051. İnsan Şehrine Doğru

051. İnsan Şehrine Doğru

003. Kraliyet Başkentinde Yaşam

.

.

.

Youmu’ nun grubunu aramıza kabul edeli iki hafta oldu.
Ana yol hakkındaki planımız da sıkıntısız bir şekilde ilerliyordu.
Düşüneceğinizin aksine Ön Saf Birliği üyeleri baya çalışkan.
Hobgoblin gardiyanları ile de araları sıkı fıkı.
Şehrin canavarları istekli bir şekilde kuralları tasdilerken insanlara karşı da beklenmedik derecede arkadaşça davranıyorlardı.
Gardiyanların ve birlik üyelerinin birbirlerine aşağılayıcı bir şekilde davranacaklarını düşünüyordum, sonuçta insan ve canavar düşmanlığı mevcut, ama yanılıyormuşum gibi gözüküyor.
Muhtemelen eskiden holiganlar ve zorba olduklarından kendilerini değiştirmeye çalışıyorlar.
Youmu’ ya gelirsek, insanları kendisine çeken biri olabilir.
Bir çeşit karizması var taşıdığı havada.
Bu yüzden ona bırakılan sorumlulukları bile kolayca düzenleyebilmeyi başardı – bizimle işbirliği yapma arzusu bunu etkilemiş ya da etkilememiş olsa bile.
Goblin Binicileri şehrin çevrelerinde koruma ve nöbet görevlerindeler ama sayıları çok fazla.
Bu yüzden, yardım çağrılarına gideceklerinde on binicinin Ön Saf Birliğine yardım etmesine karar verdik.
Onlar için bunun gibi bir yardımın isteğinde bulunulmasını bırakın teklif edilmesini bile beklemeyeceklerinden mutlu bir şekilde kabul ettiler.
Ancak, bu iyiliğin karşılığını ödemekte ısrar ettiler, bu yüzden bize formasyon taktikleri, kılıç yetenekleri ve diğer bildikleri mesleki bilgiler öğrettiler.
Öğrettikleri şeyler arasında yemek çeşitlerimizi artıracak oldukça popüler olan hayatta kalma teknikleri de vardı.
Bu fazla çeşitliliğe neden olmayacaktı ama yine de minnettar olacağımız bir şeydi.
Bu şekilde aramızdaki ilişki daha da iyileşmeye başladı.

Ve kısmen birbirimize güvenmeye başladığımız sırada, birlik üyelerinin bir teklifi vardı… Yok, daha çok bir istekleri vardı.
Silahlarının bakımında yardımcı olabilir miyiz diye sordular. Görünüşe göre bizim kullandığımız ekipmanların kendi kullandıkları ekipmanlara göre üstün olduğunu olgusu onların canını sıkmaya başlamış.

[Evvela, canavarların bu kadar yüksek kalite ekipmanlar kullanıyor olması hile gibi bir şey!]

Üyelerinden birisi dedi, bütün grubunu temsil ederek.
Açıkçası, bende katılıyorum buna.
Cücelerin teknolojik desteğini aldığımızdan beri ideal denebilecek ekipmanında çok üstünde ekipmanlar üretebiliyoruz.

[Fufun! Yani, hey. Cüce zırhları dünyadaki en iyisi!]

Kaijin mutlu bir şekilde cevap verdi.

[Yok, yok… Bu öyle olsa da, neden Üstat Garm bu şehirde? Bunu ilginç buluyorum!]

Cabal da şüphesini belli etti.
Cüceler arasındaki elit – Garm. Kaijin de işinin ustası ve işinin uzmanı Kurobee de var.
Şehrimizin demirci ocağı herhangi başkentinkiyle kolayca eşit durumdadır.
Dahası, Gabil de arada bir mağaradan ham maddeler getiriyor; yani bol bol değerli malzemelere sahibiz.
Eğer insanlar bunu öğrenseydi kesinlikle birden çok alıcıyla karşılaşırdık ancak satmayı amaçlamıyoruz.
Daha bütün ekipman setine sahip olmayan Hobgoblinler var.
Sayılarımız o kadar fazla ki isteği karşılamada sıkıntı yaşıyoruz.
Kurobee’ nin kopyalama yeteneği ile bile – [Araştırmacı]’ dan elde ettiği – bir eşyanın yapımı zaman alıyor, sonuçta benim yeteneğim [Ulu Ermiş] gibi hızlandırılmıyor süreci.
Kesinlikle elle yapmaktan daha hızlı ama yine de tek bir kişi o.
Bu yüzden zanaatkâr olmak isteyen genç kız ve erkekleri öğrencileri olması içim topluyor ve bütün eşyaları hepsinin görebilmesi için fabrikada üretiyor.
Belki de bu gençlerden bir kaçı gelecekte bir gün gerçek birer zanaatkâr olabilirler.
Yani, gelecekte uzman zanaatkârların ortaya çıkabilme olasılığını da düşünürsek Kurobee’ nin şu an ki hareket şekli uzun vade de çok iyi olacaktır.

[Neyse, sıkıntı yok – isteğinizde! Ne zaman müsait olursam ekipmanınızı göstermek için gelebilirsiniz!]

Kaijin hafif bir şekilde kabul etti isteklerini.
Büyük olasılıkla öğrencilerinin çalışmaları için kullanmayı düşünüyor bu durumu.
Kalbi yumuşak gözükebilir ama aslında aşırı açıkgözlü bir yaşlı adam.

[Uooooooo! Kaijin-san’ dan da beklenilen budur! Sözlerine bakın!]

[Oi oi, emin misin?]

[O zaman benimkine de bakın!!!]

Benzer sevinç belirten haykırışlar ile çevrelenmişti.
Gösterdiği anlayışlılığına karşın rahatlamış hissetmeliyim herhâlde.

.

*Dosu, Zusha, Boko, Bokon!*

Bu hep birlikte düşmememizin sesiydi.
“Düşmemiz” derken Benim, Benimaru’ nun, Souei’ in ve Shion’ un düşmesinin.

[Wahahaha! Beceriksizsiniz, beceriksizsiniz, beceriksizsiniz, beceriksizsiniz!!!]

Düşmanımız yüksek sesle gülerken haykırdı. Kim olabilir? İblis Lordu Milim tabi ki.
Onunla sahteden bir kapışma düzenledik, dörde kaşı bir, ama pekiyi gitmedi.
Ejder Muştalarını da kullanıyor, ellerinden hiç çıkarmıyor. Bir keresinde yemek zamanı çıkarmasını istedim bütün gün surat astı.
Bunu istememeliydim ondan? Yok, bu kesinlikle etik bir hareket olmadı.
Bu sefer takmasını istemem iyi oldu, ama yine de yemek sırasında bu geçerli değil.
Sanki bir ders alıyormuş gibi Milim ile günlük olarak dövüşüyoruz.
Ama aşırı güçlü – o kadar ki komik bile denebilir buna! Onunla düello yapmak imkânsız bu yüzden dörde karşı tek kapışmaya karar verdik.
Absürt bir güç, hilemsi bir yetenek ve sonu gelmez fiziksel dayanıklılık.
Düşman olmadığımıza minnettarım.
Hakurou’ nun da onunla bir kez kapışmasını sağladık, maalesef onun saldırıları bile etkili olmadı. Ancak yine de iyi bir şekilde dövüştü, bu da baya etkileyiciydi.
Cüce Kralından hissettiğim ezici güç ve Milim’ in sahip olduğu sınır tanımaz güç, aralarındaki fark çok fazla. Bu kadarını devamlı bir şekilde yenilirken anladım.
Cüce Kralıyla kapıştığım zaman eğer [Ulu Ermiş]’ in savaş modunu kullanmış olsaydım belki onu yenebilme şansım olurdu.
Ama bunun gibi bir şey Milim’ in önünde anlamsız, yetenek ve ya strateji olayı değil.
Değişik türde güçlü olmanın yolları var, ha…?
Bu şekilde günde üç kere dövüşüyoruz ve iki hafta öncesine göre baya güçlendik.
Hakurou kapışmaları inceliyor, yeteneklerini mükemmelleştirdiği için bunun gibi kapışmalardan fazla bir şey elde etmeyecektir.
Bize gelirsek, yeteneklerimiz o kadar eksikti ki son iki haftada tanınamayacak kadar geliştik.

[Baya iyileştin! Eğer Rimuru şimdi bir İblis Lordu olmak isterse bunu sonuna kadar, kesinlikle desteklerim!]

Milim mutlu bir şekilde haykırdı.
Bir İblis Lordu olmayı düşünmüyorum!
Ayrıca, bugün yirmi dakika bile dayanamadık, kesinlikle başarısızız.
Eğer kendime İblis Lordu dersem bu tarihi kayıtlara geçene kadar hayatta kalamam.
Benimaru, Souei ve Shion Hakurou’ dan ipuçları aldıktan sonra çalışmaya geri döndüler.
Ne kadar canlı bir gruplar.
Onların kapışmasını izlerken,

[Bu arada Milim, sen neden bir İblis Lordu oldun?]

Birden bire merak ederek bunu sordum,

[Eveeeet, bunun hakkında… Nedeni neydi ki? Bir sürü kötü ve berbat şey olmuştu değil mi?]

[Neden bana soruyorsun?]

[Nedeni yok. Çok iyi hatırlayamıyorum, çok uzun zaman önceydi; unuttum!]

Milim üzüntüsünü ve korkularını sanki hatırlamamak istiyormuşçasına bir yüz ifadesine sahipti.

[Anladım. Yani, eğer unuttuysan hatırlamaya gerek yok!]

Bir çocuk gibi görünmesine rağmen Milim antik bir İblis Lordu.
Duyduklarıma göre, en genç İblis Lordu en azından 200 yaşındaymış.
Bu benim can düşmanım Leon Cromwell; sıradaki avım.
Başka genç İblis Lordları da mevcut; beş yüz yaşı civarlarındalar ve dünya savaşını tecrübe etmişler.
Milim yaşlı nesilden.
Diğer bir deyişle, akıl almaz bir süredir hayatta-yaşıyor.
Büyük olasılıkla çok fazla arkadaşı yoktur. O kadar uzun zamandır yaşıyor ki bir sürü yakın arkadaşını kaybetmiş olmalı…

[Hey, senin hakkında endişelenecek aile ve ya arkadaşların var mı? Burada kimseye haber vermeden kalmanda sıkıntı yok mu?]

Birden bire endişelenerek sordum.
Sorduğum anda,

[Ah!!! Unuttum. Aynen… Geri geleceğim! Biraz uzun sürebilir ama en fazla 2~3 yıla dönerim. Geri geleceğim!]

Aniden haykırdı.

[Ne? Çok ani değil mi bu? Hey, şimdi mi gideceksin?]

[Mu, evet. Yani, bir daha hiç görüşemeyeceğiz gibi bir şey yok, görüşürüz!]

Dedi ve üzerini hemen Gotik elbisesine değiştirdi.
Bu Kıyafet Değişimi Büyüsü – gerçekten kullanışlı bir büyü.
Onun bana öğretmesini isterdim bunu ama doğal olarak yapabildiğimden gerek yok.
Normalde birden fazla ekipmana sahip olanlara önerilen bir şeymiş.
Bundan önce 〈Boyut Büyüsü〉öğrenmen gerekiyormuş ve öğrenmesi de baya zormuş.
Üzerini değiştirmeyi bitirdiğinde bana bir gülümseme ile baktı,

[Pekâlâ, o zaman, hemen döneceğim!]

Birkaç kelime söyledikten sonra uçtu gitti.
Bir çıt bile çıkarmadan sesten hızlı bir şekilde uçtu.
Birden bire geldiği gibi aniden gitti.

[Hmm? Milim-sama bir yere mi gitti?]

Shion sordu,

[Evet. Yapması gereken birkaç şeyi hatırladı, en fazla 2 ~3 yıla döneceğini söyledi.]

[2 ~3 yıl mı? Ne kadar kolay bir şekilde bunun gibi zorlu bir yolculuğa çıkabiliyor ve baya uzun bir zaman, öyle değil mi?]

[Ama onun gibi bir ömre sahip olan biri için, 2 ~3 yıl kesinlikle 2 ~3 gün gibi bir şeydir?]

[Herhalde öyledir!]
[Belki de yeni elbisesini ve Ejder Muştalarını arkadaşlarına göstermeye gitmiştir…]

Shion son cümlesin mırıldanırken Onilerde katıldı fikrine.
Durum bu olabilir belki de.
Eğer aldığı hediyeleri arkadaşlarına göstermeye gittiyse bunu için 2 ~3 yıla ihtiyaç duyması normal olacaktır.
Bunu gibi bir şeyi hayal etmeye çalışırken hayal gücümüz biraz abartılı olmuş olabilir de, yine de arkadaşlarına hava atmaya gittiği konusuna ikna olduk.
Ciddi yüz ifadeleri Milim’ e yakışmıyor.
Ve şimdi gittiği için kendimi biraz yalnız hissettim. İki haftalık süre zarfı içerisinde baya yakınlaştık onunla.
Ne kadar garip bir İblis Lorduydu.

Ama halimize üzülecek zamanımız yok.
Onun ayrılması aynı zamanda bir şans.
İnsan köylerine şimdi gitmeliyiz. Sıkıntı olup olmadığını kontrol ettikten sonra bir dahaki sefer Milim’ i de yanımda götürürüm.
Bir şeyi yayınlamadan önce içeriğini kontrol etmek önemli sonuçta.
Üç salak iki hafta kalmayı planlıyorlardı gizlice canavar parçaları toplayarak.
Bunları zapt görevlerini bitirmek için kullanıyorlar değil mi;? Bu şekilde hile yapmalarına izin var mı acaba?
Yani, sonuçta bu benim problemim değil ama sessizliğimi satın almalarını sağlayacağım; beni insan şehirlerine götürttürerek (rehberlik)

[Bu yüzden yolu göstereceksiniz bana.]

Dedim dertli yüzlerine karşı.

[Anladık, danna!]

[Yolu göstereceğiz! Bu arada Kraliyet Başkenti’ nde de duralım mı yolda?]

[Arka sokakları iyi biliyorum, biliyor musun?]

Kabul ettiler.
Bunu onlara bırakacağım.
İki gün sonra yola çıkmayı planladım.
Rigurdo’ ya bunu açıklamaya gittiğimde çoktan yolculuk için çantalar hazırladığını gördüm. Ne kadar hamarat biri şu Rigurdo. Büyü halkasını mağaraya gitmek için kullandıktan sonra Gabil’ e beni orta saflıktaki ilaç deposuna yönlendirmesini sağladım.

[Oh, Rimuru-sama! Bekliyorduk sizi!]

[Ah, Rimuru-dono! Bunun gibi bir yerde çalışma fırsatını bana sunmuş olduğunuzdan çok sevinçliyim!]

Giderken Bester’ ın laboratuvarına uğradık.
Kaijin’ in aksine Bester’ ın arkasını toplaması gereken çok fazla insan olmadığından kendisini tamamen araştırmasına adayabiliyor.
Yani burası onun için cennet gibi bir yer olmalı.

[Yemeklerini aksatmıyorsun değil mi? Uyumayı unutmuyorsundur?]

Sordum, endişeli bir şekilde.

[Tabi ki. Yemekler arasında çok fazla çeşitlilik olmasa da çok lezzetliler. Bu yüzden hiçbir öğünü atlatmadan yiyorum. Uykuya gelirsek, biraz hor davranıyorum ama burada bir yatak hazırlattırdım. Ayrıca arada bir uyumamak vücut için iyidir!]

Hayır, değil…
Diye düşündüm ama sevdiği işi yapıyor, bu yüzden onu “fazla yorma kendini” diyerekten bırakmaya karar verdim.

[Ah, bu arada Kurobee’ nin kopyalaması ile buradaki üretim arasında, hangisi daha verimli?]

Sordum,

[Burada çalışmalarımızı hızlandırıyoruz. Gerekli elemanları ve ekipmanları topladıktan sonra Kurobee-dono’ ya bel bağlamadan üretimi gerçekleştirebileceğiz.]

Dedi.
Hipokte Çimini yetiştirmek zaman aldığından üretim hızının o kadar artmasına ihtiyacımız yok.

[O zaman, beş kişi civarında insanı burada laboratuvarda yardım etmeleri (üyeleri olmaları) için yollayım mı?]

[Hmm… Onlara temeli de öğretmem gerek bu yüzden on civarı iyi olur. Sonuçta arkamda variste bırakmalıyım.]

Şu anki üretim hızıyla bir ilacı sulandırmak üç saat sürüyor.
Kurobee aynı şeyi bir saatte gerçekleştirebiliyor.
Ben anında yapabiliyorum ama yapmaktan kaçınıyorum. Bunu benim katılımım olmadan da yapabilmeliler.
Bu şekilde acil durumlarda bensiz halledebilirler.
Ancak, şu anda orta saflıkta ilaç yapabilmek için benim iyileştirici ilaçlarımı ayrıştırmaya odaklanıyorlar. Bunu yapmak ve 〈Filtre Yaratımı〉’ nı kullanmak Bester’ ın işi. Tek başına bunu gerçekleştirmesi zor olacağından Gabil’ in elemanları da yardım ediyorlar. Dragonewt’ lere evrim geçirdikten sonra görünüşe göre basit büyüleri kullanabilir hale gelmişler.
Eğer Bester’ dan başka üç kişi kullanırsa hızı üç katına çıkıyor.
Her saat tek bir ilaç üzerinde çalışıyorlar. Yani, yirmi orta saflıkta ilaç üretebiliyorlar. Normal 8 saatlik bir iş gününde 160 ilacı stokumuza ekliyorlar.
Mükemmel bir üretim bandı yarattık burada.
Eğer çimi yetiştirmekte başarısız olurlarsa onlar diğer işlerle meşgul olurken Bester’ da araştırmalarına devam edecektir, mantıklı.
Planlarını onayladıktan sonra Rigurdo’ ya haber vermek için ayrıldım.

Şimdiye kadar Bester uyumadan çalışıyordu, günde seksen adetten fazla üretiyordu.
Büyük olasılıkla şehri geleceğe hazırlamak içindi bu. Depodan 500 adet aldıktan sonra midemde depoladım.
Bunları insan şehirlerinde satarak büyü taşları almayı planlıyorum.
Kaijin ile fiyatlarını daha sonra belirleyeceğiz.

[O zaman her zamanki gibi devam edin. Bester-dono’ ya gelirsek, kendini fazla yorma!]

[Lütfen bunu bana bırakın! Sizin için etimi dişime takarak çalışacağım!]

[On kişi olayını sana bırakıyorum!]

Beni uğurladılar.
Daha sonra Kaijin’ , görmeye gittim iksirleri satacağımız en düşük rakamı belirlemek için.
Düşük kalite ilaçlara iksir deniyor ve tanesi 3 gümüşe satılıyor.
Bu aslında baya fazla. Bir kişinin bütün günlük kazancının ilaca yatırabildiğini hayal edebiliyorum.
Ancak bu ilaç çoğu yarayı hatta ciddi olanların bile %20’ sini iyileştirebiliyor.
Yaraların sadece %10’unu iyileştirebilen ve acil durumlarda kullanması zor olan〈İyileştirme Büyüsü〉ile karşılaştırıldığında fark ortada, bizim ilacımız iki katı daha etkili. Yüksek Kalitedeki ilaçlar %50’ sini iyileştirebiliyor ama konu dışına çıkıyorum. Fiyatı ne olmalı?

[Dinle, danna. Fiyatı iki katına çıkarma. 15 gümüşün altına da bir adedini satma
Bu acemilerin alacağı bir şey değil. B sınıfı ve üzeri maceracılar için bir ürün.
Fiyatını daha da yükseltmekte bir sıkıntı yok! 20 gümüş civarlarına satmayı hedefle.]

Kaijin hevesli bir şekilde açıkladı.
Dediğine göre, bu ilaç çok kullanışlı, yani eğer fiyatı çok düşük koyar ve fazla talep alırsak sıkıntıya düşeriz.
Eğer kar elde etmezsek büyü taşları da alamayız. Bu yüzden tanesine 20 gümüş zekice düşünülmüş bir fiyat. Belki şahsi ilaçlarımdan da bir iki tane satmalıyım.
Dediklerini onayladıktan sonra mitingi sonlandırdık.
Ve bu şekilde hazırlıklarımızı tamamladık.

Ertesi gün üç ahmakla buluştum.
Hazırlıklarını bitirdikten sonra beni bekliyorlarmış.
Eğer ana yolu takip edersek direk Farmas Krallığı’ na varırmışız.
Youmu’ nun üzerinde fazlaca konuştuğu Kont’ un arazisine.
Ve bu da açgözlü Kont ile görüşmek demek, yani yok almayım.
Bu yüzden ormandan gideceğiz.
Küçük bir ülke olan Brumund’ a gitmeyi hedefliyoruz.
Özgürlük Birliği Lonca Ustası ile görüşerek gelecekte ne yapacağımıza karar vermek için.
Bu dünyada tekrar doğalı bir yıl geçti.
Ve en sonunda bir insan şehrine yola çıkıyorum.

 

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

9 thoughts on “051. İnsan Şehrine Doğru

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s