081. Şölende

081. Şölende

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Clayman zaferiyle övünüyordu.
Onu bir hiç sayan ve küçümseyen eski nesil İblis Lordları şu anda tamamen şaşırmış bir şekilde bakıyorlardı.
Sadece kibirli bir velete vurduğu (için).
Bu inatçı moruklar önünde diz çöktüğünde canavarlar için en sonunda bir dünya yaratabilecekti.
Clayman kabinin derinliklerinde bunu düşünüyordu.
Ama… bu kadarı yeterli miydi?
Bu soru kafasında dolaşıyordu.
O saygıdeğer “insan” ona fazla dikkat çekmemesini tembihlemişti ama şu anda bütün dikkatler üzerindeydi.
Bu düşünceyi hızlı bir şekilde kafasından def etti.
Bir sıkıntı olmamalı. (Diğerlerine Rimuru’ yu) Zapt ettirmeyi başarabilmek elinde sonunda ikna yeteneğiyle alakalı bir şeydi.
Ayrıca, Milim’ i kendi tarafında göstererek ona karşı çıkmalarını kesinlikle engelleyebilirdi.
Hangi İblis Lordu en güçlü İblis Lordu Milim’ in karşısına çıkabilirdi ki?
Ama durum gerçekten bu muydu?
Biraz fazla mı abartmıştı? Neden anlayamadığı bir endişe hissediyordu?
Aslında Milim’ e vurmasına gerek yoktu.
Dahası, Walpurgis Şöleni’ nde İblis Lordlarını kendi tarafına geçirmeyi başaramama duygusu (olasılığı) kendisini endişelendiriyordu…
Hayır, bir dakika, bir şeyler garip değil miydi?
Eğer şu anki planı başarısız olursa, sırada planladıklarını riske atardı ve bu hiç iyi olmazdı.
O saygıdeğer “şahıstan” nasihat almıştı…
Ama şu anda onunla iletişim kurması yasaktı.
Ayrıca, halen daha kozu Milim yanındaydı.
Ve Özel Yeteneği [Kuklacı] sayesinde şu anda tamamen kontrolü altındaydı.
Milim’ in ezici gücü karşısında Karion bile hiçbir karşılık veremeden yok olmuştu.
Ve bu şekilde korkularını dizginledikten sonra yüzünde bir gülümseme belirdi.

[Pekâlâ o zaman,
Çağırılarıma yanıt vererek buraya gelmiş olmanıza kalbimin derinliklerinden müteşekkirim.
Şölene başlayalım.
Walpurgis Şöleni şu andan itibaren resmen başladı!]

Onları toparladığından Şöleni başlatmak Clayman’ ın hakkıydı.
Ve yüzyıllardan sonra ilk defa bütün İblis Lordları şölene katılmıştı.

* * *

Guy yüzünde bir gülümseme ile Clayman’ ı inceliyordu.
Karşısındaki şaka gibi varlığı görünce neredeyse gülecekti ve gülmesini tutabilmeyi başardığından kendisinden gurur duyuyordu.
Clayman bir şeyi tamamen yanlış anlıyordu.
Daha doğrusu, anlayamıyordu.
On yüce İblis Lordu diye anılmalarına karşın, bu insanların onlara bencil bir şekilde verdikleri bir sıfattı ve Guy bu unvanı tanımıyordu bile.
On olmuş yüz olmuş, bu konular Guy için çok az önem taşıyordu.
Ama 500 yıl önce gerçekleşmiş Kutsal Savaş on taneden az İblis Lordu bırakmıştı geriye.
Ve sonra, yeni İblis Lordları birdenbire üstünlük için savaşmaya başlamıştı ve sayılarını 10 da tutmaya karar verdiler.
İnsanlar tehlikeli varlıkların sayılarının azalacağını duyduklarından sevinmiş olmalılar.
Yani bu kural yazıya dökülmemiş aralarında yapılmış bir nevi anlaşma vari bir şeydi.

Guy ilk İblis Lorduydu.
Onu çağıran güçsüz insanın isteğini yerine getirmiş ve düşman bir ülkeyi yok etmişti.
(Dileğinin) Karşılığında ise onu çağıran şahsın ülkesini yok etti.
Ve bununlar birlikte, her ne kadar gereksiz olsa da, Gerçek bir İblis Lordu olarak doğduğunu fark etti.
Çağırdığı iki Baş İblis ilk ülkeyi yok ettiğinde İblis Subaylarına evrim geçirdiler.
Ve onların kendisine hizmet etmesine izin verdi.
Guy ile aynı zamanda doğan başka bir İblis Lordu daha vardı.
Bu Milim idi.
Dört “Ejderha” dan bir tanesi bir insan ile birlikte bir çocuk yapmıştı.
İlginç olarak, “Ejderha”’ nın gücünün çoğu bu çocuk tarafından özümsenmişti.
Bu nedenle “Ejderhalar” çocuk yapmayı yasaklamışlardı.
Gücünü kaybeden “Ejderha” insan kılığına girmiş ve Ejder Ailesinin (Familyasının) kurucusu olmuştu.
O zamandan başlayarak, doğal kutsal ruh kitleleri Ejderha Irkı olarak adlandırılmıştı.
Şu anda, dünyada varlığını devam ettirmekte olan Ejderhaların çoğu kökenlerini kolaylıkla bulabilirdi.
“Ejderha Irkı” , Yıldız Kral Ejderi Veldanava.
Bu Ejderha, kızına eşlik ederek onun evcil hayvanıymışçasına yeniden doğmuştu ve bir ülke tarafından öldürülmüştü.
Onu katleden ahmaklar gerçek öfkenin ne demek olduğunu (kısa zaman içerisinde) anlamıştı.
Öfkesinin içerisinde kaybolmuş bir şekilde Milim ülkeyi yerle bir etmişti.
Ve Gerçek bir İblis Lordu olarak uyanmıştı.
Bilinci yokken Guy ile savaşmıştı.
Bu kapışma yedi gün yedi gece devam etmiş, bereketli toprakları yaşanılmayacak hale getirmişti.
Nihayetinde bu savaş sona ermişti.
Milim bilincini geri kazanmıştı ve savaş sona ermişti.
Bilincini geri getiren Ramiris’ ten başkası değildi.
Bu aşama sırasında Ruhların Efendisi Ramiris İblis Büyülerini ve Ejderhaların güçlü ruh enerjilerini özümsemiş ve değişmeye başlamıştı.
Milim’ i durdurmayı başarabilmişti.
Ve bu üçlü bu olayı bu şekilde sonlandırmıştı.
Bu üç şahıs ilk İblis Lordları idi.
Birlikte karar verdiler, birbirlerinden farklı olacaklardı.

Birisi Nihai Gücü elde etmeye çalışacaktı.
Bir diğeri istediği gibi yaşayacaktı.
Bir başkası ise dünyayı yargılayacaktı.

Ve bu durumda bir sıkıntı yoktu.
Çünkü hedefleri farklıydı, birbirlerini tanıyabiliyorlardı.
Daha sonra, Cennetin Kapılarının Koruyucusu – Dev, Kadim Vampir ve Cennetten düşen benlik ile sayıları altıya çıkmıştı.
Onlar ikinci nesildi.
İlk nesile göre çok daha güçsüzlerdi.
Dev, bedenindeki kutsal enerji nedeniyle İblis Lordunun Filizini reddetmişti.
Ama akıl almaz bir güce sahipti ve eğlenceli bir kişiliğe sahipti.
İblis Lordlarının Dev Irkını ve Peri Irkını yok etmek için açtığı sayısız savaş nedeniyle Gerçek bir İblis Lordu olarak yeniden doğmuştu.
Ama yine de Guy’ ın ve Milim’ in sahip olduğu Nihai bir yeteneğe sahip değildi daha.
Ama Vampir ve Sürülmüş Melekte bu ihtimali sezebiliyordu.
Zaman meselesiydi ve Guy sabırlı bir şekilde bekledi.

Ve Clayman’ e gelirsek.
O ahmak Milim’ i kontrol edebileceğini düşünüyordu.
O kadar imkânsız bir şeydi ki bu insanda gülme hissi uyandırıyordu.
Ezik, bir böcek olan Clayman’ ın Guy’ ın yapmayı başaramadığı bir şeyi yapabilmesine imkân yoktu.
Nihai bir yeteneğe sahip olan şahıslar daha güçsüz olan yetenekler tarafından etkilenmiyordu.
Dünyada var olan her kural işte burada çözülüyordu.
Diğer bir deyişle, hiçbir büyü onları etkileyemezdi – ister en üstün seviye olsun.
Ve Nihai Yetenekleri aktifleştirmek için zaman gerekmediğinden sadece istemeleri (düşünmeleri) yetiyordu.
Belli başlı devamlı yapılan saldırıların bir etkisi oluyordu.
Ruhani Saldırılar, ancak, tamamen anlamsızdı.
Buna benzer bir saldırıdan etkilenecek bir ruh asla Nihai bir Yeteneğe sahip olamazdı.
Yani, Nihai Yeteneğe karşı koymak için başka bir Nihai Yeteneğe ihtiyaç vardı.
Bu nedenle, Clayman Milim’ e hiçbir şey yapamazdı.
Yani şu anda Clayman Milim’ in istediği gibi hareket ediyordu.
Ahmak.
Bu şekilde, bir gülümseme ile Guy perdelerin kapanmasını bekliyordu.
Ne kadar da eğlenceli bir Şölen olmuştu bu sefer ki – diye düşündü.

* * *

(Rimuru’ nun Bakuş Açısı)

Clayman gururlu bir şekilde açıklamasına başladı.
İnsan muhbirlere göre ben İblis Lordu Karion’ u öldürmüşüm de benim açımdan olay; Karion da neyin nesi yahu?! – idi
Grucius için bir baba figürü gibi bir şey olduğunu anlıyorum ama onunla hiç tanışmadım-karşılaşmadım.
Ah bu arada Clayman’ ın açıklaması devam ediyor da ediyor, (sonsuzluk ve ötesine doğru).
Uyumama gerek olmasa da kendimi uykulu hissediyorum. Acaba bu bir ruhani saldırı olabilir mi?
Başka bir deyişle… bu durum can sıkıcı.
Az bir şey rahat bırak be.

[Umm… Bir şey sorabilir miyim?]

Diye sorduğumda rahatsız olmuşçasına baktı ve

[Ne?]

Dedi.

[Yani… İblis Lordları bunun gibi gereksiz muhabbetleri seviyor mu?
Demek istediğim… biz daha çok… Gücü olan hükmeder düşünce yapısına sahip ve ya yumruklarımızla konuşalım cinsinden değil miyiz (bizim olayımız bu değil mi)?]

Dedim, kışkırtacak şekilde.
Dediklerime karşılık gümüş saçlı kız gülmeye başladı.
Şimdiye kadar öfke ile bakıyordu bana, acaba bunu biraz azaltmayı başarabildim mi?
Ah, bu arada güldüğünde çok şirin gözüküyordu.

[Clayman, onun dediği gibi.
Konuşman can sıkıcı, sadede gel.]

Dedi kız Clayman’ e.
Kızın dediklerini duyunca Clayman kıpkırmızı oldu.
(Hissettiklerini hemen yüzünde gösterecek kadar) basit birisi mi? Ya da o kadar da ezik birisi mi?
Eğer rol yapıyorsa o zaman kesinlikle baya iyi yapıyor.

[Ku… Beni küçümseme, seni ezik Slime!]

[Eh? Slime olmamla ilgili yanlış bir şey mi var?
Biliyorsundur, buraya senin salakça konuşmanı dinlemeye gelmedim.
Ah ve Milim’ e vurarak neyi ispatlamaya çalışıyorsun (ne elde etmeye çalışıyorsun)?
Konferansın başından beri tutuyorum kendimi ama artık sadede gelmenin zamanı değil mi?
Sadece demek istediğini söyle; sonuçta onlar senin son kelimelerin olacak.]

Yüzü dediklerimi duyduğunda buruştu.
Öfkedense, etrafında meşum (kötü) bir aura (ruh enerjisi) nın gezindiğini hissettim.
Bir İblis Lordundan da beklenildiği gibi, caydırıcı. Az bir şey.
Ve o anda, bir kukla gibi olan Milim’ i, bir saniyeliğine, sanki elimi sıkmak istermişçesine gördüm.
Yok be büyük olasılıkla bunu hayal ettim.
Cidden, ne kadar da acınası. Seni yakında serbest bırakacağım Milim.
Bunu yemin ettim.

[Ku, bunu duydunuz mu?
Bu, canlılar arasındaki en ezik varlık İblis Lordunun Filizi’ ni şansına elde etti ve bir İblis Lordu olduktan sonra ki şu kibirli davranışlarına da bir bakın.
Ayrıca, insanlar ile bir savaş da başlattılar!
Durumu şu anki haline bırakabileceğimizi sanmıyorum. Onu yok etmeyi öneriyorum, düşünceleriniz nelerdir?]

Ellerini gösterişli bir şekilde salladı, İblis Lordlarının cevaplarını tartmaya çalışırken.
Ama

[Hey, Walpurgis Şöleni sırasında birisinin ruhunu kontrol etmeye izin var mı?]

Dedim masayı havaya tekmelerken.
Devasa masa havaya uçtu ve Clayman’ ın arkasına düştü.
Salonun ortasında bir boşluk yarattı.

[Olası, burada düşmanını üzerinde tek bir kelime ile bile üstünlük kurmaya izin var, bu adil.]

Kırmızı saçlı İblis – aralarında en tehlikeli olarak gözüken – cevap verdi.
Memnundu, hafifçe güldü.
Shion’ a baktım o da anında Clayman’ e bir seri saldırıda bulundu.
Yumruklarını aura’ sı ile çevreleyerek bir saniyede otuz kez vurmayı başardı.
Ve tamamen ferah bir yüz ifadesi ile,

[Yeterli mi?]

Diye sordu.

Cidden, birisine vurmadan önce sorman gerekmez mi yahu?
Ayrıca, sana sadece bir saniyeliğine baktım!
Evet, Clayman’ i susturmanı istedim de…
Ama onu hemen sonra pataklayacağını düşünmemiştim.
Yani olan oldu.
Ayrıca, Bilegelik Lordu Raphael Clayman’ ın konuşması sırasında bir gariplik sezdi.
Kesin bir şeyler planlıyordu ama bu planı suya düştü.
Bu yüzden biraz önce Clayman’ ı susturmamız tamamen nefsi müdafa.
Hani eğer bana kızıp da savaşmak isterse diğer İblis Lordları yapacak bir şey yok.

[S-s-seni… şerefsiz!!!]

Clayman tarafından serbest bırakılan meşum aura hızlıca yaralarını iyileştirdi.
Bu yeteneği Ork Lordu’ nunkinden de üstündü.
Yani, bu kadarı bir İblis Lordundan beklenilir.

[Affedilemez… [Kukla Ustası]!]

Diye haykırdı Clayman, pelerinin içerisinden beş adet kukla çıkardı.
Her bir kukla bir İblise dönüştü ve Shion’ a saldırdı.
Her biri Üst Sınıf İblisti.
Büyük olasılıkla bu yetenek ruhlarını çaldığı İblisleri kukla haline getirmesini sağlıyor.
Bilgelik Kralı Raphael bu yeteneği bir bakışta analiz etmeyi başardı ve açıklamada bulundu.
Ama, işin doğrusu… öyle olsa da bu bir şeyi değiştirmez ki? Yüzüne bunu söylemek istedim.
Beklenildiği gibi Herkül Kuvveti ve sevgili kılıcı ile İblisleri kesti geçti.

[Hahaha, az bir şey yetenekliymişsin! Ama bunun bir faydası olmayacak.
Kuklalar anında iyileşebilir ve saldırmaya devam edecekler!]

Diye seslendi Clayman büyüsünü hazırlarken.
Shion dediklerine karşılık sadece omuz silkti.
Ve kuklalar hiç ama hiç hareket etmedi.

[İ-imkânsız… Neden yeniden doğmuyorlar?]

Clayman büyüsünü paniği yüzünden yarıda kesti.
Shion’ un Odachi’ si (kılıcı) bir ruh emici (ruh yiyici).
Gereksiz şeylerdense bunu ona gerçekten söylemek istiyorum; büyüsünü yapmaya devam etmeliydi.

[Ayyyneeen. Açıklaması biraz uğraştırıcı olduğundan şunu söyleyeyim,
Shion’ un Odachi’ si bir ruh emici.
O kuklalar da tabi ki ruhlarına gerçekleştirilecek saldırılara karşı korunmuyorlar.
Yani kaliteleri baya düşük olduğundan tek bir vuruş ile etkisiz kılındılar.]

Diye açıkladım sanki bu dünyadaki en normal şeymiş gibi.
Demek istediğim, sonuçta şu anda onun mezarını kazdığımdan bilmek isteyeceği her şey ona söyleyeceğim.
Bunu saklamaya da gerek yok.

[Ruha saldırıda bulunabilen bir kılıç mı?]

[O kadar da ender bir şey değil, öyle değil mi? İnsanlarda da var bunlardan sonuçta?]

[A-absürt! Bu efsanevi bir kılıç öyle değil mi?]

[Hmph. O kadarını bilemem sonuçta bunu biz ürettik.]

Shion’ un Odachi’ sini Hinata’ nın kılcını bir temel alarak geliştirdim de o gereksiz yedi kere vur meselesini kaldırdım – artık tek seferde yok edebiliyor.
Sonuç olarak, kesin ölüm saçan bir silah olmasa da, hem ruhani hem de fiziksel hasar verebiliyor.
Yani gardını alman gerekir yoksa ruhunu emip gidecektir.
Ve eğer kendini fiziksel saldırılara karşı da korumazsan bir kan torbası olup çıkarsın.

[Ha, yani bu “Herkül’ ün Kılıcı” Geliştirilmiş versiyonu ha!]

Kullanan sensin, bilmiyor muydun?…
Buraya kadar gelirken açıklamamış mıydım? Ah, aman her neyse… Sonuçta Shion (yapacak bir şey yok).
O anda Clayman ayağa kalktı.
Ümitsizce büyüsünü tamamladı ve saldırıya geçti.

[O arsız kadın savaşçıyı da koleksiyonuma ekleyeceğim.
Parçala ve yut, İblis Kukla!!!]

O meşum parıltı bana değil Shion’ a saldırdı.
Ve bunu görünce,

[Kukukukuku. Sevin (üzerinde bunun gibi yüksek seviye bir büyü kullandım), bu bir İblis Lordunu da kontrol edebilecek bir büyü!
Senin gibi birisinin sadece bir İblise dönüşmesi yazık ama her neyse,
Eminim ki şu ezik Slime’ a itaat etmekten sıkılmışsındır?
Sonuçta, ezik bir Ork Lordunu öldürmede o kadar zorluk çeken biri için, hizmetkârının elleri ile ölmek yakışan bir son olacaktır!
Efendinden kurtulduktan sonra seni de piyonum yapacağım.]

Diye haykırdı.
Amaçsız. Bir saniyeliğine [Aman Tanrım! Ne yapacağım!] demek istedim sırf onun oyununa eşlik etmek için ama bu fazla sinir bozucu.
Clayman… fazla güçsüz.
Hinata’ nın anında alt edebileceği tarzda bir şahıs.
Yok, güçsüzdense, belki de Benimaru, Souei ve diğer Bölüm Başlarını hep gördüğümden güçlü şahıslara alıştım.
Sadece büyü enerjisine bakılırsa Shion dan daha güçsüz.
Ayrıca… Shion’ un [Mükemmel Hafıza] denen bir yeteneği var ve ölse bile hafızası silinmiyor.
Diğer bir deyişle, sadece bir ruh olarak da varlığını sürdürebilir.
Yani, Ruhani Saldırılar tamamen etkisiz. Dahası, ruhani saldırı hasarının çoğunluğu yok sayılıyor.
Yani,

[Yo, bu da neyin nesi (bu nasıl bir saldırı)? Acı falan, hiçbir şey hissetmiyorum.
Beni daha ne kadar bekletmeyi düşünüyorsun?]

Karanlık içerisinden Shion’ un kısmen sinirli sesini duyabiliyordum.
(Bilgelik Lordu) Raphael saldırıyı analiz etti ve Shion’ un etkilenmeyeceğini öngördü; görünüşe göre doğru öngörmüş.
Yani saldırısını öyle yüce bir saldırıymış gibi sunsa da sonucu bu.

[B-bu olamaz!!!
İblis Lordu Milim’ i bile kontrolümün altına sokan bir yetenek senin gibi birisini etkilememiş olamaz!!!]

Shion kılıcını sallayarak aura’ yı dağıttı.
Bunu görünce Clayman paniklemeye başladı. Kapışmanın sonucu belli olmuştu.

[Bu şahsın yakıp yıkmaya devam etmesine izin mi vereceksiniz ey İblis Lordları?!
İblis Lordlarını küçümsüyorlar (göremiyor musunuz)? Onları hemen cezalandırmalıyız!]
Zavallı Karion’ a ne olduğunu hatırlayın (kanı yerde kalmamalı)!]

Gözleri kan çanağı gibiydi, diğer İblis Lordlarından yardım istedi.
Savaş moduna geçtiğimde odayı dışarıdan ayıran bir bariyer kuruldu.
Yani, bu kadarını masayı tekmelediğimde beklemiştim.
Ama ne kadar da can sıkıcı birisi.
Kazanamayacağını anladığında koşa koşa diğerlerinden yardım istemeye gidiyor.
Dagrule ve Dino sanki bir şey söylemek istercesine ağızlarını açtılar.
Büyük olasılıkla beni savunmaya geliyorlardı. Daha önce onlarla konuşmuş olamam iyi oldu.
Ama tam o anda,

[Hey, hey. Öldüğümü de kim söyledi ha?
Ve bu Rimuru denen canavarlar da ilk defa karşılaşıyorum?]

Pes ve zarif bir ses yankılandı.
Clayman ile birlikte gelmiş olan Kanatlı Kadının hizmetkârlarından birisinden çıktı bu ses.
Havalı bir maske takıyordu bu yüzden yüzünü göremedim…
Ama maskesini çıkardığı anda şiddetli bir aura serbest bırakıldı.

Haa!!!

Ve giysilerini de değiştirerek önümüzde (Hayvan) İblis Lordu Karion vardı.
Benim “Anti-İblis Maskem” gibi aura’ sını engelliyordu maskesi.
Eğer dikkat etmiş olsaydım bunu daha önceden fark edebilirdim ama Karion ile daha önce tanışmadığımdan bilemezdim.
Um, yani… bu da ne demek?

[İ-imkânsız! Sen neden yaşıyorsun!!!

Eğer… Bana ihanet ettin ha Frey!!!]

Gözleri halen daha kan çanağı gibiydi ve Kanatlı Kadını suçladı.
Görünüşe göre ona ihanet etmektense… (hiç onun tarafında değilmiş demek daha doğru olurdu)

[Ara? Ben ne zamandan senin dostunum (müttefikinim) ki?]

Diye ilgisiz bir şekilde cevap verdi.
Kadınlar korkutucu varlıklar.

[B-b-benimle alay etme! Seni kaltak!!!
Her neyse. Anladım. Hiç birinizi affetmeyeceğim!]

Clayman hızlı bir şekilde sakinliğini geri kazandı.
Daha kullanmadığı bir kozu mu var?
Yüzünde bir gülümseme ile Clayman haykırdı

[Milim, buradaki herkesi katlet!!!]

Sanki odadaki hava sabitleşti ve herkesin ifadesi dondu.
Çoğunluk, benim gibi, kendisini sakinleştirme aşamasındaydı.
Ve hepimiz Milim’ e baktık.
Kozu olan Milim’ e.
Ve herhalde…
Yani, bu büyük olasılıkla iyi bir durum değildi. Clayman ez fazla bir böcek sayılabilir ama Milim tehlikeli.
Şimdi bile ona karşı kazanmak için çok bir şansım yok. Yine de onu kurtarmak istiyorum.
Hayır, onu kurtaracağım!
Onu serbest…
Tam bunu düşündüğüm anda,

[Neden böyle bir şey yapayım ki? Rimuru benim arkadaşım, bunu bilmiyor musun?]

Milim sanki hiçbir şey olmamış gibi cevap verdi.
Ummm, eh? Ney?
Kafası karışmış olan sadece ben değildim.
İblis Lordlarının hepsinin yüzü “Eh? Ama biraz önce Clayman’ ın kendisine vurmasına izin verdi!” gibi bir ifade vardı.
Bu da ne demek?
Kafa karışıklığımızı hiç sallamadan,

[Hey, Frey! Benim için o şeyi yaptın mı?]

[Evet, evet, bu, öyle değil mi?
Ama cidden… insanlarla el sıkışmaya falan çalışman, bir ahmak gibi sırıtman…
Hiç rol yapamıyorsun. Yani, sana vurmasına izin vermeni övemem gerekir herhalde.]

[Çok doğal. Rimuru’ nun benim için sinirlendiğini görmek beni çok mutlu etti.
Ve Clayman’ ın iradesini biraz daha kırsaydık her şey zaten ortaya çıkacaktı!]

İkili arasında konuşurken, Frey çantasından bir şey çıkardı ve Milim’ e verdi.
Ona hediye ettiğim Ejder Muştaları idi bunlar.
Mutlu bir şekilde aldı muştaları ve hemen ellerine taktı ve yüzünde kocaman bir gülümseme kendisini belli etti.

[Biraz daha sinirlenmek istiyordum ama bu da iyi. Umarım son sözlerini etmişsindir, Clayman!]

Dedi, ona bir bakış atarak.
Yani, bir diğer deyişle… bize oyun mu oynadılar?
Diğer İblis Lordları da ne olduğunu anlamaya başladı.
Düşündüğüm gibi, diye içimden geçirdim.
Yani bundan başka bir şekilde olmazdı zaten – diye içinden gelen bir ses duyduğumu zannettim.
Ama

[B-bir saniye Milim, S-sen onun kontrolü altında değil miydin?
Yani bana istediğin için mi işkence yaptın?
Ve ı Kutsal Dağı da istediğin için mi yok ettin?]

İblis Lordu Karion sordu, kafasını kalabalığın içerisinden çıkararak.

[Hmm? Küçük detaylara takılma!
Hadi Clayman köşeye sıkıştırıldı. Neler biliyorsa dökmesini sağlayalım!]

[Ne küçük detayı! Eğer bunu yanlış bir şekilde yapmış olsaydın hepimiz ölebilirdik!
Aman her neyse, nasıl olsa dinlemiyorsun ~]

Nedense ona acıdım.
Ağlayan bir Karion’ u görmek omzuna bir el atma isteği uyandırdı içimde.
Herkes sessiz, büyük olasılıkla derin düşüncelere bürünmüşlerdi.
Yani, Grucius mutlu, bu yüzden hayatta olmasına memnunum.
Bu arada…
Milim Clayman’ ın planlarını alt üst etmek için bir kukla rolü yapmış.
Neden yaptı ki bunu? Diye düşündüm bir saniye ama buradaki önceliğin Clayman olduğuna karar verdim.
Bu sorunu bu işi hallettikten sonra düşünebiliriz (çözebiliriz).

Olaylar son düzlüğüne yaklaşıyordu.
Sadece son birkaç şey kalmıştı.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

13 thoughts on “081. Şölende

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s