027. Ogre Kabilesi

027. Ogre Kabilesi

002. Ormandaki Kargaşa

.

.

.

Mağaradaki bütün canavarlar beni gördükleri anda kaçıyorlardı.
Nedeni yaydığım aura olmalı. (TL: Aura = yaydığı benlik, ruh enerjisi)
Memnun bir şekilde mağaradan dışarı yöneleyim.
Diye planlamıştım ama

[Gu, bu da kim! Takipçilerden mi?]

[Genç Efendim! Sizi yalnızca yavaşlatırız! Lütfen prensesle birlikte kaçın!!!]

[Aşağılık iblis! Bizi kandırmaya çalışma!!!]

Buna benzer haşmetli açıklamaları mağaranın girişindeki gruptan duyabiliyordum.
Bir milis kuvveti andıran boyları iki metreyi geçen bir grup canavar vardı karşımda. Vücutları kaslarla kaplı olan Ogre’ ler. Bunlar kendini Ormanın efendiler ilan edenler değil miydi? Tam da Rigurdo’ nun anlattığı gibi.
Peki, neden korkuyorlar, bir iblis mi? Bu da neyin nesi?
Korkutucu!
Biraz afallamış şekilde kaçışımı planlıyordum.
Arkamı kontrol ettim ama bir benlik hissetmiyorum. Bir ısı kaynağı da yok.
Yani Ogre’ ler görebiliyor ama ben göremiyorum! Bu kötü olabilir…
Tam böyle düşündüğüm anda aklıma yeni yetenekler kazandığım geldi… Anlaşılan hala mutlak güçten uzağım.

[Ku, bir iblis mi? Türü ne? Kusuruma bakmayın ama ben göremiyorum… Şu an nerede?]

Gardımı indirmeden Ogre’ lerin tarafına doğru yaklaşmaya başladım.
Ama hala soruma cevap vermediler.
Dahası, mesafelerini bana karşı koruyorlar.
Ne? Beni yem olarak mı kullanmayı düşünüyorlar?
Tam bunu düşündüğüm anda,

[Ne diyorsun? Aşağılık İblis senden başkası değil, slime! Bizim gözlerimizi kandıramadın!!!]

Bir Ogre böyle haykırdı.
N… Ne?
Bu kadar şirin bir slime’ a aşağılık demek? Bu söylenmesi güzel olan bir şey değil!

[Oi Oi! Bir dakika. Ben miyim aşağılık İblis?

[Bir salağı oynamaya mı çalışıyorsun? Yaydığın aura bir slime’ a yaraşır bir şey değil! Birisini bu şekilde kandırabileceğini mi düşündün?!]

Hmm? Ah… Mağara içerisindeki canavarları korkutmaktan çok zevk aldığım için aura’ yı açık unutmuşum, ha.
Hemen aura’ yı geri çektim ve

[Onun gibi bir şey yok bende! Hayal etmiş olmalısınız!]

「「「・・・・・・・・・」」

Tabi ki onları kandıramadım.
Ama bunun bir yanlış anlama olduğunu defalarca bastırınca bir şekilde gardlarını az bir şey indirmelerini sağladım.
Hele şükür…
Evvela neden buradalar bunlar?
Bunu sorduğumda bana buraya kaçmak zorunda kaldıklarını söylediler.
Yakından inceleyince yaralananların sayısı fazla hem de bazısının ki fena.
Normal bir canavar şimdiye ölmüştü.
Hayatta olmalarının tek nedeni kesinlikle Ogre Irkına bahşedilmiş kuvvetli yaşama güçleri-enerjileri- yüzünden olmalı.
Yine de iyileştirici iksiri yaralarını iyileştirmek için tükürmeye başladım.
Kuvvetli metabolizmaları nedeniyle sulandırılmış ilaç bile hemen onları dinç hallerine geri getirdi.
Nedeni bilinmez, şaşırdıktan sonra bana teşekkür ettiler.
Şimdi, yaralarının iyileşmiş olmasına rağmen gözle görülür bir şekilde yorgunlar. Onları köyümde dinlendirmeye karar verdim.
Sonuçta neyin Ogre’ leri bu kadar sınıra kadar sürdüğünü öğrenmem lazım.
B sınıfı canavarlar ama eğitimle kolayca B+ ve ya A- oluyorlar.
Ormanın efendileri, etraftaki en güçlü varlılar diye duydum en azından.
Her halükarda onları köye götüreceğim.

Onları oraya taşımaya karar verdikten sonra Ranga’ yı çağırdım.
Çağırıldığında gölgemin içerisinden ortaya çıkıyor. Yani en sonunda onu çağırmayı başarabildim.
Gururum sadece Gobuta’ nın bunu yapabilmesine el vermedi, onun başardığını benim başaramamam olanaksız. Bu yüzden çalıştım.
Ve iyi ki de çalışmışım şimdiki durumu düşünürsek.
Altı tane Ogre vardı.
Yıldız Diş Fırtına Kurdunu taklit ederek üç tanesini ben aldım ve gerisini Ranga’ ya bıraktım bu şekilde köye geri döndük.
Yürüyerek koca bir gün alırdı ama bizim hızımızla bir saat sürdü.
Ogre’ lerden de beklenildiği gibi! Bayılan Cüce’lere benzemiyorlar aksine koştuğumuz hızdan etkilendiler.
Bu şekilde onları çadırıma davet ettiğim köye kadar getirdik.
Yani varınca artık çadırın yerine kütükten yapılma bir kulübe vardı.
Önerdiğim tasarımın tıpa tıp aynısı.
Ben yeteneklerimi denerken görünüşe göre hemen yapıvermişler.
Goblin ve Cüce’lere teşekkür ederek içine girdim.
Hayal ettiğim gibi. Müthiş.
Bir kömür parçasıyla tahtaya çizdiğim tasarımı ölçüleriyle birlikte Mildo’ ya vermiştim.
Şöyle bir baktıktan sonra “Anlaşıldı!” diye haykırmıştı. Ve sonuca bakarsak el yazım yapılmasını istediğim şeyi direk ona aktarabilmiş.
Üstelik içerisi de daha önceden istediğim gibi donatılmıştı.
Ogre’ lere gelirsek onları resepsiyon odasına götürdüm.
Ve içeride beklemelerini söyledikten sonra Cüce’ lerin yanına gittim.
Garm’ dan istediğim kıyafetleri almak için tabi ki.
Çocuk benliğime bürünerek kıyafetleri denedim.
Demir iplik iç çamaşırı ve Fırtına Kurt kıyafeti.
Kullanılan materyaller tabi ki daha önceki liderden geliyordu.
Ama nedense kürk siyaha bürünmüştü.
Pantolonu ve paltoyu giydikten sonra sanki misafirleri etkilemek için giyinmiş gibi hissettim.
Bonus olarak görünüşe göre Kürkün içerisinde büyük bir miktar büyü enerjisi vardı.

[Danna, bunun inanılmaz koruyucu gücü var gibi görünüyor. Normal bir kürk değil.]

Memnun bir şekilde Garm onayladı.
Son eşya zırh değildi ama bir parça kıyafetti. Bu da iyi yani sonuçta olmasa da olur ama olması daha iyi herhâlde.
Diye düşündüm, şeyi duymadan önce

[Ah bu arada bütün bu kıyafetler büyülü eşyalara dönüşmüş ve her zaman kim giyerse giysin direk uyacak.]

Ne kadar harika bir haber! Diğer bir deyişle yetişkin formuna değişsem bile kıyafetler yırtılmayacak!
İyi iş, Garm-kun.
Muhtemelen içimde (midemde) beklemesinden dolayı oradaki büyülü enerjiden etkilenip güçlenmiştir. Yani eğer başka kaliteli şeylere rastlarsam midemde onları yıllandırmayı hatırlamam iyi olur.
Bunu hakkında kafamda bir not yazalım.

Şimdi, onları fazla bekletmeyelim.
Uygun bir anda Haruna’ ya yedi kişiye yetecek çay yapıp getirmesini söyledim ve Ogre’ lerin yanına gittim.
Ogre’ ler sabırlı bir şekilde beklediler. Belki de değişik geldiğindendir odanın içerisini dikkatlice inceliyorlardı.
Maalesef kulübe yeni yapıldığından dekoratif açıdan yoksuldu.
Haruna çayı getirdi ve hemen odadan ayrıldı.
Anlaşılan insan tat alma duyularını deneme zamanı.
Bir yudum aldım çaydan. Leziz.
Hiçbir şeyin tadı yüzünden yaygara çıkarmayan birine göre bu dünyanın tat yelpazesi beni şimdiden etkiledi.
Matcha gibi tadı – biraz daha acı. (TL: Geleneksel Japon Çay Seremonilerinde içilen çay, gölgede yetiştirilen çay ağacı yapraklarından elde ediliyor.)
Sıcaklığını da hissediyorum. Sıcaklığının etkisini değil sıcaklığın ta kendisini.
İlginç bir his.
Ogre’lerde çaydan keyif almışlar gibi.
Hepimiz biraz rahatladıktan sonra konuşmaya başladık.
Yarısını geçince Rigurdo’ yu çağırdım ve geri kalan dört şefin de katılmasını istedim.
Kaijin’ de tam işine ara verdi ve geldi. Mükemmel.
Rigurdo ve Ririna da hemen geldiler.
Geri kalanlar çok meşgullermiş bu yüzden konuşmaya beşimiz devam ettik.
Neden mi onları çağırdım?
Durumun ciddiyeti yüzünden.
Ogre’lerin hikâyesini özetlemem gerekirse bu kolay olur: savaş.
Ve Ogre’ler yenilen taraf.
Sadece bu.
Biz Alev Devi İfrit ile uğraşırken onlar da kedi savaşlarını veriyorlarmış.
Ormanın efendilerine kim kafa tutmuş olabilir ki? Bir de üstüne onları yenmek…
Goblin Şefleri de bir o kadar şaşırmışlardı.
Bir anda yüzlerindeki ifadeler sertleşti.
Peki düşman?

[Birden bire köyümüze saldırdılar. Ezici bir güçle… O lanet olası şerefsiz piçler… Orklar!!!]

İnsanların aksine canavarların savaş bildirgesi yayınlamak gibi bir kuralları yok.
Ama sürpriz bir saldırı yüzünden yaygara yapmamalarına rağmen esas her şeyden önce ilginç olan Orkların saldırması.
Orklar C-D sınıfı canavarlar. Ortalama bir Goblin’den daha güçlüler ama birikimli maceracılara karşı bir tehdit oluşturmuyorlar.
Ancak… Bu ezik canavarların en güçlülere saldırmaları ve bir de yenmeyi başarmaları…
Bu yüzden detayları sordum.
Ogre köyü, belki köy demek içinde fazla küçük, sadece 300 Ogre’yi barındırıyormuş.
Bu bir krallığın şövalyelerine eş değer. Eğer böyle bir köyü B sınıfı şövalyelerle bastırmak istiyorsan
En azından 3000 tanesine ihtiyaç duyarsın.
Ve Ork’ların bu kadar gücü mü var? Hepimizin yüzünde inanmayan bir ifade vardı.
Geriye kalan bütün köylülerin öldürüldüğünü de düşünürsek eğer.
Köyün şefi ve küçük bir grup görünüşe göre genç efendileri ve presesin kaçmaları için bir yol açmışlar.
Acılı bir sesle bir Ogre şunları söyledi,

[Daha güçlü olsaydım…!!!]

Bu genç efendileri olmalı.
Gördükleri en son şey şeflerinin Ork!ların eline düşmesiymiş.
Ayrıca bir Ork garip bir aura yayıyormuş. Ona benzeyen başkaları da varmış.
Elit savaşçılar bu dördüne yönelirken diğer Ork!lar köyü işgal etmiş.
Sayıları on binmiş. Tabi ki hepsini teker teker saymamış ama en azından o kadar olduğunu hissetmiş.
Ama tahmin etme yöntemi her ne olursa olsun gereksiz sayıda Ork varmış.
Ve her biri, insanlar gibi, tamamen metal zırh giyiyormuş.
Eğer bu doğru olursa bu kesinlikle sadece Ork’ların düşündüğü bir şey olamaz.
Belki bir ülke Ork’ları kullanıyor olabilir…

[Hmm, belki de “İblis Lordu” nun piyonlarına dönüşmüş olabilirler.]

Kaijin söylendi.
Bu olasılığın var olması mümkün olabilir mi…?
İblis Lordu’ nun Ormandan kaçınmasının bir nedeni olduğunu düşündüm.
Ormanın ötesinde İblislerin kıtası-anakarası var.
Verimli topraklara sahip, bakımı köleleştirilmiş Golemler ve canavarlar tarafından yapılıyor.
Bu yüzden İblislerin ülkesi aç kalmıyor ve insanlar çok umurlarında değil.
Ve bu nedenden dolayı bir fetih düşünen bir İblis Lordunun öncelikle insanlara saldırması ihtimali daha olası bir durum.
Ancak sıkıldığı için savaş ilan etmiş bir İblis Lordu da olabilir.
Jura Ormanı’ nın gardiyanının -Veldora- ortadan kaybolması da bu tip bir İblis Lordunun engelini ortadan kaldırmış olabilir.
Anlıyorum.
Durum buysa Ormanın koruması hakkında daha fazla düşünmeliyim.
Peki, sırada ne var…?
Herkese fikirlerini sordum.

[İnancım, Ork’ların topraklarımızı ele geçirmek istemeleridir!]

Rigurdo herkesin yerine cevap verdi.
Bana bakıyorlar, cevabımı bekliyorlar.
Savaş mı kaçmak mı yoksa onlara katılmak mı?
Cevabıma bağlı olarak Ogre’ler, sonuçta, o anda esir durumuna düşerler.
Hızlı bir şekilde tansiyon arttı.

[Pekâlâ, biraz daha çay söyleyelim mi?]

Bunu söyledikten sonra ikinci bir bardak çay istedim.
Çaydan yudum aldıktan sonra herkesin ifadeleri rahatladı.
Peki, şimdi

[Ne yapmayı düşünüyorsunuz?]

Diye Ogre’lere sordum.

[Bu yeterince açık değil mi. Bir fırsat bekleyerek içlerine atılmak!]

[Tabi ki ustam adına intikam almak!]

[Ben de! Güçsüz olabilirim ama o domuzların yaşamasına izin veremem!]

[[[Genç efendi ve Prensesi takip edeceğiz!]]]

Hah. Ölümlerine gittiklerini biliyorlar, ama…

[Siz. Benim emrime girmek istemez misiniz?]

[Ne dedin?]

Evet. Eğer bunu bilseler bile Goblin’ler savaşın durumunu değiştirmeye yetmeyecek.
Ork’lara hazırlık olarak savaş gücümüzü arttırmamız lazım.

[Eğer beni desteklerseniz sizin isteklerinizi yerine getirebilirim?] (TL: destekleyin beni!)

[Ne diyorsun?]

[Basit. Size yardım edeceğim. Yani sonuçta onlarla bende savaşacağım.]

[Anlıyorum… Goblin’ler bizim savaşmamıza yarım edecek ve biz de buranın koruması için kullanılacağız… Değil mi?]

[Aynen. Bu arada bu anlaşmanın Ork’ları yenene kadar geçerli olmasında da bir sıkıntı yok! Daha sonra eğer özgürlüğünüzü isterseniz itiraz etmem. Burada kalarak Goblin’lerle bir ülke kurabilirsiniz! Ya da kendi başınıza istediğiniz yere gidebilirsiniz! Ne olacak cevabınız?]

Genç Efendi denen Ogre teklifimi duyduktan sonra düşünmek için biraz durdu.
B sınıfından da beklenildiği gibi. Bu “Genç Efendi” B+ sınıfının özelliklerini taşıyor. Gözlerinde zekâyı görebiliyorum.
Yavaşça gözlerini kapattı ve sonra tamamen açtı. Ve

[Anlaşıldı! Senin emrin altına gireceğiz!]

Galibiyetteki şansların az bir şey bile olsa daha fazla arttırmak için bana hizmet etmeyi seçtiler.
Sevindim, en azından.
Belki bunları da kurtarabilirim.

O zaman bilmiyordum ama Ogre’ler genelde paralı asker olarak da görev yapıyorlarmış.
Ve İblis Lordunun yolladığı öncü birlik de aynı mesleğe sahip.
Kolay bir şekilde teklifimi kabul ettiler.
O zaman duyduğumda onları birer arkadaş olarak kabul etmiştim, sorgulamadan.

[Pekâlâ! O zaman size isim verelim!]

[Ha? Ne diyors…?]

Her zamanki isim verme seremonisi.
Ogre’ler olayların beklenmedik şekilde gelişmesi yüzünden afalladılar. Benim için önemli değil.
Hızlı bir şekilde onlara isim verelim!
Bugün her zamankinden daha yaratıcı hissediyorum.
Aura’ larının rengine baktım. (TL: Aura = yaydıkları benlik, ruh enerjileri)
Genç Efendi “Benimaru” olacak.
Prenses “Shuna” olacak.
Gardiyanları Kurobee, Hakurou, Souei, Shion.
Diye buyurdum.
Ve enerji tasarrufu moduna girdim…
Hey bunun altı tanesine isim verdikten sonra olması… Bu da ne?

Uyandığımda (Yani uyanıktım da…) ertesi gün aradığım cevabı aldım.
Saçları kızıl bir alev gibi olan Benimaru.
Eskiden kocaman ve bir kas yığınıydı, boyu 180’ e gerilemişti ve vücudu sıkılaşmıştı.
Ancak büyü enerjisi değişmişti, o kadar ki o başka biriyle karıştırılabilir…
Eh? Bu kadar geliştiler mi?
Bu, tabi ki, benim amacımdı.
Açık bir şekilde A sınıfını geçtiler. Gerçekten Onibito. (TL: Ogre adam demek garip)
İki siyah boynuz saçının altından beliriyordu. Obsidyen taşından daha güzel bir şekilde parlıyorlardı.
Ona güzel desem bu hoşuna gitmezdi kesin.
Sırada.
Shuna ve Shion, bayanlar. Eğer prenses bir erkek olsaydı şikâyet ederdim.
Ogre bayanları şaşırtacak derecede güzellerdi ama evrim onları göz kamaştırıcı yapmış.
Bu da ne? Bu mankenler de nerden geldi?
Yok, yok, o kadar da değiller!
Uzun, dalgalı pembe saçların arasından iki beyaz boynuz görünüyordu. Beyaz ten ve pembe dudaklar.
Ne kadar güzel bir kız!!! Boyu 155.
Tutku dolu kızıl gözler bana bakıyordu.

Diğeri ise Shion,
Koyu mor düz saçlar ve tek bir boynuz. Beyaz ten ve kızıl dudaklar.
Sanki ruhuma bakan mor gözler. 170 boy…
Modellerin de yaptığı gibi dudaklarını arada yalıyordu, gerçek bir güzellik.
Onu sekreterim olarak istiyorum.
Diye kalbimin en derin noktasından düşündüm
Kurobee hayatının en parlak döneminde gösterişli bir amca.
Hakurou orta yaşlı ancak onu küçümseyemezsiniz.
Souei, Benimaru ile aynı yaşta.
Kara bir ten ve lacivert saç, değişik bir havası olan güzel bir erkek: 190 boyunda. Yakışan mavi gözler.

p-003

Ve hepsi A sınıfı üzeri!
Bir daha söyleyeceğim, Hepsi A sınıfı üzeri!!!
Bu yüzden o kadar büyü enerjisi kullanmam gerekmiş!
Eğer bana sorarsanız buraya en güçlü Ogre’ler kaçmış…
Ve büyük olasılıkla çoktan isimleri vardı.
Ama eğer bize ihanet ederlerse… Bu gülüp geçecek bir şey olmaz!
Ve sanki endişelerimle alay eder gibi,

[[[Rimuru-sama! Sizden naçizane bir şekilde bizim isteğimizi dinlemenizi istiyoruz! Bu kadar iyi niyetli iseniz sadakatimizi lütfen kabul edin!!!]]]

Ve aynı anda önde yere sarıldılar!
Onları geri çevirecek bir neden mi…? Yok.

Bu şekilde yeni arkadaşlar edindim!

… Onların güçlerinden az bir şey kormuş olmam bir sır kalacak!

 

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

 

15 thoughts on “027. Ogre Kabilesi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s