032. Sahne Perdeleri Açılıyor

032. Sahne Perdeleri Açılıyor

002. Ormandaki Kargaşa
.
.
.
.

Önlerindekileri tozu dumana katarak Ork Ordusu Ormana doğru hareket ediyordu.

Ez Geç! Ez Geç! Ez Geç! Ez Geç! Ez Geç! Ez Geç!

Gözlerinde bir parıltı ile seslerini yükseltirlerken Ork Ordusu Ormana ilerlemeye devam etti.
Kafalarında normal olan bir düşünce bile yoktu.
Gözlerinin önünde bulunan her şey bir yiyecekti.
Bir sonsuzluk içerisinde açlık çekiyorlardı ve onları sadece bu yeme isteği ileri taşıyordu.

Yığıldı.

Bir kez daha bir silah arkadaşları yerdeydi.
Ama onların ağızları kulaklarındaydı. Daha fazla yemek! Diye düşündüler.
Normalde o, onların yakın silah arkadaşlarından biriydi.
Şimdi, sadece yemek için var olan bir et yığıntısıydı.
Hale nefes alıyordu ama bu onlar için etin tazeliğini gösteriyordu.
Cesedin yakınındaki şanslı olanlar parçalara ayırmaya başlamışlardı bile.
Ciğeri Birlik Komutanına ayırılmıştı ama gerisi kim önce davranırsa onundu.

*Guchaguchaguchagucha*

İğrenç bir ses arazide yankılandı.
Her zaman aç.
Ve güçleri onlar ne kadar açsa o kadar artıyordu.
Bu [Aç Kalanlar] Özel Yeteneğinin etkisiydi.
Yığılan silah arkadaşlarını yemeye devam ettikçe, açlıkları bastırılmadıkça, güçleri yükselmeye devam edecekti.
Onlar sayıları 200.000’ e varan Ork Ordusuydu.
Ork Lordu’ nun emirleri altında açlık cehennemi içersinde ilerleyen bir ordu.
Hiçbir zaman kurtuluşu göremeyecek bir ordu.
Sadece açlıklarını bastırmak için ilerleyen ancak hiçbir zaman bunu bastıramayan bir ordu…
Sonu gelmez bir cehennem.

Önlerinde Ogre Köyü vardı.
Normalde D sınıfı canavarlardı ve B sınıfında olan Ogre’ lere karşı yalnızca korku hissederlerdi, onları öldürmeyi düşünmek akıllarından geçmezdi.
Ancak…

Ez Geç! Ez Geç! Ez Geç! Ez Geç! Ez Geç! Ez Geç!

Ayakları durmuyordu.
Bilakis yemeye doğru koşuyorlardı.
Öfke içerisinde köpüren Ogrelere ve onların acımasız güçlerine doğru.
Ne kadar silah arkadaşları parçalara ayrıldı, ne kadarı yerlerde tanınmaz bir şekilde yatıyorlardı…
Ancak! Bu onları yemek olarak gören Orkların umurunda değildi.
Ağızları kulaklarındaydı.
Belki açlıklarını biraz olsun dindirebilirlerdi.
Bir Ogre yığıldı.
Hemen Orklar cesede giderek parçalarına ayırmaya başladılar.
Kanı içerek ve eti yalayıp yutarak. Ah… Ama bu açlıklarını bastırmadı.
Ama Orkların vücutları değişim gösterdi – Ogrelerin güçlerini özümsediler.
Arkadaşlarının şerefsiz Orklar tarafından mideye indirildiğini gören Ogreler ıstırap içerisinde çığlık attılar – haykırdılar.
Ezici gücün onların zayıflıkları üzerindeki üstünlüğünü görüp acı çekiyorlardı.
Yavaş yavaş güce sahip olanlar, Orkların aralarından ortaya çıkmaya başladı.

Silah arkadaşlarını yut ve güçlerinin kendi gücün yap!
Düşmanları yut ve güçlerini kendi gücün yap!

Ve bir daha yediler.
Ölüm korkusu olmadan. Bir gün güçleri Krallarını geçecek seviyelere ulaşacaktı.
Krallarını.
Nihai Ork, Ork Lordunu!

Marşları devam ediyor.
Ve şimdi bir kez daha önlerine yeni bir av çıktı.

.

Kertenkele Adamların Lideri raporu duyunca bembeyaz oldu.
En büyük korkuları gerçekleşmişti.
Rapora göre, güçlü Ogrelerin köyü tek bir günde ortadan kaybolmuştu.
Orklar tarafından silinip süpürülmüşlerdi.
Şüphe için bir yer kalmamıştı düşünceleri arasında.
Ork Lordu ortaya çıkmıştı.
Eğer sadece sayıları düşünülseydi; 200.000 D sınıfı Ork 10.000 C+ sınıfı Kertenkele Adama karşı, bu belki de beklenmeyen derecede adil bir savaş olabilirdi.
Ancak şimdi Ork Lordu var olduğundan onlar sadece D sınıfı canavarlar değillerdi.
Yeteneklerinin 1-2 sınıf artmış olmasını beklemek en iyisi olacaktı.
En azından C sınıfı, en kötü olasılık C+ sınıfı güçlere sahip olmuşlardır.
Sadece sayıları ile işgalleri yorulan birliklerimiz için dayanılamaz olacaktır ve tek bir kayıp bile karar verici darbe olabilir.
Dahası Ork Lordu’ nun benliği yüzünden erzaklarının bitmesini bekleyemezdi.
Sayıları azalsa bile bunun yerine güçleri artacaktı.
Üstelik eğer desteğin gelmesi gibi bir umutları olsaydı kendilerini içeriye (mağara ve labirent) kilitleyebilirlerdi… Ama şu an ki durum gözetildiğinde bu açlıktan ölmeleri ile sonuçlanırdı.
Saldırmaktan başka bir seçenekleri yok.
Lider acı acı karar verdi.

Gabilden, Goblinlerden destek toplamak için gitmiş Gabilden de haber yoktu.
Ancak eğer burada fazla zaman kaybederlerse düşmanları daha da güçlenecekti.
En kötü senaryo, birlikleri Gabil’i beklemeden savaşa sürmek zorunda kalabilirdi…
Aniden, daha önce hiç hissetmediği güçlü bir aura’ nın yaklaştığını sezdi.
Lider bu benliğe karşı koymamaya karar verdi.
Altındakilere seslenerek misafirin içeriye yönlendirilmesini istedi.
Kertenkele Adamalar doğal labirentin birkaç tünelini çökertmişlerdi ve bunların, birisi tarafından tekrardan açılması can sıkıcı olurdu.
Yaklaşan benlik açıkça bu kadar güce sahipti.
Şimdi yapması gereken tek şey beklemekti.
Altındakiler tarafından yol gösterilerek karşısına bir iblis çıktı.
Koyu bir ten rengi, mavi siyah saç, mavi gözler ve 190cm aşan boy.
Bir canavar için ince bir yapısı vardı. Ancak benliği sakinlik ve kusursuz güç yayıyordu.
Ezici gücünü hissettiği bir benlik.
Lider yanında birkaç savaşçı gardiyanları mevzilendirdi.
Tek bir kelime ile hepsine savaş pozisyonları aldırabilirdi… Ancak bu onların ölümü ile sonuçlanırdı.
Bu iblisi gördükten sonra Lider bu olguyu hissetti.

[Kusurumuza bakmayın, şu aralar sorunlu bir durumdayız ve gerekli misafirperverliği gösteremiyoruz. Sizin bu gün nasıl bir işiniz olabilir bizimle acaba?]

Genç Kertenkele Adamlar bu kelimelere sinirlendiler.
“Neden bu şüpheli karakterin önünde boyun eğmeliyiz” diye düşündüler.
Lider normalde bunun gibi düşünceleri övgü içerisinde karşılardı ama bu şimdi sadece onlara talihsizlik getirirdi.
Eğer onun bulunduğu ruh halini bozarlarsa, kesinlikle, şüphesiz bir şekilde hepsini katlederdi.
Ancak korkularının yanı sıra,

[Ciddi bir mesele yok. Sakinleşin.
“İsmim” Souei.
Efendim sizinle bir ittifak kurmak istiyor.
Bu neden ile gönderildim. Beni bir elçi olarak düşünün.
Sevinin. Lordum sizi terk etmeyi reddetti.
Dahası sizin müttefik gücünüz olmayı teklif ediyor. Cevabınız ne olacak?]

İlk cümlesiyle tamamen zıt bir şekilde bir konuşma sundu.
Kelimelerinin anlamları bir yana…
Yani, elçi kısa konuştu. Ancak görünüşe göre anlık bir karar istiyor.
Ama… Liderin düşünmesi gerekiyordu.
Souei. Diye adlandırmıştı kendisini bu iblis. Üzerlerinde mutlak güce sahip isimli bir canavar.
Ve bu derecedeki bir canavar birisine hizmet ediyor. Hizmet ettiği kişi ile ittifak kurarlarsa belki o şanlı Ork Lordu bile yenilebilirdi?
Dahası bir ittifak teklif ediyorlar esaret değil. Bu Kertenkele Adamların eşit muamele görmesi demek.
Kabul etmekten başka bir seçeneği var mıydı? Diye düşündü.
Ama o anda,

[Lider! Neden onun ağzını istediği gibi açıp konuşmasına izin veriyorsun? Nerden geldiği de bilinmiyor. Biz, gururu yüksek Kertenkele Adamlar onun gibi aklı bir karış yukarıda salakları yüceltmemeliyiz!]

[Aynen! Gabil-sama yakında dönmeli ve geldiğinde ezik Orkların haddinden gelebiliriz!]

[Evet. Efendileri büyük olasılıkla Orkların bizimle birleşmesinden korkuyordu. Bizden onu kurtarmamızı istemiyor mu? Ne kadar da şirin!]

Bu şekilde haykıranlar Gabil’ in adamlarıydı.
Ağzı açık kalmış bir şekilde Lider’ in yüzü terör ve keder içerisinde kıvrıldı.
Eğer karşınızdaki adamın gücünü hissedemiyorsanız ey salaklar bir ittifak teklifini geri çevirmeyi nasıl düşünebiliyorsunuz?…
Evet, konuşma tarzı biraz kabaydı. Ancak normal bir ayak askerinin bir elçinin önünde kaba davranması yakışık kalmaz. Dahası kendisinden daha üstün (rütbeli- güçlü) olan birine bunu yapması.
Eğer bu yolculuğu ona karşı bir saygısızlık olarak görülürse…
İkna görevlerine anlaşabilecek (orta noktayı bulabilecek) kişiliklere sahip elemanlar atadığını düşünüyordu ama bu ters tepmiş gibi.
Onu sinirlendirdik mi?
Bunu düşünürken Souei’ e baktı.
Gözlerini ayırmamıştı ama direk olarak Lider’in gözlerinin içine bakıyordu. Bu gürültücü salakları eğlendirmek gibi bir düşüncesi yok gibiydi.
Lider bir rahatlama hissetti.
Bilgisiz birkaç salağın konuşmaya leke sürmesine izin veremezdi.

[Sessizlik!]

Tek bir kelime ile grubu susturdu.
Sonra korumalarına işaret etti.

[Ne yapacağımıza ben karar vereceğim. Burada konuşmaya hiçbir hakkınız yok! Salaklığınız üzerine bu akşam düşünün!!!]

Gabil’ in elemanlarını hapishaneye yolladı.
Giderken de ses yapıyorlardı ama onlarla ilgilenecek zamanı yoktu.
Ve elçiye,

[Kabalıkları için özür dilerim. İttifakı kabul ediyorum. Ancak korkarım ki acele etmeliyiz. Normalde tarafsız bir bölge seçerek orada konuşmaları gerçekleştiririz ama bu şu anda imkânsız olabilir. Sizin buraya gelmenizi isteyebilir miyim acaba?]

İçindeki tedirginliği saklarken Lider bu soruyu sordu.
Açıkça onlardan üstün olan birisine onların ayaklarına kadar gelmelerini istiyordu! Elçinin sinirlenmesi için gereken her şey mevcuttu.
Ancak, elçi, Lider’in endişelerini takmadan cevap verdi,
[Anlaşıldı. Bu kadar hızlı bir karar verilmesi Efendim’ i mutlu edecektir. Sizinle birlikte savaşmaktan memnunuz. Son hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra size katılacağız. O zaman Lordumuz ile bir toplantı gerçekleştirişiniz. Düşündüğünüz gibi davranın!]

Çok doğal gibi Souei cevap verdi.
Reddedilme seçeneğini sanki aklından hiç geçirmemiş gibi görünerek.
“Reddetseydim Kertenkele Adamları yok mu edecekti?” bu düşünce Lider’ in başını doldurdu.
Kesinlikle fazla düşünmüyordu.
Karşısında bulunan iblis açıkça bu kadar güce sahipti…

[Size en fazla 5 gün içerisinde katılmayı düşünüyoruz. O zamana kadar hayatta kalmak için elinizden geleni yapın. Ve katiyen kendi başınıza savaşmaya çalışmayın!]

Bu sözleri geride bırakarak önündeki iblis yok oldu.
Bir ses bile çıkarmadan sanki geçip giden bir gölge gibi.
5 gün…
Bu kadar beklemeleri gerekiyorsa bunu becerebilirlerdi.
Ork Ordusu güçlenebilir ama şimdi destek güç umut edebilirlerdi.
Desteğin ne kadar büyük olacağını bilmiyordu, ancak sadece Souei bile tek başına gelseydi büyük olasılıkla savaşın eğilimini değiştirebilirdi.
Bu umuda bel bağlamak ve savaş gücünü saklamak burada verilecek en iyi karar.
Kararını verdikten sonra Lider bildirdi,

[Kaleyi tutun! Destek gelene kadar ne olursa olsun tutun!]

Ve karar belirleyici savaşı beklerken Kertenkele Adamlar labirentte saklandı.

.

.

Gabil uyandı.
Sonra olanları hatırlamak için biraz zamana ihtiyaç duydu.
Ve öfke ile dolarak zıpladı.

[Kendinize geldiniz Lordum!]

Endişelenen bir elemanı böyle söyledi.

[Endişe etmenize neden oldum. Görünüşe göre kapışmadan önce bir tuzak kurmuşlar…]

[Bir tuzak mı dediniz?]

[Evet. Fırtına Diş Kurları zeki bir aldatmaca hazırlamış… Efendilerini normal bir kurt gibi göstererek yollamışlar! Gardımı düşürmem için beni davet etmişler, ne kadar pis bir aldatmaca. Açık arazilerin efendileri diyorlar onlara ama sadece korkak ve basit aldatmacalar kullanan canavarlar! Adil bir şekilde kapışmayı planlamıştım ama görünüşe göre haklarında yanılmışım!]

[A.Anladım… Yani o şekildeydi. Bir kandırmaca olmasaydı Gabil-sama kesinlikle galip çıkardı!]

[Öyle miydi? Adi Kurtlar!!! Bunun gibi pis hileler kullanmak!]

Gabil bu tepkilere kafa salladı.
Dedikleri gibiydi. Onun yenilgisini açıklayabilecek başka bir neden olmazdı.
Ancak gururlu ve güçlü bir ırkın bunun gibi adi hilelere başvurması…
Gabil kurtlar hakkında hayal kırıklığına uğramıştı. (TL: Ben senin hakkında hayal kırıklığına uğradım)

[Ancak, onlar gibi hilebaz ve korkak canavarları gücümüze katmak işimize yaramaz! Bu düşündüğümüzde olan şey aslında en iyi olmuş olabilir.]

[Dediğiniz gibi!]

[Aynen, aynen!]

Grupları güldü.

[Bu arada, bu sadece kişisel düşüncem ama Gabil-sama’ nın sadece Baskıncı Lideri olarak kalmış olmasına inanmayı zor buluyorum.]

[Ne?]

[Yok yetersiz biri olduğunu kast etmedim. Daha ziyade tam tersi! O zayıf düşmüş Lider’ i izlemeyi ilginç buluyorum…]

[Devam et.]

[Evet. Lider emekliye ayrılmalı ve Gabil-sama Liderin yerine geçmeli. Eğer geçerse o zaman Orkların bizi küçümsemeleri için bir neden de kalmaz.]

[Tam da dediğin gibi! Gabil-sama’ nın gücünü bütün Kertenkele Adamların önünde göstermeliyiz, ona karşı gelenleri yok etmeli ve ırkımız için yeni bir çağ başlatmalıyız. Daha ne bizim ırkımıza mutlak mutluluk getirebilir!!!]

Gabil kafa salladı.

[Yani siz de aynı şeyi düşündünüz ha? Ben de ne zaman harekete geçsem diye düşünüyordum! Benim yanımda savaşır mısınız?]

Çevresine bakındı.
Kertenkele Adamlar yalnızca önlerinde yeni bir çağın başlangıcını hayal edebiliyorlardı.
Ve muazzam bir gücü ellerine geçireceklerinden eminlerdi…
Ve,

[Bizi temsil edecek misin?]

Aralarından biri sordu.
Gabil hafif bir şekilde kafa salladı.

[Anlaşılan zaman geldi… Pekâlâ! Birlikte savaşalım!!!]

Diye haykırdı.
Çevresinde mutluluk çığlıkları Kertenkele Adamlardan duyulabiliyordu.

Bu şekilde salak, sahneye çıktı.
Ve perde açıldıkça sahneyi karmaşa kaplıyordu.

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

10 thoughts on “032. Sahne Perdeleri Açılıyor

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s