024. Hatıra ~ Cenaze Yürüyüşü

024. Hatıra~ Cenaze Yürüyüşü

001. Güçlenme Bölümü

.

.

.

.

Alevler yağmur gibi gökyüzünden yağıyordu… Bu hatırladığım ilk anım.
İçtenlikle tuttuğum annemim eli, fazla hafifti.
Yukarıya bakmaya korkuyordum.
Havadan patlayarak yağan napalm etrafımı bir alev denizine çevirdi.
Bir yere mi koşsam?
Her şey alevler ile kaplı…
Izawa Shizue yavaş bir şekilde umutsuzluk içerisinde boğuluyordu.
Ve o anda güçlü bir ışığın onu yıkadığını hissetti…

Ah… Burası öleceğim yer yani…

Küçük bir kızdı ama bu kadarını anlayabiliyordu.
O zamanlar dört yaşındaydı.
Hiçbir akrabası olmadan annesiyle birlikte yaşıyordu.
Babası askere alınmıştı ve hatırlayamıyordu onun yüzünü.
Ne kutsanmış ne de talihsiz hissediyordu kendisini. Bunun normal olmasından, kabul etmekten başka bir şey yapamıyordu.

[Yaşamak istiyor musun? Eğer yaşamsa isteğin, çağrıma cevap ver!]

Bir ses kafasının içersin de yankılandı.
Yaşamak istiyor muyum? Neden? Anlamıyorum.
Bu soruya cevap vermek için daha çok küçüktü…
Ancak… Neredeyse bir hiçliğe dönüşen annesinden geri kalan, o hafif eli görünce… Yaşamak istiyorum! Diye bağırdı.

<<Anlaşıldı. Çağıranın sorusuna cevap veridi… Başarılı>>

Alevlerden korkmadan yaşamak istiyorum!

<<Anlaşıldı. Ekstra Yetenek [Alev Kontrolü] elde ediliyor… Başarılı>>

P 100

Gözlerimi bir daha açtığımda bir iblisin evindeydim.
Önümdeki güzel bir İblis Lorduydu.
Uzun altın renginde saçlar, eşit dağıtılmış orantılı bir yüz ve badem şeklinde mavi gözler.
Ve sanki şeffaf denecek kadar beyaz bir cilt.
O kadar güzel ki onu bir kadın zannetmek bir hata olmaz.
Leon Cromwell.
İnsanlar tarafından adlandırılan İblis Lordu. Aynı zamanda Sarışın İblis olarakta bilinir.

[Ahh… Yine başarısız oldum.]

Diye mırıldandı, kıza karşı olan ilgisini kaybederek.
Ancak, yanıklar içerisindeki kızı öldürmedi.
Kız onun için bir değer taşımıyordu.
Ve kız bu unsuru can sıkıcı buldu (sinirlendirici).
Şimdi bile hala hatırlıyor, o güzel yüzü ve kibirli gözleri – ilgiden yoksun olan o gözleri.
Ama o zaman yalnızca ona dayanarak hayatta kalabilirdi.

En sonunda İblis Lordunun geçici hevesi sebebiyle kurtulmuştu.

[Bir saniye…]

Ona uzandı.

(Belki o, bir melek kadar güzel olan o, benim acımı iyileştirebilir?) diye düşündü ama…

[Bir süprüntü olmasına rağmen bu şey aleve elverişli, ha.]

Bu kelimelerle Alev Devi İfrit’ i çağırdı. Hiçbir hazırlık olmadan sanki nefes alıyormuş gibi.
Ve çağırılan İfrit sorgusuz itaat etti.

[Sana et ve kemik bahşediyorum. Kullan bunu!]

Bu kelimeler, kız için, kesin bir şekilde umutlarını param parça eden inkâr edilemez kanıt oldu.
Ve bu şekilde hissettiği acı nefrete dönüştü – bu lanet (travma) kalbine işledi.
Ancak bunu elde etmesi hayatını elinde tutmuş olması da denebilirdi.

O zamandan beri ne kadar zaman geçmişti..?
Bir Alev İblisi olarak İblis Lordunun bir kalesini yönetti, yanında bir Üst İblisle.

*Gotsun gotsun gotsun*

Ayak sesleri kale duvarlarında yankılandı.
İblis Lordu çoktan kaçmıştı, kalesini terk ederek.
Kız en son defans hattıydı. Kurban edilecek bir nesne.
İblis Lordu en sonuna kadar ona bir eşya olarak davranmıştı.
Bunun aksini gösterecek bir şey yoktu.
Yaklaşan “Kahraman”’ dı.
Uzun siyah saçlar bir atkuyruğu yapılmıştı ve vücudunu siyah hafif bir zırh kaplıyordu.
İblis Lorduna rakip çıkacak bir güzellik. Tek fark, kahramanın bir kadın olmasıydı.
Tek bir bakışla emindi bundan.

Yenemem!

Bu düşünce İfrit’ in aklını bastırınca kızın küçük miktarda egosu yerine geldi.
Kahramanın gözlerinin içine baktı.

[Ya…yardım et bana…]

Kimsenin önemsemeyeceği kelimeler. Kim bir iblisin sözlerine inanırdı ki…?
Ancak,

[Bundan sonrası iyi olacak. Buraya kadar dayanman çok iyi!]

Ondan sonra kahraman tarafından taşındı.
Taktığı “Anti-İblis Maskesi” İfrit’ i bastırarak yanıklarını sakladı.
Bütün vücudu bir kaftan ile sarılıydı ve bu şekilde kahramanı izledi.
Ve bir gün “İnflak Kraliçesi” diye adlandırılmaya başlandı.
Sonra bir gün kahraman bir yolculuğa çıktı.
Anlamadı kahramanın nedenini. Büyük olasılıkla Kahramanın es geçemeyeceği bir şeydi.
Kızda benzer şeyler planladı, bir gün bir yolculuğa çıkacaktı.
İblis Lordunu öldürmeye.
Hayatını kurtaran ve daha sonra onu çöp gibi atan.
Bu, İblis Lordu Leon Cromwell’ i öldürmek onun hayatının amacı oldu.
Kahramanın hareketlerini bu nedenle kız hiç eleştirilebilir bulmadı.
Ama geriye kalan bir pişmanlığı vardı – hiçbir zaman Kahramanın gülümsemesini görmemişti.

O zamandan beri kız yiğitçe hareketlerinden dolayı ünlü oldu.
Bazen Maceracılar Loncası’ nı (Özgürlük Birliği) kurucularından diye adlandırıldı, Maceracılar Kooperatifi Birliği’ nin genişlemesi ve faydası için hareket etmişti.
Aynı zamanda maceracıların ve kendi öğrencilerinin eğitiminde yer aldı.

Bir sefer, mükemmel öğrencilere öğretme fırsatı olmuştu.
İçten, saf bir bakışı olan bir erkek, Kagurazaka Yuuki.
Depresif bir bakışı olan bir kız, Sakaguchi Hinata.
Bu ikisi mükemmel öğrencilerdi ve tıpkı onun gibi, Japon “Dünya Gezginleri”’ndendiler.
Bu ikisi zıt kutuplardı.
Neşeli ve iyimser Yuuki ve dünyaya kin tutmuş olan Hinata.
“Bunun nedeni buraya geldiğinde Hinata’ nın saldırıya uğramasındandır.” Diye düşündü Shizue.
Saldırganları öldürmeyi başarmıştı ve bu nedenle güvenli bir şekilde kaçmayı başarmıştı ama büyük olasılıkla korkunç anılara neden olmuştur.
Hinata’ nın kendisine benzediğini düşündü bu nedenle ona karşı sempatisi kuvvetlendi.
Ama bu bir hataydı.

[Sensei, bana karşı gösterdiğiniz ilgi ve alakaya teşekkür ederim. Korkarım ki sizden öğrenebileceğim başka bir şey yok. Ne de bir daha karşılaşalım, diye düşünüyorum.]

Bu kelimelerle bir daha arkasına bakmadan Hinata gitmişti.
O, sadece bir ayda, Shizue’ yi güçte geçmişti. Bu kadar afallatacak başarı…
Birkaç yıl sonra Hinata İmparatorluk içerisinde önemli yerlere geldi ama bundan memnun değildi.
Tersine bu terfii ılık bir ilgisizlikle karşılamıştı…
Karşılaştırıldığında Yuuki iyi bir çocuktu.
Maceracılar Kooperatifi Birliği adını Özgürlük Birliği olarak resmen değiştirdiğinden sonra Yuuki şimdi kullanılan sınıflandırma sistemini başlattı.
Bunun sonucunda zapt etme görevlerinde meydana gelen kayıplar büyük oranda azaldı.
Ve bu şekilde bu güne kadar.
Shizue Yuuki’ yi perde arkasından destekliyordu.
Yani artık yeni maceracıları yönlendirmekten başka bir şey yapamıyordu.
Ve son zamanlarda,
İblis olarak geçirdiği zamanlar rüyalarında onu kovalamaya başlamıştı.
Ömrü kısaldıkça İfrit’ in bilincini kontrol altına alamamaya başladığını hissetti.
Ancak “Anti-İblis Maskesi” daha onu yarı yolda bırakmamıştı.
Kendi kendine “Yaşamak için fazla zamanım kalmadı!” dedi.
“Yani en azından İblis Lorduna bir yumruk sallayalım”.
Bu sebeple yola çıkmaya karar verdi.
Bunu Yuuki’ ye bildirdi.
Bir kelime bile etmeden onun kararlılığını kabullendi. Belki onu durdurmak istemişti ama…
Bu sırada Farmas Krallığı’ nda olan Lonca’ dan bir haber geldi.

Veldora’ nın yok oluşu doğrulandı. Araştırmaya devam edilecek!

Bu acaba ilahi bir yönlendirme miydi?
Her ne olursa olsun, Ormana girmek için yardıma ihtiyaçları vardı.
Üçlünün arasına sızacak bir kişi.
Onların özelliklerini Yuuki’ den duymuştu ve duyduğu kadarıyla neşeli bir gruptu.
Son yolculuğunda onlar kadar iyi yol arkadaşları bulduğundan memnundu.

İlginç bir şehir.
Canavarlar tarafından kurtarılarak buraya getirilmişlerdi.
Yani tam anlamıyla bir şehir değildi, bir bina bile yoktu, herkes çadırların içinde yaşıyordu. Açıkça geçici bir önlem.
Öyle olsa bile, hayat ve canavarlarla(!) doluydu mutlu bir şekilde çalışan.
Tuhaf bir şehir.
Canavaralar tarafından kurtarılmak zaten en başında düşünülemeyecek bir şeydi.
Alev güçlerini kullanmış olsaydı Dev Karıncaları kül ederdi ama kullanmaması gerektiğini hissetti.
Yani gücünü kullandığı her sefer İfrit’ in bilinci güçleniyordu.
Dikkatsizliği güçlerinin kontrolünü yitirmesine neden olabilirdi.
Kral havaları içerisinde kibirli bir şekilde kendisini taşıyan değişik bir canavarla tanıştı bu şekilde.
Eğlendiriciydi bu.
Canavarın konuşabilmesine rağmen seslendirdiği kelimeler bunlardı,
“Bir Slime olmama rağmen kötü bir Slime değilim” gibi!
Kimsenin inanmayacağı bir cümle.

Mutlu zamanlar birden bire sona erdi.
Daha amacıma erişemedim…
O anda yaşam enerjisi tamamen bitmiş gibi gözüküyordu, İfrit bilincini ele geçirdi.
Yine… Birileri için… Problem yaratacağım…
Sanki düşüncelerine ve umutlarına sırıtır gibi iblis ortaya çıktı.
Ve bilincini kaybetti.

……….

…..

..

Kadının durumunu kontrol etmeye çalıştım.
Muhtemelen ne kadar beklersem bekleyeyim büyük olasılıkla uyanmayacak.
Ancak yurttaşım olduğundan sonuna kadar onu geçirmek istiyorum. Bunlar düşüncelerimdi.

Yaralanan üçlü neşeliydi.
“Sizin hastane masraflarınızı ödemeyeceğim!” diye bağırmak istedim ama,

[Bu da ne? Yanıklar tamamen yok oldu… Ve cildim yumuşacık ve parlak!]

[Müthiş… Bu yaralarla haftalarca yatakta kalırım diye düşünüyordum.]

[Yani, ne desem… Bunlar baya iyi ilaca sahipler.]

Bir sıkıntı olmadan iyileşmiş gibiler.
Ancak,

[Ama bunun yüzünden yaralanma tazminatı alamayacağız değil mi?]

[Evet… Kimse bize inanmayacak…]

[Aynen… Ama bunu yaralı kalmaya tercih ederim!]

Birden bire ekonomik sıkıntılarını konuşmaya başladılar.
Durumu anlayamıyorlar.
Onları bir daha takılmaya çağıralım.

[Lonca Liderine ne söylemeliyiz?]

Ama benim yerine bana soru soranlar onlardı.
Mutlu bir şekilde onlara iletmeleri için bir mesaj bıraktım.
Maceracıları beğenirim–takdir ederim. Ama kişisel geçmişimi araştıracaklarından bir canavar için Lonca’ ya üye olmak zor olabilir.
Bu nedenle borçlarını kapatmak için Cabal, Rimuru adını Lidere iletecek.
Gerçekten ne kadar iyi biri.
Onlar hakkında memnun olunca onlara birer ayrılık hediyesi vermeye karar verdim.

Örümcek Kaftanı,

Metal Pullu Zırh, (TL: Scale mail)

Sert Deri Zırh,

Bunları 10 adet iyileştirici ilaç ile onlara verdim.

[Ne!!! Nasıl bir Kaftan bu!!! Çok hafif ama dayanıklı! Aslında baya dayanıklı!]

[Oha! Ünlü Metal Pullu Zırh!!! Bir dakika bu üstat Garm’ ın eseri mi? Bunu aile yadigarım yapacağım!!!]

[Eeh! Emin misiniz? Bu kesinlikle benim gibi biri üzerinde harcanır. Ve bir de Keskin Diş Kurtları’ nın kürklerinden yapılma….]

Ne desem ki, beklediğimden daha gürültülü bir tepki.
Ve yani, onlara bunları verdim çünkü ekipmanlarını o yangında kaybettiler ve onlara yerini dolduracak şeyleri alamam.
Benim suçum değildi ama az bir şey empati kurabiliyorum onlarla.
Ve ayrıca onlara verdiklerim sadece deneme ürünü-prototip.
Ki bunu, tabi ki, onlara söylemeyeceğim.
Çünkü hediyelerle mest olmuş haldeler. Onları hayal kırıklığına uğratmaya gerek yok.
Sıkıntı yok. Söylemeye de gerek yok.
Sonuçta bir test ürünü olsa bile iyi kalite!
Yani eğer bu kadar mutlularsa kesinlikle mesajı iletirler.
Sonunda üçlü bana Danna (yardımsever-iyilikçi) demeye başladılar ve baya bağlandılar.
Ve Shizu-san için endişelenmiş olmalarına rağmen üç gün sonra yola çıktılar.

Ve bir hafta geçti.
Shizu-san uyandı.

[Burası… Anlıyorum… sebep olduğum problemler için kusuruma bakmayın.]

Tamamen bilinci yerinde.
Görünüşe göre iblis olarak geçirdiği zamanı hatırlıyor.

[Bir rüya gördüm…
Nostajik bir rüya. Bir şehrin… Bir daha asla dönemeyeceğim bir şehrin.]

Japonya da mı?

[Hey, Slime-san. Bana ismini söyleyebilir misin?]

Kendimi Rimuru olarak tanıttığımı zannediyorum.

[Rimuru.]

Gözlerini derin düşünceler içerisinde kapattı.

[Bana gerçek adını söyleyebilir misin?]

Diye sordu.
Fark etti mi? Bir anlık bir tereddüttün ardından,

[Tamam. Nasıl olsa uzun süre burada olmayacaksın. Mikami Satoru.]

Gerçek ismim, bir daha söyleyeceğimi düşünmemiştim.

[Düşündüğüm gibi sen de bir Japon’sun, ha… Durumun bu olup olmadığını merak ediyordum. Taşıdığın havada var, biliyor musun?]

Sessizlik. Ve sonra,

[Bunu öğrencilerime de sordum. Sence o güzel şehre ne olduğunu düşünüyorsun? Bir Alev denizine dönüşene…?

[Ah, göstermeme izin ver.]

Dedikten sonra hatıralarımı [Telepatik İletişim] ile aktardım.
Böyle durumlarda gerçekten kullanışlı bit yetenek.

[Ah…]

[…Slime-san… Hayır, Satoru-san. Benim bir rica mı dinler misin?]

[Nedir?]

Büyük olasılıkla önemsiz bir şey.
Ama sonuçta onu sonuna kadar bakacağıma söz verdim en azından ricasını dinleyebilirim.

[Lütfen beni ye…!]

Ne? Biraz önce bu baba-anneanne ne dedi?

[Benim üzerimde olan laneti yedin… Beni çok mutlu etti. Yani beni lanetleyen adamı hiçbir şey hissedemeyene kadar dövmeyi düşünüyordum ama… Her halükarda bu benim için imkânsız olurdu.
Son ricam. Beni kendi içinde istirahate alabilir misin? Biliyor musun, Ben… Bu dünyada olmaktan nefret ettim. Ama kendimi bu dünyayı nefret ettirmeye getiremedim… Tıpkı o adam gibi…
Yani bu dünyada tekrar doğmak istemiyorum.
Lütfen yalvarırım, beni ye!]

Hmph.

Nasıl bir rica bu. Benim için çok basit.
Benim onun mührü olmamı, onun nefretinin varisi olmamı istiyor.
Emin değil miyim? Onun kalbini rahatlatmak ve onu barışçıl bir şekilde göndermek için… Kararımı verdim.

[Anladım. Senin öcünü alacağım. İsmi ne?]

Sorumun üzerine gözlerini fal taşı gibi açtı, yanık izlerini belli ederek, gözyaşları kendilerini aşağıya doğru saldı…

[Leon Cromwell. En güçlü İblis Lordu…]

Sanki bir dua edermiş gibi gözlerimin içine baktı.

[Yemin ederim! Mikami Satoru olarak… Hayır Rimuru Tempest olarak! Leon Cromwell’i senin nefretini uyandırdığı için pişman edeceğim]

Teşekkür ederim diye mırıldandı.
Ve gözlerini kapattı. Sanki uykuya dalarmış gibi son nefesi ondan kaçtı.

<<Özel Yetenek [Avcı] aktifleştirilsin mi? [EVET]/[HAYIR]]>>

Huzur içinde uyu, benim içimde!

[EVET] diye cevap verdim ve dua ettim…
Benim içimde sonsuza kadar uyanmadan rüyaların en tatlısını görsün diye…

.

.

.

.

Durum
İsim: Rimiru Tempest
Tür: Slime
Kutsal Koruma: Fırtına Hanedanlığı
Unvan: Canavarları Kontrol Eden (Kimse)
Büyü: Yok
Yetenekler: Özel Yetenek [Ulu Ermiş], Özel Yetenek [Avcı], Slime Türüne Ait Yetenekler [Özümseme, Absorbe, Yeniden Yapılandırma], Ekstra Yetenek [Su Kontrolü], Ekstra Yetenek [Büyü Algısı], Elde Edilmiş Yetenekler: Kara Yılan [Isı Tespiti, Zehirli Pus Nefesi], Kırkayak [Felç Edici Nefes], Örümcek [Yapışkan İplik , Demir İplik], Yarasa [Ultrason Dalgaları], Kertenkele [Savaş Zırhı], Kurt [Üstün Koku Duyusu, Telepatik İletişim, Baskı], Alev Devi [Klon, Alev Değişimi, Alan Sınırı]
Rezistanslar (Dayanıklılık): Termal Dalgalanma Rezistansı EX, Fiziksel Saldırı Rezistansı, Acı Rezistansı, Elektrik Rezistansı, Felç Rezistansı.

 
 
 

☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽☾☽

*Gotsun gotsun gotsun…*

 

Kız yüzünü kaldırdı.

O genç, güzel yüzü.

Ve bir rahatlamayla gülümsedi.

 

İşte buradaymışsın! Bir daha beni yalnız bırakma!

 

Ama adamların gölgeleri sadece kafalarını salladılar bir yeri gösterirken.

Kız, yüzünü hüzünlü bir şekilde gösterilen yere çevirdi.

Ve orada,

 

Anne!!!

 

Sevinç ile doldu, ebeveynine doğru koştu.

Gölgeler, bunu doğruladıktan sonra, yok oldu. Sanki hiç orda var olmamışlar gibi.

Belki onlar kızın tarafından yaratılmış olan birer siluetti…

 

Ve bu şekilde kız annesi ile tekrar bir araya geldi.

Uzun yolculuğunun artık sonuna gelmişti.

 

.

 

.

 

10 thoughts on “024. Hatıra ~ Cenaze Yürüyüşü

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s