005. İlk Adımlar

005. İlk Adımlar

01. Güçlenme Bölümü

O gün bir deprem dünyayı salladı.
Afet sınıfı canavar Fırtına Ejderhası Veldora yok oldu.
300 yıldır mühürlü olan, yaşayan afet.
Yok oluşu dünyanın bir yerinde tekrardan var oluşunu belirtiyordu.
Ve yirmi gün sonra Batı Kilisesi tamamen hiçbir iz bırakmadan yok olduğunu açıkladı.

.

Kont Nidole Maigam öfkeliydi.

[Siktir lan ordan!]

Kardinalin sözlerini hatırlarken küfür ediyordu.

Kardinal Nicholas Shpertas.

Adını bile hatırlamak Kontu sinirlendiriyordu.

[Tehlike arz eden Fırtına Ejderhası Veldora yok oldu. Bu yüzden Azizler Kilisesinden verilen para yardımı derhal durdurulacaktır.]

Tek taraflı bir şekilde, Kardinal konuşmaları bitirdi.

Dahası ne demek istediklerini daha duymadan onları üç saat bekletmişti.

Bu paranın acil savaş destek fonuna aktarıldığı doğruydu…

Ama Ulu Jura Ormanına sınırı bulunan -Kontun arazisi- Pharmas Krallığının ilk defans hattıydı.

Mühürlenmiş olmasına rağmen Fırtına Ejderhası Veldora yine de önemli bir tehdit arz ediyordu.

Ve canavarlar da bir istisna değildi.

Hayır, aslında, Veldora canvarlar için bir tehditti.

Bu tehdidin yok olması canavarların hareketlerine bağlanabilir. (TL: daha aktifleşmelerine)

Pharmas Krallığı sınır güvenliğini arttırıyor olması gerekirken tam tersini yapıyordu.

Bu Kont Nidole Maigram’ ın öfkesinin nedeniydi.

Batı Azizler Kilisesinin davranışları mantıklı olsa bile bu Nidole’ nin umurunda değildi.

Şimdi nasıl topraklarını koruyacaktı?

Paralı askerler tutmak için parası vardı.

Maceracıları işe almak için doğru bir zaman değildi.

En son çare olarak Kral ile konuşabilirdi… Ama Kralın yüzünü bile hatırlamak ona umutsuzluk veriyordu.

Şimdiye kadar Kiliseden aldığı yardım fonunu nasıl kullandığını açıklamak zor olurdu.

Bir tehdit olmadan yardım fonunun kesilmesi doğal bir şeydi.

Ve eğer işini doğru yapamazsa, vergileri arttırmak zorunda kalabilirdi.

Bunu düşünmek Nidole’ yi hiç mutlu etmiyordu.

Canavarlar hakkında, Nidole’ nin kullanabileceği başka birisi yoktu.

.

Ama bu durumdan yalnızca Nidole sıkkın değildi.

Pharmas Krallığı’ nın ortalama bir gücü vardı. Ve bu yüzden sınırlarını genişletmekten çekinmişlerdi.

Bu nedenle direk bir tehlike arz etmiyorlardı.

Nidole’ nin de beklediği gibi kabine bakanları savunma fonunu azaltmayı planlıyorlardı.

Ancak Jura Ormanına sınırları olan başka ülkeler böyle yapmayabilir.

Pişman olmamak için her biri önlem almak zorundaydı.

Krallar ve bakanlar şimdi acele içerisinde acil konsey toplantısı yaparak bir strateji belirlemeye çalışıyorlardı.

Bunlardan birisi Baron Belouard küçük bir ülkenin, Brumund’ un bakanı.

[Seni çağırmamın tek bir nedeni var. Fırtına Ejderhası Veldora hakkında ne olduğunu duymuşsundur.]

Ezici bir tavır ile Baron odaya giren adama sordu.

Kısa ama ciddi görünüşlü olan adam göz kontağını hiç kaybetmedi.

[Tabi ki Lordum.]

Cevabıydı.

Sesi derin ve kalındı.

[Lonca Ustasıdan beklendiği gibi!… mi dememi bekliyorsun?]

Baron Belouard sanki her kelimeyi tükürür gibi konuşmaya devam etti.

[Peki lonca ne yapmayı planlıyor?]

[Özellikle bir şey yapmayı planlamıyoruz. Duyduğum veya haberimin olduğu bir şey yok.]

[Nasıl yani?… Anlamadım… Hiçbir önlem alınmadığını mı söylüyorsun?]

[Evet, önlem alacak bir şey görmüyoruz.]

Cevap verdi Lonca Ustası duygusuz bir şekilde.

Görüntüsü sanki neden Baron sinirli ki diye soruyor gibiydi.

Ve Baron görüntüsünü görmüş olsa bile bunu görmezden gelerek devam etti konuşmasına.

Acaba sarf ettiği eforun karşılığını alabilecek miydi?…

[Gerekli olan insandan insana değişiyordur her halde. Fırtına Ejderhası Veldora’ nın yok olması canavarlar tarafından gerçekleştirilmiş bir komplo! Buna karşı önlem almamız gerekmez mi!]

[Söylediğin şeyler ne kadar gülünç. Önlemler ülkeler tarafından alınır. Biz serbest (özgür) bir Loncayız, gönüllü olarak çalışan tiplerden değiliz, biliyorsun değil mi?]

Aynen öyleydi.

Onların özgürlüğü ülkenin sisteminin bir parçası olmayışından kaynaklanıyordu.

Normal bir işçiye göre yaşam tarzları garanti kapsamında değildi. (TL: Hükümet tarafından korunmuyorlar.)

Sosyal statüleri şöyleydi: gerekli olarak görülen arazi tahsis ediliyordu bu yüzden vergi vermek zorundalardı.

Açıklamak için bir aşçıyı ele alalım, bir ülkeye bağlı olan bir aşçı ülkeye sosyal statüsü için kazandığı para değerleri içerisinde vergi veriyordu. Bu nedenle ülke onun hayatını, hayat biçimini ve mülkünü garantiye alıyordu. Diğer bir yandan, lonca için çalışan bir aşçı normalden çok daha az bir vergi veriyordu. Loncaya ödediği para onun kişisel olarak korunmasını sağlıyordu. (TL: Kontrat tarzı) Ancak mülkünü koruması kendi problemiydi. Aynı zamanda ülke için çalışan bir aşçı bir gün dükkânını çocuklarına bırakabiliyordu. Lonca için çalışan aşçının bu tarz ayrıcalıkları yoktu ve bu yüzden dükkânını kast sistemi içerisinde açıyordu. (TL: Yükselme şansı yok). Bu nedenler dolayısıyla ülkelerin vatandaşları derin bir önyargı ve nefret ile yaklaşıyordu Serbest Loncacılara. Bu sistem sadece Brumund içerisinde olan bir sistem değildi, neredeyse bütün ülkeler bu sistemi kullanıyorlardı. Öte yandan Serbest Lonca bütün yönetim şeklini solluyordu, en gelişmiş organize olmuş güce sahiplerdi… Şans veyahutte tesadüf olabilir ama ülkenin tam altında çalışıyorlardı, bir yeraltı sosyal cemiyeti olarak hareket ediyorlardı.

[Vatandaşlarının mülküne ve hayatlarını korumak bir ülkenin en basit görevi, öyle değil mi? Aynı şekilde biz de bizimkileri korumakla yükümlüyüz. İkimizin de işi zor deme…]

Bu saygısız sözleri duyunca Baron Belouard öfkesini daha fazla gizleyemedi.

Sabahtan beri hiçbir şey doğru gitmemişti.

[Bu anlamsız laklak yeter!!! Serbest Lonca’ dan ne kadar asker yollayabilirsin? Kaç Maceracı savaşta iyi? Bu şehri korumak için kaç tane gerekir?]

Bu sözler önünde Lonca Ustası ancak iç çekebildi.

[Bildiğin üzere biz gönüllü çalışmıyoruz. Eğer bu ülkenin askeri gücüyle birlikte seferber olunursa belki %10 luk bir güç ayarlayabilirim, eğer daha fazla gerekirse iyi bir bedel gerekiyor.]

Brumund’ da yaşayan on milyon insan var.

Yedi bini lonca üyesi – aileleri hariç.

Birlikte hareket edilirse Serbest Lonca %10 luk bir güç takviye edebilir (bu durumda yedi yüz kişi).

Not olarak, bu şehire bağlı olan Maceracılar başka bir ülkede olan bir Loncaya başvuramazlar, yani özgürlerken bununda bir sınırı var.

Ayrıca bu birlikteliği resmi kılmak zaman alacak, şimdilik vergi %20 olarak kesinleştirildi.

Güç kullanılabilir ancak bu geliri kesinlikle kötü yönden etkileyecektir.

Ve her şeyden önce Lonca bütün üyeleri için hemen uygun bir vergi seviyesi koyamaz.

Dahası, Loncaya vergi uygulama ve temas imkansız.

Yarıdan fazla üyelerinin savaşçı olmamasından dolayı.

Bir kral bile bu kadarını anlayabilir.

Bu nedenle genellikle zorlama kaçınılır… Ancak bu normal bir durum değil.

Canavarlar hareket ediyorlar.

Bu, kendi içerisinde büyük bir problem.

Ama bu ana neden değil…

[Yeter. Hey, Hughes. Aklından ne geçiyor?]

Lonca Ustası, hayır, Hughes birden bire adıyla çağırılınca şaşırdı.

Ve ilk defa Baron Belouard’ ın yüzüne baktı.

[Fırtına Ejderhası’nın mühürlendiği arazide saldırmazlık anlaşması vardı. Ama şimdi İmparatorluk kararını değiştirebilir.]

[Aynen! Veldora’ nın gazabından mı mühürüne zarar vermekten çekindiklerinden mi bilmiyorum ama hareket etmeye başladılar!!!]

Anlıyor musun? Eğer ormanı ele geçirirlerse bütün sınırları olan ülkeler de bu bok batağına girecek. Bunların arasında Doğu Azizleri Kilisesi’ nin yetenekleri de dahil!

Jura Ormanına sınırı olan ülkeler eğer hazırlanamazlarsa İmparatorluğun yönetimi altında bulacaklardır kendilerini!)

[Kilise… bu olaya karışmayacaktır. Bu dünyevi şeyler umurlarında değil. Onlar için canavar ve iblisleri yok etmek onların kutsal görevi.]

[Dediğin gibi. Ama eğer bir şövalye hareket etmeye karar verirse ve eğer İmparatorluk salak bir şey yaparsa… Canavarlarla savaşmadıkları zaman kiralarının bedelini ödemek zorunda kalırlar, öyle düşünmüyor musun?]

[İmkansız… Kilise için bütün ülke alevler içerisinde kalsa da fark etmez, umurlarında olmaz. Bütün inananlarını kurtarmaya çalışmazlar.]

Baronun yüzüne bakarken Hughes bunları düşünüyordu.

Yorulmuş gözüküyor.

İmkansız değil ama her halde bir günde bir yıl yaşlanıyor olmalı.

Aslında ikisi çocukluk arkadaşlarıydılar.

Baron için eğer ikisinin arasındaki bu bağ ortaya çıkarsa problem olabileceği için gizliydi bu bilge.

Bu nedenle ikisi birbirini kullanıyor taklidi yaparak bunu bir nefret gösterme oyunu yaptılar.

Diğer türlü bu küçük ülke gelecek olan fırtınaları atlatamazdı.

Ama belki de bu sadece bir panik durumu.

Evet İmparatorluk hareket etmeye başladı ama işgal etmiş gibi değiller.

Canavarlar için ise bir sürü önlem alınabilecek yöntem mevcut.

[İmparatorluk ne düşündüklerini daha açıklamadı, değil mi? Her neyse gidip bizzat ben bakacağım. Çok fazla şey bekleme ama Jura Ormanına gidip ne oluyor ne bitiyor öğrenmeye çalışacağım. Aynı zamanda İmparatorluğa da bakarım.]

[Kusura bakma… Teşekkür ederim.]

İmparatorluğun ne yapacağı daha kesin değildi.

Ve eğer hareket ederlerse… tersine saldırıları büyük çaplı bir savaşa dönüşür. Koca İmparatorluk bile devamlı gerçekleştirilecek pusulara ve çarpışmalara dayanamaz. Yüz bin askerle her hangi bir ülkeyi ezip geçebilirler ama bunun için uzun bir hazırlık yapmak gerekir. En azından… Üç yıl. Çok fazla bir şey söyleyemem ama bu ileriyi planlamak için yeterli bir zaman zarfı.

[Neyse. Ben gittim. Erken kalkan yol alır, deme?]

[Lütfen…]

Bir kafa sallamayla ikisi ayrıldı.

Omuzlarında dağlar kadar ağır bir yük taşıyarak.

.

Kardinal Nicholas Shpertas Kont Nidole Maigam’ ın ayrılışını küçük bir gülümsemeyle karşıladı.

[Lanet olası sülük!]

Cömert bir gülümseme ile birlikte söyledi bunu.

Tanrı’ ya inanmıyor ama para oldu mu tıpış tıpış geldi.

Nicholas Kont Nidole Maigam’ ı test ediyordu.

Ve bu sadece o değildi.

Kilise içerisindeki çoğu kişide hem fikirdi.

[Tanrı’ ya inanlar Kutsal İmparatorluk Ruberios’ a bağlılık yemini etmeliler!]

Doğu Azizler Kilisesi İmparatorluğum inancından yararlanarak bir Papa’ yı yöneticileri olarak seçtiler.

Umursadıkları kadarıyla, Kutsal İmparatorluk baş tapınak ve vatandaşları ise müminleri idi.

Dahası başka ülkelerde yaşayıp inandıklarını savunanlar yalanlarının bedellerini ödemeliler.

Tanrı herkesten önce gelir.

Bu yüzden bahanelerle İmparatorluğun vatandaşlığı altına girmeyen salaklar hiçbir merhamet hak etmiyorlar.

Bu Nicholas’ ın altında çalışan Doğu Azizler Kilisesindeki herkesin düşüncesi.

Nicholas’ ın kendi fikri bütün inanmayan kafirler öldürülmeli idi.

Ama bu bu düşüncelere alaycı bir gülüş atan biri vardı.

“Dünya Gezgini” Sakadachi Hinata.

Bunları o söyledi,

[Gereksiz yere enerji sarfı. Diğer Tanrı’ lara inanların inançlarını değiştirmek müthiş derecede bir efor gerektiriyor. Onun yerine, onlara yardım et ve onların yardımını kabul et. Bu en kanıtlanmış yöntem.) (Onları canavarlardan kurtar, onları kendi tarafının adalet için savaştığına inandır. Ve nasıl olsa savaşlar birden bire bitmeyeceğine göre onlara dertli zamanlarında yardım sun! Canavarlar insanlığın ortak düşmanı, ama aynı fikir insanlık için geçerli değil, öyle değil mi) (Gereksiz yere insanları kışkırtma. Normal insanlar aptallar eğer onları, onlar dert içerisindeyken kurtarırsan hemencecik sana inanacaklardır. Bu zaten Kilisenin var olmasının sebebi değil mi?]

Kız oldukça pragmatikti (çıkarcı, faydacı, yararcı).

Ne ateizmi savunuyordu ne de dini ret ediyordu.

İkisini de kullanılabildiği kadar kullanmak.

Nicholas için bu sakin-kafalı bir düşünce şekliydi.

Nicholas o kadar soğuk bir bakışla izleniyordu ki her an öldürülmesi bir istisna olmazdı.

[Yapmamız gereken tek şey beklemek! Dünyevi ülkelerin güçlerinden olmalarını izle ve verdiklerini katlayarak geri al!]

Bu kelimeler tüyler ürperticiydi.

Bu heyecan mıydı yoksa korku mu? Kendisi de bilmiyordu.

Ama kızın dediklerine uydu.

Ve sonuç olarak, son on yılda Kilise müthiş bir şekilde değişti.

Etkileme güçleri kendi kendine konuşuyordu, son yedi yılda bütün ülkelerde konuşulan bir konu olmuşlardı.

Bu tür başarıları elde etmiş olan Nicholas Piskoposluktan Kardinalliğe atanmıştı.

Ve hepsi bu kızın sayesindeydi.

[Kızın da söylediği gibi, bir sülüğü bile kullanmanın yöntemleri mevcut…]

Nicholas son durumları düşünüyordu.

İmparatorluğun hedefi belirsizdi ve canavarlar gün geçtikçe daha da aktifleşiyorlardı.

Bugünden itibaren kesinlikle çok meşgul olacağım.

Acaba Kız ne yapacak, nasıl hareket edecek?

Onunla irtibat kurmak iyi bir fikir.

Şimdi şuralarda olsa gerek…

Papanın direk emirleri altında çalışan İmparatorluk Muhafız Alayı, Kutsal Şövalye Birliği Sakadachi.

.

5 thoughts on “005. İlk Adımlar

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s