069. İblis Lordunun Doğuşu

069. İblis Lordunun Doğuşu

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

(Rimuru’ nun bakış açısı)

Konferansın Youmu’ yu ilgilendiren kısmı bittiğine göre artık stratejik kısmına başlayabiliriz.
Herkesin yüzlerinde sert ifadeler vardı ve gözleri bana odaklanmıştı.
Öncelikle onların düşüncelerini duyalım bakalım.

[Kendi fikrimi sunmadan herklesin konu hakkında ne düşündüğünü duymak istiyorum.]

Bunu duyunca herkes aktif bir şekilde değişik yorumlarda bulundu.
Sadece Gabil eksikti, Ruh Büyüsü kullanabildiğinden (dışarı çıkıp girebiliyordu), bu konu hakkında yapılabilecek bir şey yok.
Bariyeri çok fazla açıp kapamak istemiyorum.
Herkes fikirlerini paylaştı.

Özetleyecek olursak,

Ortak olarak beyan edilen bir fikir şuydu; İnsanlar adice gizli bir saldırıda bulunduklarından affedilmemeli.
Kesinlikle bu doğru, bu şekilde düşünmek hiç ama hiç yanlış olmaz.
Başka bir fikir daha vardı; iyi insanlar da olduğundan hepsi bir sepete koyulmamalı.
Bunun gibi bir düşünceyi duymak beni memnun etti. Öfke ve nefret ile hedefimize ilerlememiz yanlış olacaktır.

İkinci fikir odada genel olarak kabul edildi.
Bu insanlarla birlikte yaşamayı isteyen canavarların olduğunu kanıtladı.
Trajediden sonra bile hala benim emirlerime uyuyorlar.
Onlar benim ailem olarak da adlandırabileceğim yakın arkadaşlarım (yoldaşlarım).
Kimseyi içten bir şekilde sevemeyen benim için sevgi denen duygu fazla şüpheli bir şey.
Herkes sakinleşirken kararımı verdim.

[Lütfen dinleyin.]

Herkes dikkatini benim üzerime yoğunlaştırdı.
Herkesin bana odaklandığını doğruladıktan sonra sözlerime devam ettim,

[Ben eskiden bir insandım; “Yeniden Doğdum”.]

Odada uğultular arttı ama kimse anlattıklarımı bölmeye çalışmadı.
Ranga çoktan bunun farkına varmıştır diye düşünüyorum.
Gölgemin içindeyken konuşmalarımı duymuş olabilir.
Kimse şaşırmış gibi gözükmüyordu belki de onlara söylemeden çoktan fark etmişlerdi.
Durumun böyle olduğunu gördükten sonra devam ettim.

[Başka bir dünyadan geldim ve o dünyada bir insandım.
O tarafta öldüğümde bu dünyada bir Slime olarak yeniden doğdum.
Başlangıçta yalnızdım, tek başımaydım, kim düşünebilirdi bu kadar arkadaş edinebileceğimi.
İnsanı andıracak bir benliğe evrim geçirmenizde, belki de sizlere isim bahşedenin bilinçaltındaki istekler neden olmuş olabilir.
Bu yüzden “insanlara saldırmayın” kuralını koydum.
İnsanları sevdiğimi söyledim çünkü eskiden bir insandım.
Sizlere bir zarar gelmesini istemeden bu kuralı koydum…
Ben, bir canavar olsam bile bir insan kalbine sahibim.
Bu nedenle… O zaman… Bencil yatkınlıklara sahiptim.
Eskiden insan olduğumdan şimdi de insanlarla iyi geçinmeyi istemiştim.
Bunun sonucu… Gözlerimin önünde olanı yok saymam oldu. Ve işte… sonucu.
Bu olayların gerçekleşmesinde suçlu olan tek kişinin kendim olduğunu açıkça görebiliyorum.
Gerçekten üzgünüm…]

Anlattıklarımı duyunca odaya bir sessizlik hâkim oldu.
Her biri anlattıklarımdan bir şey çıkarmaya çalışıyordu.

[Rimuru-sama eskiden bir insan olabilir ancak bundan ortaya çıkacak bir problem olabileceğini düşünmüyorum (böyle bir olasılığı göremiyorum).]

Hakurou dedi ciddi bir ifadeyle.
Eh!? Bunun gibi bir tepkiyi beklememiştim.
Bir düşman olarak muamele göreceğimi düşünüyordum.

[Ama Efendiniz eskiden bir insandı öyle değil mi? Bunu kötü bir şey olarak görmüyor musunuz?]

Bu soruya,

[Eh? Neden öyle bir şey düşüneyim ki?]

[Tek Efendim Rimuru-sama’ dır.]

[Bende aynı fikirdeyim.]

Gibi cevaplar verdiler.
Ve en son olarak Rigurudo,

[Rimuru-sama, kimsenin size karşı olan duyguları değişmedi.
Bu konu hakkında artık endişe etmenize gerek yok.]

Dedi.
Kafa salladım, düşündüğüm gibi kalbim buraya ait.
Mutluyum.
Kafa salladığımı gördükten sonra, Kaijin ağzını bir şeyler söylemek için açtı,

[Peki, bir şey hakkında fikrini almak istiyorum. İnsanlar ile olacak ilişkilerimizi bundan sonra nasıl gerçekleştirmeyi düşünüyorsun?]

Herkes bana baktı.
Evet, bu cidden bir problem.
Canavarlar haricinde bu konu Kaijin ve diğer Cüceler için büyük bir problem.
Zamanı gelirde insanları düşmanlarımız olarak tanımlarsam, beni yeni bir tehdit olarak göreceklerdir.
Yani bunun gibi bir şey geçekleşmeyebilir de.
Şimdilik, bu konu hakkındaki düşüncelerimi paylaştım.

[Öncelikle, kesin cevabımı vermeden önce, eski dünyamdaki bazı değerleri sizlerle paylaşacağım.
Eski dünyamda ahlakın insanın özünden geldiği ve insan doğası ile türediği hakkında bir ideolojik bakış açısı mevcuttu. Bu bakış açısı insanların doğuştan doğruyu yanlıştan ayırt edebileceği yeteneğine sahip olduğunu ve bu nedenle insanların özünde iyi ya da kötü olabileceğini varsayıyor.
İnsanlığın doğal özünün faydalarının olduğunu düşünüyorum.
İnsanlar eşit bir şekilde (tıpkı bir terazi gibi) hem ahlaki değerlere sahip olup, hem de ahlaka aykırı niteliklere sahip olabilir.
Eğer ahlaki değerler ağır basıyor ise o zaman o insan iyi sayılacaktır.
Ancak eğer durum tersine çevrilirse bahsi geçen şahıs kötü sayılacaktır.
Aslında bu düşünce ile hareket ediyordum.
Eğer ahlaka aykırı bir şey yapmıyorduysan o zaman gözümde iyi birisi olurdun.
Bu şekilde eğer birisi sadece canavar olduğumuz için bizden nefret etmeyip güvenebilirse o zaman onu iyi bir komşu olarak değerlendiriyordum.
Bu değere (ahlaki düşünce şekline) inanmak istiyorum.
Ama inanmak istediğim için bunun gibi bir trajediyi tecrübe ettim. Bünyemde barındırdığım idealisttik düşünceleri gerçek dünyadan ayırt etmekte başarısız oldum.
İşte cevabım bu.
Şimdilik, insanlarla güvenli bir şekilde ittifak kurmak için daha erken olduğunu düşünüyorum.
Yapılması en önemli ilk şey benliğimin diğerleri tarafından tanınması.
İnsanlar büyük güce sahip olan birisini yok sayamazlar.
Buna ek olarak bir İblis Lorduna dönüşerek diğer İblis Lordlarının hareketlerini kısıtlayabilirim.
Bize karşı gelenlere (zarar verenlere) pençemizi göstereceğiz, yardım edenlere ise yardımlarımızı sunacağız.
Karşı taraf bize her ne yaparsa gerektiği gibi karşılık vereceğiz – bize yapılanı biz de onlara yapacağız.
Gelecekte (insanlarla) arkadaşlık çerçevesi içerisinde yer alabileceğimizi umut ediyorum.
Bunlar konu üzerinde düşündüklerim.] (Seizensetsu bazlı felsefe – herkes iyi doğar – şarkısı da var)

Bu şekilde konuşmamı bitirdim.
Daha sonra Kaijin cevap verdi,

[Bu çok naif ve idealisttik bir bakış açısı.
Cidden! İblis Lordu olacak birisine yakışmayan bir konuşma.
…Ancak, bundan nefret etmedim.]

İç geçirirken Kaijin düşüncelerini paylaştı.
Shuna mutlu bir şekilde kıkırdarken,

[İdealisttik bir düşünce metodu olsa bile, bu iyi değil mi? Eğer bu şekilde düşünen Rimuru-sama ise kesinlikle buna benzer bir dünya yaratabileceğini düşünüyorum.]

Diye desteğini haykırdı.

[Her ne olursa olsun, itaat etmeye karar verdik ve ne olursa olsun itaat edeceğiz. Düşünme kısmını çoktan geride bıraktık.]

Emirlere düşünmeden itaat eden Gerudo, içten bir şekilde açık ama anlam taşıyan düşüncesini paylaştı.

[Hey, Rimuru-sama’ yı Kral yapmak, bu benim görevim değil mi?]

Benimaru…

[Ben Rimuru-sama’ nın sadık gölgesiyim. Aldığım bütün talimatları gerçekleştireceğim.]

Souei…

[Yeni bir ülke kuracağız, herkesin düşünce fikrini değiştirmeyi amaçlayan bir ülke.]

Youmu da düşüncesini paylaştı.
Herkes, kendi cümleleriyle onay verdi.
Kelimelerinin ağırlığı sırtımda,

[Anlıyorum. Lütfen bencil emirlerime itaat edin!]

Dediklerime,

[[[ Danna (Rimuru-sama) bencilliğinizi anlıyoruz.]]]

… … … …
… … …
… …

Pekâlâ, işgalcilere karşı stratejik mitingin başlamasının zamanı geldi.
Bu sefer işgal edenler Falmas Krallığı ve Batı Azizleri Kilisesi’ nin ittifak güçleri.
Falmas Krallığı’ nın esas askeri gücü 5.000 normal şövalye ve 4.000 paralı askerden oluşuyor.
Falmas Krallığı’ nın isteklerinin üzerine Batı Azizleri Kilisesi 2.000 Haçlı Şövalyesi ve canavarlar ile savaş konusunda uzmanlaşmış sayıları 3.000 olan Anti-Canavar timi yollamış.
Ve en zahmetli düşman ise sayıları 1.000 olan Kilisenin Şövalye Birliği.
Ordularının toplam sayısı 15.000, üstün bir savaş potansiyeli.
Youmu’ nun emrindeki çevreye yayılmış askerler bu bilgiler ile geri döndüler.
Görünüşe göre toparladıkları askerler beklentilerimi aşmış.

[Birliklerimizi nasıl hazırlamalıyız?]

Gerudo kendisini olası cevaba hazırlayarak sordu.

[Durum her ne olursa olsun benim birliklerin en ön safta yer alacak.]

Dedi Benimaru baya motive olmuş bir şekilde.
Hobgoblinlerden oluşan özel bir birlik kurmuştu.
Bu Hakurou’ nun eğitiminin bir meyvesi mi?
Riguru öfke içerisinde olan Goblin Kurt Binicileri’ ni kontrol ediyor.
Trajedi nedeniyle öfkelenen sadece ben değilim.
Ancak…

[Üzgünüm, ama bu sefer tek başıma gitmeye karar verdim.
Bunu bana bırakmanızı istiyorum.]

[… Ne demek istiyorsunuz?]

Benimaru herkesin ifadesini temsil ederek sordu. Sonra aklımda olanı açıkladım.
Bu İblis Lordu olmam için gereken bir seremoni.

[İblis Lordu olmam için gereken adaklar (Ruhlar) 10.000 insan. Şanslıyım, işgalcilerin sayıları 15.000; bu gereken miktarı da aşıyor. Bu İblis Lordu olabilmem için gerekli bir seremoni. Bu yüzden, bu sefer işgalcileri geri püskürtmek için sadece bana ihtiyaç var.]

Dedim.
Aslında katliamı şahsen gerçekleştirmeme gerek yok.
Bu [Ulu Ermiş]’ in cevabı, katliam benim isteklerim doğrultusunda gerçekleştirildiği halde gerekli şartlar sağlanıyor.
Birden bire bir aklıma bir düşünce geldi, belki de İblis Lordu Clayman’ ın bu savaşa neden olmasının amacı 10.000 insan ruhunu bir araya getirmekti?
Tek seferlik bir saldırının bulunduracağı asker sayısı sınırlı olacağından bu savaş ruhları hasat etmeyi kolaylaştıracaktır, bu esas amacı olabilir, yani, daha değişik bir İblis Lorduna evrim geçirmeyi amaçlıyor olabilir.
Öngörülerim doğru olabilir – ezik birinin tek başına savaşa gitmesi imkânsız, ama benim için bu kolay bir şey.
Bu tek başıma savaşmayı seçmemin tek nedeni değildi.
Neden olduğum şeylerin sorumluluğunu almam gerek bu sefer. Her zaman başkalarından yardım alamam.
Eğer burada yenilirsem o zaman benliğimin değeri bu kadar demek.
Bunun bencilliğim olduğunu biliyorum ancak başka bir nedeni daha var,

[Ayrıca, sizler için bir görevim var.
Şu anda, Shion ve diğerlerinin (ruhlarının) bariyerin içinde hapsolduğuna inanıyorum.
Yani, savaş esansında bariyer hasar alırsa etkisiz kılınabilir, o zaman ruhlar yok olabilir.
Kendi büyü gücümle güçlendirilmiş olmasına rağmen eğer kullanacağım büyü gücüm bariyeri etkilerse bariyer yok olabilir.
Sizin bariyeri güçlendirmenizi ve Shion ile diğerlerine seslenmenizi istiyorum.]

Bunun gerekli olup olmadığını bilmiyorum ama yerine getirmelerini istediğim bir istek bu.
Olasılığı sadece az bir şey daha arttıracaksa…
Şu anda bütün büyü gücümü kullanıyorum bariyerin var oluşunu güçlendirmek için; bariyerin içi de büyü gücüm ile dolu.
Fizik ve Büyü aynı kurallara sahip – makrodan mikroya (Enerji dağılımı?)
Diğer bir deyişle, alan enerji ile dolu ve alan içerisinde olan ruhlarda bu enerji ile aynı yerde kalacaktır.
Eğer (enerji ile oluşturulan bu) koruma yok olursa bariyerin dışına içerideki yoğunluk dışarıya dağılabilir.
Büyü enerjiler az olduğundan insanlar bariyerin içine kolaylıkla girip çıkabiliyorlar.
Ruh ise saf enerji olduğundan bariyer tarafından engelleniyor.
Bir canavarın Astral bedeni büyü enerjisinden oluşuyor bu nedenle enerjinin dağılımını arttıracak bir neden olduğunu düşünüyorum.
Savaşa gidersem geride kalanların bariyerin durumunu gözetlemesini ve korumasını istiyorum.
Bütün gücümü kullanmak istiyorsam eğer bu plan [Ulu Ermiş]’ e göre yapılabilecek en iyisi.
Belki, Hinata bile gelse işgalcilerin hepsini tek başıma geri püskürtebilirim.
Özel Yeteneğini gördüm, bu sahip olduğum en büyük avantajım. İkinci bir kere yenilmeme izin vermeyeceğim.
Kararlılığımı gören Benimaru kafa salladı.

[Anlaşıldı, bu sefer her şeyi Rimuru-sama’ ya bırakacağız. Lütfen onlara bizim öfkemizi de tattırın.]

Buna kafa sallayarak cevap verdim.
Evvela, düşmanı affetmek gibi bir niyetim yok.
Herkesin onayını aldıktan sonra işgal gücüne karşı gelecek tek savaş gücü olacağım.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

Yedinci Gün.
Altımda ilerlemekte olan bir karınca sürüsü görüyorum.
Ama şimdi onları sadece bir besin olarak seziyorum.
Bu şerefsizler, Shion için adak olacaklar…
Aslında başlamadan savaş ilan etmeliyim.
Ama düşman bunu çoktan gerçekleştirdi bu nedenle…
Bu pisliklerden geriye hiçbir şey kalmayacak. Her birini teker teker yok edeceğim.
Acımaya gerek yok; adil bir şekilde savaşmaya gerek yok.
Bu şerefsizler….
Evrimim için bir basamak oluşunuza sevinmelisiniz.
Şimdi gökyüzündeyim, taklit yeteneğim ile kanatlarımla gökyüzünde duruyorum. Durumu kontrol etmek için aşağı baktım.
Sıkıntı yok.
Bu adi pislikleri katletmek için yeni bir büyü bile yarattım.
Pekâlâ, o zaman,

Cennet ayaklar altına alınsa bile adalet yerini bulsun.

[Yok olun! Kutsal Öfke ile kavrulup zıbarın! “Tanrının Öfkesi” (Megiddo)!!!]

Gökyüzünde dans eden ışık yeryüzüne yansıdı ve tek bir noktada birleşti, askerlerin bedenlerini hiçbir direnç ile karşılaşmadan deldi geçti ve katliam başladı.
Orduda savunma büyüleri üzerinde uzmanlaşan büyü birlikleri mevcut ve koruyucu bariyerler kurabiliyorlar.
Yani, bariyerlerin arkasına konuşlanarak korunmak bu dünyada alışılmış bir askeri taktik.
Tabi ki bu sefer de her zamanki gibi buna benzer dikkatlice hazırlanmış.
Hafife aldıkları Üst Sınıf Canavarlardan oluşmuş bir şehre ilerlemelerine rağmen bariyerin dayanıklılığı üstün yeteneklilik ile hazırlanmış.
Ancak yeni büyüm karşısında dayanmaya çalışmak amaçsız bir çaba.
Bu dünyada bariyer büyüsünün temelleri saldırı büyüsünde barınan büyü enerjisini durdurmayı amaçlıyor.
Yani fizik kanunları ile gerçekleşen şeylere karşı dayanaklıkları yok.
Bu bariyerin analizinin bir sonucu, yani bu olgu doğrulandı.
Düşünecek olursak binlerce derece sıcaklığa ulaşmış alevler bir bariyer tarafından durdurulabiliyor, peki bariyer bu doğal oluşumun nasıl arasına girebiliyor?
Bu dünyanın büyü gücünü kontrol ederek fizik kanunlarına müdahalede bulunuyor.
Bu nedenle, engellemek için, savunma amaçlı bariyerler büyü gücünün sızmasını engelliyor.
Bariyeri kaldırabileceğinden fazla büyü gücü ile yüklemek haricinde bariyeri kırıp geçmek imkânsız.
Ayrıca büyü gücünün geçişini engellediğinden içerisinde fiziksel bir şekilde müdahale gerçekleştirmek imkânsız.
Peki ya ? Ruhun gücünün etkileri nedeniyle ve fizik kanunlarını tekrardan yazmasından dolayı normal büyülerden az olsa da aynı güce sahip.
Tabi ki bir Bariyeri de hazırlamışlar, kullanımı engellemişler.
Bu bariyerlerin birden fazla katmana sahip olmasının nedeni.
Bu nedenle, bunun gibi bir algıyı ters çevirmek için, büyü gücünü saf fiziksel enerjiye çevirebilecek bir büyü yaratmaya karar verdim.
Hinata’ nın kullandığı büyüden etkilendim, gerisini [Ulu Ermiş]’ e bıraktım, pratik bir şekilde uygulanabilir bir hale getirsin diye.
Bütün hesaplamaları [Ulu Ermiş]’ e bıraktığımdan pratik olarak kullanması kolaydı.
Çevremde sayıları yüzbinlere ulaşan havada asılı duran su damlaları yarattım.
Gökyüzünde dış bükey bir lense benzer bir şekilde binlerce su damlası uçuyor.
Dış bükey şeklinde olan su damlacıkları güneş ışığını alarak ince bir çizgiye çeviriyor, aşağıya doğru su damlaları ışığı yansıtarak daha fazla enerji topluyor.
Su damlaları benim tarafımdan su ruh enerjisi ile yaratıldı.
Bu yüzden su damlalarının yansıttığı güneş ışığı bir kalem kadar incelerek ısısı binlerce dereceye ulaşıyor.
Bütün su damlaları güneş ışığını toplayarak yansıtıyor; bu yansıma birleşenli bir büyü.
Bu benim yeni büyüm “Tanrı’ nın Öfkesi (Megiddo)”.

Birden bire gelişen ilk saldırıda 1.000 asker buharlaştı.
Altımda, işgalcilerin ilerleyişleri bir kaosa büründü; Tanrı’ nın Öfkesi (Megiddo) panik aşılıyordu.
Tabi ki bu sonu değil.
En optimal hesaplamaları kullanarak, pozisyonunu tekrardan düzelterek ikinci saldırıya devam ettim.
Dayanamadan 1.000 asker daha ayalarımın altına bir hiçe döndü.
Bu büyünün korkutucu bir tarafı var, enerji tüketimi çok az.
Büyü ile yaratılmış su damlaları saldırının en son ayağında buharlaşıp yok oluyor ama anında yerine yenisini getirmek mümkün.
Bu nedenle ruh su büyüsü kullanıyorum. Su fazla enerji harcanmadan yaratılabiliyor.
Bu hazırlık bir dakikadan daha az bir sürede tamamlanıyor ve bir daha saldırmayı mümkün kılıyor. Sonuçta, sadece suyu tazelemem ve yerini ayarlamam gerekiyor.
Ve büyü enerjisi sadece Su Ruhunun varlığını devam ettirmek için gerekiyor.
En fazla yardımcı olan doğal enerjinin sembolü, Güneş.
Tek sıkıntısı sadece gündüz vakti kullanılıyor olabilmesi ama şimdi tam vakti.
Bütün problemler çözüldüğüne göre artık bu pislikleri temizleyebilirim.
Bir ses bile çıkarmaksızın saldırı ışık hızında gerçekleşti, askerlerin dayanmasına izin vermeden, hepsi parçalara ayrıldı ve kavruldu – tam bir katliam.
Kötü zırhlara sahip olan askerler, iyi metal zırhlara sahip olan askerler, hepsi eşit şekilde hiçliğe dönüştü.
Ancak, bilerek şaşalı bir at arabasına saldırmıyorum.
Kralın içinde olup olmadığını bilmiyorum ama ölürse yaptıklarından pişman olması imkânsız.
Ben o kadar merhametli değilim.
Benim sonsuz öfkemi üzerine çekmiş olmasının sonuçlarını kesinlikle ona tattıracağım…
Tek taraflı bir savaş, sadece beş dakikada işgalci ordunun 2/3 yok edildi.
Fazla kullanışlı bu büyü…
Kanatlarımı çırparak yavaşça yeryüzüne alçaldım,
O ahmaklara umutsuzluğu daha fazla tattıracağım.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

Bu gerçekleşen şey de neydi? Gözlerimizin önünde yaşananlar da neyin nesiydi?
Kral Edomaris kelimeleri düzgün bir şekilde seçemiyordu.
Hayır, kelimeleri bir araya getiremeyen sadece Kral Endomari değildi, Kraliyet Büyücüsü ve Şövalyelerin Liderinin de ağzından doğru dürüst bir şey çıkmıyordu. Üst Sınıfta yer alan yönetim kademesindeki hiç kimse gözlerinin önünde gerçekleşen sahneyi doğru bir şekilde algılayamıyordu.

[Ugyaaaaaa!! Kol-Kolum…!!!]

[Yardım, lütfen yardım edin….]

[Uwaaaaaaaaa, nereden, bu lanet olası şey nereden geliyor!!?]

Savaş alanı bir anda cehennemden bir sahneye dönüşmüştü.
Daha biraz önce birliklerin morali yerindeydi ve zafere olan inançları tamdı.
Bir sürü savaşı tecrübe etmiş ve hayatta kalmış gazilerin bedenleri konumu bilinmeyen bir ışık tarafından delinip geçilmiş ve onlara ölüm bahşedilmişti.
Daha genç ve tecrübesiz askerler ne olduğunu anlayamadan kaçmaya çalışıyordu.
Kilisenin emirleri üzerine atanmış şövalyelerin bariyerlerinin sağlamlığına olan güveni tamdı ama bu bariyerler anlamsız kılınmıştı – onlar katledilirken sırıtıyordum.
Güçlü olanlar – olmayanlar, her biri korku içerisinde titriyordu.
Kimse karşı koymaya çalışmadı.
Belki Hinata burada olsaydı ile bu saldırıya karşı gelebilirdi.
Sonuçta Büyü sanatında gizli bir şeydi. Bu sanatı kullanabilen insan sayısı azdı…
Ama Hinata burada değildi bu yüzden eğer olsaydı gibisinden düşünmek anlamsız.
Kral Endomaris nefes almasını zorlaştıran bu terörü hissetti, umutsuzca buna dayanmaya çalıştı.
Kral olarak itibarını korumaya çalışıyordu.
Her an daha da bulanıklaşan zihni ile çaresizce düşünmeye çalışıyordu.
Her ne şekilde bakarsanız bakın işgal başarısız olmuştu. Bu cehenneme dönmüş topraklardan kaçmak için de artık çok geçti ve bu gerçekleşmeyecekti.
Ne oldu da böyle oldu…? Hayır, şu an önemli olan bu değil.

[Folgen…Ne… ne yapmalıyız?]

Her zaman güvenebileceği Şövalyelerin Liderine sordu.
Bu onurlu Şövalye Krallıktaki en güçlü savaşçıydı. A Sınıfı bir maceracıya göre bile aşağı kalır bir yönü yoktu. Uzun başarılı bir geçmişe sahip bir kahramandı.
Kralın her zaman güvenini bağlayabileceği bir şahıstı.
Ve yine de, Folgen’ den bir cevap çıkmıyordu.

[Folgen, ne oldu, neden cevap vermiyorsun? Folgen!!!]

Korku ve karışıklığın içinde sesinde bir öfke bunu dile getirirken Şövalyelerin Liderinin omzuna dokundu.
Şiddetli bir şekilde titrerken o dayanıklı vücudu yere yığıldı.
Yakından bakınca yüzünün üst kısmı yani şakakları delinmiş, beyni bu deliklerden dışarı akmıştı.

[Ahhhhhhhhhhhhhhh*öhö*öhö*!!!]

Kral Endomaris korku içerisinde bağırdı ve at arabasının içinde dehşete düştüğünden ayakta duramadı.
At arabası çevresi açık olanlardandı, askerlerin moralini arttırmak için kullanılmıştı ama şimdi bu taktik ters tepmişti.
Bacaklarının arasından korkusu bir şekil alıp akarken, sürünerek kaçmaya çalıştı.
Ancak Kralın bu haline dikkat edecek birisi yoktu çünkü her biri kendi canları için çaresizce kaçmaktaydı.
Adaletin sembolü olan 1.000 Kilise Şövalyesi daha hiçbir şey yapamadan yok edilmişti.
Kutsal Şövalyelere göre daha aşağı kalsalar da her biri B Sınıfı Maceracı rütbesindeydi.
Canavarlara karşı tek taraflı bir üstünlük gösterecek olanlar göz açıp kapayana kadar yok olmuştu.
Paniklemeleri, tabi ki, anlaşılırdı.
O sırada korkudan dona kalmış askerler gökyüzüne bakıyordu.
Kral Endomaris de gözlerini gökyüzüne çevirdi.
Gökyüzünden birisi alçalıyordu, siyah yarasa benzeri kanatlı bir şahıs.
Bu şahsın boyu kısaydı, güzel bir maske takıyordu.
Siyah, sade bir kimono giyiyordu, dışında da aynı güzellikte deri bir zırh ile kaplanmıştı.
Görünürde silah taşımıyordu.
Bu bir İblis… Hayır bir İblis Lordu idi.
Bir İblis Lordu! Diye bağırdı içgüdüleri.
O anda, en sonunda, Kral yaptığı hatanın ciddiyetinin farkına vardı.
Bu karşı koyabileceğiniz bir şey değildi.
Brumund Krallığı’ nın ilişki kurduğu o İblis Lordu.
Önündeki İblis Lordu’ nun kuşandığı o kıyafet kesinlikle ipekten yapılmaydı.
Dış görünüşü… Şehrin Efendisi olmalı.
Yani, Kilisenin Divası Hinata Sakaguchi başarısız mı olmuştu?
O her şeyi düşünen acımasız cadının hiçbir zaman kaybetmediği söyleniyordu.
Ama ondan daha güçlü birisi ise içinde bulunduğu durum anlaşılırdı.
Bu İblis Lordu buna benzer bir “Aura” yayıyordu.
Bu olguyu kabullenmek haricinde yapacak başka bir şey yoktu.
Yok, halen daha bir yol var. O anda, Kralın aklına bir fikir geldi.
Kralım ben, bir şekilde konuşup orta yolu bulabilirim!
Bu mantıklı, Krallığa geri dönünce de tekrar gücümü toparlayarak saldırabilirim.
Eğer Brumund ile anlaşma yapan bir düşman ise o zaman kesin benim önümde yerlere serilmeli, Falmas Krallığı gibi ulu bir Krallığın Kralının önüne…
Kral kendisini ahmakça düşünceleri içinde kaybetti ve bir kez daha geri dönemeyeceği büyük bir hata yaptı.
Artık öfkesi gitmiş aklındaki tek düşüncesi kendisini korumaktı.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

(Rimuru’ nun bakış açısı)

Yeryüzüne indiğimde berbat bir sahne ile karşılaştım.
[Büyü Algısı] ile durumu mükemmel bir şekilde algıladım; görünmeyecek yerlerden hayati önem taşıyan yerlere saldırabiliyorum.
Arada sırada sadece panik yaratmak için bilerek birinin kolunu, bacağını ve ya bedenini parçalıyordum. Acılarından çıkan çığlıklar içinde bulundukları kaosu daha da arttırıyordu.
Her şey daha önce düşündüğüm gibi gerçekleşiyordu.
Hayatta kalan askerler beni görünce daha da dehşete düştü.

[Hiiiiiiiiiiii, yar…yardım edin!]

Hayatı için yalvaran birisinin sesini duymuş olamama rağmen bunu umursamadım ve alnının ortasını oydum.
Alışmak zaman alıyor ama artık bu ışık süzmesini istediğim gibi kullanabiliyorum.
Yansımanın açısını ayarlamak kolay, enerji gereksinimi az, yani istediğim kadar kullanabiliyorum.
Isıyı tek bir nokta üzerinde toplarsanız binlerce dereceye ulaşacaktır, yani bir insanı delip geçebilecek bir hale gelecektir.
Temelini anlayınca ideal bir şekilde kullanmak mümkün.
Az bir şey zaman gecikmesi var.
Neredeyse ışık hızı ile aynı – görülebilse de kaçması imkânsız.
Örneğin 10.000 km den kullanırsan hedefe ulaşması 0.034 saniye sürüyor.
İnsan gözü bu bilgiyi algılayabilse bile bu bilginin beyine ulaşması çok daha yavaş gerçekleşiyor.
Bu detaylı hedefe kitlenme [Ulu Ermiş] olmadan yapılamayacak bir şey.
[Ulu Ermiş]’ ten de beklenildiği gibi, bir kez daha şaşırttı.
Yakın mesafede kullanılsa bile [Ulu Ermiş] ile bile kaçmak zor olacaktır; algıladığım anda bile kaçmaya çalışsam kaçabilir miyim emin değilim – neyse bunu öyle bir durum yaşarsam o zaman düşünürüm.
Bu yüzden bir insanın bu saldırıdan kaçması imkânsız.
Önümde yere kapanmış sürünen insanlara benzer bir şekilde kaçmaya çalışan birkaç insanı vurdum.

《Doğrulandı. Özel Yetenek [Vicdanı Olmayan] elde … elde edildi. Başarılı》

Bu Ulu Ermiş’ in sesi değildi, uzun zamandır duymadığın Dünyanın Sesiydi.
Nasıl açıklasam ki, böyle bir yetenek elde etmek…
Yani bu yeteneği kazanmam kaçınılmazdı da.
Nasıl bir yetenek olduğunu merak ederken şerefsiz konuşmaya başladı,

[Be-Bekle! Sen (Kisama) o şehrin Efendisi olmalısın!
Ben, Edomaris, Falmas Krallığı’ nın Kralı.
Terbiyeni takın! Senin (Kisama) ne demek istediğini dinleyeceğim.]

Bu pislik Ossan bir şeyler geveliyordu.
Onu gördüğümde apış arası sidikle kaplanmıştı, yüzü gözyaşları ve sümük içerisindeydi.
Ne kadar da tiksinç diye haykırmak istedim.
Aman neyse, hedefim kendi kendisini tanıttı, iyi bir şey bu.
Bu şekilde her şeyin arkasında ne var öğrenebilirim.

[Ne? Söylemek istediklerimi mi dinlemek istiyorsun?]

Diye cevap verdim.

[B-Bu ne cü-cüret! Ben ulu Falmas Krallığı’ nın Kralıyım!
Senin gibi birşey bana hitap etmek için hiçbir hakka sahip değil.
Ancak, sıkıntı değil, bu seferlik…]

Sonra, tek bir hamlede parçalandı ve kül oldu.
Saygıyı hak etmeyen bir görünüşü var.
Üstelik içinde bulunduğu durumun da farkında değil.
Bu kadarcık bir şeyden ölmeyecek ama herhalde kendisine gelmiştir.
Yani, belki acı içerisinde öle de bilir de… Ama eğer mümkünse onu öldürecek kişi ben değil ona karşı bu hakka sahip olan Shion olmalı.

[Dinle beni seni şerefsiz pislik, konuşmadan önce karşındakini daha iyi süz.
İyiniyetli bir kişiliğe sahibim diye havalara girme.
Konuşmana izin veriyorum, devam et.]

Önce boş bir şekilde Ossan kayıplara karışan sol koluna bakıyordu. Beyni olanları algılayabildiğinde anlaşılan acı birden bire saldırdı.
Çığlık atarak yuvarlanmaya başladı.
Hmm… Yüce bir insan mı? Hiçbir onura sahip değil gibi görünüyor?
Kendisini yüce bir insan olarak tanıtan Ossan = önümdeki herif, zihnim bu bilgiyi zar zor algılayabiliyor.
Aman neyse, yani, öfkem biraz dinmiş gibi.
Ancak, eğer bu herif ölürse öfkemin birden bire sıçrayacağından korkuyorum.

[Hm? Daha başka söylemek istediğim bir şey yok mu?
Dans etmeye devam edebilirsin ama on dakika sonra, her şey sona erecek, duydun mu beni?]

Kelimelerimi duyunca bana baktı ve bir şeyler söylemeye çalışıyor gibi bir hali vardı.
Sesi ne korku ne de acı içerisindeydi, ne kadar sinir edici bir Ossan.
Yapacak bir şey yok, onu bir müddet daha acı içerisinde bırakacağım.
Ossan tereddüt içerisinde kafasını kaldırdı.

[Bunu bir kez söyleyeceğim, Konuş!]

Onu tehdit ettim.
Önce kelimeleri anlaşılmazdı ama sonra anlaşılan kendisine geldi.
Ve

[Benim, benim ülkem senin ülken ile diplomatik bir ilişkiye girmek istiyor, bu yapılamaz mı?
İyi bir teklif öyle değil mi? Ben kandırıldım,
Şehrin senin gibi güvenilir birine sahip olduğunu bilmiyordum.
Ancak tam tersinin çıkması da iyi olmuş!
Bu kadar harika bir kahraman iyi bir diplomasi partneri olarak düşünülebilir.
Eğer benim ülkem ile diplomatik ilişki kurarsan o zaman birlikte barışçıl bir şekilde yaşayabiliriz.
Eğer benim ülkem ile barışı sağlarsan o zaman ülkemden destekte alacaksın.
Bu ikimiz için de iyi, öyle değil mi?
Şöyle ya da böyle seni Konsey ile de tanıştıracağım.
Nasıl ama? Tabi ki kabul edeceksin?]

Eeee…
Bu herif, dalga mı geçiyor?
Nasıl olur da bu kadar öfkeli olabilirim bu herife karşı! Ölümden daha acılı bir şey tatmak istiyor, bana bunu mu söylemek istiyor?
Ossan, benim şaşkınlığımı fark etmeden (içinde bulunduğum ruh halini anlamadan) konuşmaya devam ediyor.
Şimdilik, sağ bacağını yakarak çenesini kapayalım.
Yanmaya başladıktan sonra çığlık atmasına rağmen ölmeyecektir.
Kanamayı durdurmak için bir şey yapmasan da kanamayacaktır, yanık sanki bir kaynak gibi bölgeyi kapatacaktır.
Onu yaşatmak için en elverişli (saldırı yöntemi) buydu.
Çevremin daha sessizleştiğini fark ettim, görünüşe göre hayatta kalan askerler bana karşı olan korkularından ve saygılarından dolayı yere kapanmışlar.
Umutsuzca dua ediyorlar, hayatlarında ilk kez yalvarıyorlar.
Maalesef bunun gibi bir karar için artık çok geçti, cömert kalbim öfke ile boyanmıştı.
Evet, Özel Yetenek [Vicdanı Olmayan]’ ın analizi şimdi bitti.
Etkisi; hayatı için yalvaran birinin ruhunu ele geçirmek mümkün olacak.
Diğer bir deyişle, bu yetenek savaşma isteğini kaybeden insanlara karşı kullanılabiliyor ve onları ölüme mahkûm ediyor.
Normalde o kadar kullanışlı olmasa da bu sefer çok kullanışlı bu yetenek.

《Soru. Özel Yetenek [Vicdanı Olmayan]’ı kullanmak istiyor musun? EVET/HAYIR] 》

Evet. Sakin bir şekilde cevap verdim, tereddüt etmedim.
Yeteneği kullanır kullanmaz hedef olarak tanımlamadığım Kral haricinde herkes karşı koyamadan öldü.
Yeteneğim nedeniyle binlerce asker yerde hareketsiz bir şekilde yatıyordu.
Korku ve acı ile dolup taşan savaş alanı sakinleşti.
Acınızı hızlı bir şekilde sonlandırmamı iyi niyetim olarak sayın.
Kral şimdilik hayatta, onu daha neler bekliyor…
O anda,

《Bildiri. Gerekli insan ruhu (besin) evrim (tohumun büyümesi) için doğrulandı.
Gerekli şartlar sağlandı. Şu andan itibaren İblis Lorduna Evrim –Hasat Festivali– Başlayacak》

Dünyanın Sesi kafamda yankılandı.
İznim olmadan bedenim kendi kendisini ayarlamaya ve değiştirmeye başladı.
Ben kendisini bir İblis Lordu olarak adlandırmış birisi değilim.
Kendi kendine gerçek bir İblis Lorduna dönüşmüş biriyim.

O gün… Bu dünyaya yeni bir İblis Lordu doğmuştu.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Bölüm uzun ve önemli olduğundan bölmek istemedim, gecikmeyi mazur görün.

10 thoughts on “069. İblis Lordunun Doğuşu

  1. Harbiden uzun bölümmüş tuvalete girerken okumaya başladım bölümü bitirince ayağa kalkamadım bacaklarım tutulmuş😀

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s