15. Gardiyanlarla Pazarlık

015. Gardiyanlarla Pazarlık

001. Güçlenme Bölümü

.

.

.

.

[En içten özürlerimi sunarım~~~~!!!]

Başımı derince eğiyordum (en azından kafamın içinde!)
Gardiyanların ofisinde alıkonmuş bir şekilde oturuyorduk.
Gereksiz büyüklükte bir curcuna çıkardıktan sonra hemen orada beni serbest bırakmaları beklenemeyecek bir davranış.
Cüce gardiyanlar hızlı bir şekilde olaya dâhil olanları, bizi çevrelemişti.
Önümdeki beşli yere sarılmış durumda olduğu için sanki bir çember içerisine hapis olmuş gibi hissettim.
İşte bu! Gizlice slime formuna geçmeliyim ve… Topuklayalım.
Evraka! Diye kendi kendime düşündüm.
Ancak tam kaçmak için slime formuma dönüşmüşken…
Biri beni tuttu – yakaladı!
Vücuduma ansızın el atıldı ve bir nevi asılı kalma hissi bedenimi ele geçirdi.
Aşırı kolay bir şekilde yakalandım…
Beni yakalayan Asker-san gülen bir yüzle “Nereye gidiyorsun bakalım?” dedi.
Ancak anlında sinirden atan damarı görebiliyordum, kesinlikle hiç mutlu değildi.

[Bir daki- Ben hiçbir şey yapmadım! Bu olayda tamamen bir mağdurum!] (TL: mağdurum ben mağdurum… haha…)

Gobuta-kun’ un da yapabileceği gibi yakardım, ancak…

[Tabi tabi, Kesin canım! Hep aynı şeyler, Hikâyeni merkezde dinleyeceğim! Kaçabileceğini zannetme!]

Halen daha o güzelim gülümseme yüzünde belirgindi.
Burada geri çekilmek daha iyi bir fikir olabilir.
Birden bire kendi kendime düşündüm “Acaba Gobuta-kun ne halt yiyor?” diye ve o sırada arkama baktım…
… Geri zekâlı! Ne düşünüyordu ki?
Yok, bir dakika… Büyük olasılıkla hiçbir şey düşünmüyor. Sonuçta sersemin teki.
Bir nevi etkilenmiş bir şekilde Gobuta-kun’ u çağırdım.
Ve bu şekilde gardiyanların merkezine götürüldük.

.

.

Olayların gerçekleşme sırası!
İlk olarak, isteğimin dışında bir kavgaya sürüklendim!
Daha sonra, bir kurta dönüştüm!
Ve son olarak azıcık bir sesle uludum.
Nasıl ama? Ben suçlu değilim değil mi?
Bu kafa yapısıyla, hızlıca Asker-san’ a bir bakış attım.
Her zamanki gibi halen o mükemmel iç ısıtıcı gülümsemesi yüzünden eksilmemişti (!)
Sakalı da babacan figürüne çok güzel bir şekilde uyuyordu.
Ne kadar yazık~ Keşke o pıt pıt atan damarlarda sakinleşse…

[Uhm~ Acaba neden sizinle buraya getirildim?]

[Seni S-a-l-a-k! Ne diyorsun? O gereksiz curcuna yüzünden bizim de ağzımıza ediyorlar!]

[Eh?! Haa bu yüzden yani! Çok özür dilerim… Yine bir sürü sorun yarattım…]

[Yani, bu seferlik yapılacak bir şey yoktu, ancak bir dahaki sefere daha dikkatli ol tamam mı?]

Oh. Bir şekilde kandırdım herhâlde onu. Biraz önce kullandığım en üstün yetenekti “Suçu başkasına atma!”.
Bu ileri düzeyde olan yalnızca bir sürü yılı devirdikten ve engin tecrübeler edindikten sonra elde edilen bir sosyal yetenekti.
Bu aldatmaca diğer tarafın kuşkulanmamasını sağlıyordu.
Gerçekten kullanması zordu!
Her neyse.
Aslında, şaka ile karışık bir şekilde olayın gelişimini anlattım, genel olarak doğruydu.
Görgü tanıklarından da edindikleri bilgiler ile birlikte gardiyanlarda benim dediklerimle aynı sonuca vardılar.
Bana karşı olan davranışları birazcık yumuşadı gibi hissediyorum.

[Pekâlâ. İblis Kurdu hakkında. O da neyin nesiydi?]

Soruyu soran soruşturmadan sorumlu olan Asker-san idi.
Neyin nesi derken ne kastetti ki?
Türünün ismini mi?

[Bir bakalım, Kurdun türünün ismi…]

[O değil. Türünün ismini bilmemem gerek yok. Neden öyle bir iblis orada oraya çıktı? Dahası nerden geldi de nereye gitti? Bildiğin her şeyi dök bakalım!]

Mm?
Onlara kurda dönüştüğümü söylememe rağmen bana inanmamış gibiler?
Kurallar bazında, süper kahramanlar dönüşebildiklerini gizli tutarlar ancak ben bir kahraman değilim.
Bu nedenle her şeyi direk geveze bir şekilde saklamadan anlattım ve hala…

[Yani… Hani, dediğim gibi o kurda dönüşen bendim!]

[Ha~. Öylemi, bir slime’ ın konuşabilmesinin ender olduğunu anlıyorum ancak biçimini değiştirmek-taklit-?

[Bi dakka bi dakka, o zaman yapabildiğimi kanıtlamak için dönüşeyim mi?]

[Hmph. Her neyse. Ancak konuşmamızın hatırına o kurda dönüşen sendin diyelim. Neden şekil değiştirebiliyorsun? Bir slime değil misin sen?]

Eh?
Bunun gibi bir soruyla karşı karşıya gelince nasıl cevap versem ki?
Dürüst bir şekilde “Bu özel bir yetenek” demek salakça olur. Eğer bunu yaparsam beni Gobuta-kun seviyesine koyar.
Düşün!
Güzel bir açıklama yap şu anda, ben!!!

[Gerçeği söylemek gerekirse… Bir büyücü üzerime bir lanet yerleştirdi. Yeteneklerimden kıskandığı için bunu yaptığını düşünüyorum… O zamanlar illüzyon-aldatma büyüleri kullanıcısıydım.]

[Uh huh. Bir büyücü tarafından lanetlendin… Diyorsun. Ve?]

[Yani, evvvvet. Bir takım illüzyon büyüsü öğrendim ve bunlar üzerine çalışmalarımı yoğunlaştırdım ancak kötü bir büyücü beni bir slime’ a dönüştürdü…

Şimdi bu laneti kaldıracak bir yöntem arayışında bir yolculuktayım… Ve işte böyle!]

[Nasıl oldu da bu kötü büyücü ile karşılaştın? Neden öldürülmedin ama lanetlendin?]

Ughh… Her şeyi olduğu gibi kabullense ne de güzel olur… İnatçılığı neredeyse can sıkıcıydı.
Her neyse bu sorular gerekli bir nedendi. Eğer bana direk öyle inansaydı onu goblinlerin seviyesinde görmeye başlardım.
Ve bundan sonra neredeyse hiç bitmeyecek iki saat geçti.
Bu zaman atak ve defans arasında geçti (sorular ve cevaplar) benim ve Asker-san’ ın arasında.

.

.

-İkili arasında geçen bu ateşli ve tutkulu konuşma zamanla hiç duyulmamış bir hikâyeye dönüştü.
Kötü bir büyücü tarafından slime’ a dönüştürülen güzel mi güzel bir kızın hikâyesi.
Bunun gibi şekil almasını istemezdim ama Asker-san’ ın her sorusuna cevap verirken birden bire tamamen değişik bir hikâyeye dönüştü.
Hikayede, ben illüzyon büyüleri konusunda dahi olan genç bir kıza dönüştüm. Bir cadı –kötü büyücü- tarafından lanetlenen ve bu laneti kaldırmaya çalışmak için yolculuğa çıkan bir genç kızın hikâyesi, tarzında gitti…
Sorabilirsiniz, nasıl oldu da böyle oldu diye?
Ne zaman garip bir şeyler söylersem Asker-san merhametsizce konuyu daha da derinleştirerek sorgulamaya devam etti.
Ve hikâyeyi Asker-san’ ın “Ha öyle mi oldu!” diyene kadar daha inanılır hale getirmeye devam ettim ancak artık geri dönmek için çok geçti…
Ben ve Asker-san. Sonunda, tamamen memnun olmuş bir bakışla birbirimizi süzdük… Da gözüm yok ki!
Daha da söz çıkmadı ama hislerimiz birbirimize aktarıldı.

[Pekâlâ! Yazılı delil (saçma sapan içeriklerle dolup taştı da) tamamlandı! İşbirliğin için teşekkürler! Bu arada, ikiniz ne yapacak-…]

PAT!

[Aşa- Aşağıda, madende bir Armorsaurus birden bire ortaya çıktı! Cevher toplayan birkaç cüce yaralandı!]

[NE! Yani, bu Armorsaurus daha öldürülmedi mi?]

[Yok sıkıntı o değil! Biraz önce canavarı zapt etmek için bir tim yollandı. Ama bundan önce yaralananlar baya kötü durumdalar. Savaş hazırlıklarından mı yoksa başka bir şeyden dolayı mı bilmiyorum ama bütün iyileştirici iksirler satılmış-bitmiş ve görünen şato da o ki acil durumlar için kullanılması planlanan iksirleri de çıkarmayacaklar…]

[Hiç Şifacı yok mu?]

[Bunun hakkında… hani bildiğin gibi “büyü cevherlerini” çıkarmak için mağaranın derinlerine iniyorsun değil mi? Şu anda elde tutulabilen bütün Şifacılar madencilere eşlik ediyor ve boşta olanlar da daha altlarına işeyen acemiler!!!]

[Ne dedin sen…!?]

Görünüşe bakılırsa baya ciddi bir durum… Ve burada olduğumu tamamen unuttular.
Kendi kendime “Eğer şatoda acil durumlar için saklanan erzak varsa neden çıkarmıyorsunuz? Çıkarın!” diye düşündüm.
İyileştirici iksir ha. Üzerimde olmasına rağmen… Ne yapsak ki?

[Oi, bayım! Bayım!]

Onlara birkaç tane vermeye karar verdim.
Bunu neden yapacağıma gelirsek, bir iyilik yaparak beni daha iyi bir şekilde görmelerini sağlayarak bu durumdan daha kolay sıvışmak için falan değil hani… Kesinlikle öyle değil!
Hayat kurtarmak yapılması gereken normal bir şey!
Tabi ki kabullenmek lazım ağızımdan çıkacak olan cümleler durum içeriğiyle biraz şüpheli…
Ancak merhamet başkalarının yararı için yapılan bir şey değil derler. Diğer bir deyişle, başıma iyi şeyler gelebilir!

[Noldu? Şu anda meşgulüm! Sorgulama bitti ama seni daha bırakamam. Şimdilik burada bekleyeceksin!]

[Yok, yok o değil. Bunun hakkında, anladın mı?]

[…? Ah, ne bu?]

[Bu iyileştirici iksir. Mükemmel derecede etkili, süper kaliteli bir iksir! İçmek için iyidir! Yaraların üzerine uygulanarak ta harika sonuçlar elde ettirir!]

[Ha? Neden senin gibi bir slime’ın elinde böyle bir iksir var?]

Hey bir dakika… Biraz önce anlattığım (genç güzel dahi kızın) hikâyeye ne oldu?
Biraz önce tamamen bir slime gibi davranıldım! Beklenildiği gibi, dediklerime ayak uydurmuş- beni takmamış.
Her neyse bunu bir kenara koyalım…

[Bu şimdi önemli olan bir şey değil öyle değil mi? Lütfen kullanmaya çalışın. Kaç tanesine ihtiyacın var?]

[Altı kişi yaralandı ama… Elinde yeterince var mı?]

Durumu iletmek için gelen genç Asker-san bana kuşku dolu bakışlarla bakıyordu.
Bir iblis sana iksir veriyor… Eğer ben olsam ben de almazdım.

[Tsk! (TL: Damağa dil sürme efekti… evet yanlış okumadınız) Her neyse odadan dışarıya çıkma! Gidiyoruz!]

[Eh? Ama Yüzbaşım… O bir iblis farkındasınız değil mi?]

[Kes sesini! Gidiyoruz dedim! Hadi acele et ve yolu göster!!!]

Bunları derken Yüzbaşı olarak çağırılan sakallı Asker-san hazırladığım altı iksiri aldı ve koşturmaya başladı.
Daha doğru dürüst muhabbet etmemize rağmen (boktan hikâye sayılmaz) bana güvenmeye karar verdi diye düşünüyorum.
İyi bir insan/cüce ye benziyor, görünüşünün de gösterdiği gibi. Ancak Yüzbaşı olması biraz şaşırtıcı.

[Her şey bitti mi?]

Gobuta-kun sordu. Sorgu başladığından beri sessizliğini koruyordu, yalnızca aralarda benim sözlerime onay gösteren kafa sallamalarla.

[Daha bitmedi, ama neyse… Bakalım neler olacak.]

[Anlaşıldı!]

O zamandan beri tamamen boşalmış bir kafayla bekledik.
Ara sıra gelip giden askerler kafaları karışmış şekilde birkaç bakış atıyorlar, kafalarını eğiyorlardı…
1 saat bekledik.
Yüzbaşı ve askerlerinin ayak seslerini duyduğumda zaman öldürmek için örümcek ağıyla daha iyi kullanmak, ustalaşmak için oynuyordum.
Yaptığım şeyi sona erdirerek, bekleme odasına geri döndüm.
Gobuta-kun uyuyordu. Be herif… Beklenmeyen şekilde aslında şaşırtıcı derecede iyi (kafa) olabilir!

[Bizi kurtardın! Teşekkür ederiz!]

Odaya girerken Yüzbaşı bunları söyledi ve önümde kafasını eğdi.
Onunla birlikte yanında madenciler arkasından geldi.

[İksiri verenin senin olduğunu duyduk! Teşekkür ederiz!!!]

[Açıkçası, bir kolumu kaybetmek üzereydim ve daha fazla çalışamayacağımı düşünüyordum… Gerçekten, teşekkür ederim!!!]

[…]

Madenciler sırayla bana teşekkürlerini sundu.
Oh bir tane daha kalmış… Neden hiçbir şey söylemiyordu!
Neyse, bana karşı olan duygularını içtenlikle aldım.
Biraz zaman geçti ve söylemeyi istediklerini söyledikten sonra madenciler gitti.
Farkına varmadan güneş batmış ve yavaşça karanlıklaşıyordu dışarısı.
Bundan sonra Yüzbaşı ve ben muhabbet ettik. Bu sefer ondan bir şey saklamadım.
Beş kişinin, önceki gereksiz curcunadan, buranın maceracı loncasına (Özgürlük Birliği) bağlı olduğu ortaya çıktı.
Görünüşe göre hepsi yetenekli benliklerdi ama sıkıntı yaratmakla da ünlenmişlerdi.
Sözlerini saklamadan Yüzbaşı gülerek “Bu onlara iyi bir ders vermiş olmalı!” dedi.
Aynı zamanda yanlış bir şey yapmadığımızı ancak yakınlardakilere verilen zarar nedeniyle burada tutmak zorunda olduğunu da açıkladı.
Hasar raporunun hiç yapılmadığını öğrendim.
Ama gerçekten anlaşılabilir bir durumdu. “Islanan iç çamaşırım için tazminat istiyorum!” demek utanç verici olurdu.
Karşılığında, durumumuzu ona anlattım.
Goblin Köyü’ nü tekrar ayakları üzerinde durdurabilecek hale getirmek için, kılık kıyafet, silahlara ihtiyacımızın olduğunu. Eğer mümkünse Köy için yetenekli bir danışman tutmak istediğimi vs vs.
Yüzbaşı dikkatle ve katılarak konuşmamı dinledi.
Diğer gardiyanlar durumumuzu öğrenince bir sürü şey hakkında konuşmaya başladılar.
Gobuta-kun bile her tarafından sorularla çevrelenince şaşkına dönmüş bir şekilde kafasını sallayarak devamlı cevap vermeye devam etti.
Ve bu şekilde gece geldi gitti…

Ertesi gün.
Halen daha gardiyan karakolundaydık.
Gobuta-kun dinlenme odasındaydı. Hala uyuyor olmalı.
Benim uykuya ihtiyacım olmadığından şimdiden arka bahçede gardiyanların talimini izliyordum.
Kimisi tahta kılıçlarını (daha çok tahta kütük desek yeri) sallıyor diğerleri hafif vuruşlarla birbirleriyle kapışıyorlardı, geri kalanlarda koşarak eğitimlerine devam ediyorlardı.
Rahat bir şekilde köşeden onları izliyordum.
Önümdeki durumu düşünürken, kafamın içerisinde [Avcı[‘ yı kullanarak özümsediğim canavarlarla gardiyanlar arasında temsili bir savaş hayal ediyordum.
Tıpkı bir oyun gibiydi.
Yine de, [Ulu Ermiş]’i bu şekilde kullanmak doğru mu acaba? Bu şekilde istifade etmem-kullanmam- bir domuzun önünde duran incilere benzetilebilir.
Bu şekilde olsa bile ilginç olduğundan yapmadan geçemedim. Hiçbir sıkıntı yoktu.
Simülasyonun sonucu: canavarların ezici galibiyeti.
Gardiyanlara handikap vermeme rağmen yalnızca birkaç tanesi daha yarasayı ve kertenkeleyi yenebiliyordu.
Teke tek durumda, durum müthiş bir şekilde iblislerin lehineydi.
Ancak, bir grup kapışmasında, 5-6 kişiden oluşan bir grup ile örümceği yenebildikleri birkaç kombinasyon mevcuttu.
Diğer bir tarafta, talim yapan bütün 20 kişiyle bile kırkayağımı yenemediler.
Her halükarda, insanların bu topraklarda en güçlü savaşçılar olmadıklarını anlamıştım, belki bu güç standardı herkes için normal bir şeydi.
Bunu yaparken, Gobuta-kun’ da uyanmıştı.
Yüzbaşı da buradaydı, görev yerindeydi.

[Gitmekte özgürsün. Seni şimdiye kadar burada tuttuğum için üzgünüm. İdame ettirmemiz gereken bir ünümüzün olsa da bir gününü yemiş olduk. Özür dilerim!]

[Yok, yok, konaklama masraflarından tasarruf etmemiz bize çok yardım etti!]

[Bunları duymak gerçekten kalbimde olan yükü hafifletiyor. Bir özür olarak, seni yetenekli bir demirci-nalbant ile tanıştırmama izin ver!]

[Bu harika olur! Çok teşekkür ederim!]

Durum bizim açımızdan şahane idi.
İçeriye giriş sorgulaması hakkında ayrıcalıklı-öncelikli muamele gördük ve hiçbir sıkıntı olmadan tamamlandı, diğer açıdan konaklama parası da vermedik.
Yetenekli bir demirci bulamakta sıkıntı çekeceğimi düşünüyordum ama Asker-san’ ın tavsiyesi bunu da halletti!
Optimisttik bir şekilde bakarsak, başımıza gelen her şey harika oldu!

[Ama bunun karşılığında…]

Mm? Bunun arkasında gizli başka amaçlarını vardı?
Yüzeyin altında saklanan şeylere geldiği zaman yalnızca videoları severdim. (TL: Burada yüzey altı bir şaka video=korsan CD, merdiven altı vs. Aynı zamanda p*rno anlamına da gelebilir)

[Eğer o iksirlerden kaldıysa onları satın almak istiyorum!]

Anladım.
Geçen gün de duymuştum, nedense iksirlerinin az olduğunu.
Yani bir ton iksir var elimde birkaç tanesini satmak sıkıntı olmaz… Ama Pazar fiyatını bilmiyorum.
Ne yapsak ki?
Aman her neyse.
Bütün ürettiğim onca iksir sonuçta bana bir kuruşa bile mal olmadı. Eğer ihtiyacı varsa birkaç tane verek gitsin.

[Tamam, sıkıntı olmaz. Böyle desem bile onlara benimde ihtiyacım var yani kaç tane istediğine bağlı.]

[Arta kalanlarda olur. Eğer bir tane bile varsa bile alacağım!]

Hn? Bu garip değil mi?
Ekstra iksir stoku yapmaya çalışmıyor muydu?
Bir tane bile olsa bu gerektiği zaman bir şeyi çözmez…
Anlaşılan baya ihtiyaçları var.

[Mm… o zaman 5 taneye ne dersin?]

[5 mi? Harika!]

[Ah, bu arada su ile seyreltilse de baya iyi sonuçları elde edebileceğini biliyor musun? Normal bir yara için kullanacağın zaman 1/10’ u yeterli olacaktır!]

Nasıl kullanıldığını söylediğim zaman Yüzbaşı “Daha fazla istiyorum!” diyen bir kafa sallama ile cevap verdi.
Anladığından emin olduktan sonra, 5 adet verdim ve karşılığında küçük bir torba aldım.
Torbayı açında içinde birkaç altın gördüm.

[Fazla olmaya bilir ama bu bir araya getirebildiğimiz her şeydi. Adedine 5 altından bana satabilmeni umut ediyorum!]

5 adet iksir 25 altın.
Şimdilik kazançlı mı çıktım kayıp mı ettim bilmiyorum, bu nedenle bu fırsatı para birimi-dövizi öğrenmek kullandım.

[Uhmm, affedersin…]

[Yetmiyor mu? Ama bu en fazla önerebileceğim miktar…]

[Yok, hayır verdiğin miktarda bir sıkıntı yok ama bana öğretmeni istediğim bir şey var!]

[Eh? Bu miktarla memnun musun? O-… O zaman ne sormak istedin?]

Hm? Hnn?

Verdiği tepkiye bakarsak… Kazıklandım! Fiyatı biraz daha arttırmak iyi olabilirmiş.
Neyse.
Yüzbaşı-san iyi birine benziyor yani bu nedenle bana çok fazla kazık attığını düşünmüyorum.

[Şimdilik az miktarda param var ama sadece bu değil paranın değerini ve fiyatlandırmayı da bilmiyorum… Eğer mümkünse lütfen bana bunları öğretir misin? Yani sonuçta ben bir slime’ ım ve bu nedenle bu tür şeylerden haberim yok.]

Şu anda söylediğim şeyler geçen gün anlattığım şeylerle tamamen çelişiyor (genç güzel dahi kız).
Her halükarda, zaten ikimizde bu hikâyeye inanmamıştık yani sıkıntı yok!
Ve bu şekilde yola çıkmadan uzunca konuştuk, anca yemek yedikten sonra “Hadi gidelim!” demeye hazırdım.
Hiçbir şeyi tadamadım ama yine de iyi bir yemekti.

.

.

.

Durum
İsim: Rimiru Tempest
Tür: Slime
Kutsal Koruma: Fırtına Hanedanlığı
Unvan: Canavarları Kontrol Eden (Kimse)
Büyü: Yok
Yetenekler: Özel Yetenek [Ulu Ermiş], Özel Yetenek [Avcı], Slime Türüne Ait Yetenekler [Özümseme, Absorbe, Yeniden Yapılandırma], Ekstra Yetenek [Su Kontrolü], Ekstra Yetenek [Büyü Algısı], Elde Edilmiş Yetenekler: Kara Yılan [Isı Tespiti, Zehirli Pus Nefesi], Kırkayak [Felç Edici Nefes], Örümcek [Yapışkan İplik , Demir İplik], Yarasa [Ultrason Dalgaları], Kertenkele [Savaş Zırhı], Kurt [Üstün Koku Duyusu, Telepatik İletişim, Baskı]
Rezistanslar (Dayanıklılık): Termal Dalgalanma Rezistansı EX, Fiziksel Saldırı Rezistansı, Acı Rezistansı, Elektrik Rezistansı, Felç Rezistansı.

7 thoughts on “15. Gardiyanlarla Pazarlık

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s