017. Sözün Getirimleri

017. Sözün Getirimleri

001. Güçlenme Bölümü

.

.

.

.

Yeni bir günün başlangıcıydı. Herkes atölyede toplanmıştı.
Dün çırakların kalması için boş olan bir odayı bir gecelik kalmak için ödünç aldık.
Odaya girdiğimizde çoktan 4 kişi odadaydı ve “Büyü Demir Külçesi” ne bakıp ellerine gezdirirken gerçek olup olmadığını kontrol ediyor, iç çekiyorlardı. Onlara verdiğim külçe bir insanın yumruğu büyüklüğündeydi.
Bunun fazla abartılan bir reaksiyon olduğunu düşünüyordum, bu yüzden “Bu kadar ender mi görmek?” diye sordum.

[Ne demek istiyorsun?]

Amca-san (Kaijin) bana cevap verdi ve bir açıklamayla devam etti.
“Büyü Cevheri” “Büyü Demiri” nin işlenmemiş haliydi. ” Büyü Cevheri” işlenmemiş hali bile değerliydi.
Nedeni ortadaydı. Nadir olması ve kullanım alanlarının fazlalığı (değişkenliği).
Bu dünyada var olan önemli bir element vardı, “Büyü Öz” ü.
Bu “Büyü Özü” eski dünyamda yoktu ve bu dünyada önemli bir role sahipti.
Bir iblis yenildiğinde, çok ender bir şekilde yoğunlaştırılmış büyü özü, yani diğer bir adıyla büyü taşı düşürürmüş. Bu büyü taşı enerjinin yoğunlaştırılmış haline benzer olan bir şeymiş ve bu dünyaya özgü bir icadın yapımında yakıt türü olarak kullanılıyormuş: ruh tekniği (mühendisliği).
Bu büyü taşı yüksek seviyelerdeki iblislerin çekirdeği olarak görev görüyormuş ve çoğu değerli taştan daha güzel olmasının yanında inanılmaz derecede bir güce sahip olduğu söyleniyormuş.
Bu şekilde, yüksek seviyedeki iblislerin büyü taşları imal edilen ürünlerin ana maddesi olarak kullanılıyormuş. Hatta zanaatkârların ürettikleri aksesuarlarda ham madde olarak kullandığını ve bu eşyaların giyen kimseye çeşitli güçler bahşettiği söyleniyormuş –yeteneklerinin artması tarzında ve ya sadece bir kişinin o eşyayı kullanması gibi.

“Büyü cevherleri” ve normal cevherler arasında ikisini birbirinden ayıran önemli bir nokta var. İstinasız “Büyü Cevherleri” yalnızca güçlü iblislerin bulundukları ortamlarda bulunabiliyor. Bunun sebebi normal cevherler yoğunlaştırılmış büyü özüne maruz kaldıklarında yavaş yavaş uzun bir zaman zarfında bunu özümsemesiymiş. Yalnızca büyük miktarlarda öz alındığında cevherler “büyü cevherleri” ne dönüşüyormuş. Doğal olarak büyü özünün fazla olduğu yerlerde güçlü iblisler barınıyor. “Büyü Cevheri” ne maceracıların harçlık kazamamak için girdiği ve kestiği güçsüz canavarların barındığı yerlerde rastlamak zormuş. “Büyü Cevherleri” nin oluşması için en az B sınıfı ve daha üzeri iblislerin yaşadıkları bölgelere yakın olmadı gerekiyormuş.
Bu arada ilk defa tesadüfen iblislerin sınıflandırılması hakkında bilgi edindim.

[Ha yani durum bu! O zaman, düşünüyorum da… Benim de B sınıfı civarlarında olmam gerek?]

[…. (Eğer bu şekilde düşünüyorsan, doğru olmalı. Ancak bunu düşünen sadece sensin!!!)] (Herkes kendi kendine düşünüyor)

Büyük olasılıkla sersem Gobuta haricinde herkes aynı şeyi düşünüyor.
Yani, o salağı bir kenara bırakalım.
“Büyü Cevheri” zaten zor elde edilen bir şeydi ama içerisinden çıkarılabilen “büyü demiri” nin oranı yalnızca 3~5% civarında.
Diğer bir deyişle, bir yumru “büyü demiri”, ağırlığının 20 katı değere sahip.
Paraya değer verilmesi eski dünyamla neredeyse aynı.
Paranın yaygın ölçülme şekli, altın standartı ülkeler arasında benimsenmiş.
Yani bunun benim için ne anlam ifade ettiğine gelirsek, ortaya koyduğum metal düşündüğümden çok daha değerliymiş.
Benden de beklenen budur! Hiçbir şeyi kaçırmam! (mağaranın içinde).
Bu arada bu kadar değerli bir cevhere fazla meblağlarda sahip olmam beni biraz endişelendirdi. Bunu öğrenebilecek birisi yoktu ama… Ya öğrenselerdi?! Bu şekilde düşünmem dar görüşlü bir burjuva olmamadan mı kaynaklanıyor?
Her neyse bundan sonraki esas konu,
“Büyü Cevheri” sadece ender olmasından dolayı değerli değildi.
Onun ardında esas değeri yatıyordu. Bunun nedeni metal, büyü enerjisini yönlendirmek için müthiş iyi bir özelliğe sahipti.
Büyü özünü,  düşünce gücünü kullanarak kontrol etmek mümkündü.
Benim [Büyü Algısı] da aynıydı, hatta [Su Kontrolü]’ nün etkileri de aynı şekilde kullanılıyordu. İblisler tarafından kullanılan yeteneklerin çoğu büyü özünün bu şekilde kullanılmasına dayanıyordu.
Büyü hakkında çok bilgiye sahip olmama rağmen onunda arkasında aynı teorinin olduğundan şüphe edilmez.
Ve peki yüksek oranda büyü özü silahın materyallerine eklenirse ne oluyor?
Şaşırtıcı, görünüşe bakılırsa bir nevi “büyüyen bir silah” oluyor!
Ne kadar da romantik!!!
Eh, acaba nasıl bir şey? Bende istiyorum!!!
Düşüncelerimi güçlü bir şekilde tutmayı becerdim fakat boğazımdan neredeyse patlayacak kelimeler halen daha dilimin ucundaydı.
Kullananın düşüncelerine cevap veren bir silahtı, yavaşça bir şekilde istenen şekile bürünen – ideal formuna ulaşan bir silah. Ve kullananın büyü gücüne bağlı olarak savaşın ortasında şeklini değiştirmek de mümkündü! Dahası, büyü özüyle benzer olduğundan kullananın yeteneklerini de güçlendirebiliyor.
Bir bakıma normal silahlarla karşılaştırıldığında eğer yetenekler arasında büyük bir fark yoksa büyü silahı kesinlikle kullanıcısına zaferi getiriyor.
Belki… Bu sadece parayı yüksek meblağlarla akıtarak ve kullanılabilecek en iyi teknolojiyi kullanarak düşünülen bir tahmindi… Eğer güçlü bir iblisin büyü taşı saf büyü demiri ile yapılan bir kılıca aktarılırsa acaba “ateş kılıcı” veya “buz kılıcı” gibi silahlar yapmak mümkün olur mu?
Kalbimin içerisinde bağırmama “Hadi çabuk yapın şunu!!!” dememe rağmen fazla heyecanlanmak iyi değil. Yapılabileceğini hissettiğim için bir büyü taşı elde etmeyi istedim eğer tabi böyle bir durum ile karşılaşırsam.
Açıklamalarla geçen uzun bir zamandan sonra Amca-san ve diğerleri şimdi kılıcın üzerinde çalışıyorlardı.
Geleceğe referans olması için ne yaptıklarını biz de inceliyorduk. Her ne kadar Gobuta-kun uyusa bile…
Kılıcı yaparken, yapılabilecek birden fazla şey vardı.
Kalbimdeki en güçlü kılıç tabi ki Japon Kılıcı Katana idi. Ancak Katanalar arasında bile birden çok çeşit mevcuttu. Kılıcın nasıl farklılıklarla yapılabileceğini düşünülmesi ilginç bir şeydi.
İşe başlayalı 10 saat oldu. Diğer Kılıçlardan bir farkı olmayan bir kılıç tamamlandı.
Bu da ne? Büyü Demirinin büyük bir kısmı kullanılmadı. Geriye kalan kısım hala bir yumru kadardı. O kadar az kullanılmıştı ki bu kadarının bir kılıç için kullanılması yeterli mi acaba diye kendi kendime düşünmek zorunda kaldım.
Bu soruyu sesli bir şekilde sorunca “Eğer bütün kılıç için ham madde olarak büyü demiri kullanılırsa kim bilir ne kadar paraya mal olur?”
Düşünülünce, mantıklıydı. Neden savurgan bir şekilde tamamen elementlerden -ateş kılıc vs.- oluşan kılıçlar yapmadıkları anlaşılıyor. Şimdi bunun çok fazla paraya mal olduğunu anlıyorum. Görünüşe göre büyülü demiri ana maddesi olarak kullanıyorlar geriye kalan kısımda normal demirden yapılıyor. Bana söylediklerine göre büyü özü-esansı demire zamanla sızıyormuş ve uzun bir süre sonra tamamen kılıca yayılıyormuş. Ne kadar yaşlanırsa o kadar güçlü oluyormuş.
Büyülü silahların bir başka özelliği de kılıç hiç bir zaman ne paslanıyormuş ne de çatlıyormuş. Merak uyandıracak bir şekilde bu silahlarında bir kullanım ömürleri varmış. Tamamen kırılır ya da eğilirse bu sefer büyü öz kılıçtan kaçarak komple havaya karışıyormuş.
Amca-san bana tüm bunları anlatırken bitirmiş olduğu kılıcı gösteriyordu.
Dinlemesi geçekten ilginçti.
Tamamlanan kılıcı elime aldım ve inceledim. (Aslında ellerim yokta)
Dikkatli bir şekilde bakınca basit bir dizayna sahip olmasına rağmen mükemmel bir şekilde düzgündü. Yani gereksiz sayılabilecek hiçbir noktası yoktu.
Tamamen kesmek için yapılmamıştı, Japon Katanaları gibi ama yine de kesici darbelerde kullanılabilirdi.
Anlıyorum. Bu dizaynın amacı kullanıcı için kılıcın gelişimini kolaylaştırmak ve istenilen şekilde girmesini sağlamaktı!
Bunu akılda tutarak neden böyle basit bir şekle sahip olduğu-tercih edildiği anlaşılıyor.
Pekala o zaman.
Söz verildiği gibi, Amca-san ve grubu bana mükemmel, fevkalade bir kılıç yaptılar.
Şimdi sıra bende.

[Pekala! Buradan sonra gizli bir şekilde çalışacağım. Üzgünüm ama ham maddelerin kontrolünden sonra herkesin buradan çıkmasını istiyorum!]

Herkesin çıkmasından emin olmak için bunları söyledim.
Sonuçta onlara üretim tekniğimi söyleyemem. Ana nedeni bunun çok zahmetli olması!

[Gereken bütün ham maddeler bu odada hazırlandı. Peki, tek başına iyi misin? İstersen yardım edebilirim.]

[Mhm. Sıkıntı yok! Onun yerine gelecek üç gün içerisinde bu odanın içerisine bakmayacağına söz ver tamam mı? Söz mü?]

[Anlaşıldı. Sana inanıp bekleyeceğim…]

Bundan sonra Amca-san ve grubu odadan çıktı.
Neden bilinmez Gobuta’ da onlarla dışarı çıktı.
Bu gerizekâlının kafasına akıl burmak lazım, en azından bir kere…
Peki şimdi bugünün menüsünde olan “longsword à la carte” tarifi! (à la carte = menüden seçebilmek)
Üretim tekniği basitti!
İlk adım, yapılan prototipi yutmak!
Sırada, geriye kalan malzemelerle ne yapmam gerektiğine gelirsek… Onları da yutacağım!
Chew, chew, gulp! (TL: Çiğneme ve yutma efekti)
Ve şimdi, hepsini midemde birleştireceğim.
Yapmam gereken tek şey bunu 19 kez daha yapmaktı ve tamamlanacaktı ~!!!
Kolay, öyle değil mi?
Ama yine de iyi çocuklar bunu evde denememeli, tamam mı?
Ve bu şekilde işimi yapmaya devam ettim, saçma sapan düşüncelerle birlikte.
Bu hiç iyi değildi… Bir kılıcı kopyalamak için gereken zaman neredeyse 10 saniyeydi.
190 saniye… 3 dakikanın biraz üzerinde bir zamanda 19 kılıç yaptım… Başlayalı ve Amca-san’ ı dışarı çıkaralı daha 5 dakika bile olmadı.
Nasıl desem ki… Yapabileceğimi bilmeme rağmen yapış şeklim o kadar alın teri döken ve güç sarf eden Zanaatkârlara karşı kendimi kötü hissettirdi…
[Avcı] gerçekten hile gibi bir şey.
Peki, şimdi ne yapacağız?
Sonuçta onlara “İçeriye üç gün boyunca bakmayın!” gibi bir şey söyledim, buraya üç gün kendimi mi kapayayım?
Yok… Herkesin düşüneceği gibi burada üç gün beklemek gereksiz olur.
Dışarı çıkıp göğsümü gererek yaptığımı söylemem daha iyi olabilir…

.

Taaaaaaaak!
Seslice kapıyı açarak dışarıya çıktım.
Kaijin-san ve üç kardeş endişeli bir şekilde bana bakarken yerlerinden hızlıca kalkılar.
Gobuta… uyuyordu.
Sen… Ben içeri girmişken daha beş dakika geçmemesine rağmen hemen uyudun mu? Neyin var lan senin?
İşte bu onu bir gün boğacağıma ant içtiğim andı.

[Hey, noldu? Bir şey mi oldu?]

[Materyaller mi yetmedi?]

[… Ya da hala imkansız mı?]

Herkes yüzlerinde aynı ifadeyle sorguya devam ediyorlardı.

[Um, mm. Yok, aslında… yani]

Bütün o endişe içerisindeki gözlere bakmak zordu. Gösteriş yapmadan duramadım.
Her zamanki gibi, çok kötü bir kişiliğe sahibim. Benim bu kişiliğim ölsem de kesin düzelmez.

[Şakaa ~! Aslında çoktan bitirdim!]

[……. Haa???] (Aynı anda)

Şoke edilmiş seslerini aynı anda yükselttiler.
Yani tabi ki şaşırılar…!

.

.

[Şerefe ~~~!]

İşi başarılı bir şekilde bitirmenin şerefine bir barda içiyorduk.
Malların güvenli ulaşımı bahanesi altında kutlama yapıyorduk.
Yani, bunun yapılasına gerek olmadığını söyledim… Ama şunları söylediler…

[Hadi, hadi, orada bolca güzel mi güzel ablalar olacak!]

[Aynen, Aynen! Genç güzel kızlar ve yetişkin hanımefendiler! Bir centilmenin ziyaret etmesi için doğru bir yer!]

[…….!!!] (üçüncü kardeş hala sessiz. Gibi.)

[Hey! Eğer Üstat Rimuru gitmezse parti başlamaz?]

Gitmek istemedim, ama başka bir şansım yoktu~!
Bu elemanlar harbici avuca sığmazlar~!!!
Lan ~ düzgün adam imajım boşa gidecek şimdi ~! Bu gerçekten çok rahatsız edici~!!! (Kinaye)
Mekânın adının [Gece Kelebeği] olduğu söylendi bana.
Acaba gerçekten kelebekler olacak mı? Eğer güveler varsa onları affetmem!
… Yok yok, o konuya karşı hiç ilgim yok, tamam mı?
Bunları düşünürken mekâna girdik.

[Vay Vay ~! Hoşgeldiniz ~!!!]

[İşletmemize hoşgeldiniz ~~~!!!] (garson kızlar, hostesler hep bir ağızdan)

VAY ~~!!!
Acayip güzel bayanlar sıralanmış!!!
Ohhhhhh!!! O uzun kulaklar!!!
E-, erofu! Yok yani, bu bir elf ~!!! (TL: Erof*ck diyor Elf’ e–Erufu’ dan)
Ne-! Aman Tanrım! Kıyafetleri açığa vuruyor! (Dekolte)
Ahh… neredeyse görebiliyorsun, ama göremiyorsun…
Bu da ne! [Büyü Algısı]’ nı sonuna kadar, en güçlü haliyle kullanıyordum!!! (Normalde sadece %10’ unu kullanıyorum, güç tasarruf modu).
Bu ablalar çok sığ sularda yüzüyorlar!
Argh… bu bir meydan okuma mı? Bana karşı bir meydan okuma mı?
Lanet olsun, lanet olsun lan!

[Uwaah! Ne kadar da şirin ~!!!]

[Beklee! İlk benim görmeme rağmen ~!!!]

Smush!

Boyoyon! Boyoyon!

(TL : Sallanma, zıplama sesleri anlarsınız ya)

İş-, işte burda!!!!!
Bedenimde Puyon Puyon hissi!
Sırtımda ise Boyon Boyon !
Burası cennet mi?

[……. Eh, uhm… Başta istemiyormuş gibiydin ama şimdi eğleniyor gibisin?]

Gasp! ( TL: Nefesini tutma sesi)

Oh hayır, benim gibi yüce bir adamın böyle görülmesi…

[Eh?… Yok, o kadar da değil?]

Bu cevap fazla zorlama oldu…
İçlerinden hiçbiri bana inanmadı.
Ancak, elimden bir şey gelmez. Ne yapabilirdim ki!
Yani demek istediği şu anda bir elf’ in bacakları üstündeyim ve arkadan sarılmış bir şekildeyim…
Kalbim derince etkilendi!!!
Ahh… Keşke rahmetli oğul da (şu anda yok) yaşıyor olsaydı, çok heyecanlanırdı ve edepsizce hareket ederdi…
Zamanı eğlenirken geçiriyorduk ta ki biri bizi bölene kadar.

[Vay vay, Kaijin-dono değil mi bu? Bu hiç iyi değil, iblis gibi kaba ve adi yaratıkları bunun gibi seviyeli bir mekâna getirmek!]

Kışkırtıcı bir ses olduğumuz yerden bizi çağırdı.
Kimdi bu? Kimdi bu yaşlı adam?
Birden bire etrafımız sessizleşti.
Onu sevmiyorlarmış gibi hizmet eden bayanların hepsinin yüzünde bir hoşnutsuzluk bilirdi. Ama bunu görmek zordu ancak dikkatli bir şekilde incelemedikçe.
Bir cüceye göre alışılmadık biçimde ince yapılıydı ve uzundu. Bunu söylüyorum ama normal bir insan boylarındaydı.

[Hey, bayan! İblislerin bu dükkana girmesine izin veriyor musunuz?]

[H-, Hayır, iblis olmasına rağmen zararsız görünen bir slime o yüzden…]

[Huuh? Ama yine de bir iblis! Yanılıyor muyum? Bir slime’ ın iblis olmadığını mı söylemek istiyorsun !!!?]

[Hayır… öyle demek istemedim, söylemek istediğim şey bu değildi…]

Mama-san kendini ele verimeden kaçamaklı cevaplar vererek sinirli sözlerden kaçmaya çalışıyordu ama yaşlı adam ona daha fazla ilgi göstermedi.
Açık ve net bir şekilde yaşlı adamın hedefinin biz olduğu belliydi.

[Bu hiç iyi değil… Bu Bakan Bester…]

Yani o sözü edilen Bakan buydu ha?
Anladım… Nasıl söylesem ki, yüzü sanki bir arı tarafından sokulmuş ve inatçı keçiye benzeyen bir şekli vardı.
O anda,

[Hmph! Bir iblis için, bu tam sana göre!!!]

Saçma sapan konuştuktan sonra kafamın üstüne su döktü.
Bu gerçekten beni sinirlendirdi ama kendime engel oldum.
Karşımdaki düşmanın bir Bakan olasından eğer sinirime yenilip olay çıkarırsam bu hem Amca-san hem de Mama-san için sıkıntı yaratabilir. Bu mekandan girmeye yasaklanmak gibi bir şeyi kalbim kaldıramaz, bunun gibi mutsuz bir son ile karşıya gelmek istemiyorum!
Ama tam kendimi sinirime engel olmaya hazırlamışken,

[Oi… Sessisliğimizi zayıflık olarak algılama, kendini bir bok sanma adam ol!]

Amca-san masayı uçacak kadar sert ‘Tak’ ile tekmeledi ve ayağa kalktı.

[Hey, Bester! Piç, misaferime kabaca davranıyorsun hareketlerinin sonucu için hazır mısın?]

…Eh? Bir dakika, Kaijin-san… karşındaki Bakan, emin misin?
Bakan Bester şaşırmaktan kas katı idi ve bende bir panik içerisinde aşağı yukarı zıplıyordum!
Kibar ve yumuşak bir his arkamda patladı!… Bilerek yapmadım, kesinlikle bilerek yapmadım bunu!!! (TL halen elfin kucağında arkasında ne var acaba???)

[Se-, Seni pislik! Benim gibi birine bunun gibi laflar etmek ha…!!!]

Bakan Bester şaşkınlığı ve öfkesi nedeniyle doğru dürüst konuşamıyordu.

[Çeneni kapama zamanın gelmedi mi senin!!!]

Ökesi içerisinde feryat ederken Kaijin-san tereddüt etmeden Bakan Bester’ ın yüzüne doğru bir yumruk yolladı…

[Rimuru-danna, yetenekli zanaatkârlar arıyordun değil mi? Ben yetersiz miyim?]

Yetersiz den öte, o ne demek ama… Bunu söylemem iyi olur mu?
Ama neyse, Bakana vurduktan sonra onun için bu ülkede bir yer yok.
Ancak.
Bir erkeğin hayatında kelimelerin gerekmediği anlar vardır.

[Sözlerini duydum! Seninle çalışmayı dört gözle bekliyorum, Kaijin!]

Küçük detaylerı umursamıyorum.
Eğer Kaijin benimle gelirse, bundan bir sıkıntı duymam!
Tatlı sözlere gerek yok! İstediğim gibi yaşamaktan memnunum!
Kaijin ve ben, hararetle içten bir şekilde birbirimize kafa salladık.
Ve bu şekilde söz tutulmuştu!!!
Ama yine de… Buradan sonra bu ülkeden nasıl kaçsak ki?
Beklendiği gibi toplum içinde eğer sağduyulu bir şekilde davranmazdan başına bin türlü derdi alırsın…
Sıkıntı yokmuş gibi davransan da o problemler kaybolmaz!

.

.

.

Durum
İsim: Rimiru Tempest
Tür: Slime
Kutsal Koruma: Fırtına Hanedanlığı
Unvan: Canavarları Kontrol Eden (Kimse)
Büyü: Yok
Yetenekler: Özel Yetenek [Ulu Ermiş], Özel Yetenek [Avcı], Slime Türüne Ait Yetenekler [Özümseme, Absorbe, Yeniden Yapılandırma], Ekstra Yetenek [Su Kontrolü], Ekstra Yetenek [Büyü Algısı], Elde Edilmiş Yetenekler: Kara Yılan [Isı Tespiti, Zehirli Pus Nefesi], Kırkayak [Felç Edici Nefes], Örümcek [Yapışkan İplik , Demir İplik], Yarasa [Ultrason Dalgaları], Kertenkele [Savaş Zırhı], Kurt [Üstün Koku Duyusu, Telepatik İletişim, Baskı]
Rezistanslar (Dayanıklılık): Termal Dalgalanma Rezistansı EX, Fiziksel Saldırı Rezistansı, Acı Rezistansı, Elektrik Rezistansı, Felç Rezistansı.

6 thoughts on “017. Sözün Getirimleri

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s