049. Fırtına Milim

049. Fırtına Milim

003. Kraliyet Başkentinde Yaşam

.

.

.

İblis Grucius ve Myulan Ormanda insan kılığına girmiş yürüyorlardı.
Yakında insan birliği ile karşılaşmayı bekliyorlardı.

Her Kurt Adam gibi Grucius’ un dönüşmedenki dış görünümü insandan çok fazla değişmiyordu.
Lycanthrope Kralı Karion’un güç arayışında kendine İblis Lordu demesinin üzerinden beş yüz yıl geçti.
Bu, eski İblis Lordlarının yeni İblis Lordları ile değiştiği çalkantılı zaman sırasındaydı. Dünya Savaşı olarak adlandırılmıştı ve bu her beş yüz yılda bir tekrarlanıyordu. Ve işte bu zaman gerçekleşti,
Karion ve diğer üç İblis Lordunun doğduğu zaman.
Frey de onlardan biriydi.
En genç olarak değerlendiriliyordu, Savaşta en az tecrübeye sahip olan İblis Lordu Karion ve en son doğan İblis Lordu Leon Cromwell de aralarındaydı.
Bu şekilde doğan yeni altı İblis Lordları yeni neslin bir parçasıydı.
Eski nesil, diğer bir yandan, bunun gibi iki savaşı atlatmıştı ve diğerlerinin gücünü solluyordu.
Bu yüzden yeni nesilden olan İblis Lordları etki alanlarını genişletmek istiyordu.
Karion da bu kişilerden biriydi ve onun için güçlü varlıkları elde etmek doğal bir şeydi.
Grucius sadece yüz yıl önce İblis olmuıştu.
Kurt Adamların ömürleri insanlardan o kadar farklı değildi, tek farkları gençlik periyotlarının 30 ile 50 yıl arası sürmesiydi.
Aslında, yaşlanmaya başladıklarında, vücutları hemen zayıflamaya başlıyor ve iki hafta içerisinde genellikle ölüyorlardı.
Canavar (Hayvan) Ülkesi Kralı Yuurazania Karion, doğduğu günden itibaren yüce bir güce sahipti.
Kendi gücü ile bir İblis oldu ve hatta İblis Lorduna evrim geçirdi. Hakkında, bir İblis Lordunu tek başına alt ettiği dedikodusu bile vardı ama bunu gerçek olup olmadığı tartışmaya açık.
Grucius tek başına evrim geçirebilmek için yeterli güce sahip değildi ancak gizlilik ve savaş sanatlarında çok iyidi-yetenekliydi.
Yetenekleri sayesinde evrim geçirme şansını elde etti.
Kralın kanını içerek.
Bu seremoninin başarı oranı %10′ du. Buna dayanabilmek bile bir kahramanlığın işaretiydi.
Grucius bu sınamaya dayandı, tıpkı iğnenin ucundan iplik geçirmek gibi.
Bu şekilde Grucius, Kralı ile aynı Irka büründü ve aynı yeteneklerin yanında uzun ömrün sahibi oldu.
Şimdi bile, tekardan doğumundan yüz yıl sonra bile yetenekleri solmadı.

Grucius ile karşılaştırıldığında Myulan’ ın durumu çok daha karmaşıktı.
Normalde bir cadıydı. İnsanlar tarafından suçlanmış ve üç yüz yıl önce onlardan kaçıyordu. Evrimin sırlarını keşfettikten sonra onun faydalarını kendine bahşetti.
Yani, sonsuz gençliği elde etti.
Şu an neden İblis Lordu Clayman altında hizmet etmesine gelirsek, bu yaptıkları bir antlaşma yüzündendi.
Dört yüz yıl önce Clayman önceki İblis Lordunun yerine geçmeyi başardı.
Bunu gerçekleştirdiği an isimli canavar ve İblisleri avlayarak kalplerini yemeye başladı.
Onları kendisine sadakat yemini ettirerek üzerlerine-kalplerine bir lanet yerleştirerek sonsuza kadar hizmetçileri haline getirdi.
Myulan da bu kaderi paylaşıyordu.
Evrim geçirdikten sonra bir İblisin gücünü elde etmesine rağmen İblis Lordu Clayman’ dan güçsüz olduğundan yenildikten sonra kölelik laneti kabine kazındı.
Sonuç olarak, mevkii arttı ama bundan mutlu olacak bir durumda değildi.
Ve o zamandan beri Clayman’ ın kuklalarından birisi haline geldi.
Gelmudo gibi kendi hizmetçilerini arzulayan İblisleri anlıyabiliyordu.
Myulan bir fırsat bekliyordu; bu laneti kaldırarak Clayman’ ı alt etmek için.
Uzun hayatı ancak, bu fırsata karşı işliyordu.
Yeteneklerinin arasındaki fark uçurumlar kadardı.
Bu yüzden hizmetkâr hayatı devam etti. Yalnızca bir gün bu lanetten kurtulacağı umut etti…
Ve şimdi, günümüz.
“Görevin amacı bilgi toplamak; bu görevi kusursuzca tamamlayacağım!” diye düşündü, bir plan hazırlarken.
Kullanabileceği her ne varsa kullanacaktı bu Grucius ya da insan birlikleri olsun!
Her şey geçerliydi eğer bu onu özgürlüğüne kavuşturacaksa.
Clayman’ ın isteklerine uymaktan başka şansı yoktu.
Normalde sadece bir insan olduğundan bir tanesine dönüşmek hiç zor değildi.

.

Bir adam ve kadın Youmu’ nun grubunun önünde yürüyordu.
Ve hızlıca birliklerine katıldılar.
Kardeşiz dediler; bir abla ve küçük erkek kardeşi. Ama nereden bakarsanız bakın bu olağanüstü bir durumdu.
Youmu birlikteki diğerleriyle mutlu bir şekilde konuşan ikiliyi inceledi.
İmaparatorluğun kıyafetlerini giyiyorlardı; gözü memnun eden bir şekilde.
Şüpheli gözükmemelerine rağmen eğer az bir şey güce sahiplerse kesinlikle bu Ormandan çıkmayı başarabilirlerdi.
Jura Ormanı’ ndaki canavarlar tek başlarına o kadar güçlü değillerdi.
Yani, bu olgu doğru kabul edilirdi, eğer canavarlar hareketlenmeye başlamasalardı.
Şu an Ormana girmek gerçekten tehlikeliydi. Cüce Krallığı üzerinden yolculuk etmek çok daha güvenliydi.
“Gerçekten şüpheliler… Onlarla birlikteyken gardımı düşüremem.” diye Youmu kendi kendine akıl yürüttü.
Hikayeleri hakkında garip olan bir şey yoktu ve birliğin kalanına kendilerini kolay kabul ettirdiler (içlerini açtılar). İlk bakışta, sıkıntı yoktu, değil mi?
Ancak, içgüdüleri tam tersini söylüyordu ve bunun gibi durumlarda içgüdülerine güvenmeliydi. Şimdiye kadar böyle yaşamıştı Youmu.
“Yani, yetenekli gözüküyorlar, bu yüzden onları kullanalım!” diye karar verdi. Amaçları her ne olursa olsun Youmu da onları kullkanacaktı tıpkı onların onu kullandığı gibi.
Birlikte çok az kişi vardı ve sadece bir avuç kadarı özellikle yetenekli denebilirdi.
Yani iki güçlü kişiyi aralarına kabul etmek sadece onların yararına olurdu.

Esas şüpheli olanlar yakaladığı maceracılardı.
Onlara gizemli şehri tarif etmelerini emretmişti ve yalan söylüyor gibi gözükmüyordu. Bu nedenele şehir gerçekten var olmalıydı.
Kaçmaya pek gönülleri yok gibiydi bu sebeple onları çözdürttü.
Üçlü de birlikle baya iyi antlaşmıştı ve kendi başarıları hakkında hava atıyorlardı.
Görünüşe göre gerçekten maceracılardı.
Ama başka bir ülkeden geldikleri için onlar hakkında hiçbir şey duymamıştı. Ve sadece B sınıf olduklarından ülke dışında tanınmaları için yeterli üne sahip değillerdi.
Yine de yetenekli ve tecrübeli maceracılardı.

[Oh, yani ileride bir şehir mi var? Canavarlar tarafından yapılmış olan?]

[Evet, Evet! İlk kez oraya gittiğimizde bize Yakiniku getirdiler! Gerçekten lezizdi!]

[O zaman Dev Karıncalar tarafından kovalanıyorduk ve hayatım gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyordu!]

[Ama bunun sonucu olarak Rimuru-danna ile tanıştık, bu yüzden bu olayın yaşamış olamaktan memnunum.]

[Bu Rimuru-danna da kim oluyor peki?]

[Ah, şehrin Lordu! Şehirin nüfusunun genelini Hobgoblinler oluşturuyor ve onları yöneten Rimuru-danna!]

[Ne? Bir Slime’ ın hizmetkarları mı var?]

[Aynen! Rimuru çok şirin bir Slime!]

[…Aslında, millet, bunları öylece açıklamamızın iyi olduğuna emin misiniz? Ben dahil değilim buna, tamam mı?]

[… Onları oraya götürdüğümüzü düşünürsek saklamak için bir neden göremiyorum. Aslında yanlış fikre sahip olup, hata yapıp sıkıntı yaratmaları daha kötü olmaz mı?]

[Evet… “Bir daha gelmeyin!” eğer bunu derlerse, ağlarım…]

[Daha banyolara bile girmedik…]

Dikkatsizliklerinden ve ya bir şey planladıklarından mıdır bilinmez ama ne sorarsanız cevap veriyorlardı.
Youmu gizli amaçlarını hayal edemiyordu.
Ama bu şehir çok garip bir şeydi, nasıl var olabilirdi?
Bir hayal için fazla detaylıydı.

[Ah! Vardık!]

Hırsız Sınıfına üye Gido haykırdı.
Youmu atından indi kontrol etmek için. İleride, ağaç gölgelerinin altında bir şehrin duvarlarının siluetini görebiliyordu.
Doğruydu dedikleri. Ama bu sadece tansiyonunu arttırdı.
Canavarlar tarafından inşa edilmiş bir şehir, kolay kolay alışalıcak bir konsept değildi.
Ama işte oradaydı.
Yılanlar ve İblisler tarafından mı karşılanacaktı…?
Youmu’ nun yüzünde korkusuz bir gülümseme belirdi bir an ve şehre doğru ilerlemeye devam etti.

* * *

Milim’ e şehri gezdiriyordum.
Bu beklediğimden daha zor bir görevdi.
Eğer küçük bir çocuğu lunaparka götürdüyseniz dediklerimi anlarsınız.
Bir saniye kafanızı çeviriyorsunuz ve ortadan kaybolmuş. İşte tam böyleydi durum.

[Oii! Ne dedim sana kafana göre koşmak hakkında!]

[Wahahahaha! Orada! O da ne?!]

[Dinle beni! Sadece dediklerimi bir an dinle!]

[Wahahahaha! Noldu? Dinliyorum?]

Hayır dinlemiyorsun.
Garip bir şekilde heyecanlanmıştı ve ortalıkta ordan oraya koşuşturuyordu.
Biraz önce Gabil ile tanıştığı an,

[Ooooh!!! Bir Dragonewt! Wahahaha! Sıkı çalışıyor musun?]

[Evet! Ben Dragonewt Gabil! Peki ya sen kimsin? Ufaklık!]

*Buchi!*

[Ha? Bir şey mi dedin? Bir kere ölmeyi denemek ister misin?]

Gabil’ in dizine yavaşça tekme ettı ama dengesiniz kaybetti ve düştü daha sonra yumruğunu tam midesinin ortasına gömdü.
Bir “Gofu!” sesi çıkararak ölümün döşeğindeydi Gabil.
H-hey, bekle bir saniye… Yakıp yıkmayacağına söz vermedi mi…?

[Dinle, aptal! Şu an kendimi çok iyi hissediyorum bu yüzden bu kadarla yetineceğim (bu kadarla yürümene izin vereceğim) Bir daha beni asla küçük görme! Cidden, kim ufaklık, kim…]

Dedi. Biraz daha ve ölüm, ha?
Ne kadar dehşet verici bir kız bu Milim! Ya da açık açık korkutucu mu desem?
Gabil’ in şansına prototip iyilerştirici hapı taşıyordu. Büyük olasılıkla Kurobee’ ye bir istekte bulunacaktı.
Ama bu orta saflıktaki hap ile bile vücudu tamamen iyileşemedi.
Herkese tek atabilecek bir yumruktu bu gerçekten. Muhtamelen tüm gücünü de kullanmadı bir de.
Ama şimdi durum bu olduğuna göre, eminim yakıp yıkmama sözü artık geçerliliğini yitirdi.

Gabil sürünerek uzaklara gitti.
İyiniyetli bir kafa sallamayla Milim ona el salladı.
Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi,

[O adam cidden sert! Onu biraz daha doğru yola sokmama ne dersin?]

Lütfen bunu bana sorma, diye düşündüm.

[Yok, asla! Güçsüzlere zorbalık taslamak iyi bir şey değil!]

[Mu? Anladım… Güçsüzlere zorbalık taslamak iyi değil! Biliyordum bunu!]

[O-oh, eğer bunu biliyorsan şu andan itibaren…]

Sadece bu kadarını isteyebildim-talep edebilirdim.
Yani, onu durduracak bir yöntemim yok.
Patlayıcı kızgınlığına sadece Gabil’ in tek kurbanı olmasını umut edebilirim.

Ve buna benzer şekilde ona çevreyi gezdirdim.
Zırh yapımını izledi ve bir set istedi.
Kıyafet yapımını izledi ve Goblinaların kıyafet giydirilen bir oyuncak bebeğe döndü.
Tarım alanlarını inceledi ve araziyi sabanla sürdü. Daha önce onun kadar hızlı arazi sürebileni görmemiştim.

p-383
Ve bu şekilde gün geçti.

Akşam oluncaya kadar şehirdeki herkes küçük despotun hakkında bir şeyler duymuştu.
Liderleri yemek salonunda bir araya toplayarak, kendini tanıttı.

[Ben Milim Nava! Memnun oldum!]

Bunu dedi.

[Hmm? Milim bir İblis Lordunun ismi değil miydi?]

Günü alıştırma yaparak geçiren Benimaru, Souei, Hakurou ve Shion bu soruyu mırıldandı.

[Haha, ne halt söylüyorsun? Bir İblis Lordunun burada olmasına imkan yok!]

Benimaru soruyu reddederek güldü.
Bu hiç iyi değil. Böyle giderse, başka Gabil stili bir trajedi yaşayacağız.
Durumu kurtarmaya çalıştım ama

[Rimuru-sama ile nasıl bir ilişkiniz var acaba? Arkadaş mı oldunuz?]

Souei sordu.
Milim, bir az önce patlamak üzere gözüken Milim şimdi çekingen bir şekilde kıpır kıpırdı.
Yüzü kıpkırmızıydı.

[Um, yani… arkadaştan çok… yakın arkadaşız!]

[Öylemiydi, lütfen kabalığımı affedin. Ben Souei, Rimuru-sama’ nın sadık hizmetkarı. Lütfen bana iyi bakın!]

Souei’ den beklenildiği gibi. Yakışıklı ve buna yakışacak nazik bir dile sahip.
Aslında, Milim-kun ne zaman yakın arkadaş olduk biz?

[Umm, ne zamandan beri yakın arkadaşız biz?]

Çekinerek sordum.

[Eh? Değil miyiz?]

Gözlerinde gözyaşları oluşmaya başladı. Gözyaşından hızlı bir şekilde ancak yumruğunda enerji toplamaya başladı!!!

[Şaka yapıyorum! Çok yakın arkadaşız! Sonsuza kadar en iyi arkadaşlarız!]

Hızlıca ekledim, tehlikeden kaçarak.
Nerdeyse bir mayına basacaktım. Bir Gabil durumunun bir daha gerçekleşmesine izin vermeyeceğim.

[Anladım! İnsanları şaşırtmakta iyisin!]

Kocaman güldü.
Basit biri, basit ama anlaşması-ilgilenmesi zor biri.
Şu andan itibaren dikkatsizlik yasaklandı, diye düşündüm aydınlanmanın bir başka evresine ulaşarak.
Benimaru hala durumu anlamadı. Onu daha sonra uyarmam gerek.
Souei’ den farklı olarak bir kadının kalbini (duygularını) hiç anlamıyor, benden bile kötü bu konuda.
Eğer yakışıklı olmasaydı kesin herkes ondan nefret ederdi.
Salak insanlar her zaman en sonunda eziyet çekiyorlar.
Problem, Milim’ in eziyetine karşı hayatta kalamayacağı.
Konuşma bu şekilde bitti ve yemek getirildi.
Milim mutlu bir şekilde yemeye başladı.
Ben de insan halime büründüm ve maskemi çıkardım.
Milim bunu görünce,

[Ah! Yani Gelmudo’ yu öldüren sendin! Anladım!]

Dedi.
Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle.
Bu açıklamaya karşılık ortamda bulunan diğer kişiler farklı tepki verdiler. Bana baktılar, bir açıklama istiyorlardı.
Onları kandıramayacağım gibi görünüyor.

Yemek bittiğinde Milim uyumaya hazırdı.
Bu yüzden Shuna’ nın onu misafir evine götürmesini sağladım. Acaba yatak hakkında da şikayet edecek mi…
“Yatak istemiyorum, tatami altlığı ile bir futon istiyorum!” gibi bir şeyler söyleyerek.
Yani, elimde olmayanı veremem. Bunu Shuna’ ya bırakacağım.
Sonra, bugün olanları herkese açıkladım.

[Anladım… Gerçekten çok güçlü bir yumruktu… Babamın cennetten el salladığını gördüm!]

[Ne? Görünüşe göre hala toparlayamamışsın kendini, Baban hala hayatta senin!]

[Ah! Doğru. Ne kadar kabayım!]

Gabil’ in cevabı bir yere, herkes şaşırmıştı.
Yani tabi ki, bir İblis Lordu birden bire karşımıza çıktı.

[Ama, not olarak, ona taşkınlık yapmaması için söz verdirttim, o yüzden bir sıkıntı olmamalı, değil mi?]

Diye sorduğumda,

[Aslında, bütün canavarların sözlerini tutamayacakları gibi bir şey yok, biliyor musunuz? Cüce Kral’ın dediklerinin doğru olamasına rağmen yaptığı açıklama hepsini kapsamıyordu.]

Kaijin cevap verdi.
Hakurou ve diğer Oniler kafa salladı bunu karşısında.

[Rimuru-sama, mesela, yalan söylemekte bir sıkıntım yok benim.]

[Benim de, aslında baya iyiyim bile denebilir!]

Souei ve Benimaru ekledi.
Yani?

[Diğer bir deyişle…]

Açıklamalarına göre sadece birden bire doğan canavarlar yalan söylemekte sıkıntı çekiyormuş.
Ebeveynler tarafından dünayaya getirilenler buna bağlı değilmiş. Ayrıca Cüce Kralın söyledikleri “Büyü ve kendi benliğinin üzerine yemin etme” hakkındaymış.
Bunu [Ulu Ermiş] ile soruşturmayı ihmal etmemeliydim.
İblisler bu kurala bağlı ama normak canavarlar değil.
Bu nedenle…

[Milim istediği gibi yalan söyleyebilir?]

[Bu anlama geliyor…]

Hakurou kafa salladı.
O zaman, ne yapsak ki?

[Ancak, problem çıkarmak istiyor gibi görünmüyordu ve çıkarsa bile onu durduramayız, öyle değil mi?]

Bende bu analize katıldım. Birlikte çalışsak bile başarısız olurduk.

[Evet. O yüzden istediğini yapmasına izin verelim ve durum en kötünün de en kötüsüne giderse o zaman Rimuru-sama’ ya onu durdurttururuz. Yakın arkadaşlar, sonuçta!]

[[[İtirazımız Yok!!!]]]

NE!!! Benimaru seni piç.
Tam artık çok geç diye düşündüğüm an benim “bırak diğerleri üstünden kalksın” politikam beni sırtımdan vurmuş gibi gözüküyor.
Yapacak bir şey yok, bir iç çektim.
Ve bu şekilde herkes benim İblis Lordu Milim’ den sorumlu olduğumu düşündü.

Bu şekilde Fırtına Milim’ in ilk günü sona erdi.

 

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

TL Not: Bu bölümü çevirmek güzeldi, eğlendim.
10/10
Gabil de en sonunda durum-acı ölçer olarak bir şeye yaradı.
10/10.

14 thoughts on “049. Fırtına Milim

  1. sadece üç kere mi ben daha fazla bakıyorum🙂 ellerine sağlık bu arada güncele varırsın umarım pek çok çevirmen güncele ulaşmak kötü bişeymiş gibi tereddüt ederler harbi çeviren kişi tereddüt etmez novel dünyasında hiç çevrilmemiş birsürü novel ve web novel var önemli olan kendi hızında olması ben şahsen senin çevirilerini seviyorum açıkça bekletmiyorsun 3-4 günden fazla
    tekrardan ellerine sağlık🙂

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s