]

Clayman tarafından serbest bırakılan meşum aura hızlıca yaralarını iyileştirdi.
Bu yeteneği Ork Lordu’ nunkinden de üstündü.
Yani, bu kadarı bir İblis Lordundan beklenilir.

[Affedilemez… [Kukla Ustası]!]

Diye haykırdı Clayman, pelerinin içerisinden beş adet kukla çıkardı.
Her bir kukla bir İblise dönüştü ve Shion’ a saldırdı.
Her biri Üst Sınıf İblisti.
Büyük olasılıkla bu yetenek ruhlarını çaldığı İblisleri kukla haline getirmesini sağlıyor.
Bilgelik Kralı Raphael bu yeteneği bir bakışta analiz etmeyi başardı ve açıklamada bulundu.
Ama, işin doğrusu… öyle olsa da bu bir şeyi değiştirmez ki? Yüzüne bunu söylemek istedim.
Beklenildiği gibi Herkül Kuvveti ve sevgili kılıcı ile İblisleri kesti geçti.

[Hahaha, az bir şey yetenekliymişsin! Ama bunun bir faydası olmayacak.
Kuklalar anında iyileşebilir ve saldırmaya devam edecekler!]

Diye seslendi Clayman büyüsünü hazırlarken.
Shion dediklerine karşılık sadece omuz silkti.
Ve kuklalar hiç ama hiç hareket etmedi.

[İ-imkânsız… Neden yeniden doğmuyorlar?]

Clayman büyüsünü paniği yüzünden yarıda kesti.
Shion’ un Odachi’ si (kılıcı) bir ruh emici (ruh yiyici).
Gereksiz şeylerdense bunu ona gerçekten söylemek istiyorum; büyüsünü yapmaya devam etmeliydi.

[Ayyyneeen. Açıklaması biraz uğraştırıcı olduğundan şunu söyleyeyim,
Shion’ un Odachi’ si bir ruh emici.
O kuklalar da tabi ki ruhlarına gerçekleştirilecek saldırılara karşı korunmuyorlar.
Yani kaliteleri baya düşük olduğundan tek bir vuruş ile etkisiz kılındılar.]

Diye açıkladım sanki bu dünyadaki en normal şeymiş gibi.
Demek istediğim, sonuçta şu anda onun mezarını kazdığımdan bilmek isteyeceği her şey ona söyleyeceğim.
Bunu saklamaya da gerek yok.

[Ruha saldırıda bulunabilen bir kılıç mı?]

[O kadar da ender bir şey değil, öyle değil mi? İnsanlarda da var bunlardan sonuçta?]

[A-absürt! Bu efsanevi bir kılıç öyle değil mi?]

[Hmph. O kadarını bilemem sonuçta bunu biz ürettik.]

Shion’ un Odachi’ sini Hinata’ nın kılcını bir temel alarak geliştirdim de o gereksiz yedi kere vur meselesini kaldırdım – artık tek seferde yok edebiliyor.
Sonuç olarak, kesin ölüm saçan bir silah olmasa da, hem ruhani hem de fiziksel hasar verebiliyor.
Yani gardını alman gerekir yoksa ruhunu emip gidecektir.
Ve eğer kendini fiziksel saldırılara karşı da korumazsan bir kan torbası olup çıkarsın.

[Ha, yani bu “Herkül’ ün Kılıcı” Geliştirilmiş versiyonu ha!]

Kullanan sensin, bilmiyor muydun?…
Buraya kadar gelirken açıklamamış mıydım? Ah, aman her neyse… Sonuçta Shion (yapacak bir şey yok).
O anda Clayman ayağa kalktı.
Ümitsizce büyüsünü tamamladı ve saldırıya geçti.

[O arsız kadın savaşçıyı da koleksiyonuma ekleyeceğim.
Parçala ve yut, İblis Kukla!!!]

O meşum parıltı bana değil Shion’ a saldırdı.
Ve bunu görünce,

[Kukukukuku. Sevin (üzerinde bunun gibi yüksek seviye bir büyü kullandım), bu bir İblis Lordunu da kontrol edebilecek bir büyü!
Senin gibi birisinin sadece bir İblise dönüşmesi yazık ama her neyse,
Eminim ki şu ezik Slime’ a itaat etmekten sıkılmışsındır?
Sonuçta, ezik bir Ork Lordunu öldürmede o kadar zorluk çeken biri için, hizmetkârının elleri ile ölmek yakışan bir son olacaktır!
Efendinden kurtulduktan sonra seni de piyonum yapacağım.]

Diye haykırdı.
Amaçsız. Bir saniyeliğine [Aman Tanrım! Ne yapacağım!] demek istedim sırf onun oyununa eşlik etmek için ama bu fazla sinir bozucu.
Clayman… fazla güçsüz.
Hinata’ nın anında alt edebileceği tarzda bir şahıs.
Yok, güçsüzdense, belki de Benimaru, Souei ve diğer Bölüm Başlarını hep gördüğümden güçlü şahıslara alıştım.
Sadece büyü enerjisine bakılırsa Shion dan daha güçsüz.
Ayrıca… Shion’ un [Mükemmel Hafıza] denen bir yeteneği var ve ölse bile hafızası silinmiyor.
Diğer bir deyişle, sadece bir ruh olarak da varlığını sürdürebilir.
Yani, Ruhani Saldırılar tamamen etkisiz. Dahası, ruhani saldırı hasarının çoğunluğu yok sayılıyor.
Yani,

[Yo, bu da neyin nesi (bu nasıl bir saldırı)? Acı falan, hiçbir şey hissetmiyorum.
Beni daha ne kadar bekletmeyi düşünüyorsun?]

Karanlık içerisinden Shion’ un kısmen sinirli sesini duyabiliyordum.
(Bilgelik Lordu) Raphael saldırıyı analiz etti ve Shion’ un etkilenmeyeceğini öngördü; görünüşe göre doğru öngörmüş.
Yani saldırısını öyle yüce bir saldırıymış gibi sunsa da sonucu bu.

[B-bu olamaz!!!
İblis Lordu Milim’ i bile kontrolümün altına sokan bir yetenek senin gibi birisini etkilememiş olamaz!!!]

Shion kılıcını sallayarak aura’ yı dağıttı.
Bunu görünce Clayman paniklemeye başladı. Kapışmanın sonucu belli olmuştu.

[Bu şahsın yakıp yıkmaya devam etmesine izin mi vereceksiniz ey İblis Lordları?!
İblis Lordlarını küçümsüyorlar (göremiyor musunuz)? Onları hemen cezalandırmalıyız!]
Zavallı Karion’ a ne olduğunu hatırlayın (kanı yerde kalmamalı)!]

Gözleri kan çanağı gibiydi, diğer İblis Lordlarından yardım istedi.
Savaş moduna geçtiğimde odayı dışarıdan ayıran bir bariyer kuruldu.
Yani, bu kadarını masayı tekmelediğimde beklemiştim.
Ama ne kadar da can sıkıcı birisi.
Kazanamayacağını anladığında koşa koşa diğerlerinden yardım istemeye gidiyor.
Dagrule ve Dino sanki bir şey söylemek istercesine ağızlarını açtılar.
Büyük olasılıkla beni savunmaya geliyorlardı. Daha önce onlarla konuşmuş olamam iyi oldu.
Ama tam o anda,

[Hey, hey. Öldüğümü de kim söyledi ha?
Ve bu Rimuru denen canavarlar da ilk defa karşılaşıyorum?]

Pes ve zarif bir ses yankılandı.
Clayman ile birlikte gelmiş olan Kanatlı Kadının hizmetkârlarından birisinden çıktı bu ses.
Havalı bir maske takıyordu bu yüzden yüzünü göremedim…
Ama maskesini çıkardığı anda şiddetli bir aura serbest bırakıldı.

Haa!!!

Ve giysilerini de değiştirerek önümüzde (Hayvan) İblis Lordu Karion vardı.
Benim “Anti-İblis Maskem” gibi aura’ sını engelliyordu maskesi.
Eğer dikkat etmiş olsaydım bunu daha önceden fark edebilirdim ama Karion ile daha önce tanışmadığımdan bilemezdim.
Um, yani… bu da ne demek?

[İ-imkânsız! Sen neden yaşıyorsun!!!

Eğer… Bana ihanet ettin ha Frey!!!]

Gözleri halen daha kan çanağı gibiydi ve Kanatlı Kadını suçladı.
Görünüşe göre ona ihanet etmektense… (hiç onun tarafında değilmiş demek daha doğru olurdu)

[Ara? Ben ne zamandan senin dostunum (müttefikinim) ki?]

Diye ilgisiz bir şekilde cevap verdi.
Kadınlar korkutucu varlıklar.

[B-b-benimle alay etme! Seni kaltak!!!
Her neyse. Anladım. Hiç birinizi affetmeyeceğim!]

Clayman hızlı bir şekilde sakinliğini geri kazandı.
Daha kullanmadığı bir kozu mu var?
Yüzünde bir gülümseme ile Clayman haykırdı

[Milim, buradaki herkesi katlet!!!]

Sanki odadaki hava sabitleşti ve herkesin ifadesi dondu.
Çoğunluk, benim gibi, kendisini sakinleştirme aşamasındaydı.
Ve hepimiz Milim’ e baktık.
Kozu olan Milim’ e.
Ve herhalde…
Yani, bu büyük olasılıkla iyi bir durum değildi. Clayman ez fazla bir böcek sayılabilir ama Milim tehlikeli.
Şimdi bile ona karşı kazanmak için çok bir şansım yok. Yine de onu kurtarmak istiyorum.
Hayır, onu kurtaracağım!
Onu serbest…
Tam bunu düşündüğüm anda,

[Neden böyle bir şey yapayım ki? Rimuru benim arkadaşım, bunu bilmiyor musun?]

Milim sanki hiçbir şey olmamış gibi cevap verdi.
Ummm, eh? Ney?
Kafası karışmış olan sadece ben değildim.
İblis Lordlarının hepsinin yüzü “Eh? Ama biraz önce Clayman’ ın kendisine vurmasına izin verdi!” gibi bir ifade vardı.
Bu da ne demek?
Kafa karışıklığımızı hiç sallamadan,

[Hey, Frey! Benim için o şeyi yaptın mı?]

[Evet, evet, bu, öyle değil mi?
Ama cidden… insanlarla el sıkışmaya falan çalışman, bir ahmak gibi sırıtman…
Hiç rol yapamıyorsun. Yani, sana vurmasına izin vermeni övemem gerekir herhalde.]

[Çok doğal. Rimuru’ nun benim için sinirlendiğini görmek beni çok mutlu etti.
Ve Clayman’ ın iradesini biraz daha kırsaydık her şey zaten ortaya çıkacaktı!]

İkili arasında konuşurken, Frey çantasından bir şey çıkardı ve Milim’ e verdi.
Ona hediye ettiğim Ejder Muştaları idi bunlar.
Mutlu bir şekilde aldı muştaları ve hemen ellerine taktı ve yüzünde kocaman bir gülümseme kendisini belli etti.

[Biraz daha sinirlenmek istiyordum ama bu da iyi. Umarım son sözlerini etmişsindir, Clayman!]

Dedi, ona bir bakış atarak.
Yani, bir diğer deyişle… bize oyun mu oynadılar?
Diğer İblis Lordları da ne olduğunu anlamaya başladı.
Düşündüğüm gibi, diye içimden geçirdim.
Yani bundan başka bir şekilde olmazdı zaten – diye içinden gelen bir ses duyduğumu zannettim.
Ama

[B-bir saniye Milim, S-sen onun kontrolü altında değil miydin?
Yani bana istediğin için mi işkence yaptın?
Ve ı Kutsal Dağı da istediğin için mi yok ettin?]

İblis Lordu Karion sordu, kafasını kalabalığın içerisinden çıkararak.

[Hmm? Küçük detaylara takılma!
Hadi Clayman köşeye sıkıştırıldı. Neler biliyorsa dökmesini sağlayalım!]

[Ne küçük detayı! Eğer bunu yanlış bir şekilde yapmış olsaydın hepimiz ölebilirdik!
Aman her neyse, nasıl olsa dinlemiyorsun ~]

Nedense ona acıdım.
Ağlayan bir Karion’ u görmek omzuna bir el atma isteği uyandırdı içimde.
Herkes sessiz, büyük olasılıkla derin düşüncelere bürünmüşlerdi.
Yani, Grucius mutlu, bu yüzden hayatta olmasına memnunum.
Bu arada…
Milim Clayman’ ın planlarını alt üst etmek için bir kukla rolü yapmış.
Neden yaptı ki bunu? Diye düşündüm bir saniye ama buradaki önceliğin Clayman olduğuna karar verdim.
Bu sorunu bu işi hallettikten sonra düşünebiliriz (çözebiliriz).

Olaylar son düzlüğüne yaklaşıyordu.
Sadece son birkaç şey kalmıştı.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

080. Şölenden Önceki Hadise

080. Şölenden Önceki Hadise

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

İblis Lordlarının Şöleni Walpurgis,
Şölene katılan şahıslar şu anki dokuz İblis Lordu idi.
Ve Şölene katılan en önemli kişi ise İblis Lordlarının arasına yeni katılmış birisi idi.
Katılanlar aşağıdaki gibi idi;

İblis Irkı… “Karanlığın İmparatoru” (Karanlığın Lordu) Guy Crimson.
Peri Irkı… “Labirentin Perisi” Ramiris.
Dragonoid (Yarı – Ejder) Irkı “Yıkımın Despotu” Milim Nava.
Dev Irkı… “Kıtanın Gazabı” (Deprem) Dagruel.
Vampir… “Şer Gecenin Kraliçesi” (Karabasanların Kraliçesi) Ruminas Valentine.
Sürülmüş Melek… “Uyuyan Hükümdar” Dino.
Kanatlı Irk (Harpy)… “Gökyüzünün Kraliçesi) Frey.
Yaşayan Ölü Irkı… “Kukla Ustası” Clayman.
Eski İnsan… “Sarışın İblis” Leon Cromwell.

Masanın etrafındaki oturma şekilleri İblis Lordu olma sırasına göreydi.
Boş olan bir koltuk vardı ve en düşük makamda geçici bir koltuk vardı.
Hizmetkârlar (Maid’ ler) tarafından yol gösterilerek her İblis Lordu kendi koltuğuna oturdu.
Sessiz salonda, adeta dışarıdaki dünyadan ayrılmış salonun tam ortasında üç kişi vardı. Çoktan kendi koltuklarına oturmuş diğer İblis Lordlarını bekliyorlardı. Bu iç kişi Guy, Leon ve Ruminas idi.
Sonra, sessizliği delip geçen gürültülü birkaç kişi daha odayı işgal etti.

[Yahoo~, İyisinizdir umarım?]

Bir peri bunları söylerken koltuğuna doğru hızlıca uçtu. Bu Ramiris idi.

[Görüşmeyeli uzun zaman oldu!]

Bir Dev herkesi selamladı ve koltuğuna oturdu. Bu Dagruel idi.

[Yo, Her zamanki gibi hepiniz çok kasvetlisiniz.]

Koltuğunun yanındaki gümüş saçlı kıza takılan ve seslenen Dino idi.
Doğal olarak bir cevap alamadı, sadece memnuniyetsiz bir bakıştı cevabı.

Üç İblis Lordunu izleyen kimse ise aralarına yeni katılan idi. Şölenin ana karakteri salona varmıştı.
İlk üçü çoktan koltuklarındaydı, Rimuru kapıdan girerken dikkatlice onu incelediler.
Aralarından birisin ilgisini çekmeyi başarmıştı, bir başkası hiç oralı olmadı ve bir diğeri ise gözlerinde nefret ile bakıyordu.
Ancak, bakmakta oldukları Rimuru kimseye selam vermedi ve bu yüzden geçici koltuğuna doğru yönlendirildi.
Bununla birlikte daha varmayı başaramamış üç İblis Lordu kalmıştı:
İblis Lordları herkesin gelmesini beklerken salonda ezici bir hava vardı. Hizmetkârları arkalarında bekliyordu.
Nedendir bilinmez, Dino ve Dagruel’ in arkasındaki üç kişi sanki pataklanmış gibi görünüyorlardı ama hiç kimse bu konu hakkında bir kelime bile etmedi.
Bir şey söylemek ister gibiydiler ama tamamen yok sayılmışlardı.

Tam şölenin başlama saatine ramak kala üç İblis Lordu aynı anda içeri girdi.
Bu Şöleni düzenleyen Clayman idi ve yanındaki iki İblis Lordunu da sayarsak bütün üyeler şu anda salondaydı.
Tam o anda, Walpurgis Şöleninin açılış konuşmasını bekleyen İblis Lordlarının önünde, şaşırtıcı bir olay yaşandı.
Clayman yumruğunu kaldırdı… ve Milim’ e vurdu!

[Hızlı yürü, seni geri zekâlı!]

Milim’ e bunun gibi kaba kelimeler kullanmak idam cezası idi.
Bu kazayı görenler diyecek bir kelime bulamıyorlardı.
“Despot” olarak adlandırılmış Milim’ e bunu yapmak…
Bu bütün mantıksal duyuları bir kenara ittiriyordu. Yazık, bu ahmağın zamanı gelmişti.
Ama yine de…
Milim’ e karşı bunun gibi bir harekette bulunsa bile Clayman hiç ama hiç özür dileyecek gibi gözükmüyordu.
Milim karşı koymuyordu ve bir kelime bile etmeden koltuğuna oturdu.
Bu durum çok garip olarak düşünülebilirdi; bunu izleyen diğer İblis Lordları gördüklerine inanamadı.

Bu şekilde, yakın gelecekte yaşanacak bütün şer olayları sanki önceden anlatırcasına Walpurgis Şöleni başladı.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

Dino koltuğunda otururken biraz önce tanıştığı canavar hakkında düşünüyordu.
Gerçekten ilginç bir canavardı. Aynı zamanda Dino bu canavardan kendi gücünün eşiti olabilecek bir güç de sezmişti.
Clayman gibi ezik değildi; Gerçek İblis Lordunun Azmine sahipti.
Ne kadar da… İlginç.
Kendisi Özel Yetenek [Tembellik]’ e sahipti ve neredeyse Dagruel’ i ayartmak (demoralize etmek) üzereydi.
Gerçekten kontrol edilemez bir şahıstı; ezici güce sahipti bu yüzden Dino onunla ciddi bir şekilde savaşmaktan kaçınıyordu.
Yeteneğinin isminin de açıkladığı gibi yeteneğinin varoluş amacı demoralize etmekti…
Ondan sonra tahta çıkacak oğlundan sonra bu işlem tamamlanacaktı.
Oğulları İblis Lordu olabilme niteliğine sahipti. Yeterince tecrübe edindikten sonra birer İblis Lordu olacaklardı.
Sonra Dagruel emekli olacaktı ve her şey Dino’ nun daha önce planladığı gibi olacaktı.
Özel Yetenek [Tembellik]’ in gücü demoralize edilen şahsı hem yeteneğe sahip kimsenin hizmetkarı yapmaktı hem de demoralize edilen şahısın gücünü çalmaktı.
Güçlü ama uysal bir piyon ile daha fazla büyü gücü elde etmeyi planlıyordu.
Yani, Dino için bu sadece can sıkıntısını geçireceği bir oyundu… ama yine de bu harikulade oyun neredeyse 300 yıldır oynanıyordu.
Ve yine de…
Veldora’ nın söyledikleri kendi hedefinden daha üstün bir hedefin var olduğunu fark etmesini sağladı.
Kendisini geliştirme dürtüsü içinde filiz vermeye başladı ama düşmanı kendi gücü ile yetişebileceği birisi değildi.
Bu düşünce onu gerçekten üzüyordu…
Ama yine de bu durumun eğlenceli olduğunu düşündü.
Bu duygunun Özel Yeteneği [Tembellik] üzerinde bir etki yarattığını kendisi bile fark etmedi.
Sadece küçücük bir etkiydi.
Bir yeteneğin mükemmelliğe ulaşabilmesi için çok uzun bir zaman ve devasa enerji gerekiyordu ama bu küçücük etki bir değişimi başlattı.

Kısa bir zaman geçtikten sonra Clayman içeri girdi.
Dino’ nun ilgisini çeken birisi değildi ama o sırada Dino şaşırtıcı bir sahneye tanıklık etti,
Clayman’ ın Milim’ e vuruş anına.
Bu inanılmaz kesiti göre Dino’ nun gözleri tamamen açıldı.
Açıkça Dino’ dan üstün bir makamda yer alan Milim, Clayman gibi bir ezik tarafından darbe almıştı.
En yaşlı İblis Lordu olarak da tanımlanan Milim anormal bir yeteneğe ve neredeyse sonsuz büyü gücüne sahipti.
Onun eşiti olarak sayılabilecek tek bir kişi vardı, o da Guy idi.
Bu kadar aşırı anormal bir varlık olan Milim… ezik Clayman tarafından hor görülüyordu!
Dino artık içinde var olmadığını düşündüğü bir duyguyu tecrübe ediyordu, kalbinin en derin köşelerinden gelen bu duygu… öfke idi ve ya belki de hayal kırıklığıydı.
Bu şekilde bu duygular [tembellik]’ i daha da geliştirecek birer besin oldu.
Ve bu evrim, çok zaman geçmeden, hızlandı ve iradesinin kuvvetlenmesini sağladı.
Bu şekilde yeni bir güç Dino tarafından elde edildi.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

(Rimuru’ nun Bakış Açısı)

Toplantının gerçekleştirileceği yere doğru ilerlerken hem bir çocuk hem de güçsüz biriymiş gibi göründüğümden benimle kavga etmeye çalışan kimseler vardı.

[Burasının sadece güçlülere ait bir yer olduğunu bilmiyor musun? Senin gibi bir ezik eve dönmeli!]

Devamlı bir şekilde tehditler savurdular; bu bana eski tarz bir gangsteri anımsattı.
Saçlarını sarıya boyasalar, oraya buraya birkaç tane de piercing…
Klişe bir şekilde üç kişi olarak da geldiler.
Bu şerefsizler güçsüz gözüken birine çullanarak kendi güçlerini göstermek istiyorlardı.
Dış görünüşleri ile bile güçsüz değillerdi.
Enerjileri fazlaydı belki Shion ve Benimaru dan bile fazlaydı.
Ama
Shion gözleri ile bana sordu, küçük bir kafa sallama ile cevap verdim.
O anda bu üçlü gülünecek kadar acınası bir hale geldiler.
Baya kötü pataklandılar; üçlünün bedenleri mavilikler ve siyahlıklar kaplamıştı.
Shion el üstünde tuttuğu Odachi’ sini bile kullanmadan akıl almaz saf gücü ile üçlünü üstesinden geldi.
Düşman eşit enerjiye sahip olsa bile tek taraflı bir kavgaydı.

[Özür dilerim, bu kadarı yeterli mi?] (Shion)

Özür dilemiş olsa bile, bu “yeterlinin” ötesinde bir şeydi.
Ama stresimizi atmamıza izin vermiş olmaları iyiydi.
Belki bu üçlü Dagruel’ in çocuklarıydı?
Bizi gördüklerinde yaklaştılar, belki de bizi uyarmak içindi bu.
Hareketlerinin arkasındaki düşüncelerini bilmiyorum ama kapıdan geçtikten sonra birden fazla yol vardı ve kaybolduk.
Sonra da bu üçlü ile karşılaştık.
Transfer Kapısından Yer Altına geçtiğimizden bunun gibi hoşa gitmeyen bir şey yaşadık.

[Bu tecrübenizden öğrenin, her şeyi dış görüntüsüne bakarak değerlendirmeyin!] (Rimuru)

Onlara birkaç bir şey öğrettikten ilerlemeye devam ettik.
Ortamın gazına gelip biraz ders vermiş olabilirim ama karşılaştıkları kimselerin biz olmasına sevindim, eğer başka bir İblis Lordu olsaydı baya kötü bir şey başlarına gelebilirdi.
Kendi büyü enerjilerinde bir düşmanın üstesinden gelebilseler bile kendilerinden kat be kat ezici bir güce sahip bir düşmanın farkına varamadılar ve düşünmeden hareket ettiler.
Shion’ un Herkül Kuvveti de var ve bunun da farkına varamadılar.
Üçlü ezik bir düşman gibi yenilmiş olsa bile her biri yarı İblis Lordu seviyesinde sayılabilir.
Eh? Yani bu Shion’ u Yarı İblis Lordu Sınıfına mı koyuyor?
Bu, yani…
Sakinleş.
Ama, cidden mi, o Shion mu!? O ahmağın Yarı İblis Lordu sınıfında olmasına imkân yok.
Kendimi buna inandırdım ve ilerlemeye devam ettim.
Arkadan sanki [Size Sensei, hayır Shisho (Usta) dememe izin verin!] gibi bir şeyler duydum ama bunu hiç duymamış gibi yapacağım.

Önümüzde devasa bir kapı kendisin belli etti.
Kapının ardında toplantının gerçekleşeceği salon vardı.
İçeriye girdiğimde koltuğuma doğru yönlendirildim.
Oturdum ve çevremi incelemeye başladım, Dino ve Dagruel kendi koltuklarında oturuyordu.
Pataklanmış üçlüyü arkalarında gördüm. Düşündüğüm gibi Dagruel’ in oğullarıydı.
Herkes onları yok sayıyordu.
Daha önce de düşündüğüm gibi, bu normal bir şey olamazdı, sonuçta burada yüz üst sınıf İblis kolaylıkla katledilebilirdi. Kimse bu durumdan mutsuz değil gibiydi.
Şu an sadece diğer İblis Lordlarını inceleyebilirim.
En uzakta büyüleyici kırmızı saça sahip bir adam vardı. Eğer bir kadın olsaydı kesinlikle müthiş bir güzelliğe sahip olurdu.
Tek bir bakışta anladım, bu şahıs tehlikeliydi.
Onu analiz etmeye çalıştığımda sadece önemsiz bilgiler elde ettim.
Diablo gibi düzensiz bir enerji miktarına sahip.
Diğer bir deyişle enerji seviyesi fazlaydı ama elde edindiğim bilgi onun daha bir çömez olduğunu ve bu enerjisini tamamen kontrol edemediğini gösteriyor.
Ancak gözlerimi kandıramaz.
Ya da belki de [Bilgelik Lordu Raphael]’ in analiz gücünü kandırmış olabilir. Edindiğim bilgi büyük olasılıkla sahteydi.
Bunun nedeni düşmanın yanlış bilgiye sahip olmasını sağlamak ve esas gücünü anlayamamasını sağlamaktı. Bu daha savaş başlamadan düşmanın kendisini hafife almasını sağlayarak kazanmasını sağlıyordu.
Anladığım kadarıyla, bir çeşit gizleme gücüydü bu. İblis enerjisini bastırarak düşmanın gerçek gücünü görmemesini sağlıyordu.
Ama bu şahısın fikri düşmanın analiz yeteneğini kullanmaktı.
Bunun gibi bir şeyden korkacak birisi düşmanı olarak görülmeyecekti tabi ki bu bilgiyi edinemeyecek birisi bu hesaplamanın tamamen dışında kalacaktı. Ama sıkıntı kendi gücünü o kadar bastırsa ve gizlese de yine de Diablo’ nun seviyesindeydi.
Gerçek gücü hafife alınamaz.
Bu kimse kesinlikle akıl almaz birisi idi.
Şüphesiz, içimden bu şahısın İblis Lordu Guy olduğunu hissettim.

Ve solunda Ramiris vardı.
Başköşeye oturmuştu, acaba ondan önce İblis Lordu olduğundan mıydı?
Baya mutlu gözüküyordu bir çocuk gibi bacaklarını ileri geri sallıyordu. Onu kendi haline bırakmak daha iyi olacaktır.

Onun yanında ise boş bir koltuk vardı.
O koltuğun yanında Dagruel oturuyordu.
Bu devasa (Ossan / Yaşlı Adam) inanılmaz derecede yüksek enerjiye sahip. Görünüşe göre Diablo’ nun üç katı enerjiye sahip.
Ancak önemli olan nicelik değil nitelik.
Bu enerjiyi en tasarruflu bir şekilde nasıl kullanabiliriz, işte olay bu. Aynı sınıfta olsak bile kendi yeteneklerimiz üzerindeki ustalığımız aramızdaki bütün farkı yaratabilir.
Bir süre önce, eğer öfkemi kontrol edemeseydim dost ve düşmanı algılayamayabilirdim.
Hayır, kolayca kontrol edebilsem bile hala endişeliyim.
Şimdiye kadarki yol pürüzsüzdü diye mıcırlardan korkmayacak değilim.
Yani, gardımı düşürmemeliyim.

Tam karşımda, Ramiris’ in yan komşusunun yanında, gümüş saçlı güzel bir kız yerini aldı.
Cildi bakanda saydam hissi uyandırıyordu, farklı renkteki gözleri derin bir kızıl ve açık bir mavi renk yayıyordu.
Her bakımdan güzelliğin tanımıydı.
Arkasında uşağı gibi birisi vardı; baya görgülüydü.
Düşündüklerimle aynı şeyi düşünüyor olabilir, o da İblis Enerjisini saklıyordu, bu nedenle gerçek gücü anlaşılmıyordu.
Bu nedenle onun hizmetkâr olmasına şaşırdım.
Güzel kıza gelirsek devasa derecede İblis enerjisi yayıyordu.
Ama kızın enerji seviyesi hem nitelik olarak hem de nicelik olarak devamlı artıp iniyordu yani analiz etmeye çalışmanın ir anlamı yoktu.
Yani bu İblis Lordu sınıfı ha?
Bana doğru attığı bakışlar korkutucuydu. Belki de bakışları bana değil de arkamdaki Veldora’ ya idi.
Bu kız kesinlikle şüphesiz bir vampirdi, Krallığı küllere dönüştürülmüş bir İblis Lorduydu.
Kızdırmak istemeyeceğiniz bir düşmandı!
Düşündükçe başıma ağrılar giriyor – durumlarından birisiydi bu.
Bazılar güzel bir kızın öfkesini tadarak ölmenin bir lütuf olduğunu söyler ama beklenildiği gibi bunda herhangi bir lütuf göremiyorum.
Sadece başkasının hatası nedeniyle böyle bir son yaşamamayı umuyorum.

Ve onunla arkadaşçasına konuşmaya çalışan Dino idi.
Beklenildiği gibi hiç ama hiç durumun farkında değildi.
Bu adam korkusuzdu.
Ama bu davranışını destekleyecek güce de sahipti.
Büyük miktarda enerji yayıyordu ama büyük olsılıkla çoğunu bastırıyordu.
Dino da değişik yöntemler kullanarak gerçek gücünü saklıyordu.
Eğer analiz etmeye çalışırsam kesinlikle fark edecektir. Ne kadar da kurnaz birisi.

Ve canımı en çok sıkan şahıs, yanımda oturmakta olan en düşük makama sahip Leon’ du.
Bir bakışta erkek güzeli olduğu anlaşılıyordu, tanrılar tarafından bahşedilmiş bir çehreye sahipti.
Eğer eski ben olsaydım çoktan “Umarım Patlarsın!” gibi şeyler düşünürdüm, herhalde.
Eskiden insan olmasına rağmen aura’ sı etkileyiciydi.
İblis Lordunun Azmi ile baştan aşağı kaplanmıştı.
Hatta gerçek gücü analiz edilemiyordu.
Bu ilginç. Bilgelik Lordu Raphael’ in analiz yeteneği zayıf noktası olabilir.
Yani, eşit güçte olan bir yeteneğe karşı demek istiyorum.
Bunun da, şüphesiz, Nihai yeteneği vardı.
Ve o anda farkına vardım.
Guy bilerek yanlış bilgi veriyordu. Bu Nihai yeteneklere karşı bir yöntem miydi?
Eğer durum bu ise Guy’ ın da Nihai Yeteneğe sahip olması çok olsıdır.
İblis Lordu olsa bile Nihai yeteneğe sahip olmayabilir.
Nihai Yeteneğe sahip olmak o insanın şansına, tesadüfler zincirine ve kişiliğine bağlı bir şey.
Ama Nihai Yeteneklerin gücü yetenekten yeteneğe değişiyor.
Bu nedenle şu andan itibaren dikkatli olmalıyım.
Nihai Yeteneğe sahip olduğumu Guy çoktan fark etmiş olmalı.
Düşmanım hakkında kesin bir bilgiye sahip değilken, kendi bilgilerim çoktan sızdırıldı.
Kötü bir gafta bulundum.
Çoktan gerçekleşti bu nedenle yapabileceğim bir şey yok. Hangi yeteneğimin açığa çıktığı hakkında endişelenmeye lüzum yok.
Gelecekte bunun gibi şeylere karşı koyabilmem şart, yani bu tecrübeye minnettar olmalıyım.
Eğer bundan sonra hala hayatta olursam tabi.
Şimdi, Nihai Yetenek olayını anladım.
Leon beni umursamıyor gibi.
Ancak sana söyleyeceğim bir şey var.

[Leon, Shizu-san vefat etti.
Bana sana bir yumruk borcu olduğunu söyledi, bedava, sadece senin için; bu yüzden sana vurmama izin ver.]

Leon’ a seslendim ve direk bunu söyledim.
Dediklerime karşı Leon gözlerini açtı.
Ve

[Reddediyorum.
… Ama eğer bu bir kavgaya teklif ise gelip de yumruk atmanda sıkıntı yok.
Ancak, zamanını ben belirleyeceğim. Eğer bir tuzak olduğunu düşünüyorsan, gelmesen de olur.]

Bunları soğuk bir şekilde söylerken gözlerini bir kere daha kapattı.
Ve bu şekilde bana karşı başka bir ilgisinin kaldığını zannetmiyorum.
Kaçamak cevap verme yeteneği harikulade.

[Anladım. Kabul edeceğim, lütfen bir davetiye gönder.]

Diye cevap verdim ve konuşmayı kestim.
Canı sıkılmış gibi görünse de Leon’ dan küçük bir kafa sallama geldi.
Bence sıkıntı yok. Bununla birlikte Shizu-san’ ın isteğini iletebildim de biraz ertelememiz gerekecektir Clayman ile olan sıkıntı yüzünden.

Bir süre bekledikten sonra Clayman ve iki İblis Lordu en sonunda geldi.
Ve sonra akıl ermez bir şeye tanıklık ettim.
Clayman Milim’ e vurdu (・・・) O Milim’ e…
İçimde, neredeyse öfkem patlamak üzereydi.

(Sen… Sakın rahat bir şekilde ölebileceğini düşünme…)

Clayman’ ın ölümünü duyurdum.
Her ne olursa olsun onu affetmeyeceğim.
Ancak, aceleci davranmamalıyım.
Çünkü daha Şölen başlamadı.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Geçmiş bayramınız kutlu olsun, akademik-eğitim-öğretim yılınızda başarılar!

079. Dino ve Dagruel

079. Dino ve Dagruel

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Ramiris tarafından rehberlik edilirken ormandan çıktık ve İblis Lordlarının Walpurgis Şölenine doğru ilerlemeye başladık.
Veldora’ nın sırtında seyahat ediyorduk yani uzun sürecek bir yolculuk olsa bile o kadar da zaman almamalıydı.
Bataklıkları görebilmemiz hızımızın kanıtıydı.
Demek istediğim, bataklıklara ulaşmamız normalde 2~3 gün alırdı ama şimdi sadece bir saatimizi aldı.
Veldora devasa formuna dönüşmeyi can sıkıcı buldu ama yanımızda uçamayan Shion, Baretta ve Grucius olduğundan ondan sabretmesini istedim.
Bundan bahsetmişken,

[Ramiris, taa Şölen salonuna kadar yürüyerek mi gitmeyi planlıyordun?]

Diye sordum.
Nasıl düşünürsem düşüneyim oraya zamanında ulaşabileceğini akıl edemiyordum.
Cevap olarak,

[Hmm? Ah, oraya kadar yürümek sıkıntı bile olmazdı.
Yürüseydim yolun ortasında birisinin beni almasını sağlardım!]

Tamamen anlamayı başaramadığım bir cevap verdi.
Ramiris… Her zaman geç kaldığından diğerlerinin onu alması alışkanlık olmuş.
Herhalde uzay-zaman arasında seyahat edebilen birisi olmalı.
Eğer durum bu ise şimdi nereye gidiyoruz?
Korku ve endişe ile dolarken, sormaya cesaret ettim,

[Eh? Bunu bilebilmem mümkün değil!]

“Ne dedin! İsteğin üzerine, istediğin yere doğru uçuyoruz!” bunu söylemekten kendimi alı koyabildim.
Ramiris böyle biri işte ne yaparsın.
Yani, o zaman uçmaya devam etmeye gerek yok. Bu yüzden yere inmeye ve çevremizdeki manzaradan zevk alarak ilerlemeye karar verdik.
Bu şekilde sakince ilerliyorduk.
Jura Ormanı’ndan ayrıldığınız an İblis Lordlarının arazisindeydiniz – manzarada o kadar da bir fark yokta.
İnsan şehirleri ve köyleri ile karşılaştırıldığında büyü enerjisinin yoğunluğu fazlaydı ama insanların yaşayamayacağı kadar da değil.
Ama, tabi ki, yolun kenarındaki taş kütleleri öyle birden bire İblis Çeliğine dönüşmezdi.
Burada doğal olarak daha mı az canavar ortaya çıkıyor?
Sormaya karar verdim,

[Ah, İblis Lordlarının arazisi desek bile, kendi şahsi bölgeleri ve ya oturdukları yerler haricinde normal insanlar da buralarda yaşayabilir. İblis Lorduna gerekli vergiyi ödedikten sonra güvenlikleri garanti edilir.]

Veldora açıkladı.
“Ah yani öyleymiş ha. Her şeyi bilen Üstat’ dan da beklenildiği gibi!” diye eklemede bulundu Ramiris.
“Sen neden bilmiyorsun bunu ha! Diye karşı çıkmak istedim ama pes ettim.

[Ancak yerleşim yerleri bilinmeyen İblis Lordları da var.
Savaştıklarımın arasında, Dev, Vampir ve İblis var.
Aralarından şahsen sadece Dev Dagruel ve Vampir Ruminas savaştım.
Dagruel ile sadece bir kere kapışmış olsam bile – ah gerçekten zevkliydi…
Ruminas’ a gelirsek, Vampir Ülkesini küller içinde bıraktım, bu yüzden bana cidden bütün gücüyle geldi ve geri çekilmeye karar verdim!
Şaka nedir anlamıyor. Onun bölgesi neresi bilemiyorum.
(Tanışma fırsatı yakaladığım) bir diğeri ise İblislerin Kralı.
Altında hizmetkârları ile baya kapıştım ama Kralın kendisi ile hiç savaşmadım.
Kalesi Buz Kıtasında bir yerlerde ve acayip soğuk. Orada hiçbir insan hayatta kalamaz.
Oraya gitmek sıkıcı olacağından hiç gitmedim. Dahası…]

Veldora’ nın cümlesinin devamı biraz anlaşılmaz oldu ve

[Her neyse, bir hiçliğin ortasına gitmeye de gerek yok! Kuhahahaha!]

Bir şeyi saklamaya çalışırcasına güldü.
Ama, neyse, görünüşe göre bu eski toprak birden fazla İblis Lordunu sinirlendirmeyi başarmış.
Eğer benim ülkem de küller içinde kalsaydı ben bile sinirlenirdim.
Dahası, Veldora’ nın daha önce kapıştığı Dev İblis Lordu da tehlikeli gözüküyor.
Buz Kıtasına gelirsek, orada bir işim olmadıktan sonra gitmek için bir neden göremiyorum. Bu yüzden bunun hakkında düşünmeye gerek yok.
Ancak, İblis Lordları aslında baya güçlü gözüküyor. Velet Ramiris’ i karşılaştırmak için bir temel olarak kullanmak kesinlikle bir hataydı.
Milim ile karşılaştırmalıydım büyük olasılıkla.
Evrim geçirdikten sonra bile Milim’ i yenebilir miyim bilmiyorum.
Birçok defa kapışmış olsak bile bütün gücünü kullanmamış olası nedeniyle yeterli bilgiye sahip değilim.
Kapıştığımız zaman ile karşılaştıracak olursam, yenebilirim; ama gücünü ne kadar tutuyordu bilmiyorum, bu yüzden kibirliliğe gerek yok.
Ve Milim’ in benim için bir zapt emri çıkaracağını hiç ama hiç inanamıyorum da burada başkalarının oyununa getiriliyoruz; bu kadarı açık. Milim’ in kontrol edildiğini düşünmeden edemiyorum – uyku halinde olsa da uyanık olsa da.
Ancak, bütün bunların arakasında bir neden olduğuna inanabilirim.
Bunlara karşılaştıktan sonra karar verelim.
Ve bu şekilde Veldora’ nın hikâyelerini dinleyerek rahat rahat yolumuza devam ettik.
Eğer Ramiris’ in dedikleri doğru ise yakında bir İblis Lordu tarafından bize yol gösterilecek.

Bu yüzden püfür püfür esen rüzgârında tadına vararak ilerlerken bize yaklaşmakta olan iki adam ile karşılaştık.
Direk bize doğru ilerliyorlardı.
Uzun (Devasa!) kestane saçlı bir adam ve dağınık yeşil saçlara sahip olan narin bir adam.
Bizimle buluşmak için mi geldiler? Diye düşündüm ve onlara baktım,

[Yo! Ramiris, nasılsın?] (Dino)

[Ooooh! Bu Veldora değil mi! İyisindir umarım?
Ne kadar da güçsüz bir aura yayıyorsun.
Kendimi benzer aura’ ya sahip başkasıdır diye inandırmıştım oysaki.] (Dagruel)

Muhabbet böyle başladı.

[Ah, Dino, ha. Buraya kadar gelip beni almayı iyi becerdiniz!] (Ramiris)

[Ah, Dagruel! Tam da en son kapışmamızı konuşuyorduk.] (Veldora)

Bizimle buluşmak için mi geldiler orası tam bilinmiyordu ama birbirlerini tanıdıkları açıkça ortadaydı.
Bu yüzden birbirimiz tanıttık.
Kendimi tanıttığımda,

[Heh, yani bu sefer baş oyucu sensin, ha. Peki, neden avlanıyorsun?] (Dagruel)

[Ah, sizinle tanışmak bir zevk. Bir Slime’ ın bir İblis Lordu olması gibi bir şeyi daha önce hiç duymamıştım.] (Dino)

Dediler, şaşırmış bir şekilde.
Neden avlanıyorum ha? Ben de bunu bilmek istiyorum.

[Iya~, bilmem ki, cidden…] (Rimuru)

Dedim ve şimdiye kadar yaşadıklarımızı anlattım.
Bunları anlatırken, Veldora ve Ramiris ile nasıl tanıştıklarını da anlatmalarını sağladım.
Arkadaş canlısı bir grup ama güçlerinin derinliklerini analiz edemedim.
Beklenildiği gibi, tek anlayabildiğim şey İblis Lordu olduklarıydı.

Hikâyemi dinledikten sonra, karar verdiler…
Gardımı düşürmemeliyim, İblis Lordları zar zor bir birlik oluşturuyorlar.
Şu anda, bu ikisi benim iyi arkadaşları olan Karion’ u öldürdüğümü düşünmüyorlar.
Bunu gerçekleştirebilecek güce sahip olduğuma inandılar ama Grucius’ un şahitliği onları aksine inandırdı.
Ama, eğer bir kanıtım olmasaydı zapt edilmem çoğunluğun oyu ile gerçekleştirilirdi.
Burası biraz kafa karıştırıcı; kendimi bir İblis Lordu olarak adlandırdıktan sonra Karion’ u öldürmüş olsaydım bir sıkıntı olmazmış ama onu kandırıp önce öldürür ve sonra kendimi bir İblis Lordu olarak tanımlasaymışım sıkıntı olurmuş.
Görünen o ki bunlar güçlü İblis Lordlarının kuralları.
Yani, bu seferki Şölen ben Karion’ u kandırdıktan sonra öldürmüşüm adı altında yapıldığından, kesinlikle zapt edilmeme karar verilirmiş.
Zapt emrinin geri çekilmesi için Karion dışında beş İblis Lordunun daha reddetmesine ihtiyacım var.
Katılımcılar ile bunları tartışabilmem iyi oldu.
Diğer bir deyişle, pislik birisinin tuzağına düşmüşüm….
Ve bunu anlamam içimde sinirin kaynamasına nenden oldu.
Daha tanışmamış olsak bile, suçlu Clayman.
Sıkıntı ise onu desteklemiş olan Milim. Eğer bunun üstesinden gelirsek İblis Lordlarının öfkeleri bana karşı yönlendirilmeyecektir.
Tabi ki, bütün İblis Lordları ile aynı anda savaşmak bir intihar girişimi olacaktır.
Demek istediğim, önümdeki ikilinin güçlerini çıkaramıyorum, bu yüzden gereksiz yere kavga etmeye gerek yok.
Tabi ki bana saldırmadıkları takdirde.
Ama İblis Lordları beklenmedik bir şekilde anlayışlı.
Bu ikili dediklerime inandı.
Belki de o kadar saflardır.

Veldora, kendi aura’ sını dindirmeyi öğrenme aşamasındayken, Dagrule ile konuşuyordu.
Nedense, alışkanlıklarımın değerini Kutsal Metinlerde (Manga) görmüş ve gereksiz yere aura’ sını dışarı vermeyi bırakmış.
Düşmanlarının onu hafife almasını sağlayarak birden bire bütün gücünü açığa çıkararak onları korkutmak için çok hevesli.
Şehirdeki canavarlar bu yüzden barışçıl bir şekilde yaşayabiliyor ve bu yüzden durumdan memnunum.
Ama yine de ilginç.
Kafasını dolduran manga’ nın içinde neler olduğunu biliyorum ama yine de biraz canımı sıkıyor bu olay.
Kısacası beyni tamamen manga ile doldu…
Dagruel açıklamalarını hevesli bir şekilde dinliyordu, kafa sallıyor ve onaylıyordu.
Evvela, öfkesi ile doğru orantılı bir şekilde gücü artan bir Dev için o kadar fazla bir aura yaymıyor kendisi.
Hatta şu anda normal bir insan kadar aura’ sı.
Kesin şimdiye kadar Veldora’ nın söyleyeceği her şeyi dinlemiştir…

[Yani, demek istediğin, eğer öfkemi kontrol etmeyi öğrenebilirsem yeni güçler edineceğim!] (Dagruel)

Nedense akıl almaz bir konuşmaya tanık oldum.
Hey, heeeeey!
“Kıtanın Gazabı” lakaplı bir İblis Lordunun öfkesini kontrol ederek güce çevirebilmesinin imkânı yoktur.
Ayrıca, Veldora’ nın daha önce kapıştığı bir İblis Lordunun daha da güçlenmesini istemem.
Şu anda boyu iki metreyi aşan iri bir adam ama bütün gücünü kullandığında beş katı daha büyüyor.
Yani, yakıp yıkan on (iki) metre boyundaki bir Dev (oluyor)…gerçekten çok can sıkıcı bir İblis Lordu.
Biraz önce kendisini tanıtırken gerçekten şehrimi ziyaret etmesini istemeyeceğim bir İblis Lordu diye içimden geçirdim.
Her neyse, görünüşe göre öfkesini kontrol etmeye çalışmasına karar verdiler ama bu artık benim problemim değil.
Eğer başarısız olur ve ülkesini ayaklar altına alırsa… (Öğrendikleri şeyler nedeniyle) Sonra bana gelip bana şikâyet etmezse memnun olurum.

Diğer İblis Lordu, Dino…
Ramiris ile arkadaşça bir konuşma içerisindeydi.
Yakın gözüküyorlar ve konuşmaları da güzel gidiyor.
Bunun nedeni büyük olasılıkla Dino’ nun çoook uzun zaman önce Ramiris’ in bakımı altında olması olabilir, Dino onunla kibar bir şekilde konuşuyor.

[Bu arada Ramiris. Geçen görüşmemizden bu yana biraz çektin mi sen?] (Dino)

[Elden bir şey gelmez! En son yeniden doğuşumun üstünden daha elli yıl bile geçmedi!] (Ramiris)

[Bu gerçekten can sıkıcı olmalı. Hatıraları geri kazanabildin mi?] (Dino)

[Evet. Ama ruh beden ile birlikte “çektiği” için…
Yani, sonuçta ben en güçlü (İblis Lordu) olduğumdan bunun gibi bir dezavantaj doğal bir şey!] (Ramiris)

[Hadi ya. Bunu Guy’ a söyle de o kanatlarını sırtından alı versin!] (Dino)

[Bah! Beni bir ahmak mı sandın! Neden onun gibi bir ezikten bahsediyorsun!
Guy’ ı bir yumrukla yere sererim ben, sadece canım bunu yapmak istemiyor!] (Ramiris)

Bu da eğlenceli bir konuşmaya benziyor.
Görünüşe göre Ramiris Guy isimli şahıstan korkuyor. Eğer ondan o kadar korkuyor ise kesinlikle tehlikeli birisi olmalı.
Yani hafızamda bir not yaratalım; “Guy tehlikeli”.
Bu şekilde tehlikeden bir gün kaçınabilirim, bu yüzden Ramiris ile alay etmeyeceğim.
Ramiris Baretta’ yı gururlu bir şekilde gösteriyordu.

[Onunla (Baretta) ile en sonunda bana ezik ve ufaklık diyen İblis Lordlarının haddinden gelebilirim.
Sen bile onu yenemeyebilirsin!] (Ramiris)

[Eh? Onu kırabilir miyim?] (Dino)

[Haaah? Tabi ki hayır!
Eğer bunu yaparsan… Gidip Guy’ a söylerim ve o da seni ceza olarak yumruklar!] (Ramiris)

[Diyosun ama bu gerçekten harikulade bir şey değil mi? Eğer yakından bakacak olursam gerçekten tehlike arz eden bir benlik!] (Dino)

Şimdiye kadar gözleri baygın bir şekilde bakmakta olan Dino’ nun gözleri birden bire açıldı.
Ve sonuçtan memnun olmuş bir şekilde,

[Ya! Ya! Ya! Şimdi diğerlerini daha kolay ikna edebilirim!] (Ramiris)

Dedi, var olmayan göğüslerini belli ederek.
Yani, onu ben yarattım da umurumda değil.
Barettta’ nın bodyguard görevinden canı sıkıldı mı bilinmez ama sessizce görevine devam ediyor.

Durum bir süre daha bu şekilde devam etti ama sormaya karar verdim,

[Bu arada nereye doğru gidiyoruz?
Bayadır bu yoldan ilerlemeye devam ediyoruz ama Şölenin nerede yapılacağını siz ikiniz biliyorsunuzdur, değil mi?
Ah ve bu arada yanınızda birilerini getirmiyor musunuz?] (Rimuru)

Görebildiğim kadarıyla mutlu mutlu sonu belli olmayan bir yere doğru ilerliyorlardı.
Sorumu duyunca ikisi birbirlerine baktı ve güldü.
Dediklerine göre uyuyakalmak istemediklerinden erken yola çıkmışlar.
Ve bizi görünce neden birlikte yolculuk etmeyelim diye düşünmüşler.
Her halükarda ne biz yolu biliyoruz ne de onlar.
Ama

[[Birilerinin bizi almasını sağlayacağız]] (Dino-Dagruel)

Dediler, kaygısız bir şekilde.
Yürümekten yorulmaya başladığımızdan biraz çay içmeye karar verdik.
Tabak çanak ve kilimi de midemden çıkardıktan sonra hazırlamaya başladım.
Eğer birisi bizi alacaksa idi şehirde de bekleyebilirdik.
Yani, iki İblis Lordu ile tanışmış olmama sevinmem lazım herhalde.
Shuna’ nın hazırladığı yemeği çıkarırken ikili kendilerine hâkim oluyorlardı.
Baya yemek hazırladığından iki kişiye daha servis edebilirdim.
Tadı, tabi ki, harikulade yorumlar aldı, Shuna dan da beklenildiği gibi.
Bu arada Shion’ un yemek yapması yasak.
[Aşçı] özel yeteneğine sahip olsa bile yemek yapmanın temellerini bilmediğinden tam bir israf oldu.
Yemekten sonra, çayın tadını çıkarırken,

[Bu arada yanınızda birilerini getirmiyor musunuz?] (Rimuru)

Diye sordum.
Dagruel’ in üç oğlunu – generallerini ve beş yüzbaşısını getirmişler.
Generaller ve yüzbaşılar daha önce Şölene katıldığından bir sıkıntı olmaz diye düşünmüşler.
Ama Dagruel’ in üç oğlu ilk defa Şölen’ e katılacakmış bu yüzden sıkıntı çıkarmaları kesin – dedi Dagruel.
Cidden sıkıntı olmaz mı? Diye sormak istedim ama soramadım.
Dino da bir oğluna eşlik ediyordu.
Görünüşe göre hiç hizmetkârı olmayan İblis Lordları da varmış. Milim de aynı, bu yüzden bunu kolaylıkla kabullenebilirim.
Bu arada, katılımcıların sayılarını sınırlamanın bir nedeni varmış.
Uzun bir zaman önce güçlerini göstermek için yanında yüze aşkın şahıs getiren İblis Lordları varmış.
Bazıları ülkeleri yok olduğundan intihar saldırısı girişiminde bile bulunabiliyormuş.
Artık zamanı geçmiş İblis Lorlarına göre yanlarında her zaman üst sınıf İblisler oluyormuş ama artık kimse bunu doğrulayamıyor ve bunun gibi şeyler göz ardı ediliyor.
Her neyse, bunun gibi salakça davranışları engelleyebilmek için katılımcıların sayılarını kısıtlamaya karar vermişler de özgüvensiz bir şekilde Şölene katılan İblis Lorları da mevcut.

Bunları tartışırken birden bire zaman-uzay arasında bir deliğin açıldığını hissettim.
Görünüşe göre misafirimiz en sonunda vardı.
Önümüzde bir “kapı” açıldı.
İçinden siyah bir “maid” kıyafeti giyen güzel bir kadın çıktı ve eğildi.

[Size rehberlik etmeye geldim, Ramiris-sama.
Eğer isterseniz, lütfen beni takip edin.]

Dedi, “kapıyı” açık tutarken.
Kendisini tamamen önemsiz gösteriyordu, disiplin denen şeyin somutlaşmış haliydi adeta.
Gerçek bir profesyonel dahası bu “maid” Baş İblis Diablo kadar kuvvetli gibi hissediyorum.
Gerçekten tehlikeli birisi.

[Ah, Mizari değil mi bu, uzun zaman oldu! Guy nasıl?] (Ramiris)

[Yüce Efendimiz hakkında endişe duyacak kadar haddini bilmez biri değilim…] (Mizari)

[Ah, öyle mi. Hiç değişmiyorsun. Her neyse.] (Ramiris)

Dedi, “kapı” dan girerken.
Biz de takip ettik. Eğer geride bırakılacak olursak Şölene hiç varamamak gibi bir endişemiz var.
Ama bu “maid” görünüşe göre Guy’ ın hizmetkarı.
Anlaşıldığı kadarıyla Guy İblis Lordlarından birisi ve eğer mümkünse onu düşmanım haline getirmek istemem.
Yani tabi bu duruma bağlı da.
İrademi test etme zamanı geldi.
“Kapı” nın ötesinde bu dünyanın yöneticileri (kralları) var.

Ama korkmuyordum.
Çünkü ben de bu güçlü şahısların arasında yer alıyordum.
Kendimi gelecekler için hazırlarken, “kapıdan” içeri girdim.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Metinde Dagruel’ in isimi bazı yerlerde Dagrule oluyor ilginç – hangisi doğru bilemedim.

078. İblis Lordları

 

078. İblis Lordları

004. İblis Lordunun Doğuşu
.

.

.

İblis Lordu Clayman daha önce hissetmediği bir paniği tadıyordu.
İnsanlar istediği gibi harekete geçmişti.
(Planlarının) sonucu olarak ortada kanlı bir savaş gerçekleşmiş olmalıydı; acı ve trajedinin yaşanmış olduğu bu savaşın sonunda ruhlarını ele geçirmiş olmalıydı.
Ancak savaş bir anda belirlenmişti ve bütün ruhlar üçüncü bir kişi tarafından özümsenmişti.
Buna inanamıyordu ama güncel olarak edindiği bilgiler bu yöndeydi.
İnsanlar ve canavarlar arasındaki bu savaş Clayman’ ı Gerçek bir İblis Lordu olarak uyandıracaktı.
Bu yüzden Myulan adındaki hizmetkârını hiç ama hiç umursamıyordu ve fazla zaman geçirmeden ondan kurtulmayı planlıyordu.
Ama şimdi onunla olan bağı kopmuştu. Dahası üzerinde olan laneti de kırılmıştı ve özgürdü artık.
Bu daha çok paniklemesine neden oluyordu.

Ama sadece bu neden endişelenmesi için çok önem taşıyan bir şey değildi.
Neyse ki hala Milim olarak bilinen en güçlü koza sahipti.
Bu yüzden Frey’i zorlayarak zapt etme konseyi ayarlamasını sağladı – Walpurgis Şöleniydi bu.
Milim’ in ve Frey’ in imzası olduğundan hızlı bir şekilde onaylanmıştı; Walpurgis Şöleninde kendisine İblis Lordu demiş olan o haddini bilmez Slime’ ı ve şehrine son verdirmeyi istiyordu.
Ordusunu insan şehirleri rotası üzerinde ilerletmesi yasaktı.
Bu Zapt Etme Konseyinde öncelikle diğer İblis Lordları üzerinde üstünlük kuracaktı ve Canavar Ülkesi Tempest’ i işgal etme hakkını elde edecekti, tabi ki Tempest’ in rotasında olan bütün ülkeleri de ezip geçecekti.
Bu ülkede yer alan üst sınıf canavarların üstesinden de Milim gelecekti.
Birkaç gün önce olsaydı kendisi hepsinin üstesinden gelebilirdi ama Efendilerinin evrimi nedeniyle bütün canavarlar İblis olmuştu ve üstün güçlere sahiplerdi.
Clayman ilk planının başarısızlığına hayıflandı.
Yani, sonuçta yapması gereken tek şey Milim harekete geçtikten sonra geriye kalanları yönetmekti.

Ama…
Birden bire kendisini labirentine kapatmış olan Ramiris Slime Rimuru’ nun da Walpurgis Şölenine katılması için izin istemişti.
Ve ilginçtir ama çok hızlı bir şekilde onay verilmişti bu isteğine.
Clayman bu talebi veto etmek istemişti ama sanki aşırı normal bir şeymiş gibi diğer üç İblis Lordu bu isteği kabul etmişti.
Bu Clayman’ ın planının paramparça olmasına neden oldu.
O kadar uğraşarak toparladığı Walpurgis Şöleni şimdi düşmanlarına ev sahipliği yapacaktı.
Ve bundan kaçamazdı.
Slime tek başına gelse ve Clayman zapt edilmesini istese de savaş Şölende gerçekleştirilirdi.
“Ne yapsam? Ne yapmalıyım?”
Clayman umutsuzca kendisini bu çıkmazdan çıkarabilecek bir yol arıyordu.
.

Clayman’ ın bu umutsuz hali sırıtmakta olan Frey inceliyordu.
Ne kadar da nahoş bir adam, diye düşündü.
Her şey beklediğinden daha hızlı bir şekilde gerçekleşiyordu.
Bu sonucu öngörememiş olsa bile yine de kendi çıkarları ile eşleşiyordu (gerçekleşenler).
Karşısında durmakta olan ifadesiz Milim’ e baktı,
Şirin yüzü hiçbir duygu barındırmıyordu,
Gözleri başka bir yere bakmaktaydı ama birden bire Frey’ e baktı.
Frey kafa salladı.
(Evet, bu doğru. Anladım, Milim)
Diye kafasının içinde cevap verdi, içten bir gülümseme ile.
Ve…
(Clayman, günlerin sayılı)
Frey gizlice gelecekteki planını doğruluyordu.

* * *

Bilinmeyen topraklarda, defnedilme salonunun (mezarlığın) en iç odasında,
Buzdan oluşmuş bir tabutun içinde güzel düz saçlara sahip çıplak hoş bir kızın önünde bir benlik duruyordu, kendisi de çıplaktı, tabuta şüpheli bir bakış atıyordu.
(Ah, ne kadar da güzel. Ah…)
Kızı incelemek ve sevgi (sapıklık) dolu bakışlarla ona bakmak bu benliğin gizli bir şekilde zaman harcama yöntemlerinden birisiydi.
Gümüş saçlara sahip şirin bir kız.
Farklı renlerde olan gözleri tuhaf kırmızı ve mavi bir ışık içerisinde parıldıyordu.
Bu, bir sürü diğer belirgin özelliklerinin içerisinde, en fark edileniydi.
Ama belki de en çok dikkat çeken şey…
Küçük dudaklarından ortaya çıkan iki saf dişiydi.
Dudakları birbirinden ayrıldığında bu iki uzun dişi ortaya çıkarıyordu.
O gecelerin efendisi, Kâbusların Kraliçesiydi,
İblis Lordu Ruminas Valentine.

O bile, akıl almaz bir güce sahip bir vampir İblis Lordu bile bu buzdan tabutu kıramıyordu,
Sanki buzdan değil de saf Kutsal Ruh Enerjisinden yapılmış gibiydi.
Yani bu yüzden dokunmak bile vücudunda izler bırakırdı.
Ancak…
Bunu hiç kafaya takmayarak buzdan tabuta sarıldı.

Walpurgis Şölenine katılması için bir davetiye geldi bu kıza.
Maalesef onunla aynı (benzer) güce sahip şahıslar katılacaktı bu şölene.
Onları düşmanı yapabilecek güce sahip değildi.
Bu onun her ne kadar canını sıksa da yapabileceği bir şey yoktu.
(Bekle beni…)
Delicesine ilgilenmekte olduğu kızın ismini söyledi ve odadan çıktı.
Ve büyük bir miktar büyü enerjisi toplayarak odayı karanlık ile kapladı.

* * *

İki kişi muhabbet etmekteydi.
Birinci kişi iriydi, kesinlikle boyu nedeniyle bilinen dayanıklı bir adamdı.
Diğeri savsak bir şekilde uzanmaktaydı, hareketinde haysiyetten iz yoktu.
Ancak, normalde de bu şekilde olduğundan, birinci adam bunu kafaya takmıyordu.

[Peki, ne kadar süre burada kalacaksın?
Walpurgis Şöleninden sonra başka bir yolculuğa mı çıkacaksın?]

[Bilmem~, ne kadar da zahmetli. Artık hiçbir şey beni heyecanlandırmıyor~]

İri adamın sorusuna sıfır motivasyonla cevap verdi.
Ama…

[Ama Walpurgis Şölenine katılmaktan başka bir şansın yok?
Bu yüzden sonrasında ne yapacağını düşünmeye başlasan iyi olur.]

Dedi iri adam ve yukarıya, sonsuz gibi görünen gökyüzüne baktı sanki manzaradan hoşlanırmış gibi.
Aralarında dakikalar sessizce geçiyordu,

[Hey, Dagrule, oğulların İblis Lordu olmak gibi bir isteğe sahip mi?
Onlara bakabilirim, eğer istersen?]

Dedi narin adam sanki bu fikri yeni hatırlamışçasına.
Büyük adam… Hayır, Dagrule bir dakikalığına gözlerini kapadı ve derin bir şekilde düşündü.
Devlerden birisiydi bu İblis Lordu ve genellikle “Kıtanın Gazabı” olarak bilinirdi.
Normalde bir centilmendi ve bu unvanı hoşuna gitmiyordu ama sinirlendiğinde hiçbir şekilde kendisini durduramıyordu.
Güçleri sinirlendiğinde artıyordu bu yüzden oldukça dikkatli davranılıyordu.
Ve en yakın arkadaşı, narin olan, bir kere bile onu sinirlendirmemişti.
Narin adamın kelimelerine,

[Yok be, benim küçüklüğüme benziyorlar.
İhtiyatsızlar, her şeyi küçük görüyorlar ve kendilerinden güçlü bir benliğin var olmadığına inanıyorlar.
Seni bile küçük görürler, Dino]

Diye cevap verdi.
Narin adamın adı Dino idi. Dış görünüş olarak insanlara benzeyen bilinmeyen bir ırkın üyesiydi.
Ama hiçbir insanın sahip olmayacağı bir büyü gücüne sahipti.
Yakışıklı biri olmasına rağmen uykulu bakışları dış görünüşünü mahvediyordu.
Ama o da bir İblis Lorduydu, “Gezgin Kral” ve ya “Uykulu Ormanın Kralı” olarak biliniyordu.
Şimdi bile yolculuğunun ortasında evini geride bırakmıştı.
Ve yolculuğu sırasında bütün gücünü kullandığından en iyi arkadaşı Dagrule’ un bakımı altındaydı.
Dagrule’ un cevabı karşılığında,

[Ah, umursamayacağımdır. Benim değerim bunun gibi bir şeyle düşmeyecektir.
Ama eğer bu kadar arsızlarsa, onları buraya getirmeye ne dersin?
Üç tane oğlun var, bu yüzden birisini kendi adıma yanımda getirebilirim?]

Dedi.
Tabi ki İblis Lordlarının Walpurgis Şöleninden bahsediyordu.
Dagrule dedikleri hakkında biraz düşündü,
Ve

[Senden bunu isteyebilir miyim? Eğer salakça hareket ederler ve gerçek gücün ne olduğunu öğrenemeden ölecek olurlarsa (hayatta o kadar ilerleyebilmişler demektir).
Bu yüzden onlara gerçek gücün ne demek olduğunu göstermek iyi bir ders olacaktır.]

Kafa salladı.
Üç oğlu onun gibi yakıp yıkan bir gruptu.
Onları yanında getirmeye karar verdikten sonra bunu akılda tutarak konuşmaya devam ettiler.
Ancak, onları oraya götürmek, barutla ateşi bir araya getirmekle aynı şeydi,
Ama bu ikili bunu akıl etmeyi başaramadı.
Sonuçta ikisi de dikkatli bir şekilde plan yapmayı beceremiyordu.

* * *

Buz ile kaplı topraklarda, hiddetli fırtınaların hüküm sürdüğü bir yerde,
Gururlu bir şekilde bir kale (içinde bulunduğu ortama göğüs geriyordu).
Çevresi buz ile çevriliydi. -120 derece sıcaklıkta hiçbir benlik yaşayamazdı.
Ama yine de bu güzel mi güzel kale toprağın üzerine taçlandırılmıştı.
Mevcudiyeti inanılmaz derecede büyü enerjinin kanıtıydı – gerçekten en güçlü İblisin kalesiydi.
Kalenin adı “Ak Buz Kalesi” idi.
Ve İblis Lordu Guy Crimson tarafından yönetiliyordu.

Kalenin içinde rahat rahat yürüyen bir benlik vardı.
Platinum altın saçlar, mavi keskin gözler, iyi hatlara sahip bir yüz.
Bembeyaz bir ten, o kadar ki neredeyse saydam gibi.
O kadar güzeldi ki kesinlikle bir kadın olarak karıştırılabilirdi.
Sarışın İblis olarak tanımlanan İblis Lordu Leon Cromwell idi bu.
Koridorlardan sanki onların sahibiymiş gibi geçiyordu.
Önünde güzel oymalara sahip bir kapı vardı.
Kalenin Lordu ile görüşmeler için kabul salonuna açılıyordu bu kapı.
Leon’ un burada olma nedeni Kalenin Lordu’ ydu, İblis Lordu Guy Crimson.
Leon kapının önünde durdu ve iki hizmetkâr iblis kapıyı açtı.
Ve

[İblis Lordu Leon Cromwell-sama geldi!]

Kadınsı bir İblis gelmekte olan Leon’ u yukarıdan bildirdi.
İçeride bir sürü Üst Sınıf İblis yanlarda duruyordu.
Toplamda sayıları 200 den fazlaydı.
İsimli Üst Sınıf İblisler normal iblislerden farklıydı, bu dünyada somut bedenlere sahiplerdi.
Her biri üst sınıf bir canavarı (iblisi) kolaylıkla geçebilirdi.
Diğer bir deyişle bu oda rahatlıkla A Sınıfını geçebilecek 200 şahsı barındırıyordu.
Ama hepsi bu değildi…
Odanın sonunda, İblis Lordu Guy Crimson’ ın tahtının önünde dehşet edici güce sahip altı iblis duruyordu.
Bunlar İsimli Baş İblislerdi.
Savaş güçleri bütün iblisleri geride bırakırdı. Yarı İblis Lordu seviyesindelerdi.
Ama…
Bu altı İblis Generali asayişi sağlıyordu.
Diğerlerinin üzerinde İblis Lordu Guy Crimson’ un sağ ve sol kolu olarak görev yapan iki iblis vardı.
“İbis Subayı” olduktan sonra bu iki kadın İblis Lordu’ nun temsilcisiydi.
Bir İblis Lordu ile rekabet edecek güce sahiplerdi.
“İblis Subayı” Mizari ve “İblis Subayı” Hirari.
Leon daha da içeriye ilerledi ve tahtın tam önünde durdu.
Ve orada Mizari ve Hirari diz çöktü ve

[[Leon-sama, uzun zaman oldu.]]

Aynı anda Leon’ u güzel bir ses tonu ile karşıladılar.
Ve tam o anda Kalenin Lordu tahtından ayağa kalktı.
Artık bu odada hareket etme hakkına sahip sadece iki İblis Lordu idi.

[Uzun zaman oldu, (arkadaşım) Leon. Umarım sağlığın hep yerindeydi?
Çağırıma cevap verip buraya gelmene teşekkür etmeme izin ver!]

Kendisini güzelce taşıyabilen bir ses, yıldızların güzelliğini geride bıraktıracak derin kızıl gözler, alev gibi dalgalanan alevden daha koyu bir kırmızıya sahip bir saç.
Leon ile aynı boydaydı bu şahıs.
Leon’ un güzelliği bir kadının ki ile karşılaştırılacak kadar olsa da Guy’ un güzelliği daha nötrdü.
Hem bir kadın hem de bir erkek denebilirdi; değişik bir fiziğe sahipti.
Leon’ a seslenirken tahtından kalktı ve Leon’ a doğru yürüdü.
Leon’ un elini sıktıktan sonra ona sarıldı.
Ve hiçbir tereddütte sahip olmaksızın elini Leon’ un yüzüne yerleştirdi ve onu öptü.
Leon kaşları çatık bir şekilde geri çekildi,

[Yapma şunu. Aynı cinse karşı bir ilgim yok. Sana bunu kaç defa söyledim?]

Dedi, can sıkıcı bir şeymiş gibi.

[A haha. Her zamanki gibi çok soğuksun.
İstersen bir kadın da olabileceğimi biliyorsun?
Ah her neyse, başka bir odaya geçelim.]

Dedi ve beklemeden yürümeye başladı.
Bu alışılmış bir durumdu, her sefer bu oluyordu.
Buz gibi topraklarda bedenini gösterecek bir kimono giyiyordu.
Belki de Leon’ un dudaklarının tadını hatırladığındandır, sapık bir gülümseme çekici yüzünde belirginleşti.
Ve dilini dudakları üzerinde gezdirmeye başladı…
Bu hareketi ilginç bir çekiciliğe sahipti.
Cinsiyetsizdi, istediği anda bir kadına ve ya bir erkeğe dönüşebiliyordu.
O… İblis Lordu Guy Crimson idi.
Kalenin Lorduydu ve en yaşlı İblis Lorduydu.
Karanlığın Lordu olarak biliniyordu, bu donmuş kıtaya sonsuzluktan beri hükmediyordu.
Guy ileri gitmeye devam etti Leon’ a yolu gösteriyordu.
Leon ifadesinde hiçbir endişe olmadan takip etti.
Her ikisi de salondan çıkana kadar hiçbir benlik hareket etmedi.
Bu affedilemez bir hareket olurdu.
Kafaları eğik bir şekilde efendilerinin ve misafirinin gitmesini beklediler.
Gittiklerini doğruladıktan sonra, Mizari ve Hirari ayağa kalktı.
Ve

[Dağılın!]

Hizmetkârlarına emir verdiler.
Onlara gelirsek, misafir için çay yapmaya başladılar.
Kalenin içindeki en üstün benlikler içindeki bu “İblis Subaylarının” görevi İblis Lordu Guy Crimson ile ilgilenmekten başka bir şey değildi.
Ve bu görev Kale içinde birincil önceliğe sahipti.
Lordlarının memnuniyetsizliğini üzerlerine çekmemek için hızlıca işlerine dağıldılar…

Leon, Guy’ ı en üst kattaki Buz Teras (Kış Bahçesi)’ a doğru takip etti.
Dışarıya açılsa bile karın içeri girmeye izni yoktu.
Teras’ ın içi yaşamın filizlenebilmesi için ayarlanmıştı.
Evvela Guy çevreden etkilenmiyordu, diğer bir deyişle bu oda Leon’ un eğlenebilmesi için yapılmıştı.
Guy normalde bütün yabancıları küçük görse de arkadaşları için elinden geleni ardına koymuyordu.
“Her zamanki gibi” diye düşündü Leon, otururken.
Oturduğu sandalye buzdan yapılmış olsa bile soğuk hissetmiyordu.
Bu da rutininin bir parçasıydı.

[Peki? Neden beni çağırdın?]

Zorla sandalyenin üstüne kendini atarken sordu.
Hirari çayı getirdi bu sırada, ne zaman bunu hazırlamaya vakit buldular bilinmez.
Mizari sessizce terasın girişinde duruyordu.
Bunu kimsenin dikkatini çekmeyecek şekilde yapıyordu.
İkili Guy’ un konuşmasını bölememek için bu şekilde hareket ediyordu ve bu yüzden Leon’ a seslenmiyorlardı.
Bu iki kız bir araçtan başka bir şey değildi.
Bu konuşma ile hiçbir alakaları olmadığından izin verilmeden yüzlerinde bir ifade bile barındıramazlardı.
Emredilmedikçe gerçekleştirecekleri herhangi bir hareket onlara hızlı bir ölüm getirirdi.
Hatta Leon, Guy’ a saldırsa bile hareket etmezlerdi.
Guy onların yüce efendisiydi ve onun sağlığı gibi şeyler hakkında endişe etmek saygısızlık olurdu.
Bu şekilde, onların varlığını yok sayarak, konuşmalarına devam ettiler.

[Ah. Yapılacak olan Walpurgis Şölenini biliyorsundur?
Bu sefer katılmazsan seni zorla götürmeyi planlıyordum.]

[Ha? Bunun gibi toplantılardan nefret ettiğimi biliyorsundur?
Ama katılmayı düşünüyordum.]

[Ah? İyi o zaman. Sana bir klon yaptırmayı planlıyordum ve bu şekilde katılmanı sağlamayı düşünüyordum. O zaman senin beni “sahiplenmeni” bile sağlayabilirim.]

[Aynı cinse bir ilgi duymuyorum. Kadınlar arasında bile sadece arzuladığıma yönelirim.
Benim seni sahiplenmem, senin için bir ödüle eşit bir şey olmaz mıydı?]

[Daha önce söylesene… Eğer istersen senin için bir kadına dönüşebilirim.
Her neyse, Peki?
Neden bu sefer katılıyorsun?]

[Ah…]

Leon kısa bir duraklamada bulundu ama sonra konuşmaya devam etti.

[Bu seferki Şölen Clayman tarafından gerçekleştiriliyor. Ezik.
Neden Milim’ in onu desteklediğini merak ediyorum.
Ve Karion’ un ölümü de şüpheli.
Önce Clayman bizi bir zapt için toplamayı istedi ama sonra Ramiris Şölenin gerçekleştirilme amacı olan şahsın katılmasını istedi.
Diğer bir deyişle bütün bunlar birbirine bağlı.
Bu yüzden şu İblis Lordu “Rimuru” adındaki şahsı gözlerimle görme gereğini hissediyorum.]

[Ah. Yani sende Rimuru’ nun bir İblis Lordu olmak için gerekli niteliklere sahip olduğunu düşünüyorsun ha? Ne kadar ilginç, ben de aynı şeyi düşündüm.
Milim’ e gelirsek, büyük olasılıkla oyun oynuyordur. Ne düşündüğünü anlamaya çalışmak gereksiz.
İçimdeki bilge ahmakları anlayamıyor. Bu bir zayıflık olabilir.
Yani Clayman gibi birisini yok saymakta sıkıntı yok; Ramiris’ in fikri, öte yandan, ümit verici gözüküyor.
Eğer ilginç birisini bulduysa belki ben bile eğlenebilirim.]

[Ramiris, ha? İlk tanıştığım andan beri onu çekemiyorum.
Birkaç kere öldürmeyi düşündüm…
Ama bahseden Ramiris olduğuna göre gidip görmemde bir sorun olmaz.]

[A hahahah. Bunu yapma. Eğer Ramiris’ i öldürecek olursan, düşmanın haline gelirim.]

[Aynen. Daha ölmek istemiyorum. Eğer benimle savaşacak olursan, galibiyetim için bir olasılık göremiyorum.]

[Hmm? Yok ya. Milyonda bir beni öldürme şansın var biliyorsundur?]

[Yeterli değil. Ben sadece kazanabileceğim savaşlara ilgi duyuyorum.]

[Alçak gönüllüğü bırak. Bana zarar verebilecek çok az kişi var.
Beni öldürebilme şansına sahip olman demek, işte o kadar güçlüsün demektir. Biraz kendine güven.]

[Hmph. Kendime güveniyorum zaten, senin haricinde.]

Burada konuşmaları durdu,
Ve bir an bile geçmeksizin,

[Ara ara. Muhabbetiniz sonuna mı geldi?
Leon-sama en içten selamlarımı sunarım.]

Buz gibi bir ses.
Ve bembeyaz saçlı güzel bir kızdan geldi bu ses.
Bembeyaz bir cilt, soğuk ve cezbedici mavi bir elması andıran gözler.
Ve açık beyaz dudaklar.
Guy’ ın izni olmadan yürümekte olan bir kız.
İznine ihtiyaç duymuyordu, diğer bir deyişle, onların eşitiydi.
“Buz Kraliçesi (İmparatoriçe)” diye tanınıyordu ama daha çok “Buz Ejderhası Velzatto” olarak biliniyordu.
Dört ejderhadan birisiydi ve İblis Lordu Guy Crimson’ ın ilk hizmetkârıydı da hizmetkârdan çok partneri demek daha doğru olurdu.
Araçlardan çok başka bir benlikti.

[Aman aman, Velzatto. Her zaman ki gibi güzelliğin afallatıyor.]

[Ara? Pohpohlama olsa bile söylediklerin beni mutlu ediyor.]

Kısa, kibar bir değiş tokuş,
Esas hislerini belli etmeyen bir söz kalabalığı.

[Hmph. Her zaman ki gibi aranız kötü.]

Guy’ ında aralarındaki düşmanlığa canı sıkılmıştı.
Normalde bu memnuniyetsizlik verecek bir değiş tokuşa doğru ilerlerdi…
Ama bu sefer Velzatto konuyu değiştirdi.

[Evet, evet. “Kardeşim” uyandı.]

Diye birden bire açıklamada bulundu.

[Uyandı mı? Mühürlenmiş “Fırtına Ejderhası Veldora” mı?
Mühürlendiğini biliyordum ama silindiğini söylüyorlardı?]

[Evet. Yok olmadan önce sessizleşmişti, bu yüzden ona yardım etmeyi düşünmüştüm…
Silinmek baya acınası bir şey, biliyorsundur.
Kahraman tarafından yapılan dışarıdan etkilenemez, izole edilmiş bir yerde kapana kısılmıştı.
Bir sürü benlik bunun gibi bariyerlere canlarını verdi.]

[Oh… İlginç.
O zaman, bu kahramanın mührünü kim kaldırmış olabilir?
Özel Yetenek “Sonsuz Zindan”, kahramanların dışında, normal bir yetenek ile etkisiz kılınamaz.
… yeteneğine sahibim ve belki de senin… yeteneğin ile (etkisiz kılınabilirdi).
Yani, er ya da geç onu serbest bırakmayı planlıyorduk.
Ama serbest kaldıktan sonra bir kere bile yakıp yıkmamış olmasını düşününce,
Bu zayıfladığı (güçsüzleştiği) anlamına mı geliyor?]

[Evet. Zayıfladı. Benliğinden aldığım his nedense güçsüz.
Ama yine de bir yerleri kırıp dökmemek yapmayacağı bir şey.
Bütün benliği sonuçta yıkım kavramının çerçevesi içinde yer alıyor.]

[Yani, her neyse, Veldora ile savaşmayı arzulamıyorum.
Eğer onu sahiplenmek istersen, istediğin gibi hareket edebilirsin.
Her neyse, Walpurgis Şöleninde görüşelim.]

[Kalkıyor musun?]

[Evet. Benden istediğin bu kadardı, öyle değil mi?]

[Ah, bekle bir saniye, acele etmeye gerek yok.
Bu arada “Özel Çağırı” da başarılı oldun mu?]

[… Daha değil.
Açıkçası, yeni İblis Lordları gibi şeyleri umursamıyorum.
Sadece, kaynaklarıma göre, bu seferki çağırı testlerim ile uğraşıyor olabilir.]

[Ah? Adı Rimuru olan mı?]

[Evet. Bu yüzden bir kere olsa da görmek istiyorum.
Ama Ramiris’ i yok sayacağım, haberin olsun…]

[Merak ettim de, bu kaynağın da kim?]

[Bilmem.
“Dünya Gezginleri” ni çağırırken büyü enerjisi önemli bir faktör.
Çağırıda bulunduğumda, kriterleri elimde oldukça daraltmaya çalıştığımdan süresi uzuyor.
Şu anda, her altmışaltı yılda bir çağırıda bulunabiliyorum.
Ama kriterleri daha da daraltmam gerektiğinden bir dahaki çağırım doksan dokuz yıl sonra olacak.
Kaynağım benim yerime bu çağırıyı yapmaya çalışacak.]

[Ne kadar ürkek bir davranış.]

[Çok fazla başarısız oldum, anlıyorsundur. Ramiris’ den “Şans Lütufu”’ nu elde ettikten sonra bile başarısız oldum.]

[Bu şey bu kadar önemli mi?]

[Evet… benim için, dünyadaki her şeyden daha önemli.]

[Anladım. O zaman bir şey söylemeyeceğim.
Ama bu asistan (kaynak)… güvenilir mi?]

[Güvenilir mi? Tabi ki hayır. Ama elverişli.]

[Anladım. Bunu söylememe gerek yoktur ama dikkatli ol.]

[Bu senin söyleyeceğin bir şey değil Guy, ama yine de uyarını dikkate alacağım.
Teşekkürler. Pekâlâ, o zaman, Walpurgis Şöleninde buluşalım.]

Bunları söyleyerek Leon ayrıldı,
Boyutlar Arası Seyahat nedeniyle geriye sadece küçük yuvarlak bir ışık huzmesi bırakarak.
Bunu görünce,

[Ne kadar da sabırsız bir erkek, yani, onun için normal.]

Diye mırıldandı Guy yüzünü ekşitirken.

[Ama tehlikeli bir açık verdi.
Bu bilinmeyen “kaynak” (asistan)… onu yok edeyim mi?]

Diye sordu Velzatto soğuk bir ses ile.

[Yapma. Gereksiz hareketler sadece Leon’ un memnuniyetsizliğini üzerimize çekecektir.
Bir arkadaşım tarafından nefret edilmeyi istemiyorum.]

Dye cevap verdi Guy endişesiz bir şekilde.
Guy için Leon güvenilir bir arkadaştı yani bunu kişiliğini bildiğinden söylemişti.
Dahası Leon’ un yeteneklerinin ne kadar güçlü olduğunu biliyordu.

[Yardım istediğinde, yardım edeceğiz.]

[Anlaşıldı.]

Ve konuşmaları sona erdi.
Guy normalde evden çıkmayan arkadaşının Şölene katılacağını doğruladı. İhtiyaçları hiç göz önünde tutulmamış olsa bile Leon bunu umursamıyor gibiydi.
Guy da birkaç kere çağırılara cevap vermemişti ama nedenini hatırlayamıyordu.
Bu yüzden, uzun bir zaman sonra, bütün İblis Lordları bir araya gelecekti.

[Bu Şölen ümit verici gözüküyor, katılacak mısın?]

[Katılacak mıyım?… Hayır katılmayacağım.
İblis Lordlarına bir ilgi duymuyorum.]

[Öyle mi? Neyse o zaman eve göz kulak ol.]

[Tamam. Gerekli hazırlıkları yapacağım.]

Velzatto bunları dedikten sonra ayrıldı.
Guy, geride kalarak, katılacağı Walpurgis Şölenini düşünürken buz kıtasının aurasını inceledi.

Üçkâğıtçı bir İblis ortalıkta geziniyordu,
Ezik bir kimse, İblis Lordlarının güçsüzleştiği anlamına geliyordu,
Normalde dışarı çıkmayan bir arkadaşı en sonunda hareket ediyordu – Guy bunu ilginç bulmuştu,
Ve yeni bir İblis Lordunun Doğuşu,

Ne kadar da ilginç. Yüzyıllar sonra ilk defa kalbinin şiddetli bir şekilde attığını hissetti.
En son savaş ezikler arasında yapılmıştı.
Belki de aralarına yeni katılacak olandan bir şeyler bekleyebilirdi.
Bu düşünceden sonra kahramanı düşünmeye başladı.
(savaşın verdiği hazzı) en son ne zaman hissetmişti…
Leon’ un kalesini işgal etmiş olan da bir kahramandı.
Leon savaşmadan kaçmıştı, kahramanın ilginç bir şekilde güçlü olduğunu söylemişti.
İnsanların yaşlılıktan ölmesi normaldi ama Ramiris bu kahramanın “özel” olduğunu söylemişti.
Yani yaşam süresini uzatması garip olmazdı.
Hareketleri de normal değildi, sadece güçlü şahısların önünde beliriyordu.
Guy hiçbir kahraman ile tanışmayı başaramamıştı ama hep bir tanesi ile savaşmayı istemişti.
Bu seferki savaş baya büyük çaplı olabilir.
Sadece canavarları değil aynı zamanda azizleri ve insanları da dâhil edebilir – sonuç olarak büyük bir felakete neden olabilir.
Yani belki bir kahraman bile ortaya çıkabilir.

Bu sırada Guy yeni İblis Lordunun varlığını tamamen unutmuştu.
Onun için İblis Lordları çok önemli değildi.
Kahraman ile tanışmayı arzuluyordu, bu düşünce yüzüne bir gülümseme getirdi.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

077. Ramiris’ in Raporu

077. Ramiris’ in Raporu

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Birden bire bir şeyler haykırarak içeri girdi…
N-Ne dedin!!!… Diye mi cevap versem ki?
Ramiris parmağıyla beni işaret ederek koşuyordu.
Arkasında ise Baretta nazik bir şekilde (kapıdan geriye her ne kaldıysa) kapatmaya çalışıyordu.
Nedendir bilinmez hareketlerini övmem gerektiğini hissettim.
Bana doğru koşarken Ramiris’ in bana doğru bir şey savurduğunu sezdim.
Birden bire bir şahıs, Diablo’ ydu bu, güzel kıyafetlere bürünmüş bir şekilde yolunu kesti.
Konferansın başından beri sessiz bir şekilde anlatılanları dinliyordu ama şimdi odayı işgal edenlerin istedikleri gibi davranmalarına izin veremezdi.
Ne desem ki? Ramiris hızlı bir şekilde alıkonuldu.
Serbest kalmaya çalışırken,

[B-Bekle! Ne yapıyorsun!!!]

Dedi.
Ne kadar da tatmin edici bir kişiliğe sahip. Ondan bir İblis Lordunun ağırbaşlılığını sezmesem de yine de (davranışları) beni tatmin ediyordu.

[Rimuru-sama, şüpheli bir şahsı ele geçirdim. Nasıl hareket etmemi istersiniz? Şehrin yaklaşmakta olan sonu gibi salakça şeyleri ağzına alıyor, onu yok etmemi ister misiniz?]

Diablo bana doğru yaklaşarak nazikçe sordu.

[Geeeh! Bütün gücümü kullansam da kaçamıyor muyum?!
B-bu! Ezik bir benlik değil ha?
Neler oluyor! Ne yapmışım ki ben?!]

Her zamanki gibi kahredici derecede gürültülü Ramiris.
Dürüst olacaksam, Ramiris’ in iki katı büyü enerjisine sahip Diablo’ dan kaçabilmesi imkansız.
Yani bu bir İblis Lordu ha?
Nedense İblis Lordlarının ezik görülmelerinin sebebinin Ramiris olduğunu düşünmeye başladım.

[Rimuru-sama, siz bu periyi tanıyor musunuz?]

Fuze sordu.
Aah, konferans bir kez daha bölündü. Biraz daha sonra gelse olmaz mıydı ki?
Görüyorum ki halen daha duruma göre hareket etmeyi öğrenememiş.

[Evet, Peri Ramiris’ i tanıyorum.
Aynı zamanda kendisi İblis Lordlarından birisi, gibi…? En azından öyle olduğunu söylüyor…]

[Hey! “Gibi” de ne gibi!
On İblis Lordunu arasında en güçlü İblis Lordu olarak benden korku duyarlar!
Labirentin sahibi Ulu Ramiris benden başka birisi değil!]

Diye kendisinden guru duyarak bahsetti, Diablo tarafından alıkonulmuşken.
Kendi benliğinin hiçbir ağırlığa sahip olmadığını halen daha habersiz.

[Ha? Bir İblis Lordu mu…?]

[Heeh, bu şey mi?]

Toplanmış olanlar cevap verdi tam da düşündüğüm gibi.

[Eh?
… Ehhhh?
Nasıl yani? Daha çok şaşırmanız gerekmiyor muydu?
Ben bir İblis Lorduyum, bunu bilmiyor musunuz! Bu sıkılmış bakışlar da neyin nesi?]

Yok yok.
Kendine bir İblis Lordu desen de şu an yakalanmış bir haldesin.
Belki de bundan dolayı herkes rahatlamış bir haldedir?
Diye düşündüm ama

[Yok bea… Demek istediğim, Rimuru-dono’ da bir İblis Lordu olduğundan diğer İblis Lordları ile tanışmışlığı olmasını bekliyordum…]

[Veldora’ nın yeniden doğuşundan sonra neredeyse ölecekken bunun gibi sıradan şeyler beni şaşırtamaz artık…]

Birbirlerine bakarak kafa sallıyorlardı.
Anlıyorum, düşünecek olursam tam da öyleydi, mantıklı bir yaklaşım.
Onlara zıt olarak,

[Haaah? Veldora yeniden mi doğdu?
Hepiniz bunadınız mı acaba?
Veldora eziğin teki, onu tek bir yumrukla yere serebilirim!
Hakkında konuşulmasına bile gerek yok. Yani, onun zamanı geçti de gitti.
Eğer birisinden korkacaksanız, benden korkun!]

Dedi yüksek sesle gülerken.
Her şeyden önce Ramiris’ in güçlü noktası konuşmak olacaktır herhalde.
Bu yüzden onun serbest bırakılmasını sağladım ve Veldora’ nın mekânına götürttüm.

[Kusura bakma Veldora ama onunla biraz kapışabilir misin?
O da bir İblis Lordu, bu yüzden aura’ ndan etkilenmeyecektir.]

[Hmm? Kusura bakma, şu anda mühim bir gizemi çözüyorum.]
[Ah, suçlu Yasu bu arada. Çözüldü değil mi?]

Ayrılırken bunları söyledim ve koltuğuma geri döndüm.
Veldora gözlerini kocaman açtı ve şaşkın bir ifade ile [Eh? Neden suçlunun kim olduğunu söyledin!]
Ramiris’ e dönersek, Veldora’ yı görünce anında bayıldı… ve sessizlik odaya geri döndü.
Yaramaz çocukları bir odaya yolladıktan sonra konferansa son vermeye karar verdik.

…………
……

Sonuç olarak, Kral’ ı serbest bırakarak Marki Myula ve Kont Herman’ ın sorumluluğu haline getirdik.
Ve Youmu’ nun da ilk şansta harekete geçmesini sağlayacağız.
Cüce Krallığı, en son zaferimiz nedeniyle, bizimle diplomatik ilişkilerde bulunacağını belirtti.
Büyü Hanedanlığı Sarion da Tempest’ i bağımsız bir ülke olarak kabul etti.
Ve otoyolu da bitirince bizimle diplomatik ilişkilerde bulunacaklar.
Bu iki ülke Batı Azizleri Kilisesi’ nin etki alanı içerisinde olmadığından açık bir şekilde hareket edebilirler.
Bu nedenle geriye kalan tek problem Brumund.

[Kiliseye elveda diyebilsek çok iyi olurdu.
Ama Kilise’ nin bunu sessizlik içerisinde kabulleneceğinden şüpheliyim…]

Ve bize en çok sıkıntı yaratan da bu.
Ama her neyi seçerlerse seçsinler kargaşanın içinde bulacaklar kendilerini.

[Bir şekilde üst makamları ikna edeceğim. Ettiğimde sizinle diplomatik ilişkiler kurmayı amaçlayacağız.
Bunu kabul edersin, öyle değil mi?]

Son kısmını bastırarak söyledi.
Tabi ki kabul ederim.
Kar ve kayıplardan incelendiğinde bile, Tempest en güçlü iki ülke -Askeri Ülke Dwargon ve Büyü Hanedanlığı Sarion- tarafından tanınmış bir ülke.
Bu yüzden bizimle diplomatik bir ilişki içerisinde bulunma şansı için etekleri zil çalmalı.
Ama Konsey üyeleri ülkeler ile karşılaştırıldığında terazinin hangi tarafa büküleceğini bilmek zor.
Cevabını biliyorum.
Şu anda Konsey ile barınmak daha karlı olacaktır.
Ancak, on yıl sonra onların eşiti haline geleceğiz ve yirmi yıl sonra da onları kat be kat geride bırakacağız.
Bu elimizde olan kaynakların incelenmesinden sonra Raphael tarafından yapılmış bir hesaplama.
Ama onlara bunu söylemeyeceğim, kendilerinin seçmesi lazım.

Bu yüzden esas problem Batı Azizleri Kilisesi.
Gerçekleşmesi kaçınılmaz bir kargaşa bekliyoruz, sadece Batı Azizleri Kilisesi ile değil aynı zamanda Kutsal Krallık Ruberium ile.
Ve bu büyük bir problem.
Demek istediğim, kazanarak diğerlerine ne kadar elverişli ve işbirlikçi olabileceğimizi göstermek zorundayız.
Yani bu problemler o kadar kolay bir şekilde çözülmeyecek.
Şimdi, her şey hareketlerimize bağlı.

Bu şekilde değişik beklentilere sahip çeşitli ülkeler ile gerçekleşmiş olan konferans sona erdi.
Birden bire gerçekleşmiş bu konferans tarihin sayfalarında önemli bir nokta haline gelecekti.
Ama tabi ki bunu o zaman bilemezdik.

* * *

Konferans sonrası temizliğin ortasında,
Sanki bir şeyi unutuyormuşçasına bir şey hissettim…

[Ah sen! Bu da ne, bu da ne demek!]

Gürültülü bir şey geldi.
Hatırladım, o gelmişti.
Yüzü gözyaşı ile kaplıydı, açıkça dinlenmek istiyordu.
Normal.
Veldora’ yı gördükten sonra bayılmıştı ve kendisine geldiğinde Veldora onu manga’ nın güzel mi güzel dünyası ile tanıştırmıştı, konferansın sona erdiğini bile fark edememişti. Bütün bu zaman Veldora ile sıkı fıkı takılıyorlardı.
Herkesin hareketlendiğini fark edince esas amacı aklına gelmiş olmalı.
Baya vurdumduymaz bir kimse olduğundan ağzından önemli şeylerin çıkmasını beklemiyorum.
Ama dediklerini duyunca yabancı konuklar yola çıkma hazırlıklarını durdurdu.
Ve Ramiris diye adlandırılan benliğin varlığını hatırlayarak koltuklarına geri döndüler.
Gördüklerinden memnun olarak geriye doğru eğildi, zavallı göğüslerini belirterek.

[Bir daha söyleyeceğim! Tempest adlı ülke yok olacak!!!]

Diye haykırdı.

[N-Ne dedin!!!?] (monoton bir şekilde)

Bir çeşit aizuchi şeklinde sordum. (TL: Aizuchi: dinleyenlerin gerçekten dinlemekte olduğunu anlamak için gerçekleştirilen cevap şekli – Öğretmenlerde fazlasıyla görülen soruya soru şeklinde cevap verilerek karşı tarafın gerçekten anlatılan şeyi anlayıp anlamadığını anlama metodu)

[Fufun! Yani bende bunun gibi bir son istemiyorum da,
Bu yüzden minnettar ol, sana bu raporu iletebilmek için buralara kadar geldim!]

Söyleme biçimi karşıdakini baya alçaltıcı olmaya başladı.
Onunla oynamaya devam edersem baya uzayacak bu iş, bu yüzden sadede gelelim.

[Pekâlâ, neden yok olacakmışız?]

Bunu duyunca yüzündeki ifade ciddileşti ve bulunan bütün devlet adamlarına baktı.
Ve biraz düşündükten sonra,

[Yani, bu insanları hiç ilgilendirmeyen bir şey değil, bu yüzden sıkıntı yok. Dinleyin.
İblis Lordu Clayman’ ın önerisi üzerine İblis Lordları Walpurgis Şöleni (Ziyafeti) ni gerçekleştirecek.
Onu destekleyenler ise İblis Lordlardı Frey ve Milim.
Üç İblis Lordu tarafından önerildiğinden, önerileri kabul edildi.
Bana da bir davetiye geldi.
Şölenin konusu [İblis Lordu Karion’ un öldürülmesinin intikamının alınması]
Ve…
Suçlu [Kendisine İblis Lordu diyen haddini bilmez Rimuru]
Acaba… Kendini bir İblis Lordu olarak adlandırdın mı?]

Diye sordu vurdumduymaz haline hiç benzemez bir şekilde.
Toplanmış olanlar dedikleri üzerine titrediler. Görünüşe göre ciddi bir şeymiş.
Bu arada İblis Lordu Karion’ da kim? Onunla savaşıp savaşmadığımı hatırlayamıyorum?

[Kendime İblis Lordu demiş olmam doğru ama İblis Lordu Karion’ un öldürülmesi hakkında bir şey bilmiyorum…]

[Bir dakika!!! Karion-sama’ nın öldürülmüş olması doğru mu?!]

Sözümü keserek Grucius konuşmanın arasına daldı.
Hmm? Acaba Karion’ un hizmetkârlarından birisi olabilir mi?

[İblis Lordu Ramiris, lütfen soruma cevap verin. Karion-sama gerçekten defedildi mi?]

[B-Bir dakika! İnsanlar konuşurken aralarına girmez misin acaba!?
Aman her neyse,
Rimuru öldürmemiş gibi gözüküyor, bu yüzden bu işte bir iş var gibi.
İşte şimdi süper dedektif Ramiris’ in zamanı değil mi?
Eğer durum bu ise bildiriyi yapan kişi en şüphelidir!
Diğer bir deyişle… Şüpheli İblis Lordu Clayman!]

Grucius’ un dediklerini tamamen yok sayarak direk sadede geldi.
Ancak, ne kadar bana ah çektirse de, bulgular Bilgelik Lordu Raphael tarafından da doğrulandı.
Ramiris’ e gelirsek biraz önce okuduğu mangadan alıntılar yapıyordu.

[Hey, bende bulgularınla hem fikirim ancak lütfen Grucius’ un sorusuna cevap ver.
İblis Lordu Karion gerçekten yenildi mi?]

Toplananlar sessizleşti, cevabını bekliyorlardı.
Büyük ülkeler için bir İblis Lordunun yenilmiş olması büyük bir olaydı.
Bu İblis Lordlarının arasındaki dengenin bozulmuş olmasını ima ediyordu.
Ama Ramiris bunun gibi şeyleri kafaya takmıyordu.
Hiç ama hiç umursamaz bir şekilde,

[Ha? Bilmiyorum. Bana gönderilmiş olan davetiyenin içerikleri bu kadar?]

Diye ilgisizce cevap verdi.
Sonuçta bir çocuk o daha. Ancak buralara kadar haber vermek için gelmiş olması bile iyi bir şey.
[Pekâlâ, neden bizimle bu bilgileri paylaştın?]

[Hmm? Ah, şey, sen ölürsen Baretta’ ya ne olacağından endişelendim?
Bu yüzden dostun olmaya karar verdim ve buraya geldim.
Bu nedenle burada labirentimin bir girişini açacağım, tamam mı?]

[Haber verdiğin için minnettarım ancak bu ve o ayrı şeyler!
Ve şimdiden Baretta’ ya da kendi oyuncağınmış gibi davranmıyor musun?]

[Eeeehhhhh… sıkıntı olmamalı, öyle değil mi? Küçük şeyleri kafaya takma!
Daha önemlisi, Baretta da merhaba demek istedi, Heeeeey buraya gelsene!]

Diğerlerini hiç dinlemeden istediği gibi hareket ediyordu.
Görünüşe göre konuşma sonuna geldi.
Ne kadar da özgür-kişilikli bir şahsiyet kendisi!

…………
……

Her neyse, dağılmaya karar verdik.
Sonuçta Ramiris’ ten (daha fazla) bir bilgi edinemeyeceğiz.
Misafirlerimize elde edeceğimiz yeni bilgileri paylaşacağımızı söyledikten sonra, memnun bir şekilde ayrıldılar.
Ve konferansta sona erdiğinden ayrılışları için hazırlıklarda bulunduk.
Yani, Cüce Krallığı direk bağlantıyı kesti de.
Fuze’ ye gelirsek, burada bir gün dinlendikten sonra Brumund’ a geri dönecek.
Dük Elalude kızıyla biraz daha konuşmak istediğinden birkaç gün kalacak.
Gerçekten gelişine gerçekleşmiş bir konferanstı ama önemli şahsiyetler toplandı.
Ve bencil bir peri konferansın tam ortasına atlamış olsa bile bu konferansın iyi geçtiği kantatındayım.
Bu şekilde gelişi güzel yaşanmış olan konferansımız sona erdi.

* * *

Pekala, odaları değiştirdikten sonra, bölümleri bir araya getirdim – Youmu, Myulan ve Grucius’ la birlikte.
Küçük konferans odasını kullanmamıza rağmen oturacak yer bulabildik.
Fuze’ nin toparladığı bilgilere göre Walpurgis Şöleni, bütün İblis Lordlarının toparlandığı bir geceymiş.
Bu geceyi organize edebilmek için üç kişinin onayı gerekiyormuş. Gerçekten güçlü şahsiyetlerin toplantısı.
Şölene katılmayanlar ağır sonuçlara ile karşılaşıyormuş, sonuçta bu sözleşme bütün bencil İblis Lordlarının arasında gerçekleştirilmiş bir şey.
Evvela, bu şölenler baya az yapılıyormuş ve insan edebiyatında da çok az bahsediliyormuş.
Ama yine de genelde “Walpurgis Şöleni” ismi (Yüce) Kutsal Büyü Savaşı ile ilişkilendiriliyormuş.
En sonuncusu bin yıl önceymiş ve akıl almaz kayıplara ve felaketlere neden olmuş.
Bu nedenle, bu şölen kaos ve yıkımı getirmesi ile biliniyormuş.

[Şu anki hedefleri Rimuru-danna, bu yüzden kendinizi hazırlamalısınız.
En kötü senaryoda sekiz İblis Lordu düşmanınız haline gelecek.
Tabi bu İblis Lordu Ramiris’ e güvenecek olursak…]

Dedi Fuze beni endişelendirerek.
“Yani, bir şeyler yaparız yahu” demek istedim ona güven vermek için.
İblis Lordları tarafından avlanıyor olmam… Üzerime çok gelmeyin.
Bu yüzden, buna karşı gelebilmek için bir toplantı gerçekleştirmeye karar verdim.

[Pekâlâ, sanki konferansa sonsuz bir şekilde devam ediyormuşuz gibi gelebilir, anlıyorum, ama lütfen dayanın.
Şu anda burada [İblis Lordunun Walpurgis Şöleni] için toplandık.
Ramiris’ in raporuna göre hedefleri benim.
Ne yapmamız gerektiğini düşünüyorsunuz?]

Her zaman yaptığım gibi ne düşündüklerini sordum.
“Evet!” diye heyecanlı bir şekilde elini kaldırdı Shion.
Onu işaret ettiğimde,

[Bütün İblis Lordlarını alt etmemize (ezip geçmemize) ne dersiniz?]

Bir salağa söz vermek… tamamen benim hatam.
Alnımdaki damarlardan birisinin hiddetli bir şekilde attığını hissettim. Bunun gibi bir şey daha önce de yaşanmamış mıydı…

[Shion, hepsini nasıl alt edeceksin? Gerçekçi bir fikrin var mı acaba?]

Dediklerimi duyunca utanmış bir şekilde kafasını eğdi.

[Ancak, İblis Lordu Milim’ in Şöleni desteklemiş olması ilginç. Bana soracak olursanız baya şüpheli bir durum.]

Souei bunun altını çizdi.
Bende aynı şeyi düşünüyordum.

[Aynen. Milim-sama’ nın Rimuru-sama’ ya ihanet edebileceğini düşünemiyorum.
Bu kanıtı olmayan bir his ama hislerime güveniyorum.]

Dedi Benimaru.
Anladım, kanıtı olmasa da ha?
Olay şu ki Milim tarafından ihanete uğradığımı hissetmiyorum.
Bilgelik Kralı Raphael de elinde az bulgu olmasına rağmen, aşırı büyük bir değişim söz konusu olmadıktan sonra bunun gibi bir şeyin imkânsız olduğu tanısında.
Milim’ e güvenmeye karar verdim.

[Kufufufufu. Yani, olay eğer bütün İblis Lordları ile savaşmaya gelecek olursa onları ezip geçelim.
Aslında İblis Lordu Rimuru-sama tek başına bile yeterli olacaktır!]

Shion kafa salladı ve başka birisinin kendi fikrine katılmış olmasına mutluydu.
[Aynen! Söyleyeceklerimi ağzımdan aldı!]

Hepsi kafa salladı.
Durum neden böyle oldu şimdi?
Görünüşe göre odanın yarıdan fazlası Veldora ile hemfikir.
Aman Yahu Dikkatli Olalım gurubu ise sadece Gabil ve Gerudo’ dan mı oluşuyor?
Herkes savaşmaya aşırı hevesli; oda kana susamış bir şekilde.
Birden bire savaşı arzulayanlar toplantıda çoğunluğu oluşturdu.

[Bekleyin az bir şey, rahatlayın.
Her neyse, Milim’ in bana ihanet edemeyeceği konusunda hemfikiriz.
Yani bir şeyler olmuş olmalı.
Ramiris’ in daha önce bahsettiği gibi şüpheli Clayman olmalı.
Bu yüzden ne olmuş olabileceği hakkında düşünmeliyiz.]

Toplantıyı tehlikeli rotasından çıkarmayı başarabildim.
Sadede gelelim.

[Ya? Ya?
Süper Dedektif Ramiris’ in hisleri tam on ikiden vurdu!
O halde, Clayman’ i ezip geçsek olmaz mı?]

[Anladım, mantıklı.
Tamam, gidip o herifi ortadan ikiye ayıracağım…]

[Hey, bekle, bekle! Biraz sakinleş Shion.
Hemen gidecekmiş havalarından çık… Benimaru ve Souei sizde!]

Cidden.
Bu istediğim yönde gitmiyor.
Ve Ramiris de kaptırmış kendisini.

[Bu arada, neden bu kadar güçlü iblisler burada toplanmış bir haldeler?!
(Onlara sahipsen) Baretta’ yı bana versen de sıkıntı olmaz mı!]

Dedi Ramiris.
Ne kadar da can sıkan birisi. Ne zaman pes edeceğini bilmiyor.
Ve hizmetkârlarımın güçlü olduklarını da fark ederek duruma kaptırıyor kendisini.
Bencilliği bir son bilmiyor!

[Karion-sama’ nın yenilmiş olmasına inanmıyorum. Acaba beni de Walpurgis Şöleni’ ne götürebilir misiniz?]

Dedi Grucius.
Hmph, belki.

[Sadece İblis Lordu ve iki, üç eskortu şölene katılabilir.
Şölen ile alakadar olmayan şahıslar öldürülür, farkında mısın?]
Ramiris cevap verdi.
Bu arada, sormak istediğim bir şey aklıma geldi,

[Hey, onlara şölene katılacağımı söyleyebilir misin?]

Herkesin gözleri üzerimdeydi.
Demek istediğim eğer öldürüleceksem en azından gidip onlarla kendim tanışayım.
Bu aynı zamanda yeni bariyeri test etmek için de iyi bir fırsat olabilir ve eğer işler kötüye giderse kaçabileceğime inancım tam.
Yani gölgelerin içinde kıvranmaktansa gidip doğrudan saldırmak daha zevkli değil mi?
Daha önemlisi bu şehrin bir daha bir kayıp vermesine izin vermeyeceğim.
Eğer arkadaşlarıma saldırmayı düşünüyorsan cevabım için hazır olmalısın.
Aaah, benimde kafamın içinde bir beyin yerine kas var ha.

[Kuahahaha! Baksanıza gitmek için can atıyor! Anlaşıldı, bende gideceğim!
Ben de katılırsam İblis Lordları sonsuz korkuyu tadacaklardır!]

[Evet! Eğer Üstad Vel-chan gidecek olursa ben de güvende olacağımdır!
Baretta da yanımda olacağından savunmam mükemmel!]

[…Ne? Seni korumayı hiç ama hiç düşünmüyorum?] (Rimuru)

[Ueee?! Bu… bu çok soğuk bir cevap… Usta Vel-chan!]

[Ve bu “Üstad” şeyi de neyin nesi…] (Rimuru)

Ne zaman oldu bilmiyorum ama manga arkadaşı olmuşlar.
Arkadaş olmaları iyi de bu iki taraflıymış gibi gözükmüyor.

Bu şekilde, İblis Lordlarının telepatik bağlantısını kullanarak, Ramiris Şölene benim de katılacağımı bildirdi.
Ne kadar da gereksiz üstün bir yetenek bu – kullanıcının uzay-zaman kontrolü ile konuşabilmesini sağlıyor.
O bununla meşgulken, Baretta selam vermeye geldi.

[İblis Lorduna evrim geçirmenizi kutluyorum.
Bende sizin evriminiz sayesinde hediyeler elde ettim ve teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Sonuç olarak Ark Kukla’ dan Kaos Kuklasına evrim geçirdim.]

Dedi, içten bir şekilde diz çökerek.
[Aziz İblis Birleşimi] denen özel bir yetenek elde etmiş.
Sonuç olarak, neredeyse bütün fiziksel ve büyü temelli saldırıları yok sayıyor ve İblis-Aziz güçlerini birleştirerek Kaos Kuklası haline gelmiş. (İyi enerji ve kötü enerjisi birleştirebiliyor)
Yani, örnek verecek olursam, yakalandığım Kutsal Bariyerde Ark Kukla hareket edemezdi ama şimdi o bunun kat be kat üstüne çıkmış-evrim geçirmiş.
Bedeninde yeni ruh çekirdekleri ortaya çıkmış ve büyü çekirdekleri ile birleşerek Aziz İblis çekirdekleri haline gelmiş.
Onu gerçekten incelemek istiyorum ama şimdi bunun sırası değil.

[A-ah, sağlıklı olduğun sürece iyidir.
Bu olay bittikten sonra az bir şey konuşalım?]

[Anlaşıldı! Sözleriniz benim gibi birisi üzerinde harcanıyor. Bunun gerçekleşeceği zamanı dört gözle bekliyorum.]

[Evet, bende Ramiris’ in dediklerini yapmana sevindim.
Yani, mantıksız olan emirlerini yok saydığın sürece bir sıkıntı olmamalı.
Eğer Walpurgis Şöleni’ nde bir şey olacak olursa sana güveniyorum.]

[Bana bırakın. Beklentilerinizi karşılayacağım!]

Bunun gibi bir değiş tokuştan sonra Baretta yerine oturdu.
Ramiris’ in tek bir hizmetkârı olduğundan Grucius da onunla gidecekti.
Myulan da beslediği kini sona erdirmek istedi ama Youmu onu durdurdu.
Yani, savaş gücü yeterli değil.
Bu yüzden Baretta ve Grucius Ramiris ile katılacak.

Baretta ile konuşurken Shion bana acı içerisinde bir bakış atıyordu.
Eğer onu yanımda götürmezsem kesinlikle ortalığı yakıp yıkacaktır.
Bu nedenle Shion’ u da korumalarımdan birisi olarak götürmeye karar verdim.
Ve Ranga’ yı gölgemin içinden çağırarak,

[Beni seçeceğinizi umut etmiştim. İblis Lordları gibi benliklere karşı kaybetmeyeceğim!]

Ne kadar da güvenilir.
Bu şekilde karar verildi.
Benimaru ve Souei hayal kırıklığına uğradı ama yapacak bir şey yok.
Şehri korumak gibi bir şey de gerekişyor sonuçta.
Gabil ve Gerudo ile sağlam bir savunma hattına sahibiz.
Ne olur ne olmaz Kilise zapt etmek için bir grub yollarsa diye de Diablo’ ya çevreyi gözetletiyorum.
Kutsal Şövalyeleri indirerek Kutsal Bariyeri yok etmek birincil öncelik sonuçta.
Bu yüzden belki Souei’ de devriyeye eklemeliyim.
Ramiris’ in cevabı için beklerken öenmsiz şeylerle uğraşıyorduk.

Sonunda katılımım onaylandı.
Bunun nedeni İblis Lordlarının buraya kadar gelip saldırmanın el verişsiz olacağını düşündüklerinden olabilir.
Ama bu harikulade bir fırsat.
Şimdi Walpurgis Şöleni’ ne girebileceğim.
Karşılaşmamın kaderimde olduğu İblis Lordları – Leon Cromwell ve Clayman.
Ama bu sefer hedefim Clayman.
Ork Lordu olayını daha unutmadım.
Aynı zamanda Myulan’ ın olayı da var.
Ve daha önemlisi Milim hakkında endişe duyuyorum.

Son dualarını et.
Beni düşmanın haline getirdin.
Ben düşmanlarımı affedecek kadar naif değilim.
…Güzel bir kız olmadığın müddetçe…

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

076. Konferans – Esas Bölüm

076. Konferans – Esas Bölüm

004. İblis Lordunun Doğuşu
.

.

.

Konferansın yapıldığı yer tamamen kaos içerisindeydi ama bir şekilde ortam normale döndü.
Bayılanlara gerekli müdahaleler yapıldı ve can havliyle Veldora hakkında soru soranların da icabından bir şekilde gelmeyi başardım.
Herkes düşündüğümden fazla panik içerisindeydi, tam bir curcuna kopmuştu.
Veldora denen benlikten de beklenildiği gibi.
“Fırtına Ejderhasından” herkes korkuyordu.
Yani sonuçta eğer “Afet Sınıfı” bir canavar birden bire gözleriniz önünde belirseydi siz de aynı tepkiyi veririndiniz, insanların paniklemesi doğal bir şey.
Yine de her ne yaparsam yapayım bu kargaşa devam edecek bu yüzden onu en önce tanıtarak bu işi sonlandıralım.
Şu andan itibaren bir plan yapacağımda Veldora’ nın da hareketlerini göz önünde bulundurmam gerekecek ha.
İnsanların (Fuze ve Ellen, Youmu) ve Cücelerin bembeyaz yüzlerini görmeye alıştım artık.
(Veldora’ nın büyü enerjisini) bastırmış olsam da herhalde onun iblis (canavar) aurasından (ruh enerjisinden) etkilendiler.
Bölüm başlarının hepsi kendi auralarını bastırmaları için tembihlenmişlerdi ve bu konuda da baya tecrübelilerdi.
(Veldora’ nın büyü enerjisini bastırmak için) bir bariyer analiz edildi ve odanın içerisine kuruldu.
Mühürlü halinde bile sıradan bir B sınıfı canavar Veldora’ nın iblis aura’ sı karşısında aşırı sönük kalıyordu.
Yine de Veldora’ nın aura’ sını bastırabileceğime güveniyorum.
Evrim geçirdikten sonra Veldora’ yı serbest bıraksam da bir sıkıntı olmayacağını düşünmüştüm, sonuçta yeteneklerim bunun gibi bir şeyi mümkün kılabilmeliydi…

[Herkes iyi mi? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?]

Duyduklarım ise,

[… Bu konu hakkında hiç ama hiç bir şey duymamıştım.]

[Bir dakika… Veldora-san bir arkadaş mı? Bu konu hakkında daha detaylı bilgi verebilir misiniz?]

[… Eğer bunu Lonca Liderine haber veririsem…bir dakika, Lonca Lideri zaten benim!]

Vesaire vesaire.
Birden bire şikâyetler ve nefret dolu bakışlar ile çevrelendim.
Bunun gibi şeyler söyleseniz de elden ne gelir, (desu yo) nee?

Bütün söylenenleri göğüs gerdim ve düşündüğüm gibi cevap versem de bana inanmayacaklardır zaten.
Ayrıca bu konu hakkında konuşmamam lazımdı.
Ancak (ilginç olan şu ki) Veldora’ nın iblis aura’ sından etkilenmeleri doğal ama onlar baştan aşağı korku ile dona kalmışlardı.
Eğer Fuze’ ye tuvalete gitmesini tembihlememiş olsaydım cidden bir şey sızmış olabilirdi.
Harikulade! Öyle değil mi?
Omzuna teselli edici bir şekilde dokunduktan sonra bana pis pis baktı.
Sonuçta ona bu öneriyi sunmuş olduğumdan bana teşekkür eder diye düşünmüştüm ama herhalde bu yapmayacağı bir şey.
Aman her neyse,

[Hm? Sizlere söylememiş miydim? Söylediğimi hatırlıyorum ya da söylememiş miydim ki acaba?…
Aman, bunlar hep geçmişte kalan şeyler, bu yüzden sıkıntı olmayacaktır, öyle değil mi?
Bu konuyu bir kenara koyalım da artık konferansa başlayalım!]

Dedim ferah bir gülümseme ile ama bunu iyi bir şekilde karşılamadılar.

[[[BU KONUYU O KADAR DA KOLAYCA GEÇİŞTİRME!!!]

Hep birlikte söylediklerimi protesto ettiler.
Bir şekilde herkes sakinleşti ve bir saatlik bir gecikmeden sonra konferans devam etti.

………
……

Pekâlâ, konferansın açılış konularından bahsedelim.
(Konuşulacak) Birden fazla konu olsa bile küçük detayları es geçmek zaman kazandırdı da yine de detaylı bir şekilde açıklama talep ettiler.

Can sıkıcıydı ancak sanki bir hikâyeyi özetlermişçesine Veldora ile tanışmamdan anlatmaya başladım.
Bu arada bir “Dünya Gezgini” olduğumdan da kısaca bahsettim. Çünkü artık bu noktaya kadar gelmişken bunu saklamanın bir getirisi yoktu.
Bunun gibi önemli şeylerin ne zaman açığa çıkacağını bilemezsiniz – bu konuyu da açıklığa kavuşturulduğumdan artık bu bilgi sızsa bile canım sıkılmaz.
İblis Lordu bir “Dünya Gezgini” bu nedenle gerçekleştirdikleri imkânsız değil.
Sonuçta İblis Lordu Leon Cromwell aslen bir “Dünya Gezgini” (ve bu herkes tarafından biliniyor).
Daha sonra hızlı bir şekilde Ork Lordu ile olan savaşımdan bahsettim ve şehri neden buraya inşa ettiğimizi de anlattım,
Bilgi paylaşımı sonuçta önemli bir şey.
Anlattıklarımı dinleyenler değişik ifadeler ve tepkiler ile karşılık verdiler.
Ondan sonra insan şehrine giderken neleri umut ettiğimden bahsettim.
Kraliyet Başkentinde geçirdiğim gündelik hayatı atladım ama Hinata ile olan kapışmamı onlarla paylaştım; kendisi çok tehlikeli birisi.
Benden başka birisi onunla savaşacak olsaydı kesinlikle öldürülmüş olurlardı.
Hinata’ nın “Arındırma Bariyer, (Kutsal Bariyer,)” özellikle tehlikeli bir yetenek.
Bu bariyer haricinde yalnız hedeflerine karşı uyguladığı ve kullandığı yeteneklere de sahip olmalı.
Neler yaşadığımı (nelere maruz kaldığımı) unutmasınlar diye bilgilerimi paylaştığım kimseler ile telepatik olarak –bir video, resim gibisinden- neler olduğunu gösterdim.

[Hinata Sakaguchi ha, acımasız gözüküyor, hatta soğukkanlı bir katil havası da var.
Ancak…
Ondan yardım umanlara yardım ediyor ve dediklerini dinlemeyenleri bir kenara atıyor kendisi. Çalıştığı bir partneri yok gibi gözüküyor.
Bunlar toparladığımız bilgiler arasında.
Çocuklara karşı yaptıklarına da inanamıyorum.]

Dedi Fuze konuşmamın arasına girerek.
Harika, bu yaşlı adam baya bilgili birisi (güncel bilgiye sahip).
Ondan yardım umanlara yarım ediyor ve söylediklerini dikkate almayanlar onu bir daha asla göremiyor; işte Sakaguchi Hinata böyle birisi.
Ondan yardım istemeye giden kimselerin sayısı fazla ancak ricalarını geri çeviriyor, tam bir salak.
Eğer bir rasyonalist ise o zaman neden böyle şeyler yaptığını anlamak zor değil.

[Hmph. Bilgiyi kontrol etmekte bu kadar iyi olmanız, tam da Özgürlük Birliği Şube Liderinden de beklenildiği gibi.
Edindiğiniz bilgilerin doğruluğu kendi ülkemin istihbarat teşkilatı ile yarışıyor.
Elimizdeki bilgiler sizin sahip olduğunuz bilgiler ile eşleşmekte.]

Dedi Cüce Kralı Gazelle kafa sallarken.
Bu da ne demek ki?

[Ama Hinata anlattıklarımı hiç kulak vermedi?]

[Büyük olasılıkla bunun nedeni Kilisenin doktrini yüzündendir; canavarlarla olabilecek herhangi bir etkileşimi yasaklıyorlar.
Acımasız davranışları, bilinen soğukkanlılığı, hiç ama hiç kuralları çiğnememiş birisi Hinata Sakaguchi.
İşte bu yüzden ona “Papa’ nın Direk Emirleri Altında Çalışan Şövalye Birliğinin Lideri” adı verilmiş.
Onun gibi birisine acımasız katil demek alçaltıcı olacaktır, bu onun doğal yapısı.
Ancak elimizde olan bilgiler onu toplum içerisindeki izlenimlerinden elde edilen şeyler.]

Fuze soruma cevap verdi ve Cüce Kralı kafa salladı.
Adının bu kadar geniş coğrafyalara yayılmış olmasını duymak beklemediğim bir şeydi.
Hayır, Batı Dinin deki en güçlü Şövalye hakkında bilgi edinimi kesinlikle ülke seviyesinde yapılan bir şeydir.
Ancak, eğer durum bu ise…
Çocukları bu dünyaya kimin çağırdığını Raphael bulabilir.
Durum hakkında bilgi sahibiyim ve bunu ona iletebilecek bir makamdayım.
Bu durum ile alakası olan birisi, burada olmayan tek bir kişi var…
İnanılmaz, buna inanmak istemiyorum…
Ama Raphael’ in cevabına göre şüphesiz…
Her neyse, bu konu şimdilik rafa kaldırıldı.
Konuşmaya devam etmeye karar verdik.

.

Hinata ile savaşımdan sonra şehrin saldırıya uğramasından bahsettim.
Bundan bahsederken Ellen araya girdi ve konuyu benim bir İblis Lorduna Evrim geçirmemden saptırmaya çalıştı…
Ama gidip de konuya ışık tutmuş oldu.

[Ayrıca Papa çoktan bunun farkında öyle değil mi?]

[Ellen-chan (Ah benim salak kızım)…
Papa bunun çoktan farkında olsa bile başka ülkelerden insanların arasında bu konu hakkında konuşmanın da bir lüzumu yok değil mi……]

Bunları söylerken aynı zamanda yenilgi içerisinde de iç çekiyordu.
Yetişkinlerin adabını yok sayanlar arasında Ellen birinci sıradaydı. Ama bu nedenle artık bu konu hakkında da dikkatli olmaya gerek kalmadı.

Pekâlâ, baya bir açıklamalarda bulunuldu.
Ancak tam konuyu geleceğe dair planlara doğru yönlendirecekken,

[Evvela bunu söylemem gerek.
Bu sefer gelişmiş olan olaylar hakkında, biz Büyü Hanedanlığı Sarion, beklemeyi ve izlemeyi seçtik.
Kızımın gerçekleştirmiş olduğu şeyler hakkında da artık daha fazla ısrar etmeyeceğim.
Ancak eğer davranışlarınız ülkemiz tarafından bir dezavantaj olarak görülür ise sizi ezeceğiz.
Gelecekteki hareketlerinizi buna göre planlamanızı öneririm.]

Ahmak bir ebeveynin yüz ifadesinden arınmıştı Dük Elalude ve artık bir soylunun, bir politikacının yüz ifadesi vardı.
İtibarı olan birinden de beklenildiği gibi.
Ağzından çıkan kelimeler bölüm başları arasında bir fırtınaya neden oldu. Bu yaygara Shion ayağa kalktığında sona erdi ve herkes acele içerisinde sustu.
Cidden ne kadar da çabuk hiddetlenen birisi.
Shion ciddileşmişti, bende ciddiyetimi takındım ve cevap vermeye karar verdim.

Her şeyden önce yakaladığımız Farmas Kralı ve Kilise’ nin ulakları hakkında konuştuk.
Ve gelecekte Youmu’ yu kral yapmaya karar verdik; bu planın içinde Youmu’ nun hükmedeceği yeni bir krallık kurmak da vardı.
Düşüncelerimi dinlerken Fuze homurdandı.
Bir an durdum, sessizleştim ve dediklerimi tekrardan düşündüm.
Cüce Kralı sessizliğini korudu ve gözlerimi kapadım.
Cüce Kralı’ nın yanındaki bakanları ona fikirlerini söylüyorlardı ancak sesleri bulunduğumuz odaya varmıyordu.
Dük Elalude sessizdi ve ağzından hiçbir kelime çıkmıyordu.
Açıklamama devam ettim.
Öncelikle Kralı serbest bırakacaktık ve Tempest’ e olan işgal girişimi için tazminat alınacaktı.
Bu kadarı normaldi ama bu tazminat Farmas Krallığı’ nın bir iç savaşa sürüklenmesine neden olacaktı.
Kral soyluları toplayarak direnmeye çalışsa bile hayatı o noktada son bulacaktı.
Sözünde durup tahtı devreder ise geriye sadece tazminat sorunu kalacaktı ve soylularda bu tazminatı seve seve ödemeyecektir (işte bu kırılma noktası olacaktı).
Kralın varisinin soyluların bir kuklası olduğunu düşünebilirim çünkü daha bir yetişkin değil.
Sınıflar arasında bir beraberlik olmadığından ve Kralın etkisinin de yok olduğu göz önüne alınınca tahta kimin çıkacağı konusu kesinlikle çatışmalara neden olacaktır.
Bu noktada eğer tazminatı öderlerse Youmu onlara eşlik edecek ancak bunun olmasını çok olası bir şey değil.
Fikrimce tazminatı yok sayacaklardır.
İşte bu olduğunda Youmu buna karşı çıkabilir ve (coğrafi) inançları nedeniyle de bu durum bir ayaklanmaya yön verecektir.
Kral sözünde durmadığından Youmu için bir dönüm noktası olacaktır bu durum.
Plandaki tek değişiklik Youmu’ nun hangi noktada ayaklanmayı başlatacağı olacaktır.
Youmu yeni Krallığını kurduğunda, Youmu’ nun Krallığı ve Tempest resmi diplomatik ilişkiler kuracak.
Daha sonra soyluları bir araya gelip karşı koymamaları için caydırmamız gerekecektir.
(Gerçekleşecek olaylardan sonra) biraz zaman geçtikten sonra insanların güvenini kazanmasını sağlayacak bir poliçe belirleyecek. Youmu’ nun halk arasındaki popülerliği tavan yaptığında soyluları tek bir hamlede etkisiz bırakacak; işte böyle bir stratejiydi (kafamdaki).
Bir ülke kuracağında kısa zamanlı düşünmemelisin (kısa dönem plan yapmamalısın), en azından 2-3 yıl ilerisini düşünmelisin.
Aman her neyse, eğer Kral tekrar ayaklanmayı deneyecek kadar aptal ise Youmu tahta anında geçecektir.
Bunu açıklarken,

[Anladım. O zaman neden bu planı uygulamaya başlamıyoruz? Marki Muller’ in ve Kont Hermann’ ın Brumund Krallığı ile araları iyi.
Eğer planını gerçekleştirmek istiyorsan onlardan destek almayı istersin.
Youmu-dono’ nun ayaklanması süresince onlarla konuşarak kendi tarafımıza geçirmeye çalışalım.]

Dedi Fuze.
Acaba neden Özgürlük Birliğinin bir Şube Lideri bu kadar otoriteye sahip?
Düşüncelerimi sezermişçesine Fuze bir açıklamada bulundu.
Özetleyecek olursak, hem Marki Muller hem de Kont Hermann Brumund Kral’ ının himayesi altındaymış.
Marki Muller Brumund Kralı’ nın uzaktan akrabasıymış ve ikisinin aslında araları iyiymiş.
Ayrıca Kont Hermann da Marki Muller’ in kanatları altında olduğundan (yardım ettiğinden) ona ihanet etmesi düşünülemezmiş.
Büyük bir ülkenin Marki (Marquis)’ si olduğundan birbirleri ile görüştüklerinde gerçek ilişkilerini göstermiyorlarmış ama aslında gizli gizli baya sıkı arkadaşlarmış.
Bunun gibi bir sırrı bu masada paylaşmak iyi bir fikir miydi ki?

[Hahaha. Buna sır desen de bu bilgiyi Cüce Krallığı’ nın istihbarat teşkilatına çoktan sızdırdım. Vatanım, Brumund Krallığı bir bilgi Krallığı (merkezi) ve bu bilgiler de satışa açık.
Küçük bir ülke olduğumuzdan bunun gibi bilgileri kontrol etmezsek anında yok oluruz.
Ancak Cüce Krallığı’ nın da istihbarat teşkilatına göre daha her şeyi öğrenmiş değiliz.
Öyle değil mi Ekselansları Gazelle?]

Cüce Kralı sadece kaşlarını kaldırdı ve daha fazla bir duygu belirtisi göstermedi.
Ancak bu durum Brumund Krallığı’ nın bunun gibi bilgilere sahip olduğunu bana kanıtladı.
Ama yine de,

[Yine de Fuze, bunun gibi bir bilgiyi bu kadar kolay bir şekilde bu masada paylaşmanda bir sıkıntı yok mu? Bu bilgi bir devlet sırrı olmasa bile yine de önemli bir sır değil mi?]

[Hm? Fikrimce bir mahzuru yok. Bu bilgileri gözden geçiren benim ve her şeyden önce paylaşmak istediğim ile paylaşabilirim.]

Dedi.
Baya şaşırtıcıydı, ara vermeden önce yaptığı bir şeydi ve kendisini hazırlamıştı.
Bu küçük Krallık adımlarını nereye attığına çok dikkat ediyor ve bu da Fuze’ ye olan güvenlerini gösteriyor.
Brumund Krallığı’ nı yok edebilecek bilgileri gözden geçirdiğini kendisi dedi zaten.
Bu herifi kaçıralım ve bildiklerini öğrenelim – anlık aklımın ucundan geçen bir düşünceydi.
Bütün konuşmamızı dinleyen Dük Elalude birden bire,

[Efenim, siz bir ahmak mısınız? Devlet sırlarını ağızınızdan çıkarmanız!
O kadar da dikkatli olduğunuzdan bahsediyorsunuz bir de… Saçmalamayın!]

Ona baya sinirlendim
Ama bana zıt Fuze,

[Gerçeği ağızıma alacaksam eğer Dük Elalude,
Eğer ülkemiz, Brumund Krallığı Rimuru-dono’ nun Tempest’ i ile savaşacak olursa eğer anında yok olacaktır. Buna karşı gelmenin amaçsız olacağına karar verdik. O zaman nasıl hareket etmeliyiz peki?
Savaştan kaçınarak. Bu amaç için tereddütlerimizi bir kenara kaldırdık ve elimizden geldiğince iş birliğinde bulunacağız.
Bu ülkemde üst makamlarda yer alanların düşüncesi.
Normalde ben hiçbir ülkeye bağlılığı olmayan bir Lonca Lideriyim, bu yüzden söylediklerinizi dinlemek gerçekten çok gülünçtü.
Yani, makamım dışında bu bilgiler ile ilgilenmemi sağlamaları benim için de şanssız bir olaydı da.]

Homurdanarak neden bunun gibi birisinin bu pozisyonda olduğunu düşündüm.
Ama dürüst olacaksam eğer, belki de, yani, yeterli iş gücüne mi sahip değiller acaba?

Ben tek başıma bir ülkenin icabından geldim yani (bu nedenle) İblis Lordunun olası tehdidini baya ciddiye alıyorlar. Birbirimiz arasında savaşmaktansa iş birliğinde bulunalım (gibisinden düşünüyorlar).

Mantıklı.

Bilgi toplamak büyük ülkelerin gölgelerinde yaşayan küçük ülkeler için bir strateji olabilir.

[Buna ek olarak, Rimuru-dono’ nun bir İblis Lorduna dönüşmüş olması üst makamlarda baya bir curcunaya neden oldu. Bunun üstüne eğer birde “Fırtına Ejderhası”’nın yeniden doğduğunu öğrenecek olurlarsa…
Bu konu hakkında soru sormasalar da gün yüzüne çıkması çok normal olacaktır.]

Kısacası, kozlarını bizimle paylaşması ona zarar vermeyecektir.
Bilakis bize her şeyi söylemesinin nedeni güvenimizi kazanmasına yardım edeceğini düşündüğündendir.
İyi mi kötü mü? Doğru bir hareket mi yoksa yanlış mı?
Bunun gibi şeyler burada önemli değil gibi – Fuze ‘nin tek açık amacı benim iyi tarafıma düşmek.
Bu onlar için ters tepebilecek olsa bile bunun hayatta kalmaya devam etmek için en iyi yöntem olduğunu düşünmüşler.
Benden biraz fazla korkuyorlar ama düşündüğümde ben 15.000 elitten oluşmuş bir orduyu yok etmiş birisiyim, ellerinde ki herhangi bir stratejiyi bana karşı kullanacak olsalar bile beni yenebilme olasılıkları yok.
Bir bakıma gerçekten akıl almaz bir durum ama bu sahip oldukları tek seçenek.
En azından benim için iyi.
Ve açıklama devam etti,

[Aynı zamanda Kilise ile de ilişkilerimiz devam ediyor.
Ülke savunmaya devam edebilmek için canavar ülkesi Tempest ile resmi olarak ilişkilerde bulunmamıza imkân yok.
Bunu gerçekleştirmek Kilise’ nin öğretilerine zıt düşecektir.
Ancak küçük bir ülke bir İblis Lordunu durdurmaya yetecek askeri güce sahip olmadığı apaçık belli bir şey.
Kilise’ nin bizi eleştirmeye hakkı yok, hatta bize yardım etmek zorundalar.
Canavarlar ülkesi Tempest’ i resmi olarak kabullensek bile diplomatik ilişkilerimiz o kadar güçlü değil.
Bu nokta Kilise ile yapılacak konferansta belirtilecek ve altı çizilecek.
Ve eğer Kilise bir sefere çıkmak isteyecek olursa…
Bize ödlek dense bile yapacağımız tek şey beklemek ve izlemek olacaktır.
Kazanan taraf ile yer alırız.
Ah, bu üst makamlardakilerin düşünceleri, lütfen konuya mantıklı bir şekilde yaklaşın.]

Anladım.
O zaman bir sıkıntı yok.
Gözler önünde tarafsız gibi gözüküyor ama aslında gizli bir şekilde Youmu’ yu destekliyor.
Küçük bir ülkenin çabaları işte.

[Ancak biz, Cüce Krallığı olarak cüretkâr bir politika izlemeye karar verdik.
Ülkemiz Tempest ile resmi diplomatik ilişkilerde bulunmaya karar verdi.]

Bu kelimelerle oda adeta ayaklandı.
Eğer askeri üstünlüğe sahip Cüce Krallığı Dwargon, bir süper güç bu ülkeyi, Tempest’ i resmi olarak tanıyacak olursa bu dünyayı baya etkileyecektir.

[Ciddi misin….?!]

Fuze’ nin de nutku tutulmuştu.
Cücelerin tarafsız kalacağını düşünmüşlerdi.
Bende böyle düşünüyordum.

[Hm. Bu bizim için de faydalı olacak bir karar.
Farmas Krallığı ürünlerimiz resmi olarak satan tek ülkeydi.
Vergi gelirini edindiğimiz iyi bir müşterimiz idi ama mallarımızı kimlere sattıkları hakkında hiçbir fikrim yok.
Bu arada ülkemiz ve Tempest arasında çoktan bir otoyol inşa edildi bile.
Yürüyerek 1-2 ay, at arabası ile ise 2 hafta alıyor yolculuk.
Bu yeni ticaret yolu çoktan tamamlandı.
Kullanmamız için de bir ortada bir neden yok.
Ayrıca, eğer askeri bir bakış açısından bakacak olursanız, sahip oldukları askeri güç Doğu İmparatorluğuna göre hiç ama hiç alta kalmıyor.
Dahası canavar saldırıları nedeniyle oluşacak hasarlar da sona erdirildi.
Ve en önemlisi…
Bu bir Kral olarak benim kendi kararım,
İblis Lordu Rimuru’ ya güveniyorum, işte bu kadar.]

O-oh.
O anda Fuze sanki direk bir hasar almış gibi gözüküyordu.
Bütün alan sessizleşmişti, sadece Veldora’ nın kitabının (mangasının) sayfalarını çevirme sesi vardı.

Ha, bir dakika! Hey moruk, ne halt yiyorsun sen!!!
Aman neyse, ayrıca, zaten bizi duyamaz.

[Bu, bu…
Bu gerçekten cüretkâr bir politika, öyle değil mi Cüce Kral?]

Fuze temkinli bir şekilde baktı.

[Hmph. Aldığım kararlar seni ilgilendirmez.]

Dedi sanki onu köşeye atarmışçasına.
Ancak ne oldu şimdi?
Ülkemiz Cüce Krallığı ile resmi ilişkiler kurdu.
Ticaretin merkezi olacağından Tempest zenginleşecektir.
Canavar şehrinin yerlilerinde biraz sıkıntı olabilir ama zamanla, birbirleriyle tanışarak duruma alışacaklardır.
Zaten insanlar ile iyi geçinebildiklerini çoktan gösterdiler, bu kanıtlandı hatta.
Esas problem ise…

[Fufufu. Batı Dini değil mi?
Önemli olan bilgileri Majesteleri ile paylaştım.
Yeni ülke ile diplomatik ilişkilerin mümkün olduğunu söyledi.
Aramızda fazla mesafe olmasa bile can sıkıcı bir orman var.
Ama tabi ki bu ağaçların ortadan kaldırılması ve yolun inşasını sana bırakabilirim, değil mi?]

Dedi Dük Elalude kafasında bir hesaplama yaparak.
Eğer bir yol inşa edilirse…
Büyü Hanedanlığı Sarion ile diplomatik ilişkiler mümkün olacaktır.
Ayrıca bu yol Cüce Krallığı’ na da bağlı olacak.
Geçecek ürünler için bu zaman kaybetmemek demek.
Ancak en önemli nokta ise değişik teknolojilerin, örneğin büyü mühendisliği ve Ruh mühendisliği Tempest’ e gelecektir.
Eğer bu gerçekleştirilebilir ise bu yolun bakımı için ödenecek miktar küçük bir şey.
Fuze kafasında birşeyler hesaplıyordu,

[Bir fikrim var!
Geri dönüp durumu göstereceğim ve bundan kar elde etmeyi sağlayacak bir politika izleyeceğim!]

Dedi ama Kral ve Dük’ ün yüzünde umursamaz bir ifade vardı.
Tam tersine,

[Hmph. Her neyse, önemsiz şeyler.]

[Aynen. Diplomasi ve izinde karar almak en önde gelen şeyler olmalı.]

İkili onu azarladı.

[Yani, ikiniz de büyük ülkelerden geliyorsunuz, gücünüzün olması ne iyidir…]

Dedi Fuze hayıflanarak.

[Anladım, anladım!
Üst makamlardakileri ikna edeceğim. Cidden, neden bu rol bana düşüyor ki…]

Dedi yine Fuze hayıflanarak.
Diğer bir deyişle, Tempest’ i tanıdılar ve aynı anda diplomatik ilişkilerde bulunacaklar.
Ancak bu duruma öncelik eden ne Fuze idi ne de Dük idi. Cüce Kralı öncelik etmişti.
Bu yüzden küçük detayları acıkmakta kullandık kalan zamanı.
Durum daha önce düşündüğümden daha da hızlı ilerliyor gibi.
Konferans tam sona erecekken ve bütün temsilciler de yerlerinden ayrılacakken,

BAAAAAAAAAAAAAM!!!

Kapı sanki menteşelerini sökecekmişçesine açıldı ve birisi içeri girdi
Bununla birlikte,

[Dinleyin! Bu ülke (Tempest) yok edilecek!]

Küçük bir kız tarafından söylendi bu sözler – İblis Lordlarından birisi “Labirentteki Peri” Ramiris idi.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Yorumlarınız ve desteğiniz için teşekkür ederim.

075. Konferans

075. Konferans

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Her bölümün bütün üyeleri büyük konferans salonunda toplandı.
Ranga’ ya gelirsek, gölgemin içinde kestirmekte olduğunu unutmuştum.
Uyku modunda bir nevi – bilinci var ama hareket edemiyor.
Daha Ranga’ nın yeteneklerini ölçemedim ama bir çeşit evrim geçiriyor gibi.
Yani, eğer tehlikeli bir durumun içine düşecek olursam anında kendisini önümde belli edecektir.
Konferansa çok fazla ilgi göstermiyor ama yine de o da dinliyordu.

Herhalde konferansa başlama zamanı geldi çattı.
Tam konferansı başlatmayı düşündüğüm anda,

[Konferansı böldüğüm için özür dilerim!
Beyler ve Bayanlar, bir misafir geldi, sizinle görüşmek ve acil bir konuyu tartışmak için…]

Gözetleme görevinde olan bir asker bunu bildirdi.
Rigurdo askeri azarlamak üzereydi ama Kaijin onu sakinleştirdi.
Daha başlamadık bu yüzden bir sıkıntı yok ancak insanların buraya bu kadar kolay girebilmesi biraz can sıkıcı.

[Rigurdo bu konuya sonra bakacağız.]

[Anlaşıldı. Gerçekten kendimden utanç duyuyorum Rimuru-sama.]

[Sıkıntı yok, herkesin sıkı bir şekilde çalışmaya devam ettiğini gösteriyor bu.]

Diye cevap verdim, onu teselli ederek.
Aslında eksik olduğumuz bir şey olsa bile bunun üzerinde daha sonra çalışarak daha iyi yerlere gelebiliriz.
Yani, uzun vadedeki kazançları düşünmek daha karlı.
Misafirin buraya getirilmesini sağladım.

[Görüşmeyeli uzun bir zaman oldu Rimuru-dono.
Hizmetlerimize ihtiyaç duyabileceğiniz bir zamanda karşınızdayız. Umarız geç kalmamışızdır.]

Bunları söyleyerek Brumund Krallığı’ nın Özgürlük Birliği Loncası Lideri Fuze içeri girdi.
Baştan aşağı zırhını kuşanmış, savaşmaya hazırdı.
Hmm? Hmmmmmm?
Eğer düşünecek olursak, hatırladığım kadarıyla, 50 maceracı ve tüccarlar şehirden ayrılalı 10 gün falan oluyor.
Ve onlara burada olan biteni anlatmalarını aynı zamanda mümkünse yardım göndermelerini de söylemiştik galiba.
Davranışlarına minnettarım ama bizim tarafımızda olmak istemelerinden eminler mi?

[Savaş hazırlıklarınız içerisinde sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim.
Ancak savunma hattınızı güçsüz bulduk. Farmas Krallığı’ nın kuvvetlerinin varmalarına daha var, öyle değil mi?
Edindiğimiz bilgilere göre sayıları 15.000’ e varan bir ordu yolda.
Şehrin içinde olduğu festival havası moralinizi arttırmaya yarasa bile bu zaman zarfını mutluca geçirilecek bir kesit olarak göremiyorum.
Yeteneklerimiz yeterli olmasa bile elimizden geldiğince size yardım edeceğiz.]

Ölmeye kendisini hazırlamış bir şekilde ateşli bir konuşmada bulundu.
Aynen. Ona savaşın çoktan bittiğini söylemek yapması zor bir şey.
Ve devam etti,

[Bu güzel bir şehir.
Dikkatlice inşa edilmiş evler iyi planlanmış sokakları süslüyor.
Taşlı yolları Kraliyet Başkenti’ nin yollarıyla bile yaraşır.
(Bunu ilk gördüğümde) şaşırmıştım.
Burayı bir savaş alanına çevirmeyi hiç ama hiç istemem. Önerim sürpriz bir saldırıda bulunarak direk başlarında yer alanları ortadan kaldırmaktır.
Kilise’ nin de düşmanlarımızın savaş gücünü desteklediğini duyduk.
Bu yüzden sayıları 50’ ye varan B sınıfı maceracıları da yanımızda getirdik.
Brumund Krallığı açık bir şekilde sizi destekleyemez, umarım bunu anlayabilirsiniz…
Ama inanın ki ellimiz düşmanın saflarına derinlemesine hasar verecek ve katledecektir…]

Bölüm başları halen daha ateşli konuşmasını devam ettirmekte olan Fuze’ ye boş boş bakıyordu.
Bizim için bu durum…. Oldu da bitti havasındaydı.
Ama Brumund’ un bizi kendi halimize bırakacağını düşünmüştüm, cidden destek birlik yollamış olmaları…
Onlarla bir antlaşmamız olsa bile illa ki bir şekilde kıvırtabilirlerdi…
Bu beni biraz mutlu etti.
Ama,

[Anladım, konu hakkındaki hassaslığın için teşekkür ederim, ama çoktan bitti.]

[Çoktan bitti? Ne demek istiyorsun?]

[Nasıl söylesem ki…
Başka bir deyişle, kısaca, hepsini katlettim!]

Konuşamaz derecede şaşkınlığa kapılmış olsa bile yüz ifadesi kesinlikle “Neeeeeee?” der gibiydi.
Youmu teselli etmek için arkadan Fuze’ ye yaklaştı ve elini Fuze’ nin omzuna koydu. Aynı zamanda Cabal da Fuze’ yi teselli etmek için bir şeyler söylüyordu.
Ellen ve Gido da “İnanılamaz, öyle değil mi?” gibisinden yorumlarda bulunuyorlardı.
Yani, herhalde öyledir.
Demek istediğim, savaş ilan edileli iki hafta bile olmadı.
Ordunun buraya bir hafta içinde varmasını, bizimde açıklıklarda iki üç gün savaşacağımızı düşünmüşlerdi herhalde ve eğer durum dönülmez noktaya gelmişse de şehir içinde toplanmayı (dayanmayı) planlamışlardı.
Yani buraya varıp bizi rahat görünce bir şeyin garip olduğunu fark etmişler…
Her neyse, Ellen ve Cabal’ ın açıklaması sayesinde durumu anlamış gibiler.
Bu yüzden askerlerimizin Fuze’ nin komutası altındaki askerleri bir ine yöneltmelerini sağladık -rahatlamaları için.
Durum böyleyse Fuze’ nin de toplantıya katılmasını sağlayabilirim.
Brumund Krallığı’ nı resmi olarak temsil edemese de bir insanın bakış açısından fikirlerini beyan edebilir.

Pekâlâ, konferansa başlayalım! Demek istedim ama,

[Umm, bir dakikanız var mı acaba?]

Dedi Bester elini kaldırarak.
Bir şey mi oldu ki?

[Ne? Bir sıkıntı mı var?]

Diye sordum,

[Evet, Aslında uzak mesafelerde iletişim sağlayacak büyü topunu (aygıtını) bitirdik…
Başkaları ile konuşmak artık mümkün.]

Hmph
Harikulade bir icat ama neden şimdi bundan bahsediyor ki?
Diye düşündüm ve

[Durumu Cüce Kralı’ na ilettiğimde söylemek istediği birkaç şeyin olduğunu söylemişti…
Yani hepimiz buradayken iyi bir zaman olabilir diye düşünüyordum.]

Anladım.
Eğer durum bu ise bir sıkıntı göremiyorum.

[Bester bu konu hakkında benim için bir sıkıntı yok ancak bu konuşma bir gizlilik içinde gerçekleştirilmemeli mi? Burada bizle Youmu ve Lonca Lideri var.]

[Yok yok. Cüce Kralı gelecekte gerçekleşecek ülkeler arası ilişkiler hakkında da bir şeyler söylemek istiyor…
Ona bugün toplantı olacağını söylediğimde Bakanlarını hazırlayacağını söyledi.]

[Yani şimdi bizi öteki tarafta bekliyorlar mı?]

[Evet, aynen öyle.]

Anladım… Cüce Krallığı ile diplomatik ilişkiler içerisinde olduğumuzu hiç belirtmedik.
Gerçekleşmiş olan iki antlaşma savaşmama ve teknoloji paylaşımıydı.
Bu antlaşmalar tabi ki eğer ülkemiz yok olursa anlamsız olacaktır. Ancak şimdi avantaj bizde.
Fikrimce gerçekleşen olaylar artık görmezden gelemeyecekleri bir seviyeye ulaştı.
Aksine, bir ülkenin sayıları 15.000 olan bir orduyu yok edebildiğini kanıtlamış olduk.
Bizimle diplomatik bir ilişki talebinde mi bulunacaklar yoksa insanlığın düşmanı olarak görüp savaş mı açacaklar?

[Bester, sormak zorundayım, ona bir İblis Lordu’ na evrim geçirdiğimi söyledin mi?]

[Ah, evet. Her şeyi söyledim.]

Ah, beklenildiği gibi.
Bunu daha sabah öğrenmiş olmalı, bu kadar çabuk bakanlarını toparlamış olması durumu ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor.
Yani, İblis Lordu sınıfında bir canavarın bir şehir yarattığını ve bir İblis Lorduna dönüştüğünü duysaydınız sizde biraz terlerdiniz.
Bunu er ya da geç öğrenecekti zaten, bu yüzden bu bir şans olabilir.
Yani olay buraya kadar gelmişken daha da sıkıntı yaratmayacaktır.
Demek istediğim, ileride nasıl hareket etmemiz gerek konusu hakkında onun da fikrini almak istemiştim.

[Anladım. O zaman konuşma ekipmanını getir ve kur.
Seni bekleyeceğiz ve acil durum konseyi için hazırlanacağız.]

Diye haykırdım.
Birden bire gerçekleşmiş bir olay ama aynı zamanda iyi de bir fırsat (olabilir).
Sonuçta burada geleceğimize karar veriyoruz.
Bu yüzden, global bir konferans yapmaya karar verdik, küçük bir miting değil. Konferansı bir saat sonra yapmaya karar verdik.

Rahatladıktan sonra Fuze konuşmalarımızı duydu ve yüzünde inanılmaz bir ifade ile yanıma koştu.
Ve

[Hey, biraz önce çok önemli bir şey söylemedin mi?
Yanlış duymuş olabilirim ama biraz önce bir İblis Lordu olduğunu mu söyledin?]

Dedi titrerken.
Tuvalete mi gitmesi gerekiyor acaba? Tutmana gerek yok ha her yerde tuvalet mevcut.

[Hmm? Ah, İblis Lordu, evet?
Bir İblis Lordu oldum, noldu ki?
Ama daha önemlisi altına kaçırmadan tuvalete gitsen iyi olmaz mı?]

[Sen bir salak mısın?! (Nasıl bu kadar rahat davranabiliyorsun?)
İblis Lordu oldum yo! Bu da neyin nesi?]

Eh~. Ne kadar da uğraştırıcı.
Başından beri mi anlatacağım şimdi? Biraz atlayarak anlatsam hiç mi olmaz?
Yani, orduyu katlettiğimi söyledim ama gerisini hayal edebilmesini bekleyemem herhalde.
Olayları özetlemeye ve anlatmaya karar verdim.
Ve bu şekilde Fuze’ ye her şeyi anlattım.

[Rahatsız ettiğim için kusuruma bakmayın! Başka bir misafir daha Rimuru-sama ile görüşmek istiyor.
Ne yapmalıyız?]

Geçen seferki asker yine sordu.
Bu da neyin nesi, bu aralar ne kadar da fazla misafir geliyor yahu.
Gökyüzüne bakarak mırıldanan Fuze’ yi bir kenara bırakarak bahsi geçen misafir ile görüşmeye karar verdim.

Misafirin beni beklemekte olduğu odaya doğru ilerledim.
İçeri girdiğimde zarifçe giyinmiş bir adam ve tecrübeli subayların havasını veren beş adamı gördüm.
Centilmen koltukta oturuyordu, beş subay arkasında konuşlanmıştı.
Kolaylıkla iyi bir eğitim aldıklarını görebiliyorum.
Koltukta oturan centilmen iyi bir yüze sahipti, gençliğinde kolaylıkla bir model olmuş olabilir.
Çekik (küçük) gözleri onu diğerlerinden ayırt edici özelliği olabilir.

[Ah, iyi günler, beklettiğim için kusuruma bakmayın.
Tanıştığımıza memnun oldum ben Rimuru, şu anda bu şehrin Krallığı’ nı yapmaktayım.
Umarım iyi anlaşırız!]

Gerçekleştirmesi uygun olarak düşündüğüm bir şekilde selamladım onları.
İblis Lordu oldum ama formaliteler ve ya benzeri şeyler hakkında hiçbir fikrim yok.
Buradaki kimseler de bu konu hakkında pek bilgili değiller…
Yani, bu şeyleri öğrenmenin iyi olacağını da düşünüyorum da.
Selamlamamı duyduktan sonra küçük gözlü adam ayağa kalktı ve gözlerini genişçe açtı,

[Demek ki sendin ha benim kızımı kandıran (büyüleyen)?
Umarım dualarını çoktan etmişsindir!]

Dedi büyük bir patlama gerçekleştirecek bir büyüyü hazırlarken.
Hey! Bu yaşlı adam kafayı yemiş.
Görebildiğim kadarıyla bu büyü gerçekleştirebileceği en güçlü büyü.
Açıkça ordulara karşı kullanılacak bir büyüydü.
Bu adam ne söylüyor? Neyin nesi bu?
Tam ne olduğunu anlamaya çabalarken,

[Bekle, Papa! Neden buraya geldin?!!!]

Ellen sanki uçarak içeri girdi.
Ve bir bakışta büyünün gücünün farkına vararak centilmenin kafasına vurdu.
Güzel mi güzel bir “Suppaaaa’” sesi odada yankılandı ve centilmen bilincini geri kazandı.
Görünüşe göre bu centilmen Ellen’ in babası.
Ve Ellen’ in açıklamasını duyduktan sonra en sonunda sakinleşti.
Ne kadar da can sıkıcı biri.

[Amanın~, A ha ha ha ha. Benim hatam.
Kızımın bir İblis Lordu tarafından kaçırıldığını duydum ve baya panikledim!]
Dedi parlak bir gülümseme ile.
Öyle olsa bile en güçlü patlama büyülerinden birisini niye hazırlıyorsun?
Ne kadar da akıl almaz bir baba kendisi.

[Hayır, Ekselansları, aldığınız rapor doğruydu ancak yanlış yorumladınız.]

[Biliyordum, Papa’ nın suçu bu.]

Sekreterimsi birisi ve Ellen birlikte sıkıştırdılar.
Bu biraz acınası bir durum ama ona karşı bir sempati hissetmiyorum. Kendi ahmaklığının cezasını çekiyor.
Durum sakinleştikten sonra, kendisini bir kez daha tanıttı.
Ellen’ in babası, küçük gözlü centilmen, Büyü Hanedanı Sarion’ dan gelen bir aristokrat; Dük Elalude.
İmparator ile kan bağı var, tam olarak belirteceksek amcası kendisi.
Kısacası, kendisi Sarion’ un üç önemli üyelerinden birisi.
Şaşkınlığımı saklayamıyorum.
E-Ellen gerçekten bir Ojou-sama mı?
Bir prenses bile denebilir. Bu sosyal statü ile bir maceracı olmayı istemek; gerçekten fazla özgür iradeli birisi.
Onu durdurmaya çalışanların doğru olduğunu düşünüyorum ama bu konu hakkında bir şey yapmayacağım.
Demek istediğim kendisi bu konuyu hiç umursamıyor. Büyük olasılıkla onu gölgelerin içinden koruyan kimseler de vardır.
Ellen hakkında bilginin sızmaması konusunda iyi iş çıkarmışlar. Büyük olasılıkla Cabal ve Gido’ nun sıkı çalışması sonucudur bu. Bunun için onlara daha sonra teşekkür edelim.
Ama şimdi,

[Yani ziyaretinizin sebebi sadece Ellen ile mi sınırlı?]

Şakası bile komik olmazdı.
Dük Elalude’ a baktım,

[Fufufu. Tabi ki, değil.
Senin ülkene nasıl davranmalıyız bunu değerlendiriyorduk ve bu yüzden görmeye geldim.
Beni dikkatsiz olarak görmeni istemem, bu beden bir homonculus.]

Kelimelerinden sonra farkına vardım.
Büyü Hanedanlığından gelen birisi için bedeni çok az büyü enerjisi barındırıyordu.
Arkasındaki subaylar gerçek gibi görünse de centilmenin bedeni öyle değildi.
Üst sınıf bir soyludan da beklenildiği gibi dikkatli davranıyordu.
Ama daha önemlisi nasıl homonculus yapılabilir bunu daha sonra öğrenmek istiyorum.
Ve bu da bizi sıradaki noktaya getiriyor,
Dük Elalude’ ünde konferansa katılmasını sağlayacağız.
Şimdiden bir saat geçti.
Konferansa başlama zamanı.

Büyük konferans odasına döndüğümde herkesin beni beklemekte olduğunu gördüm.
Dükün grubunun boş sandalyelere doğru yönlendirilmesini sağladım.
Kendimi tanıtarak başlamak herhalde başlangıç için yapılacak en iyi şey olacaktır. Yani sonuçta burada büyük ülkeler ile bağlantıları olan bir sürü kişi mevcut.
Bu yüzden bu şekilde başlayalım.
Öncelikle Tempest’ ten olan herkesin kendisini tanıtması ile başlayalım.

Cüce Krallığı, askeri ülke Dwargon’ u temsilen Kralın ta kendisi vardı; Gazelle Dwargo. Bir resim olarak gözlerimizin önünde belirse bile ağırbaşlılığı ve itibarı her şekilde fark edilebiliyordu, bu saklanılması mümkün bir şey değildi.

Küçük bir ülke olan Brumund’ u temsil edecek birisi maalesef yoktu (resmi olarak).
Ancak yanımızda Fuze var ve kendisi Özgürlük Birliği, Macerasılar Loncasının Brumund Şubesinin Lideri ve Baron Belouard ile de araları baya iyi.
Söyleyeceklerinin resmi bir gücü olmasa bile fikirlerinin bir derecede ağırlığı olmalı.

Masadakilere birden bire eklenmiş olan Büyü Hanedanlığı Sarion’ dan kızına baya düşkün Dük Elalude da salonda mevcuttu da şimdiki yüzü biraz önceki haline hiç mi hiç benzemiyordu; şimdi duygularını belirtmeyen bir yüz ifadesine sahip bir aristokrattı.
Ve kendisinin konseyde olan pozisyonu nedeniyle bütün ülke içerisinde bir güce sahipti.
Bu yüzden ona saygısızlık etmek olmaz.

Misafirlere bakınca baya önemli kişilerin toplandığını görmek kolaydı.
Sadece canavarlardan oluşmuş bir konferans bizi bir hata yapmaya iteleyebilirdi.
Aslında bu yüzden bu konferansa insan olarak katılım göstermelerinden memnunum.
Sırada Tempest üyelerini tanıtmak vardı.
Ve en sonunda sıra bana geldi,

[Ah evet.
Size tanıştırmak istediğim bir kişi daha vardı da büyük olasılıkla adını çoktan biliyorsunuzdur.
Bu yüzden şaşırmayın lütfen.
O zaman (daha da lafı gevelemeden), aramıza katıl!]

Bu şekilde kendimi tanıtmaya başladım.
Olacakları kestirebildiğinden Gabil bütün tükürüğünü bir anda yutarak gerginleşti.
Oda içerisindeki atmosfer değişti ve herkes sessizleşti.
Ve

[Kuahahahaha! Çağırıldım ve karşınızdayım!!!]

Veldora’ yı “Fırtına Ejderhası Serbest Bırakımı” ile serbest bıraktım.
Kendi klonumu bir temel olarak kullanarak yakışıklı güzel bir erkek olarak belirdi herkesin önünde.
Herkese uzunca süzen bir bakış attıktan sonra,

[Bu en iyi arkadaşım Veldora, lütfen ona nazikçe davranın!]

Diye onu tanıttım.

[Adım Veldora, ancak “Fırtına Ejderhası” olarak da bilinmekteyim. Tanıştığımıza memnun oldum!]

Veldora herkesi selamladı.
Odayı bir ölüm sessizliği kapladı.
Kimse hareket etmedi.
Ve bir geriye doğru bir salto ile “Ay!!” diye çığlık atarak Fuze ve Ellen bayıldı, Rigurdo’ nun grubu ve Hobgoblinler ise sanki taparcasına dizlerinin üzerlerine kapaklandılar…
Baya bir yaygara koptu.
Tabi ki konferansa kısa bir ara verildi.
…Daha başlamadık bile… Diye düşünmekten kendimi alı koyamadım.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽