065. Felaketten Önce

065. Felaketten Önce

004. İblis Lordunun Doğuşu

.

.

.

Framas Krallığı’ nın Kralı Edomarisu raporunu aldığında yüzünü ekşitti.
Farmas Krallığı’ nın çevresindeki ticaret alış verişinin çehresi değişmekteydi.
Normalde kazanç ve kayıpların açıklanması bir yılı aşan bir sürede belli olurdu ancak bu sefer değişim fazla garipti.
Coğrafik konumu nedeniyle Farmas Krallığı Cüce Krallığı’ nın ana ticaret partneri olarak düşünülebilirdi.
Zorlu koşullar barındıran yollar yok sayılarak direk ticaret yapılabiliyordu.Bu nedenle yüksek vergiler koyularak ithal edilen malzemelerden büyük miktarda kar elde ediliyordu.
Ama yabancı Krallıkların mallarını satmak memnun olunacak bir şey değildi.
Eğer yabancı ticaret yok sayılarak ithal edilmiş mallar sadece ülke içerisinde satılırsa, bu kazancı arttırıldı ve buna benzer bir karar Ekonomi Bakanı’nın fikirleri dinlendikten sonra hayata geçirilmişti.
Beklenildiği gibi başlangıçta ülke içerisindeki maceracıların sayısı artmıştı ve ayrıca satış arttığından gelirleri de artmıştı.
Ama bir ay içerisinde satışlar gerileme belirtileri göstermeye başlamıştı ve zaman kaybetmeden bunun nedenini açığa çıkaracak bir araştırma başlatılmıştı.
Kayıplar sadece yabancı kökenli malları kapsamıyordu. Yeni mal alımı için gelen yabancı tüccarları ve onlardan alış veriş yapmaya gelen maceracıları da gözler artık göremiyordu.
Ülke içerisinde kalan maceracılar hanların ve mağazaların gelirlerini etkiliyordu yani bu durum artık yok sayılamazdı.
Bu durum bekleyerek gözlemlenecek bir şey değildi, bu göze alınamazdı.
Rapor şok edici nitelikteydi.

“Görünüşe göre Ulu Jura Ormanı’ nda yeni bir şehir ortaya çıkmış, buna ek, içerisinde canavarlar barınıyor.”

Ve işte durum buydu. Bu tamamen akıl almazdı.
Veldora ortadan kaybolduğunda canavar aktivitelerindeki artış endişe yaratmıştı. Jura Oramanı’nda büyük bir sayıda canavar hayatını devam ettiriyordu. Ancak düşünülen ile karşılaştırıldığında içerilerinde B sınıfı canavarlar olmasına rağmen canavarların yarattığı tehdit unsuru azdı.
Bunu gibi tehlikeli bir yerde bir şehir kurmak için acaba ne kadar bir savaş gücü gerekirdi?
Ormanı çevreleyen köyleri korumak bile ne kadar vergi gelirine mal oluyordu.
Dahası, canavarların bir şehir içerisinde yaşaması daha önce duyulmamış bir olaydı.
Canavarların bir şehir kurması, buna kim inanabilirdi ki?
Ancak, Goblin kabilelerinin insanımsı bir fiziğe evrim geçirdiği, Orklara benzer varlıkların bulunulduğu gibisinden bilgiler bu raporda işlenmişti.
Raporda, Goblinlerin Hobgoblin adı verilen bir türe evrim geçirdiği yazılmıştı. Şimdi ise çoktan insanlara yakınlaşmış hatta onlarla insan dilini konuşarak ticaret yapıyorlardı.
Durum sadece bundan da ibaret değildi – Orklar ve Üst Sınıf Orklar iş gücü oluşturabilecek zekâya ve tekniğe sahip olarak dağlarda yol döşüyordu.
Kim nasıl düşünürse düşündün bu fazlasıyla garip bir hikâye idi.
Tek bir şahısın evrim geçirmesi kim bilir kaç yıl alırdı? Durumun önemi nedeniyle hemen bir çözüm bulunmalıydı (bir şeyler yapılmalıydı).
Bütün bir grup canavarın evrim geçirmesi gibi bir şey yüzyıllar boyunca duyulmamıştı!
Tabi ki casusların yalan söyleyeceğini düşünmüyordum. (Kralın bakış açısı)

Ama problem bu değil.
Esas problem bir hiçlikten bir şehrin var olmasıydı.
Dahası bu yolun güvenliği garantilenmişti.
Ulu Jura Ormanı’ nın içerisinden Cüce Krallığı ile bağlantısı olduğundan Farmas Krallığı var olabilmişti.
Bu askıya alınabilecek bir durum değildi. Sonuçta, eğer bu yolun var oluşuna izin verilirse Farmas Krallığının sahip olduğu coğrafi üstünlük artık sona erecekti.
Farmas Krallığı gibi ekonomisi dışarıya bağlı olan bir ülke için bu ölüm kalım meselesiydi.
(Farmas Krallığı) Cüce Krallığı’ na yakın olmasından dolayı yerel endüstri zayıftı.
Yerel özellik denebilecek bir şeye de sahip değillerdi ve işlenebilecek bir hammadde de yoktu.
Yerel tarım insanların açlıktan ölmesine izin vermeyecek bir seviyedeydi ancak alınan vergi ülkenin kalkınmasına yardımı olmazdı (harcanan parayı karşılamazdı).
Turizm ve ticaret ülkenin ana arterleriydi, gümrük vergilerinin yüksek olduğu bir ülkeydi.
Şimdiye kadar, Veldora’ nın da gösterdiği tehdit nedeniyle Farmas Krallığı içerisinden geçen bu ticaret yolu onu yüceltmişti.
300 sonra Veldora’ nın ortadan kaybolması öngörülebilecek bir şey değildi.
Bu yüzden ülkenin geleceğine dair alınacak önlemler daha pekiyi araştırılmamıştı.

[Pekâlâ, şimdi ne olacak…]

Krala cevap verebilecek bir kişi bulunmuyordu.
Şu anda, acil durum toplantısının gerçekleşmekte olduğu odada benzer raporlar her üye tarafından sunuluyordu.
Burada toplanmış insanların hepsi üst sınıf aristokrattı, gelirleri başkentte bağlıydı ve ülkenin yönetimi içerisinde rol alıyorlardı.
Odada var olan herkes eğer Cüce Krallığı ile ticaretin faydaları güvenceye alınmaz ise ulusal gücün çökeceğini çok iyi biliyordu.
Kimsenin cevap vermemesine rağmen bir cevap herkesin kafasının içerisinde dolaşıyordu, bunu kim söylerse sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacaktı.
Bu da denkleme eklendiğinde söylenebilecek bir şey değildi bu düşünülen şey.

“Şehri işgal edip imha edelim!”

O kadar çekinilen kelimeler işte bunlardı.
Bütün ülkenin müşterek eforu ile birlikte toparlanacak ordu en fazla 100.000 kişiye denkti.
Ancak, evrim geçirmiş bir canavara karşı normal bir asker işe yaramazdı.
Eğitimli bir şövalye ve ya paralı askerler gerekli olacaktı. Bu insanlar arasındaki bir savaşa değildi, eğer düşman tamamen yok edilmek isteniyorsa bu amatörlere bırakılabilecek bir iş değildi.
Yapmak istedikleri tek şey gereksiz yere ölecek insan sayısını azaltmaktı.
Yani 100.000 askerin içerisinden sefere çıkmış ve tecrübeli olanların sayısı 20.000 civarındaydı. Paralı askerler bu sayının çoğunluğunu oluşturuyordu.
Bu ülkenin sahip olduğu şövalye sayısı en fazla 10.000 idi.
Bu ülke içerisindeki bütün şövalyelerin oluşturulduğu bir rakamdı. Kralın emirleri altında ilerleyeceklerin sayısı ancak en fazla 5000 idi.
Canavarların ülkesinde hayatını devam ettirenler 10.000 civarındaydı ama bazısı inşa görevleri altında başka bir yerlerde olabilirdi.
Bu bilgilere ek olarak 1’ e 1 kapışma senaryosunu düşünürseniz ekipmanın iyiliğini de düşünmeniz gerekecektir – aynı zamanda kadınların oluşturacağı savaş gücünü de hesaba katmanız gerek.
Sadece şövalyeler ile canavarları alt etmek zor olacaktır.
Kesin bir zafer için en azından 10.000 tecrübeli asker hazırlanmalıydı.

Bu oda da her kimin ağzından o kelimler çıkarsa bunu ekonomik açıdan desteklemenin sorumluluğu da sırtında yer edinecekti.
Herkes kardan faydalanmak istiyordu ancak kayıpların ağırlığını çekmekte tatsız olurdu. Burada toplanmış herkesin kafa yapısı işte bu şekildeydi.
Kral kolaylıkla üst sınıf aristokratların aklından geçeni algılayabiliyordu.
Zaferi garantileyecek faktörler savaş gücü ve paraydı.
Buna ek olarak canavarlar şehrinde konaklamakta olan maceracılarda ihmal edilemezdi. Bunun üstünden gelebilmek için bir arkadaşının iş birliğine ihtiyacı vardı. Bu seferin hiçbir faydası olmazsa kimse onları desteklemezdi…

Ancak ya bunun bir faydası olacağı (kar) düşünülürse? Şehirdeki canavarları alt ettikten sonra kendi hükümlerini kabul ettirirlerse…
Canavarlar üzerlerindeki hükümleri etik dışı kaçmazdı, canavar köleliği duyulmamış bir şey değildi.
Problem şehri ortadan kaldırarak hayatta kalan canavarları köle yapmak hiç kötü bir fikir değildi. Ayrıca bu bahsi geçen şehir kendi topraklarına da eklenebilirdi.
Bu şekilde Farmas Krallığı yeni topraklar elde edecek ve hatta Ulu Jura Ormanı’ nın nimetlerinden faydalanabilecekti. Aynı zamanda buranın savunması da canavarlar bırakılabilirdi.
Konsey insan köleliğine izin vermiyordu ama eğer bahsi geçen varlıklar canavarlar ise buna kimse ses çıkarmazdı.
Yeni ticaret yollarından gelecek kar da var bu denklemin içerisinde, ağızına kadar kar ile dolu bir durum.
Bunların haricinde Kralı hayrete düşüren bir şey vardı.
İpek. Şehirden bir örneği ele geçirilmişti ve bunun gibi bir şeyi daha önce hiç hissetmemişti.
Bu İpeği Büyü Lifi ve ya kenevirden yapılan kıyafetler ile karşılaştırmak kendini bilmez bir hareket olurdu. Yapılan analiz sonuçları bu ipeğin Cehennem Güveleri’ nin kozasından yapıldığını göstermişti.
(kıyafet üretimi için) sadece kozaya bağımlı kalınmasa da Cehennem Güveleri çok tehlikeli canavaralardı… Aslında şu anda kullanımda olan kumaştan daha iyisinin olduğuna kimse inanamazdı.
Her ne olursa olsun bunun üretim tekniği elde edilmeliydi.
Bu üretim tekniği ile ülkenin spesiyali haline getirilebilirdi.
Eğer şehir ele geçirilirse bu çıkarlar elde edilebilirdi.
İstemsiz bir şekilde, Kralın umutsuzluk içerisindeki yüzü arzu ile şekillenmişti.

Sıkıntı (canavarları) zapt etmekti.
Bu konu hakkında Kralın bir planı vardı.
Daha önceden Kiliseden Kardinal Nicolas Spertus ile irtibata geçmişti.
Acil bir büyü mektubu büyü hattı üzerinden iletilmişti.
İçeriği canavarlar ülkesi hakkındaydı. Mektup kiliseye sıkıntı çıkarmamak ve bu “ortak” probleme çözüm bulmak için titizlikle kaleme alınmıştı.
Kral Edomarisu’ nun bile Kardinal Nicolas ile tanışmışlığı vardı.
Çıkarları için her şeyi yapabilecek pislik bir adamdı, tabi ki Kiliseye çamur atılmadığı takdirde. Bu tiplemedeki biri sadece kendi çıkarlarını düşünürdü. Bu şekilde düşünmesi normaldi.
Mektupta aynı zamanda bundan sonraki olası iletişimin bir ulak tarafından yapılacağı da yazılmıştı. Bu ulak canavarlar hakkında bir uzman olabilir gibi gözüküyordu.
Kral şaşkınlığını saklayamadı.
Aslında Kilise eğer karşılaşılan durum büyük bir tehdit değilse hareket etmezdi.
Düşünülecek olursa, bir canavar şehrinin bir tehdit olarak algılanıp algılanmayacağı da bir muamma…
Bu sırada Kral Edomarisu her şeyi aklından geçirdi.
Kilisenin var olmasının nedeni canavarların ve insanların anlaşamaması fikriydi.
Bu uzlaşı ile birlikte nasıl hareket edileceği düşünülmüştü.
Kilise için insanlara hiç zararı olmamış canavarları zapt etmek doğru bir gerekçe olarak sunulabilir miydi?
Ancak, peki ya bir ülke bu durum karşısında yardım isteseydi? Muzaffer bir ordu toparlayarak bir zapt edici güç oluşturabilirlerdi.
Anladım, yani bu Kardinal Nicolas’ ın amacıydı. Ve bu şekilde Edomarisu ikna olmuştu.
Eğer Kilise ülkesindeki asker eksikliğini giderebilirse bu savaş zafer ile sonuçlanabilirdi.
Dahası, Kilisenin de desteği ile bu Kutsal bir Savaş bile olabilirdi!

Bu savaşı yönlendirmek ve Kutsal Savaşı komuta etmenin onurunu da sahiplenmek, bu kesinlikle elde etmem gereken bir şey.
Bunu yaparak gücümü temellerimi sağlamlaştırabilirim ve üst sınıf aristokratların pozisyonlarını da (güçlerini) zapt edebilirim.
Ancak, bu stratejiyi yönetebilmemi kaçınılmaz kılmam çok fazla önem arz ediyor.
Bu toplantı işte bunun için düzenlenmiş bir saçmalıktı.

Üst sınıf aristokratlara bir kez daha bakarak, hiç birinin bir kelime etmediğini kontrol ederek,
Şimdi, kendime bunu hayata geçirebilmemi sağlayacak boşluğu yarattım.
Durum elverişliyken saldıracağım.

[Her bir Lorda sormak istemiştim, eğer bu yük sizin için çok fazla ise…]

Ve bunu dedim sanki kelimelerime devam etmek istemezcesine.

[Majesteleri, beni kabalığım için affedin! Görünüşe göre canavarlar şehri maceracılar ile ticarete girmiş. Ve bunu gölgelerden destekleyen de Brumund Krallığı. Eğer durum bu ise şehre saldıracak olursak komşu ülkeler bize cefakâr bir şekilde bakmayacaktır…]

[Evet, bu doğru, dahası Cüce demircilerin desteğine de sahipler ve kendi teknolojilerini ilerletme çabası içindeler…
Eğer ordularımızı harekete geçirirsek komşu ülkelerin gözleri üzerimizde olacaktır…]

İki soylu görüşlerini belirtti.
Farmas Krallığı’ ndan Marki (Marquis = Dük ve Kont arası soylu) Muller takipçisi Kont Hermann ile soyluları destekleyen gruptanlar.
Kral dilini çıtlatmak istedi ama dayandı,

[Hoo, o zaman ne yapmamızı öneriyorsun?]

Bu şekilde iki adama sordum.
Diğer ülkeler izlese de Kilisenin desteğini arkamıza aldıktan sonra yumruğumu TAK diye oturturum.
Ancak bunu onlara şimdi söylersem çıkarcı aristokratlar zapt konusuna ilgi duyacak ve bunu yönetmek için kapışacaklardır.
O şehir direk Kralın diktası altında olacak. Orada elde edilecek karı diğerlerine bölecek göz yok bende.
Sorgulanan ikili birbirlerine baktılar,

[Neden bir ulak yollamıyoruz? Eğer bu şehir ile iletişime geçersek canavarların tehdidi azalacaktır ve kesinlikle kısa dönem ticaretten kar elde edebiliriz. Daha sonra turistik merkezleri hizmet çerçevesi altında korumaktan vergi alabiliriz. Buna ek olarak eğer yolun güvenliği de pazarlanırsa Cüce Krallığı ile olan ticaret çok daha karlı olacaktır!]

Marquis Muller, temsilci olarak, cevap verdi.
Kont Hermann da cevap niteliğinde kafa salladı desteğini göstermek için.
Kesinlikle söylediklerinde gerçeklik vardı. Veldora ortadan yok olduğunda savunulacak yerler (yol üzeri güvenlik noktaları) daha önce de yapıldığı gibi tekrardan savunmaya alınabilirdi.
Bu kabul gören bir fikir ve yok saymaya gerek yok.
Ticaret yollarını yeniden çizmeleri göz ardı edilebilecek olsa bile ülkenin çıkarlarını ellerimizden almış olmaları ayrı bir konu.
Marquis Muller ve Kont Hermann arazilerinin Ormana sınırı olmasından dolayı arazilerinin güvenliğinden endişe ediyorlar. Buna ek olarak Marquis Muller’ in toprakları Brumund Krallığı’ na karasal sınır ile komşu durumunda, yani ilişki durumları iyi.
Bu nedenler dolayısıyla canavarları zapt etmeye karşılardır.
Brumund’ dan rüşvet almış olabilir…
Ancak öyle ya da böyle karar verilmişti.
Sonuçta Kral olduğundan gelecek avuçlarının içerisindeydi. İşgal fikri çoktan kafasını ün ve zenginlik ile doldurmuştu.

[Nedenlerinizi anlıyorum.
Ancak, sizlere sorarım, bir canavara güvenebilir misiniz?
Gelecekte, eğer canavarlar birden bire saldırıya geçerlerse, kim olacak bunun sorumluluğunu üstlenen?
Sizin vefalı vatandaşlarınız, halkınız, onların malları ve yaşamları, hepsini koruyabilecek misiniz?
Masanın diğer tarafında oturanlar canavarlar. Daha insanların fikirlerini bile anlamayı beceremeyen canavarlar, insanlar ile birlikte yaşamak için yaratılmadılar!
Bunun üzerine iyi düşünün, düşüncesizliğinizi üzerinizden attınız mı?]

Bunlar sorular soruldu hem gözdağı vermek hem de susturmak için.
Diye sordum ikiliye ancak yüzleri beyazladı ve cevap veremediler.
Bu doğaldı.
Sadece insanlardı, birbirlerine en fazla bu kadar güvenebiliyorlardı partner olarak.
Masanın diğer tarafında oturan Kral sahte olabilirdi ve sahte bir Kral ile antlaşma imzalamak kötü bir karar olurdu.
Eğer onlara güvenirsem bunun geri dönüşü olmayacaktır.
Canavarlar ile sempati kurarsam daha sonra devamlı ne olacak diye tetikte olacağımdır.

Temsilcilerinin iyi halli biri olduğunu raporu okuduğumdan biliyordum ama bu kesin olarak belirtilmemişti.
Muhalefeti yılanın deliğine çekmek için bir hamle yapmıştı Kral.
Eğer birisi karşı çıksa da artık karar verilmişti.
Daha başka başkaldıranın olmadığından emin olarak Kral hamlesini yaptı.
Bu şekilde Farmas Krallığı adı altında Canavar Şehri “Tempest” i zapt etmek için bir ordu toparlanacaktı.
Üst Sınıf Aristokratlar ayrıldıktan sonra uşak bir adamla birlikte içeriye girdi.
Adamın ismi Reihumi idi.
Bu Kardinal Nicolas’ ın yollamış olduğu “ulak” idi.

[Beklenildiği gibi, buraya kadar geldin, Ulak-dono. Bugün bir ordu toparlamaya karar kıldık.]

[Bu çok iyi. Kardinal çok memnun olacaktır!]

[Karşı fikirde olan bazı soylular fikirlerini beyan ettiler ama en sonunda susturuldular.]

[Bu beklenilecek bir şeydi. Ancak birisinin canavarları korumak istemesi, işte bu beklenilmedik bir şey. Bunun gibi birisinin haddinden gelecek misin?]

[H-Hayır ve buna sarf edebileceğim gücüm yok. Bunun gibi bir şeye….]

Birbirleri ile selamlaştıktan sonra Kral esas konuya girdi.
Beklenilmedik bir şekilde ulağın şiddet içeren gözleri vardı, sanki sonu gelmez bir kuyu gibiydiler, delilik ve tanımlanamayacak bir ürperti gözlerinden arada kaçıyordu onunla göz teması kurulduğunda.
Farmas Krallığı için bir ordu toparlanmasına gelince Kilise desteğini sunmaya söz vermişti.
Ulak ile konuşulan tek şey buydu.
Ulak bunu resmi bir talep olarak kabul etmişti. Kilise canavar zapt etmek için birlikler gönderecekti.
Savaş gücü açısından, 3000 profesyonel canavar avcısı mevcuttu. Ayrıca özel bir istisna yaparak 1000 tane de Kiliseye bağlı şövalye göndereceklerdi.
Kilisenin Şövalyeleri standart ekipman olarak büyülü kılıçlara sahipti, bu tarz kılıçlar canavarlar üzerinde özellikle etkiliydi.
Yollanan Anti-Canavar birlikleri arasında çok parlak şahsiyetler de vardı.
Evrim geçirmiş canavarlar bile onların kudreti karşısında kontrollerini kaybetmiş kendini bilmez bir topluluğa dönüşecektir. Sayıları benzer olmasına rağmen aralarındaki kalite farkı online bir oyunu bedava oynayan bir şahıs ile paralı bir oyuncu gibi olacaktır.

Kral Edamarisu bunun gibi kudretli bir savaş gücünün olmasından dolayı rahatlamıştı.
Kendi şövalyelerinin sayısı 5000 idi ve yanlarında 4000 Kilise “görevlisi” vardı.
Paralı asker sayısı 3000 altında olmayacaktı.
Sayıları toplayınca, harp üzerinde tecrübeli asker sayısı neredeyse 12.000 idi. Kadınları ve canavar askerleri de eklerseniz neredeyse 10.000 daha eklenecekti bu sayıya.

Pekâlâ, bu canavar zaptı seferi bitince Kahraman Kral olarak dilediği gibi hareket edebilirdi.
Kiliseye gönderilecek yardımları arttırması gerekecekti ama yakında elde edeceği karı göze alınca bu hiçbir şeydi.
Ulak ve Kral arasındaki gizli konuşma kapsamlı olarak devam etti.
Kıskançlığı, hırsı ve arzuları nedeniyle açgözlülüğünü frenleyen balatalar artık çalışmıyordu.
Yakında büyük bir kötülük Tempest’ i kaplayacaktı…

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Sabrınızdan dolayı teşekkür ederim finallerim yeni bitti,
Andy’ nin Nesi Var daki Andy’ nin de dediği gibi Geç olsun Güç olmasın.
Ana sayfadaki resim güncellenmiştir.

12 thoughts on “065. Felaketten Önce

  1. Bölümü okumadan şunu belirtmek isterimki
    Adam yaşıyormuş mutlu oldum
    Ankara saldırısında öldü dediler
    Trafik kazasında öldü dediler😀

    Geri döndün sevindirdin bizi.

    Bölüm için teşekkürler😀

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s