047. Şehrin Spesiyali

047. Şehrin Spesiyali

003. Kraliyet Başkentinde Yaşam

.

.

.

İblis Grucius Kurt Adam Irkındandı,
Üstün casusluk yetenekleri ile değer kazanmıştı ve İblis Lordu Karion tarafından gizli bir göreve atanmıştı.
Söylediklerini anımsıyordu,

[Onları incele ama dikkat çekmemeye önem ver; eğer başka İblisler de görürsen onlardan önce davranarak Onileri bizim tarafımıza davet et!]

Kendisinden başka İblisler mi? Bunu sorduğunda Karion önceki açıklamasına eklemede bulundu,

[Clayman ve Milim de kendi elemanlarından yollayacak. Onlarla çalışmak beni tiksindirdiğinden dediğim gibi hareket et!]

Bunları dedi gözlerini kaçırarak.

[Ah! Karion-sama! Neden gözlerinizi kaçırdınız? Acaba kontrol etmesi sıkıntılı tipler mi?]

Bu soruyu duyunca Karion’ un bir saniyeliğine kafası karıştı ama bu karışıklık hızlıca yüzünde kocaman bir gülümsemeye yerini bıraktı.

[Anladım! Sen Milim’ i tanımıyorsun, öyle değil mi? Yani durum bu ha… Anladım, anladım!
Tamamdır! Sıkıntı yok, durum buysa, Milim’ in elemanı hakkında ya da kendisine bunu diyen kişi hakkında, ona karşı gelme!
O mutlu kaldığı sürece her şey yolunda! Sana tamamen güveniyorum!]

Dedi.
Grucius, Karion’ un yok saymaya çalıştığı sorusunun üzerine düşünüyordu.
“Milim” olarak hitap ettiği kişi büyük olasılıkla İblis Lordu Milim Nava idi; Grucius’ un bile hakkında bir takım bir şeyler duyduğu ünlü İblis Lordu.
Kesinlikle güçlü biriydi. Ama sadece gücü düşünülürse Karion-sama’ ya rakip olamaz; en kötü senaryo ondan güçlü olması olur.
Kişiliği şu şekilde özetlenebilir, sinir eşiği düşük, kibirli, acımasız ve kendini beğenmiş. Hakkında hiçbir zaman iyi şeyler söylenmiyordu.
Ancak, neden onun astından korksun ki?
Grucius İblis olalı 100 yıl olmuştu yani doğal olarak Milim hakkında bir bilgiye sahip değildi, en azından dedikodular hariç.
Yakında, daha doğrusu buluşma noktasına vardığında bu cahilliğinden pişman olacaktı.

İblis Myulan kendi talihsizliği üzerine hayıflanıyordu.
Diğer İblis Lordlarının elemanları ile çalışmak zaten kötüydü. Ancak aralarında İblis Lordu Milim’ in ta kendisi mevcuttu.

[Durumun bu hale gelmesinin sorumluluğu tamamen bana ait…]

İblis Lordu Clayman dedi,

[Ama senin haricinde elden çıkarabileceğim piyonum yok. Gelmudo’ yu kaybetmemiş olsaydım onu gönderirdim ama… Bu konu hakkında yapabileceğimiz bir şey yok, öyle değil mi? Gitti ve öldü sonuçta!]

Bu konu hakkında daha fazla konuşulmayacaktı.
İblis Lordu Clayman, Kukla Ustası olarak adlandırılmıştı; arkadaşlarını ve astlarını kuklalar gibi kontrol ediyordu.
Onun için Myulan elden çıkarabilecek bir piyondu, Myulan da karşı koyacak irade yoktu.
İblis Lordu Milim’ i çok iyi tanıyordu.
Bu yüzden İblis Lordu Clayman ona bir emir verdi.

Diğer İblis Lordlarını oyala ve zayıflıklarını öğren!

Bu kadar.
Duruma Milim’ in de dâhil olmasından daha fazla bir yaptırım imkânsız olurdu.
Myulan kabul etti.
İblis Lordu Milim katiyen salak biri değildi. Sinir eşiği az ve küstah diye adlandırılıyordu ama bu doğru değildi.
Dahası normal olmayan bir algıya sahipti bu yüzden onu kandırmak çok zor olurdu.
Bu yüzden, onu kandırmamaya çalışmak verilecek en doğru karar olurdu.
Ama Myulan’ ın Milim’ in gönderdiği kimseye karşı dikkatli olmasına gerek yoktu.
Ve yine de Milim’ e karşı gardını almıştı.
Neden uyanık olmasının gerektiğini anladı, İblis Lordu Clayman ona biraz önce nedenini aktarmıştı.
Muhtemelen, İblis Lordu Karion’ da bunun farkındaydı.
Nedeni,

[Oh, yani benim görev arkadaşlarım sizsiniz, ha? Ben İblis Lordu Karion’ un astı Grucius!]

[Tanıştığımıza memnun oldum, ben İblis Lordu Clayman’ ın astı Myulan!]

[Ben Milim!]

Milim’ in yolladığı kimse ortalıkta yoktu.
İşte durum buydu.
Ve bu şekilde üçlü randevu noktasında toplandı.

* * *

Cüce Krallığı ve Canavarlar Ülkesi arasındaki antlaşma iki taraflı işbirliğinin şahidiydi.
İki ülkenin temsilcisinin bunu imzalamış olması geçerliliğini doğruluyordu.
İki ülke arasında bu kadar kolay bir şekilde antlaşma yapılabilir miydi?
Bu bilgim dâhilinde olmadığından, sordum,

[Hmm? Bu bir problem değil. Tanrılar, ruhlar ve kutsal atalarım üzerine yemin ettiğimden sahtekârlık yapamam. Ve sen de bir insan değilsin değil mi?
Kontratın da yetkisi yüzünden, yalan söylersen silinirsin, bilmiyor musun bunu?]

Mantıksız bir cevap aldım. Bu yüzden [Ulu Ermiş]’ e sordum.
Görünüşe göre Canavarlar yakan söyleyemiyorlarmış. Ben bu çok önemli olgudan tamamen habersizdim.
Yalan olarak düşündüğümüz şeyleri aktaramıyormuşuz. Ancak bu insanları kandıramayacağımız anlamına gelmiyor; gerçekleri söyleyerek bunu yapmak mümkün, mesela belli başlı doğruları söyleyerek onları buna inanmaya itelemek gibi.
Ancak, kontratların durumunda daha önce bahsettiğim şeyleri kullanarak yalan söylemek tamamen imkânsız.
Yani yalan batağından bir şekilde konuşarak çıkabilirsen sıkıntı yok ama eğer resmi bir şekilde yalanını açıklarsan benliğin siliniyormuş (ölüyor).
Bu her canavarı bağlayan bir kural.
Ancak doğum ile dünyaya gelen canavarlar her zaman bu kural ile bağlı değiller ve bazen yalan söylemeyi beceriyorlar.
Goblinler istedikleri gibi yalan söyleyebiliyor. Diğer yandan Üst Sınıf Canavarlar ve İblisler bu kuralı benimsiyor ve kontratlara sadık kalmaları ile biliniyorlar.
İblisler yalan söylemiyor. Çoğu zaman kurnaz olarak betimlenmelerine karşın aslında baya saf bir Irklar.
Ve insanlar buna inanmaya başladıkları zaman dikkatsizleşiyorlar ve ruhlarını kolayca kaybediyorlar…

[Bir canavar olmana rağmen bunu bilmiyor muydun? Rimuru, ilginçsin…]

[Daha doğalı çok olmadı, hala öğrenme aşamasındayım (?)]

[Öyle mi… neyse. Ülkeni tanımak için yaptığım onca şeyden sonra kazara bütün ülkeni silme! Senin hükmün bütün Ormanın güvenliliğini garanti ediyor. Lütfen!]

[Yani, şehri de yapmayı daha yeni bitirdik ve onu kaybetmeyi düşünmüyoruz bu yüzden elimizden gelenin en iyisini yapacağız!]

Ve bu şekilde antlaşmayı imzaladık.
Bu dünyanın alfabesini hala bilmiyorum ama en azından adımı yazabiliyorum. Bu kadarını canım sıkıldığında öğrendim.
Adımı yazdığım anda antlaşma parlamaya başladı ve ikiye ayrıldı.
Kâğıt, görünen o ki, Araştırmacılar tarafından yapılmış ve geçersiz kılmak için iki kopyaya da ihtiyaç duyuyormuşsun.
Ancak diğer taraf yaşadığı müddetçe belgeyi imha etmek imkânsız; kendi kendini yeniliyormuş.
Bir kere denedik ve dedikleri gibiydi.
Bu şekilde antlaşma tamamlandı. Bu kontrat iki ülke arasında saklanacaktı ve açıkça bildirmek sıkıntı olmasa da amacını gereksiz kılardı.
Dünyaya bildirmeye gerek yoktu.
Cüce Kral kopyasını kabul etti, memnundu.

[Bunu da sana bırakacağım!]

Dedi ve bir yumruk büyüklüğündeki kristali çıkardı.
Kabul ettiğimde,

[Bu bir iletişim kristali, kurumunu Bester’ a sor. Acil durumlarda kullan ve kendine iyi bak!]

Açıkladı ve Pegasus’ una bindi.
Bester’ a bakarken,

[Bester canının istediği kadar araştırma yapmalısın!]

[Kralım! Bu sefer, sizin beklentilerinizi düşürmeyeceğim!!!]

Bunları dedi ve cevabına kafa salladı.

[Hoşçakalın!]

Dedi ve uçtu gitti.
Birden bire geldi, birden bire gitti,
Bir fırtına gibi.

[Hey, Kaijin, ülkenizin bu kadar… Özgür iradeli bir Krala sahip olması iyi bir şey mi?]

[Kim bilir… Ama yüzyıllar boyunca hükmüne devam etti ve bir sürü başarısı var, yani bir sıkıntı olmamalı! Ama hayatımda hiç bu kadar bencilce hareket ettiğini daha önce görmemiştim…]

[Aman neyse! Onu burada eleştirebilecek en son kişi benim!]

Aynen, bende bir insan köyüne gitmeyi düşünüyorum.
Hareket etmemi kısıtlayacak bir şey söylemeyi düşünmüyorum.
Konuşmayı burada sonlandırarak alandan ayrıldık.
Güvenliğimiz daha mükemmel olmadığından antlaşmanın çalınması hiç komik olmaz.
“Kaybedersem acaba tekrardan ortaya çıkar mı?” gibi bir deney yapmayacağım.
Bu şekilde Cüce Krallığı ile bir antlaşma imzaladık.

Pekâlâ, Gazelle’ in geçen gün öğrettiği dersi düşünme zamanı geldi de geçi-

[Rimuru-dono, Kaijin-dono, sizden naçizane bir şekilde affınızı diliyorum! Benim burada çalışmam mümkün olabilir mi acaba?]

Bester düşüncelerimin arasına girdi.
Şimdi bahsedince, neredeyse bizi tuzağa düşürmüştü… Tamamen unuttum bunu.

[Açıkça konuşacağım, emirlerime itaat edebilecek misin? Her hangi bir canavar Irkına karşı olan ayrımı yasaklıyorum! Buna karşı sıkıntın var mı?]

[Tabi ki, hatalarımdan ders çıkardım. Evvela bu beni Kaijin-dono’ yu kıskanmaya iteledi…
Bu hatayı bir daha gerçekleştirmeyeceğim!
Sevgili Araştırmama bütün gücümle devam etmek istiyorum;
Bu isteğe asla ihanet etmem!]

[Fikrimce, yetenekli bir araştırmacıdan çok iyi yararlanırdım! Eğer her hangi bir şey olursa sorumluluğunu alacağım. Bu yüzden Rimuru-danna, lütfen onu affedin!]

Kaijin dedi,
Yani, benden çok sen, Kaijin, senin için sıkıntı olmaz mı…

[Eğer senin için sıkıntı yoksa, Kaijin benimde lafa dökeceğim şikayetim yok. Seni aramızda görmek bir zevk, Bester!]

Bu şekilde Bester yeni arkadaşımız oldu.
Ve aramıza katıldığından bir keşif yapacaktık, sonucunda şehrin meşhur ürünü ortaya çıkacaktı.

* * *

Hayatımın en kötü günü.
İblis Grucius acaba şimdiye kadar kaç kere iç çekmişti?
İblis Lordu Karion’ un koca gülümsemesini hatırlamak onu sadece daha da sinirlendiriyordu.
Bunu biliyordu, şerefsiz. Aslında yok, bunu bilmem gerekirdi.
Diye düşündü.
Sırtındaki kızın İblis Lordu’ nun ta kendisi olacağını kim düşünürdü ki?
Hayatımın en kötü günü.
Buluştukları an,

[Hey ufaklık. Kendini nasıl bir İblis Lordunun ismi ile anarsın? Efendine söylemeyeceğim bunu, bu yüzden hemen kendini tanıt!]

Bunu demişti.
Ve bunu dediği an bilincini kaybetmişti.
Grucius talihsizliğine hayıflandı.
Evvela, İblis Lordu Milim’ i hiç görmemişti.
Güzel parlak sarı saçlara sahip ve kısa boyluydu, kim olursa olsun onu rastgele bir çocuk sanırdı.
Kimse onun bu kadar (aşırı) güçlü olmasını beklemezdi.
Şirin bir yüz ifadesi olmasına rağmen ona ufaklık dediği anda yüz ifadesi değişti.
Yuvarlak gözleri keskinleşti ve dudakları acımasız bir gülümsemeye büründü.
Sonra, bilinci bulanıklaşmaya başladı.
İkinci bir kere darbe aldığında tamamen bilincini kaybetti ve bu bizi şu anki duruma getiriyor.
Myulan, diğer İblis, onu yok saydı.
Hayatımın en kötü günü.
Grucius hatasından ders çıkarıyordu. Bir İblisi dış görünüşü ile değerlendirmemek toplumsal sağduyu idi peki neden bunun gibi ölümcül bir hata yapmıştı…
Myulan biliyor olmalıydı.
Grucius darbeyi almadan önce göz kapaklarının açıldığını görmüştü; sanki “Ne halt yiyorsun seni salak?!” dermiş gibi.
O da aynı şeyi söylerdi, eğer bilseydi…
Hayatımın en kötü günü.
Eğer… Eğer bu durum ona açıklanmış olsaydı…
Ancak, Milim’ in gönderdiği kimseye karşı gelme denmişti.
Ama kendini bir ast olarak değil de açıkça ismi ile adlandıracağını kim düşünebilirdi ki…?
Bu Milim’ in fazla dürüst davranmasının bir hatası mıydı? Yok, bunun gibi şeyler düşünmek için artık çok geç.
O andan sonra, Grucius bir İblisi asla dış görünüşü ile yargılamamaya tembihledi kendini!

Ve şimdi,
Kurt formunda Ormanda koşuyordu.
Yenileme yetenekleri sayesinde bir şekilde dayanabilmişti.
Bilincini kaybettikten sonra sırtına binmesine izin vermesi için emredildi.
Tabi ki reddetmeyi aklından bile geçirmedi.
Myulan yanında koşuyordu.
İblisler için bunun gibi şeyler hiç yorucu değildi.
Ve bu şekilde üçlü bahsedilen şehre vardı.

* * *

Yeniden iyileştirici iksiri geliştirmekle meşgulüz.
Yani, etkilerini azaltmaya “geliştirmek” denebilir mi bilmiyorum.
%98 saflıktaki bir iyileştirici hapı on katı su ile seyrelterek iyi sayılabilecek %60’ lık saflıktaki ilaca çevirebilir miyiz?
Yapmayı denedik ama imkânsızdı. %20 saflığa sahip düşük kalite ilaca dönüştü.
Eğer kaliteli hapı kullanırsak saflık sadece %10 arttı.
Ve sonra Bester beklenmeyen bir keşifte bulundu.
Hipokte Çimi tarlamızı görmek istedi bu yüzden onu Mühürlü Mağaraya götürdüm.
Yıldız Kurduna binmekten önceleri korkuyordu ama hızlı bir şekilde alıştı.
Bu şekilde mağaraya girdik, Gabil girişte bizi karşıladı ve içeri kabul etti.
Tarım alanını inceledikten sonra Bester yeraltı gölünü incelemeye gitti.

[Rimuru-dono, Hipokte Çimi bu gölün yoğun büyü enerjisi sayesinde yetiştirilebiliyor, öyle değil mi? Peki, buradaki suyu deneyerek iksirin saflığını sulandırmayı denesek acaba ne olur?]

Anladım, en azından bu teorisini bir deneyelim.
Ve denedik. Orta saflıkta (%40) ilaç elde etmeyi başardık.
Tabi ki daha yüksek saflıktaki bir hapı kullandığımızda saflığı %50’ ye çıktı.
Ne kadar harika, büyük bir başarı.
Ne kadarını sulandırabiliriz onu da test ettik; tek bir hap 20 orta saflıkta ilaç çıkarıyordu.
Kaijin’ e kafa sallarken; çak bir beşlik.
Başardık.
Canavar Ülkesi Tempest’ in ilk spesiyaliydi bu.
Belki birbirleriyle baya uyumlular bunlar.

[Hah, ortama baya samimisin Bester, sana burada bir oda hazırlamamıza ne dersin?]

Bunu bir şaka olarak söylemiştim ama,

[Bunu gerçekten yapar mısınız? Bu mağara içinde yaşamama izin vermeniz, (çılgın) bilim araştırmalarım için daha ne isteyebilirim ki!]

Gözleri adeta parıldayarak bunu dedi.

[Emin misin? Burada B+ sınıfında Kırkayaklar var, biliyorsun değil mi?]

[Hmph, sıkıntı yok. Bu şekilde göründüğüme bakmayın aslında büyü konusunda baya iyiyimdir!]

Kaijin’ e baktım ve kafasını sallıyordu. Yalan mı söyledi?

[Verdiğin karadan pişman olmadıkça bir sıkıntı yok. Sana bir oda ayarlayacağız!]

[Sıkıntı yok dedim! Gabil-dono da burada sonuçta!]

Anladım, eğer Gabil buradaysa Bester zarar görmeyecektir, ha.
Memnun bir şekilde,

[Gabil, Bester’ ı sana emanet edebilir miyim?]

[Tabi ki! Ben buradayım sonuçta ve iki elemanımı bunula görevlendireceğim!]

Ne kadar güvenilir bir oldu çıktı.
Yine de kendini arada kaybetmesinden endişe duyuyordum ama anlaşılan başından beri zaten dayanıklıymış.
Ama son zamanlarda sakinleşmiş gibi ve Bester ile araları da iyi yani bu işi ona bırakmamda bir sorun yok.
Bu şekilde Bester’ ın araştırma laboratuvarını mağaranın içine kurduk.
Gabil iki elemanının mağaranın içindeki odayı korumasını sağladı ve sonucu aslında baya memnun ediciydi.
Ama buraya nasıl gidip geleceğini de düşünmemiz lazım.
Bunları düşünürken,

[Rimuru-dono buraya büyü halkası çizebilir miyim? İçeride çizmek zor olur ama hemen dışarıda çizebilirim. Çizebilir miyim?]

Daha önce Kara Yılanı alt ettiğim yere bir büyü halkası çizmek istediğimi söylemiştim.
Daha açık konuşursak aralarında hareket edilebilecek bir〈Büyü Ulaşım Sistemi〉halkası. Eğer iki benzer halkayı çizersen aralarında hareket edebiliyorsun – ışınlanma gibi.
Yani büyüyü sevmeye başladım demek çok doğru olmaz.
Kaijin de şaşırmıştı, Bester’ ın açıklamasını dinledi.
Canavarların birden bire şehrin ortasında ortaya çıkmaması şartıyla buna izin vermeye karar verdim.
Bester daha sonra bir tane evini içine bir tane de mağaranın içine halka çizdi, ulaşım problemini de çözdü.
Ama cidden ulaşım halkaları baya kullanışlı.
Tabi ki hemen bana da öğretmesini sağladım.
Gabil ve elemanları da bunu öğrendikten sonra rahatça mağara ve şehir arasında ulaşımı sağladık.
Bester gerçekten beklenmedik bir şekilde kullanışlılığı olan bir cüce.
Bu arada Bester burada gerçekleştirebileceği araştırmalar hakkında fanteziler kuruyordu.
Ona biraz iyileştirici hap ve iblis çeliği bıraktığımdan kendi başına araştırmaya devam edebilir.
Aynı zamanda onu Kurobee ve Shuna’ ya da tanıştırdım bu uzun bir muhabbeti başlattı.
Siyaset yerine, Bester bilim için yaratılmış.
Siyasi güce kafayı taktığı zaman baya sıkıcıydı.
Anlaşılan siyasi güç gerçekten adamı çürütüyor.
Ama cidden insanlar yapmayı sevdikleri şeyleri yapmalı tabi ki başkalarına sıkıntı çıkarmamaları şartıyla!

Ve Bester ile biraz zaman geçirdikten sonra, doğal bir şekilde arkadaşlarımızdan bir oldu.

* * *

Meditasyonunu bitirdikten sonra gözlerini açtı,
Loş ışığın aydınlattığı pahalı bir inin odasında Cüce Kral oturuyordu.
Kralın yerine geçerek, İstihbarat Birliğinin Liderinin oturduğu yerdi.
Kral güldü, bunun gibi ilginç bir şeyi tecrübe edeli uzun zaman olmuştu.

[Kralım, iyi misiniz?]

Birden bire yakınlarda bir gölge belirdi.
Bunun ne olduğunu hemen anladı, casuslarından biriydi.
Saraydan sıvışmış olması, sarayda büyük bir endişeye neden olmuştu.
Evvela, yüz kişi şahsi korumasıydı, onların birisinin bile fark etmeden girip çıkmasına izin vermesi akıl alamaz bir durumdu.
Tekrardan eğitilmeleri gerekiyor, diye Kral düşündü.

[Sıkıntı yok!]

Kısaca cevap verdi.
Bir sıkıntı olmazdı. Sonra, bu yeteneği kullanalı uzun bir zaman geçmesine rağmen [Ruh Hükmü]’ nü casusun üzerinde kullandı.
Ve İstihbarat Liderine aktardı,

(Pegasusu da yanında alarak Kraliyet Başkentine döneceksin! Bunu gerçekleştirdikten sonra her zaman ki gibi gölgelerde kaybol.)

(Emrettiğiniz gibi hareket edeceğim!)

Tipik bir diyalog.
Sırdaşı olan, İstihbarat Liderine güveniyordu.
Aynı yüz ve aynı vücuda sahiplerdi; araştırmacılar tarafından yaratılmış bir klon.
Bu sır sadece ikisi arasında paylaşılıyordu.
Bir yabancıdan farklı olarak, Kral [Ruh Hükmü]’ nü bu casus üzerinde mükemmel bir şekilde kullanabiliyordu.
Acil bir durumda bu onun kozuydu.
Cüce Kral Gazelle Dwargo, Slime ile geçen gün ki kapışmalarını hatırlıyordu.

O Slime baya güçlü olacak…

Sadece tepki hızı ile kılıcımı karşılayabildi.
Gazelle kılıcı Rimuru’ nun ellerinden ayırmayı düşünmemişti.
Rimuru’ nun kafasına vurmayı planlamıştı.
Ve bu saldırısına, saldırısında geç kalmış olsa da olmasa da, Rimuru tepki verebilmişti.
Ne kadar eğeleneli, diye kalbinin en iç noktasından düşündü.
Antlaşma hakkında ne olacağını bilmiyordu.
Ancak…

Beni hayal kırıklığına uğratma, Slime Rimuru!

Gazelle barış zamanının sonuna yaklaştığını hissetti.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

12 thoughts on “047. Şehrin Spesiyali

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s