030. Elçi

030. Elçi

002. Ormandaki Kargaşa

.

.

.

Gabil kolay bir şekilde Goblinlerin desteğini kazandı.

Gücümü bile göstermeden Goblinler hızlı bir şekilde bana teslim oldular.
Zavallı bir ırk sonuçta. Bana itaat etmezlerse onları zorla itaat ettireceğim.
Gabil tamamen Lider’ in söylediği kelimeleri unutmuştu.
Bütün köylerin depolarından erzaklarını getirmelerini ve bütün savaşçıların önünde hazır olmasını istemişti.
Goblin savaşçılarının sayıları 7.000’ e ulaşıyordu.
Parçalanmış deri zırlarlar ile birlikte taştan yapma mızraklarla döşenmişlerdi.
Güçsüz bir savaş gücü ama şimdilik iyi.
Savaşmaya cesareti olmayanlar çoktan kaçmıştı.

[Klan Şefleri! Buralarda başka bir köy var mı?]

Şefler birbirlerine baktı.
Bir tanesi gergin bir şekilde cevap verdi.

[Yok… Tam olarak bir köy olmasa da bir topluluk var…]

Bu da ne?
Sorudan kaçma tarzları Gabil’ i sinirlendirmeye başlamıştı.
Ve daha fazla baskı yapınca ona ilginç bir hikâye anlattılar.
Ancak bu hiç mantıklı değil, diye düşündü. Fırtına Diş Kurtları sürü halinde hareket eden güçlü canavarlardı.
Onların ezik Goblinlere hizmet etmeleri… İmkânsız!
Ve dahası çok daha saçma bir açıklamada bulundular.
Bu Goblinler bir Slime’ a hizmet ediyorlardı.
Bir Slime, en güçsüz ve ezik canavar! Hangi Kurt ya da Goblin bunun gibi bir canavara hizmet eder ki?
Söylediklerinin gerçek olup olmadığını öğrenmek istedi.
Kesinlikle bir şey var bu olayda diye düşündü. Eğer bu işi iyi hallederse Fırtına Diş Kurtlarını da eline geçirebilirdi.
Gabil bu yüzden karar verdi… Kendi yüce planı için.

Köy dedikleri yerde değildi.
Bu onu sinirlendirdi ama sakin kalmaya çalıştı. Kurtları kontrol edebilmek için büyük olasılıkla daha sakin olmalıydı.
Şimdiki Lider’i geçmek için kendisini daha iyi kontrol etmeliydi.
Bu yüzden, planı için, sabırlı olmaya karar verdi.
Gabil yüce planının önünde sadece bir engel gördü – bir ordunun eksikliği.
Eğer Kurtları kontrol edebilirse kesinlikle diğer Kertenkele Adamlar da onu izlerlerdi.
Düzlüklerin hâkimleri ve bataklıkların hakimleri tek bir bayrak altında birleşirse o ezik Orklardan neden korksun ki!
Gabil buna içinde bir parça şüphe bile olmadan inandı.
Orkaları geri püskürterek Jura Ormanı’ nın yöneticileri olacaklardı. Ve bu şekilde Gelmudo-sama onu hizmeti nedeniyle fark edecekti.
Bunun gibi büyük bir rüya için ne kadar gerekirse gereksin bekleyecekti.
Shisu Gölü’ ne çoktan yolladığı ana birliğe hazırda beklemelerini söylemişti.
Yeterince erzakları olmadığından hızlı hareket etmeliydi.
Kaybedecek zamanı yoktu.
Ve izlerin bulunduğunu belirten bir rapor aldıktan sonra hemen emir verdi.
Kendisi dâhil on elit asker seçti.
Dev Kertenkelelere binerek hedeflerine doğru koşturdular.
Kurtlar korkmaları gereken bir şey değildi, kesinlikle güçlülerdi ama ezik Goblinlere itaat ediyorlardı. Büyük olasılıkla bir sürüden geriye kalanlardı.
“Onları kendim eğiteceğim ve eski güçlerine geri kavuşturacağım!” diye düşündü.
Ah, kendisini ne beklediğini nasıl bilecekti…!
Kafasının içi Ormanın yöneticisi olmak ve Gelmudo-sama’ ya hizmet etmekle doluydu.

.

Kertenkele Adamların Elçisiyle görüşmek için şehrin girişine ilerledim.
Orada, misafirlerin ağırlandığı küçük bir kulübe yapılmıştı.
Katılan üyeler Rigurdo, Benimaru, HAkurou ve Shion’ du.
Shion’ dan çay hazırlamasını istedim ama bu pişmanlık ile sonuçlandı.
İnceliğin ve zarafetin getirdiği güzelliğini anlamıyor. Her şeyi bütün gücüyle hallediyor-yapıyor.
Sanki güç her şeydir diye haykırarak!
Temizlik yaparken “Her şey parıldayana kadar temizlenmeli” diye düşündü ve neredeyse binayı yıkacaktı. Neyse ki onu zamanında durdurabildik ve binayı bir daha yapmaya gerek kalmadı.
“İçten bir şekilde affınızı diliyorum!” diye haykırdı üzgün bir şekilde ama bu onun yanındayken gardımızı düşürebileceğimiz anlamına gelmiyor.
Ancak ondan çay istediğimde neredeyse havalara uçuyordu.
Bu kadar mutlu olamamış olmasını dilerdim.
Ve beklediğim gibi çay berbattı. Ama evvela bu gerçekten çay mıydı…?
İçinde garip bir çim olduğunu hissediyorum, wakame gibi görünen bir şey içinde yüzüyor. Kısacası bu içeceğiniz bir şey değildi. (TL: Wakame = yenebilir deniz yosunu)
Rigurdo, “Bu da ne… Açıkla kendini!” sorusundan korktuğundan çekinerek ters tarafa döndü.
Ne adam ama…
Benimaru sanki hayatı buna bağlı gibi gözlerini kapatmış ve buraya bakmayı reddediyordu.
Lanet olsun size…
Ve bizim sorunumuzdan habersiz bir şekilde övgü bekleyen Shion.
Bekle! Burada övülecek ne var ki?
Dualarımı ettikten sonra bardağı almak için hareket ettim.

[Ah! Çay, ha! Tam da ağzım kuruyordu!]

Bu kelimelerle daha yeni gelen Gobuta bardağı aldı ve hepsini içti.

*Guuuuuuuuuudo!!!*

Aferin! Kalbimin en derin noktasından seninle guru duyuyorum!
Shion’ un yüzü, ancak, pozitif duygulardan tamamen arınmış bir gülümsemeye dönüştü…
Bunu Gobuta fark etmedi… Fark edemezdi.
Ağzı köpüklerle dolmadan önce son bir *Gobu~!* sesi çıkardı ve *Bikun bikun!* kıvranarak yere düştü.
Bu mermiden son anda kaçtık. Orada olan ben olmuş olabilirdim.
Yüzü şaşkınlık içerisinde renk aldı. Shion kafasını hafif bir şekilde öne eğdi.
Ama beni kandıramaz Bundan sonra yemek yapması yasak.

[Ah, Shion. Yemek ve ya içecek bir şey sunmadan önce bunları önce bir Benimaru’ nun kontrolünden geçir!]

Anladığına emin olalım.
Benimaru boğazı tıkanmış, öksürerek bana bakıyordu.
“Yok. Artık o senin problemin. Onu sana bırakıyorum!” dedim gözlerimle.
Ve bu şekilde ikisi de üzgün bir şekilde kafaların eğdiler.
Daha az mağdur olması için dua ediyorum.

Alarm çalalı bir saat geçti.
Ve Elçi en sonunda vardı.
“Değişik” bir tutum içerisinde bir Kertenkele Adam, Dev Kertenkeleden indi.
Acaba… O liderleri olabilir mi?

[Beni karşılamanızla iyi ettiniz! Benim hizmetçilerim(uşak) olmanıza izin vereceğim! Gurur duyun!!!]

Hala uyuyor mu acaba?
Nedense… Söyleyecek bir şeyim yok. Bu salak ne diyor?

[Hmph. Duymadınız mı? Ork Ordusu Ormana yaklaşıyor. Sizin gibi ezikleri kurtarabilecek tek kişi benim!]

Yani Orklar gerçekten geliyorlar. Souei’ nin raporunu bekliyordum, bu durum hala öngörülerimin arasında.
Onlara karşı birleşmek mantılı olur, ama…

[Ah, evet. Aranızda birisinin Fırtına Diş Kurtlarını evcilleştirdiğini duydum. Onu bir subay yapacağım. Onu bana getirin!]

Umm…
Birlikte savaşmak iyi bir şey ama peki müttefikimiz bir salak ise?
Beceriksiz bir müttefik güçlü bir düşmandan daha beter bu kadarı toplumsal sağduyu sonuçta…
Rigurdo’ ya hızlı bir bakış attım. Ağzı tamamen açıktı.
Benimaru kafasını kaşıdı ve bana “Bu salağı öldürebilir miyim?” gibisinden bakışlar atıyordu.
Tabi ki teklifini değerlendirmedim.
Reddediyoruz. Yok, yok Shion’ un yemek yasağını değil diğer teklifi!
Hakurou kollarını birleştirdi ve gözlerini kapadı… Ya da uyuyor mu?
Ve beni kucağında tutan Shion kollarını sıkıyordu…
D..Dur! Ezeceksin!
Paniğimi fark etiği zaman biraz kollarını rahatlattı.
Slime bünyesinde kucaklanmak iyi güzel ama tehlikeli.
Gardımı düşürdüm. Ölene kadar kucaklanmak gülünecek bir şey olmaz.
Görünüşe göre gücünü hiç kontrol edemiyor.
Her halükarda, bu sıkıntılı bir durum. Kimin aklına gelirdi Elçi’ nin bir salak olacağı.

[Umm, Fırtına Diş Kurtlarını evcilleştiren… Ya da onların itaatini kazanan benim…]

Her neyse konuşmaya devam edelim.

[Haaah? Ezik bir Slime’ mı? O zaman onu çağır şimdi. Eğer bunu yaparsan sana inanacağım.]

Ne kadar da küçümseyici bir tavır.
Şimdi sinirlendim işte. Bu herif… Kendi havasında takılıyor ve bizi tamamen görmezden geliyor. Fazla küçük görüyor bizi.
Bir sürü politikacı ve ofis çalışanları ile tanıştım daha önce ama bu kadar açık bir şekilde salağını daha önce görmemiştim.
Bunun gibi bir mal için sosyal kuralları -kibarlığımı bozsam da- çiğnesem de bir şey olmaz.
Ve ayrıca onu bir müttefik yapmanın bir getirisi de yok.
Yaklaşımımı değiştirmeye karar verdim.

[Ranga!]

[Efendim! Duydum ve itaat ediyorum.]

Ranga gölgemden ortaya çıktı. Son zamanlarda orada gizlenmeyi alışkanlık haline getirdi.

[Ah. Görünüşe göre işim olan sensin. Konuşmana izin veriyorum.]

Bunun gibi şeyleri başkalarına bırakmayı tercih ediyorum.
Sonuçta bunun gibi insanlarla benden daha iyi anlaşabilen kimseler mevcut.
Ama gerçekten beni bir pislik-çöp gibi görmemiş olan –bir slime iken- sadece Rigurdo imiş, ha.
Yani bu adama karşı ilgimi kaybetmekten fazla yapabileceğim bir şey yok.
Ve bu arada herkes aura’ mı sakladığımda bile fark edebiliyor ama belli ettiğim zaman bile fark edemeyen bir salakta var demek ki.
Bu üzerinde düşünmem gereken bir şey.
Benim hoşnutsuzluğumu fark eden Ranga,

[Lordum yerine seninle konuşmaya emredildim. Dinliyorum. Konuş!]

Kertenkele Adamların gözlerini korkuturken Elçi ile yüzleşti.
Liderleri o anda bir an sakinliğini kaybetti ama hemen geri kazandı.

[Ev… Evet. Yani Fırtına Diş Kurdu sensin? Buranın Şefi? Ben Kertenkele Adamların Baskıncı Lideri Gabil. Tanıştığımıza memnun oldum. Dediğim gibi bir isim ile bahşedildim. Yani bir Slime yerine bana hizmet etmeye ne dersin?]

Yüzsüzce cevap verdi.
Ona vurmama izin verin!
Yok, yok burada yetişkin bir canavar gibi davranmalıyım. Onu affedelim.
Ben bir yetişkinim. Sakinleş.
Ama kendimden çok Shion’ un sakinleşmesini istiyorum. Bekle, daha fazla sıkarsan ben…!
Kıvranmamı fark eden Shion okşayarak özür diledi.
Cidden, sakinleş.
Ancak basit bir Kertenkele için fazla kibirli değil mi…
Ranga onu serbest bırakmam için yalvarıyor.

[Guruu. Aşağılık Kertenkele… Ben artık bir Fırtına Diş Kurdu değilim. Bu farkı bile görememiş olman, önemsiz varlık…]

Gözlerinde tehlikeli kırmızı bir belirerek Ranga dişlerini birbirine sürttü. Öfkesini yatıştırmaya çalışıyor.
Ranga-san… Fazla abartma olur mu? Kertenkele hayatta kalacak mı acaba?
Eğer Elçi olmasaydı salaklığı yüzünden parçalara ayrılmasını izlerdim ama…

[Pekâlâ! Sana gücümü göstereceğim! Rakibim kim olacak?]

Oi oi… Bu kötü bir şaka.
Lütfen durumu anla, kertenkele. Burada en güçsüz sensin.
Olsa olsa en fazla Rigurdo dan güçlüdür…
Demek istediğim Rigurdo B sınıfı güce sahip.
Goblin Kral’ ı olarak Goblinler içerisindeki en güçlü savaşçı.
Hobgoblinlerin ortalaması C+ ama aralarında dünyalar kadar fark var.
Ve bu silahlarını saymazsak.
Tamam, kertenkele isimli bir canavar ve kendi aralarında güçlü olabilir ama buradaki herhangi biri ile kıyaslandığında solda sıfır kalıyor.
Bu özgüven nerden geliyor?
Birbirimize baktık.
Kim savaşacak onunla…?

[Kukuku, tamam. O zaman benim Fırtına Diş kurtlarımdan biriyle savaş, onu yenecek olursan seni dinleyeceğim.]

Ranga konuşmaya devam etti.
Şükürler olsun. Kimin onunla kapışacağına karar veremedik.
Herkes onu kendini unutturacak kadar pataklamak istiyordu ve gözlerinde tehlikeli bir parıltı vardı.
Ama nedense hepsini öyle görmek beni rahatlattı.
Ne zaman aramızdan birisi öfkesini kontrol edemediyse geri kalanlar sakinliğini koruyordu.
Bunun gibilere karşı sadece ben tamamen sakinliğimi koruyabiliyor gibiyim… Ama her neyse.

[Emin misin? Seninle kapışmayı göze alıyorum biliyorsun değil mi? Yani, kaybedince bahaneler uydurmak istiyorsan çağır o zaman!]

Uoooooooooo!!! Ranga uludu.

Lanet olsun! Tam öfke dinmişken kertenkele yine kışkırtmak zorundaydı.

Ranga sakince bir kurt çağırdı.
Çağırma yeteneğini öğrendiğinden haberim yoktu.
Dahası, bu şekilde ortaya çıkan siyah bir kurt, kabul etmeliyim ki baya havalı.

[Garuu. Şu Kertenkelenin çenesini kapa!]

[Gau! (Anlaşıldı!)]

Ve sonra kertenkeleye karşı,

[Eğer gücümü ödünç almak istiyorsan önce kendininkini göster. Şimdi, başla!]

Ranga bağırdı.
Sesi ile birlikte kapışma başladı.
Kertenkele, yok, Gabil üç uçlu mızrağını hazırladı ve dikkatlice Fırtına Diş Kurdunun hareketlerini inceledi.
Kurt, öte yandan, sakindi.

*Ton!*

Tek bir harekette rakibiyle olan arayı kapattı.
Müthiş bir hızla Gabil’ in algı hızını geçti.
Tepki veremediğinden ona neyin çarptığının farkına varamadı.
Kaşla göz arasında, göğsüne bir darbe aldı. Kurt ondan sonra onun arkasına geçti ve o havadayken boynundan tuttu – tabi ki de ağızıyla.
Gabil’ i havaya attı ve yere vurdu.
Bunların hepsi bir anda oldu.
Ranga değil, ama normal bir Fırtına Diş Kurdu, B sınıfı Kertenkele Adamların Baskıncı lideri Gabil’ i alt etti.
Ranga’ nın güçlendiğinin farkındaydım ama diğer kurtların da bu kadar ilerlemiş olması…
Saldırının sonucunda Gabil’ in pul demir zırhı parçalara ayrıldı ve bayıldı.
Gabil’ in emrindekiler, bir saniye öncesinde onu cesaretlendirirken şimdi ne yapacaklarını bilmiyorlardı.
Ne olduğunu hiç ama hiç anlayamadılar.

[Oi. Kazanan belli oldu. Teklifi reddediyorum. Eğer Orklar konusu hakkında yardım istemek için gelirseniz düşüneceğim. Bugün, ancak, o şeyi alın ve kaybolun.]

Söylediklerimi duyunca Kertenkele Adamlar en sonunda ayrılmaya başladılar.
Ve bu şekilde zahmetli Kertenkele Elçisi en sonunda gitti.

Ancak… Orklar hala işgal edecekler ve kesin bir planımız yok.
Dahası, görünüşe göre baş ağrıtıcı, güvenilmez “Kertenkele Adam” denilen müttefiklerle tanıştık.

Bunlar hakkında ne kadar düşünürsem o kadar canım sıkılıyor.

 

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

 

12 thoughts on “030. Elçi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s