009. Goblinler ile Pazarlık

009. Goblinlerle Pazarlık

01. Güçlenme Bölümü

 

Goblin’e baktım.
Goblinler görünüşlere göre baya çaresizler. Tetikte bekliyorlar, silahları ellerinde; ve kibarca bana seslendiler.
Maalesef çoğu çoktan kaçmış gibi görünüyor.
Ama liderden beklenildiği gibi,
Direk gözlerimin içine bakıyor… eee, yani direk bana bakıyor.
Pekala.
Karşımdakinden zeka belirtileri hissediyorum. Belki düzgün bir şekilde konuşabilirim.
Sesim acaba ona ulaşıcak mı?
Düşüncelerimi seslendirdiğim kelimelere bağlayarak goblin’ e yollamaya çalıştım.

(Memnun oldum mu desem? Ben slime, Rimuru’ yum.)

Goblinler kendi aralarında konuşmaya başladılar.
Konuşan bir slime gördükleri için acaba şaşırdılar mı? Ya da öyle düşündüm, ama…
Aralarında, sade kıyafet giyen bir kaçı ellerindeki silahları yere attı.
Anlamıyorum.

[Ey Güçlü olan! Senin yüce güçlerini çok iyi bir şekilde anlıyoruz! Yalvarıyoruz, lütfen sesini azalt!!!]

Mu? Kelimelerle birleştirdiğim düşünceler çok mu güçlüydü acaba?

Anlaşılan telepati iyi olmadı. Sadece daha da korktular.

(Kusura bakma. Daha, iyi bir şekilde kontrol edemiyorum.)

Sanırım özür dilemek iyi olur.

[Biz değersiziz. Özür dilemene hiç gerek yok!]

Anlaşılan kelimelerim onlara ulaştı.
Bu iyi pratik yapılacak bir durum.
Bu arada, Japonca konuşuyorum, ama nedense bir şekilde beni anlıyorlar.

(Peki benden ne istiyorsunuz? Bu yöne gitmemde belli başlı bir amacım yok.)

Kibarca soru sordukları için kibarca cevap vermemin zararı yok.
Ve belki de gerçekten yaptığım şey kötüydü, eğer bu şeklide devam edersem benden daha da korkacaklar, onları biraz zorladım anlaşılan.

[Anlaşıldı. Bu yöne doğru bizim köyümüz var. Güçlü bir varlığın benliğini sezdik ve önlem almak için geldik.]

(Güçlü bir varlığın benliği ha? Benim fark etmediğim birisi mi?)

[Guga, gugaga, şaka yapıyor olmalısın! Şeklin o şekilde olabilir ancak bizi kandıramazsın!]

Anlaşılan tamamen yanlış fikre sahipler (Aslında yanlış fikre sahip olan Rimuru!)
Güçlü bir canavarın bir slime formuna girdiği fikrine kendilerini inandırmışlar.
Goblin denen düşük sınıfta olan canavarlardan beklenildiği gibi.
Goblinler’le biraz muhabbet ettikten sonra, görünüşe göre beni köylerinde misafir edecekler.
Yani, köylerinde kalacağım.
Sefil gözüküyorlar ancak büyük kalplere sahipler.
Ve uyuma ihtiyacım yok ama biraz mola verme düşüncesi de fena değil.
Bu düşünceyle, tekliflerini kabul etmeye karar verdim.

.

Bir sürü konu hakkında konuştuk.
Taptıkları Tanrı yakın bir zamanda ortadan kaybolmuş.
Bu nedenle ortalıktaki diğer canavarlar da hareket etmeye başlamış.
Aynı zamanda güçlü maceracıların sayısı da artmış.
Vesaire vesaire.
Muhabbetim sırasında en sonunda net bir şekilde sözcüklerini duymaya ve anlamaya başladım.
Bunu büyük olasılıkla [Büyü Algısı]’ na alışmama adayabilirim.
Başkalarıyla konuşmadan önce Goblinler’le pratik yapmam iyi oldu.
Bunlar goblinler’le konuştuğum şeylerdi.
Köy… Hani nerede? Demek istedim aslında, ne kadar pis olduğunu göz önüne alırsak.
Sonuç olarak goblinler’in iyi bir yerde yaşadığını düşünmüyordum.
Buna rağmen en iyi görünüşlü yapıya yönlendirdiler beni.
Çatı çürümek üzere olan hasırdan yapılmıştı ve her yeri deliklerle kaplıydı; duvarlar ise yığılmış kontrplaktan oluşuyordu…
Eski dünyamın standartları içerisinde bile gecekondu mahallesinde oturmak bile tercih edilebilirdi! O kadar kötüydü.

[Beklettiğimiz için özür dileriz müşerref misafir.]

Dedi bir goblin yapıya girerken.
Bana şu ana kadar etrafı gösteren Goblin lideri şimdi bu görüşmeye katılmak için hareket etti.

(Ah… Sıkıntı yok merak etme. O kadar uzun bir süre beklemedim.)

En iyi gerçekleştirebilceğim iş tarzı bir gülümsemeyle yanıt vermeye çalıştım.
Tabiki, olabilecek en iyi slime tarzı gülümsemeyle birlikte.
En küçük bir gülümsemenin bile bir pazarlığı birinin lehine sonlandıracağını söylerler.
Söylemem gerekir, ben bile bunun karşısında duyarlıyım.
Ne hakkında pazarlık yaptığımızı bilmiyorum da…

[Daha iyi bir mekan sağlayamadığımız için en mütevazı özürlerimizi sunarız. Şu anda bu köyün şefi olarak görev yapma lütfuna sahibim.]

Bunaları derken goblin’ler önüme çaya benzer bir içecek sundular kİ bu gerçekten çok şaşırtıcıydı.
Çaydan bir yudum aldım. (Karşımdakiler bunu büyük olasılıkla bardağı devirmiş gibi görmüş olmalılar.)
Tadı yoktu. Normal, tat hissim olmadığını düşünürsek.
İyi bir şey miydi kötü müydü bilemem… kullanılan malzemelere baktıktan sonra zehirli olmadığını anladım.
Dahası bu fincandan en içten misafirperverliklerini hissedebiliyordum.

(Peki, acaba beni buraya çağırma nedeniniz ne?)

Direk konuya geçtim.
“Şu hemcins canavarla hadi arkadaş olalım!”… gibi cömert bir nedeni olmasa gerek.
Şef gerilmiş bir şekilde titremeye başladı ancak kararlı ve azimli bir şekilde kendini hazırlayarak soru sormaya yöneldi.
Ve bunları söyledi,

[Eğer söylememde bir problem yoksa yakın zamanda gerçekleşen canavarların daha aktifleşmesi konusunda bilginiz vardır, değil mi?]

Bunu yolda yürürken duymuştum.

[Bu zamana kadar Tanrımızın sayesinde huzurlu bir şekilde yaşadık; ancak Kendisini bir ay önce saklamış gibi gözüküyor…
Kayboluşu nedeniyle, yakınımızdaki canavarlar bu arazileri işgal etmeye başladılar…
Biz, kendimiz olarak (hemcins), onların bu akınını hoş görmediğimiz için güçle karşılık verdik ancak silahlı kuvvetlerimiz…]

Hmmmm.
Tanrı acaba ne olabilir… Veldora? Zamana uyuyor…
Her neyse benim yardımımı istiyorlar anlaşılan.

(Talebinizi anladım. Ancak bir slime olarak beklediğiniz standartlara karşılık verebileceğimi zannetmiyorum.)

[Hahaha, ne kadar da mütevazısiniz! Bir slime asla bu kadar güçlü bir şeytani aura (TL: Havalı gibi…mi ki… Kendini taşımak gibi.) yayamaz! Biz neden o formu benimsediğini sorgulayacak kadar haddini bilmeyen bir grup değiliz ama farkındayız – bir isimli canavarsınız, öyle değil mi?]

Şeytani aura (ruh enerjisi) mi… dedi?
O da ne, öyle bir şey yaydığımı hatırlamıyorum…
Bu nedenle kendi kendimi [Büyü Algısı] ile gözlemledim.
Benden dışarıya kaçan meşum-kara bir aura vardı.
Ugh… Canavarları taklit ederken ya da [Savaş Zırhı]’ nı denerken fark etmeliydim…
Ne kadar utanç verici…
Bu pantolonun fermuarı açık bir şekilde gezmek gibi bir şey.
Mağaranın yüksek büyü enerjisi yoğunluğu hislerimi karıştırmış olmalı.
Ama bu hiç iyi değil! Tamamen reddedildi!
Şimdi neden canavarların benden korktuğunu anlıyorum…
Hangi canavar bu kadar korku verici birini düşmanı haline getirmek isterki?
“Burada kitabı kapağından değerlendiren salaklar yok!” gibi bir şey.
Pekâlâ…

(Fufufu. Şeften beklenildiği gibi anlıyorsun demek ki?
Anlaşılan. Fark edildim. Sizler gelecek vaat eden bir gruba benziyorsunuz.)

Tamamen kendimden geçtim öyle değil mi?
Her neyse onların yanlış anlamaları üzerinden gidelim ve durumu biraz kontrol edelim.
Aynı zamanda şu kaçan meşum aurayı da yavaş yavaş ortadan kaldıralım.
Sanki aurayı emiyor gibi dışarı kaçan enerjiyi içeri yönlendirdim.

[Ooh! Bizi test ediyordunuz demek ki! Teşekkürlerimizi sunmamıza izin verin. Aura’nızdan korkan çok fazla kimseler vardı.]

Görünüşe göre aura dağıldı.
Görebildiğim kadarıyla şimdi normal bir slime gibi gözüküyorum.
Ama. Eğer normal bir slime gibi etrafı geziyor olsaydım…
Bütün o yapmak zorunda olacağım o kavgalarla sinirlenmiş olurdum…
Yani bu aura şeysi iyi değil mi?

(Aynen öyle ! Auramın farkına verip benim önümde konuşabildiniz, mükemmel!) (TL: Bu arada Rimuru, eski bir lehçe ile konuşuyor tıpkı Veldora gibi)

Neresi mükemmelse…? Sorun-dert mi arıyorum? Neyse şimdilik duruma dayanalım.

Bir aktör gibi,

(Evet! Nezaketiniz bizim üzerimizde harcamayın. Eğer izin verirseniz gerçek çehreniz üzerinde daha fazla tartışmayalım. Eğer kızmazsanız, bizim bu ricamıza kulak vermenizi istiyoruz. Acaba bunun gibi bir lütufta bulunabilir misiniz?) (TL: Goblinler’in başlarını yere değecek kadar eğdiklerini düşünün.)

Yani…

(Sadede gel, duyalım bakalım neymiş!)

Kibirli-tepeden bakan bu tavırlımı devam ettirirken şefi detaylar için köşeye sıkıştırdım.
Hikâye şöyle,
Doğu tarafından gelen yeni canavarlar bu bölgenin dengesini tehdit ediyorlar.
Dahası, buralarda birden çok goblin köyü mevcut.
Bu köy onlardan sadece biri ama yeni gelenlerle birden çok savaş yaptıktan sonra fazlasıyla iyi olan savaşçılarını kaybetmişler. Esas problem ise isimli savaşçı imiş.
Bu köyün gardiyanı olarak görev yapıyormuş, o vefat edince köy kendini vahim bir durum içerisinde bulmuş.
Diğer goblin köyleri ise bu problemi sahiplenmemişler.
“Yeni gelenler köyü darmadağın ederken bir plan düşünürüz” diye düşünmüş diğer köyler.
Ve her ne kadar şef yalvarmışsa da, soğukça reddedilmiş ve fırçalanmış.
İşte bu goblinler’in acı veren hikâyesi.

(Anladım… Bu köyde kaç kişi yaşıyor? Bunların arasında, kaç tanesi savaşabilir?)

[Köyde yüz tane hayatını sürdüren goblin var, eğer bayanları da katarsak altmış tanesi savaşabilir.]

Güvenilmez gibi.
Ancak, en basit matematiği anlıyor olmaları… goblinler beklendiğinden de akıllı çıktı.

(Hmph, Peki ya düşman? Kaç tane ve ne ırkında?)

[Ah evet. Kurt ırkından, Keskin Diş Kurt Ailesi. Şu an bizden on tanesi onlardan bir tanesiyle güçlükle karşılaştırılabilir… Ve onlardan yüz tane var…]

Ha…? Bu imkansız zorluk seviyesini kim ayarladı?!
Şefin gözlerinin içine baktım.
Yok. Yalan söylemiyor. Gözleri dürüstçe bakıyor.
Birkaç sorgulanabilir noktalar var ancak söylediklerini büyük bir kısmına inanabilirim.

(Bu goblin savaşçıları hakkında, kaybediceklerini bile bile yine de hayatlarını amaçsızca mı sonlandırdılar?)

[…Hayır edindiğimiz bilgiler onların hayatlarını sonlandırmalarının sonucu.]

Sıradaki kelimeleri sorduğum sorudan pişmalık duymama neden oldu.
İsimli Goblim şefin oğluymuş ve Goblin lideri de abisiymiş.
Durumu duyduktan sonra, düşünmeye başladım.
Hiçbir kelime etmeksizin Şef kararımı bekliyordu.
Gözlerinde yaş mı gördüm?… Büyük olasılıkla yanlış gördüm.
Göz yaşları canavarlara yakışan şeyler değil.
Kibir-küstahlık ise korkulan canavarlara yakışan tavır.

(Şef, doğrulamak istediğim tek şey var. Eğer bu köyü kurtarırsam, benim ödülüm ne olacak? Benim için ne yapacaksınız?)

Bir ödül olmadan da yapardım.
Ama burada biri on goblinden güçlü olan yüz düşmandan bahsediyoruz.
Bu kolay olmayacak.
Eğer kara yılanı taklit edersem büyük olasılıkla halledebilirim ama…
Kolay kolay kabul edebileceğim bir anlaşma değil.

[Sana sadakatimizi teklif ediyoruz! Lütfen bizi koru. Eğer korursan sonsuza kadar seniniz, sana hizmet ederiz.]

Açıkçası sadakatleri olmadan da hayatıma devam edebilirim.
Ama 90 günlük yalnızlığın sonucu goblinler’le konuşmaktan zevk aldım.
Eğer insan olsaydım, belki pislik içerisinde olmalarında iğrenebilirdim.
Ama şu an ben bir canavarım. Hiçbir hastalık beni korkutmuyor.
Dahası Şefin gözünde ben onların son umuduyum.
Eski dünyamda olduğu gibi bağımlı olan tiplere gelemiyorum (dayanamıyorum).
Kendi kendime dırdır ederken kouhai’ ımın şikayetlerini dinleyerek müşterinin ve sempai’ imin talebini yerine getirirmek…

(Pekala, bu ricayı kanbul ediyorum!)

Abartılmış bir baş sallamayla kabul ettim.
Ve bu şekilde hem goblinler’ in efendisi hem de onların koruyucu gardiyanı oldum.

.

.

.

.

Durum

İsim: Rimiru Tempest

Tür: Slime

Kutsal Koruma: Fırtına Hanedanlığı

Unvan: Yok

Büyü: Yok

Yetenekler: Özel Yetenek [Ulu Ermiş], Özel Yetenek [Avcı], Slime Türüne Ait Yetenekler [Özümseme, Absorbe, Yeniden Yapılandırma], Ekstra Yetenek [Su Kontrolü], Ekstra Yetenek [Büyü Algısı], Elde Edilmiş Yetenekler: Kara Yılan [Isı Tespiti, Zehirli Pus Nefesi], Kırkayak [Felç Edici Nefes], Örümcek [Yapışkan İplik , Demir İplik], Yarasa [Ultrason Dalgaları], Kertenkele [Savaş Zırhı]

Rezistanslar (Dayanıklılık): Termal Dalgalanma Rezistansı EX, Fiziksel Saldırı Rezistansı, Acı Rezistansı, Elektrik Rezistansı, Felç Rezistansı.

3 thoughts on “009. Goblinler ile Pazarlık

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s